RUSYA – UKRAYNA ÇATIŞMASI BAĞLAMINDA TÜRKİYE’NİN MİLLİ GÜVENLİĞİ VE MENFAATLERİ ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER

22 Nisan 2021

    RUSYA – UKRAYNA ÇATIŞMASI BAĞLAMINDA TÜRKİYE’NİN MİLLİ GÜVENLİĞİ VE MENFAATLERİ ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER

 

 GİRİŞ

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) yıkılması üzerine tüm dünyayı etkileyen pek çok gelişme yaşanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) için, SSCB’nin yıkılmasıyla beraber güvenlik anlayışında meydana gelen değişikliklerden bir tanesi de Karadeniz bölgesini içermektedir. SSCB’nin yıkılmasının ardından ortaya çıkan Ukrayna Halk Cumhuriyeti, Karadeniz’de önemli bir unsur ve Batı ile Doğu arasında adeta bir nüfuz mücadelesi merkezi olarak uluslararası arenadaki yerini almıştır. Bu nüfuz mücadelesi, iki farklı medeniyetin çarpışma noktası olan Ukrayna’da, halkın büyük bölümünün Avrupa Birliği’ne katılım sürecini istemesi dolayısıyla farklı bir noktaya evirilmiştir. Zira Ukrayna Halkı’nın Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde istekli olması, ‘renkli’ bir devrimin tam olarak başlayamadan Rus müdahalesiyle karşılaşmasıyla sonuçlanmıştır.

2014 yılında, Rusya Federasyonu tarafından, Ukrayna Halk Cumhuriyeti’nin sınırları içerisinde yer alan Kırım Yarımadası işgal edilmiştir. Bu işgalle birlikte iki devlet arasındaki tansiyon oldukça yükselmiş, Batı bloğunda yer alan çeşitli aktörler tarafından da bölgedeki bu gelişmeye dair Rusya’yı caydırmayı hedefleyen hamleler yapılmıştır. Öte yandan söz konusu işgal, Kırım Yarımadası’nın güneyinde yer alan Türkiye Cumhuriyeti’ni de yakından ilgilendirmektedir. Zira Türkiye Cumhuriyeti, hem Karadeniz’e dış denizlerden tek ulaşım yolu olan Türk Boğazları’na sahip olması bakımından, hem de bir NATO üyesi olması sebebiyle bu işgalin sonuçlarına yönelik politikalar üretmek ve milli menfaatleri ile güvenliğini muhafaza etmek zorundadır. Bu yazıda; Rusya Federasyonu tarafından gerçekleştirilen Kırım işgalinin altında yatan sebepler, RF tarafından benimsenen güvenlik algısı, söz konusu güvenlik algısı ile birlikte izlenen stratejiler ve Türkiye’nin bölgedeki barış ve huzur ortamını korumak için uygulaması gereken politikalar ele alınacaktır.

 

TARİHSEL GELİŞİM

Doğu Avrupa’daki pek çok devlet gibi, SSCB’nin yıkılmasının ardından ortaya çıkan Ukrayna Halk Cumhuriyeti, tüm toprakları Avrupa içerisinde yer alan en büyük yüz ölçümü olan ülkedir. Ukrayna’nın, uzun, geniş ve çoğunluğu düz arazilerden oluşan sınırlarında 2014 yılındaki Rus işgaline kadar Kırım Yarımadası da fiilen bulunmuştur. Kırım, SSCB donanması için çok stratejik bir bölge olduğu gibi, Ukrayna Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu için de oldukça önemli bir konuma sahiptir. SSCB içerisinden çıkan pek çok devletten ikisi olan Ukrayna ve Rusya, uzun süre SSCB donanmasını ortak olarak kullanmışlardır. 1997 yılında iki ülke arasında yapılan bir antlaşma ile ise donanma iki ülke arasında paylaşılmıştır[1]. İki ülkenin denizcilik alanındaki tek ortaklığı bu değildir. Rusya, Karadeniz’de donanmasını barındırmak için uygun limanları bulmak konusunda zorluk çektiği için Kırım’da kirasını ödemek suretiyle Ukrayna limanlarını kullanmıştır.

İki ülke arasında, Kırım’a Rusya tarafından müdahale edilmesine kadar, önemli işbirliği alanlarından bir tanesi de Azak Denizi olarak yer bulmuştur. Azak Denizi, derinliği 0.9 metre ile 14 metre arasında değişebilen, dünyanın en sığ denizidir. Kış vakti donacak kadar soğuyabilmektedir. Tabanı ise çamurla kaplı bulunur. Azak Denizine çamur volkanları gözlemlenir. Bu denizde Rusya’ya bağlı en büyük liman Taganrog Limanı’dır. Ukrayna’ya bağlı en büyük liman ise Mariupol Limanı’dır. Söz konusu iki liman da her iki ülke ekonomisi için de büyük öneme sahiptir. Mariupol, 27 Şubat 2014 tarihinde Rusya’nın Kırım’a müdahalesinin bir sonucu olarak Rus destekli ayrılıkçı güçler tarafından 6 Mayıs 2014’te düzenlenen bir saldırı ile işgal edilmek istenmiştir. Bu girişimin bir ürünü olarak bölgede 38 gün süren bir savaş gerçekleşmiştir. Bu savaş Ukrayna güçlerinin başarısıyla sonuçlanmış, Rus destekli ayrılıkçı güçlerin ilan etmiş olduğu sözde Donetsk Halk Cumhuriyeti yenilgiye uğratılmıştır. Tüm bunlara rağmen iki ülke arasındaki Azak Denizi’ne hakim olma mücadelesi bunlarla sınırlı değildir. Söz konusu mücadelenin Kırım’ın ilhakından 11 yıl önce, Tuzla Adasında yaşandığı da görülmektedir. Söz konusu tarihte Rusya, Ukrayna’ya ait Tuzla Adasının karşısına baraj inşa etmeye başlamıştır. Bunun üzerine Ukrayna bölgeye askeri birlik konuşlandırmış ve taraflar arasındaki gerilim artmıştır. Sorun ise karşılıklı müzakereler sonucu çözülmüştür. Fakat bu sorun, iki ülke arasında, Azak Denizi ile Karadeniz’i bağlayan Kerç Boğazı’na dair bir antlaşma olması gerektiği zorunluluğunu ortaya çıkartmıştır. Takip eden süreçte, 20 Nisan 2004 tarihinde Azak Denizi ve Kerç Boğazı’nın iki ülke tarafından nasıl kullanılacağına dair bir antlaşma imzalanması üzerine, taraflar arasındaki sorun çözülmüş ve ilişkilerindeki normalleşme ivme kazanarak devam etmiştir[2].

2013 yılında ise dönemin Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç, Ukrayna’nın AB ile entegrasyonu hususunda Rusya’nın göstermiş olduğu çeşitli tepkilere istinaden AB ile ilişkileri yavaşlatmaya yönelik bir politika izlemiştir. Bu politika, AB ile ilişkilerin geliştirilmesi konusunda istekli olan Ukrayna Halkı’nda büyük bir etki yaratmış ve bunun bir sonucu olarak ülkede çeşitli eylemler gerçekleşmiştir. Bu eylemlerin sonucu olarak 22 Şubat 2014 günü Yanukoviç Ukrayna’yı terk etmek zorunda kalmıştır. Yanukoviç’in Ukrayna’yı terk etmesinden hemen beş gün sonra, 27 Şubat 2014 tarihinde Rusya tarafından Kırım’a müdahale edilmiştir. 12 Mayıs 2014 tarihinde ise Rus destekli, ayrılıkçı, sözde Donetsk Halk Cumhuriyeti ilan edilmiştir. Rusya tarafından Kırım’ın ilhak edilmesi üzerine batı dünyasından çeşitli tepkiler gelmiş fakat bu tepkiler Rusya’nın söz konusu ilhak için geri adım atmasını sağlayamamıştır. Türkiye, mensubu olduğu Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyesi diğer ülkeler gibi Rusya’nın Kırım’ı ilhakını tanımamıştır.  2014 yılından itibaren Rusya’ya batı tarafından çeşitli ambargolar uygulanmıştır. Bu ambargolar, Rus ekonomisini önemli bir zarara uğratmıştır. Sadece Kırım’a müdahale gerçekleştiği gün Moskova Borsasında yaşanan maddi kayıp 72 milyar dolar tutarındadır[3]. Devam eden süreçte Rusya ekonomisi önemli bir krizin içine girmiş fakat geri adım atmamıştır. Aksine, 27 Şubat günü yaşanan bu ekonomik krizlerin devamında 12 Mayıs günü Rus destekli, ayrılıkçı, sözde Donetsk Halk Cumhuriyeti de kurulmuştur. Tarihsel süreç, dünyaya, Rus genişlemeciliğini ekonomik tehditlerin tamamen durduramayacağını göstermektedir.

 

UKRAYNA VE RUSYA İLİŞKİLERİNDE GÜNÜMÜZ

2014 yılındaki Kırım müdahalesinden dolayı batı dünyası ile pek çok sorun yaşayan Rusya, Donald Trump’ın ABD Başkanı olarak seçildiği 2016 yılına kadar Ukrayna ile arasındaki sorunu sıcak tutmayı tercih etmiştir. Ayrılıkçı, sözde Donetsk Halk Cumhuriyeti’ni ekonomik ve askeri anlamda destekleyen Rusya, söz konusu süreç boyunca Donetsk güçlerinin Ukrayna güçleri ile yaşadıkları çatışmalarda onları cesaretlendirmiştir. Donald Trump’ın ABD Başkanlığı’na seçilmesiyle Trump yönetimi tarafından uygulanan dış politika değişikliği ise Ukrayna ve Rusya arasındaki sorunun dondurulmasına neden olmuştur. Zira Trump, bir önceki Obama yönetiminin aksine Rusya ile ilişkileri tam olarak kopartmayı tercih etmemiş, Rusya’ya karşı pragmatik bir politika izlemiştir.

2020 yılında ABD’de yaşanan iktidar değişikliği ile beraber yeni ABD Başkanı Joe Biden’ın izlediği politika ise Biden’ın da Başkan Yardımcılığı yaptığı Obama dönemindeki Amerikan politikasını anımsatmaktadır. Biden, Obama dönemindeki politikaya göre Çin’e karşı daha fazla önlem almakta fakat Trump’ın tercih ettiği gibi Rusya ile pragmatik bir ilişki içerisine girmeyi reddetmektedir. Buna istinaden, Biden, göreve geldiğinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Vladimiroviç Putin’i bir ‘katil’ olarak anmıştır[4]. Bunun üzerine Rusya, Washington’daki Büyükelçisi’ni Moskova’ya çağırmıştır[5]. Konu bağlamında, Rusya ve Ukrayna arasındaki çatışma ortamı incelenirken ABD ve Rusya ilişkilerinin de incelenmesi oldukça önemlidir. Nitekim Rusya ve Ukrayna arasındaki ‘dondurulmuş’ gerilimin, Biden tarafından Putin’e “katil” yakıştırmasından ve Rusya’nın hala bir tehdit olduğuna yönelik Amerikan yayınlarından sonra tekrar gündeme gelmiş olması, söz konusu çatışma için Rusya-ABD ilişkilerinin ne kadar büyük bir önem arz ettiğini  göstermektedir. Rusya, Kırım’ın ilhakından günümüze kadar olan süre boyunca izlediği dış politikada, çeşitli bölgelerdeki kurulu düzeni bozucu bir strateji uygulamıştır. Bu strateji neticesinde Rusya’nın statükoyu tehdit eden girişimleri, zaman zaman ABD ile işbirliği yapma şansını doğurmuştur. Bunun yanında, Kırım’ın ilhakından günümüze kadar değişen bir diğer önemli parametre ise ABD ve Çin arasındaki rekabetin bir önceki ABD Başkanı Donald Trump döneminde oldukça artmış olmasıdır. ABD ve Çin arasındaki rekabetin genel bir tezahürü olarak bölgesel sorunlarda kutuplaşmalar artmıştır[6]. Trump, izlediği politika itibariyle çeşitli bölgelerdeki Amerikan askeri varlığını azaltmak adına girişimlerde bulunmuştur. Zira Trump, Başkanlık için çabaladığı ilk günden itibaren ABD için “yeni istisnai” bir politika inşa etmek istemiştir. Örnek olarak, 2016 yılındaki Başkanlık seçimlerinde Trump, rakibi Demokrat Aday Hillary Clinton ile çıktığı televizyon programında “Japonya’yı, Güney Kore’yi, Suudi Arabistan’ı koruyoruz fakat bize ödeme yapılmıyor.” demiştir[7]. Bu tutum, Trump’ın dış politikadaki anlayışı hakkında diğer devletlere fikir vermektedir. Nitekim, Trump, ilerleyen zamanlarda Suriye ve Irak’tan çekilmek istediğini beyan etmiş, Afganistan’daki ABD varlığını sorgulamıştır.

Trump tarafından izlenen ve bir üstteki paragrafta örnekleriyle açıklanan “yeni istisnai” politika, yine bir üstteki paragrafta öne sürülen “ABD ve Çin arasındaki rekabetin genel bir tezahürü olarak bölgesel sorunlarda kutuplaşmalar artmıştır.” savının sebebi olarak kabul edilmelidir. Bahsi geçen politika, ABD’nin çeşitli bölgelerdeki askeri gücünü ve buna dayalı olarak siyasi sorumluluğunu planlı bir şekilde azaltarak yeni bir Amerikan istisnacılığını ortaya koymaktadır. Trump, dış ülkelere askeri müdahale etmeme eğilimi dolayısıyla hem klasik Cumhuriyetçilerden ayrılmış, hem de Çin’e karşı yürüttüğü dış politika dolayısıyla yeni istisnacılığın sınırlarını çizmiştir. Bu sebepten dolayı Ukrayna ve Rusya arasındaki sorunların incelenmesinin Trump döneminden başlaması önemlidir. Zira Trump döneminde Rusya ve Ukrayna arasındaki problemler bu yazıda da daha önce bahsedildiği üzere dondurulmuştur. Bu donmanın en büyük sebebi ise Rusya’nın, Trump’ın pragmatik politikalarına cevap vermiş olmasıdır. Dolayısıyla Rusya ve Ukrayna arasındaki güncel durumu incelerken, Biden’ın ABD Başkanı olması ile uygulanan yeni politikanın beraberinde getirdiği Rus karşıtı tutumun etkisi inkâr edilmemelidir. Anlaşılacağı üzere, bölgesel sorunların küresel güçler arasında bir rekabete dönüşmesi ile birlikte, bu sorunların etkileri de küresel boyutlara varabilmektedir[8].  Bu noktada küresel sorun, Rusya Ukrayna çatışmasının bugününe bakıldığında, Rus genişlemeciliğinin Ukrayna üzerinde daha yıkıcı etkiler yaratması riskinin yüksek olmasından kaynaklanan bir endişedir. NATO, Ukrayna’nın Rus genişlemeciliğinden kendini koruyabilmesi adına bölgede çeşitli önlemler almaktadır[9]. Bunun yanında Rusya, NATO’nun bölgede kendine tehdit oluşturabileceği endişesi ile Ukrayna sınırına büyük askeri yığınaklar yapmaktadır[10]. Bu durum, bölgesel bir sorunu küresel bir sorun haline getirirken bir yandan da ABD’nin gelecekte bölgede izleyeceği yeni stratejilerin de temelini oluşturacaktır. Zira Rus genişlemeciliği Rusya için bir güvenlik gereksinimidir ve günümüzde de gözlemlendiği üzere, bir varoluş meselesidir. Bu sebepten dolayı Rusya ve Ukrayna arasındaki Kırım geriliminin günümüzde çok daha derin bir NATO – Rusya gerilimi haline gelmesinin sebepleri de Rus güvenlik algısı ve stratejik genişleme politikasında aranmalıdır.

 

RUS GÜVENLİK ALGISI VE STRATEJİK GENİŞLEME

Rusya Federasyonu, büyük yüzölçümü, Avrupa’dan Asya’ya uzanan sınırları ve tarihsel temellerden güç alarak dünyanın çeşitli bölgelerindeki devletlerle olan ilişkileri dolayısıyla önemli bir jeopolitik aktördür[11]. Büyük enerji rezervleri, gelişmiş askeri teknolojisi ve SSCB’den miras kalan ABD rekabeti dolayısıyla da bir küresel aktördür. Rusya, coğrafi açıdan doğal sınırlarını bulmakta tarih boyunca zorlanmış bir ülkedir.  Büyük coğrafyası ve bu coğrafyanın koşulları sebebiyle hem doğal sınırlarını bulmakta zorlanan, hem de pek çok farklı cephede savunma yapmak zorunda kalan Rusya, stratejik konumlara ve hatlara sahip olmak suretiyle ülkesini savunma ihtiyacı hissetmektedir.

Rusya, cepheleri ve denizleri arasında uzun mesafeler bulunması sebebiyle de güçlük çekmektedir. Cepheleri ve denizleri arasındaki uzun mesafelerden dolayı Rusya, kara-deniz ağını etkin şekilde kullanmakta zorluk çekmekte ve kara ile deniz arasındaki karşılıklı lojistik ve stratejik desteği sağlarken zaman kaybı yaşamaktadır. Rusya, kara ve deniz arasındaki en büyük mesafeden dolayı ortaya çıkan bu dezavantajı, her denizde yüksek hazırlıklı ve büyük filolar bulundurarak yok etmeye çalışmaktadır. Bunun bir sonucu olarak Rus ekonomisinin kaldırmakta zorlanacağı kadar büyük donanmalar inşa ettiği zamanlar olmuştur. Bazen de ekonomisi kaldırmayacağı için çok büyük deniz gücü bulundurmaktan geri duran Rusya, bu sebepten dolayı kendisini tehdit altında hissetmiştir. Rusya’nın kendisini her denizde savaşa hazır olmak zorunda görmesinden dolayı, SSCB, soğuk savaş zamanında Akdeniz’de 90-110 parçalık, yüksek hazırlıklı bir donanma bulundurmuştur. Bu Akdeniz donanmasının bir aylık masrafı 300 milyon doları bulmaktaydı[12].

Rusya, İngiliz stratejist Halford John Mackinder’ın Kara Hakimiyeti Teorisi’nde geçen ‘Kalpgâh’ın neredeyse hepsini sınırları içerisinde barındırmaktadır. Bu teoriye göre Kalpgâh’a hâkim olan bir güç, buradan önce İç Hilal’e, daha sonra da Dış Hilal’e doğru hareketlenecektir. Soğuk Savaş boyunca, Ruslar tarafından Kara Hakimiyeti Teorisi uygulanırken, ABD tarafından ise Rusları Kalpgâh’a sıkıştırarak İç ve Dış Hilallere açılmasını engelleyen Kenar Kuşak Hakimiyeti Teorisi uygulanmıştır. Her iki teori de SSCB’nin yıkılmasıyla beraber geçerliliklerini yitirmişlerdir. Fakat asıl sorulması gereken soru, bu iki teorinin bugünlerde tekrar geçerlilik kazanmaya başlayıp başlamayacağıdır. Bu sorunun cevabı, bugün Rus genişlemeciliğini engellemeye çalışan NATO’nun kuruluş kodlarında saklıdır.

Harita 1: Kara ve Kenar Kuşak Hakimiyet Teorileri

NATO, Kenar Kuşak Hakimiyeti Teorisi’nin bir parçası olarak, Kalpgah’a hakim olan Demir Perde’nin yayılışını engellemek için kurulmuştur. Günümüzde değişen husus ise NATO kurulduğu zaman karşısında Varşova Paktı’nın olmasına karşın artık Varşova Paktı diye bir örgütün kalmamış olması, aksine bazı üyelerinin de günümüzde NATO üyesi olmasıdır.

Harita 2: Soğuk Savaş Dönemi, NATO ve Varşova Paktı

Haritada NATO ve Varşova Paktı karşılaştırılmaktadır. Soğuk Savaş dönemi boyunca SSCB, günümüz Rusya’sının güvenliğini başlattığı Transdinyester ve Kaliningrad hattının da ötesinde bir savunma hattına sahiptir[13]. Bu durum Rus genişlemeciliğini bizzat savaşa yönelik bir tutum takınmaktansa Soğuk Savaş şartlarında mücadele etmeye yönlendirmiştir. Bugün ise Rusya, bir önceki cümlede de bahsedildiği üzere güvenliğini Transdinyester ve Kaliningrad hattından başlatıyor olmasına rağmen, bu hattın gerisinde Ukrayna gibi bir tehdit bulunmakta, bunun yanı sıra Belarus gibi bir soru işareti de yer almaktadır.

Harita 3: Günümüz, NATO Haritası ve Transdinyester-Kaliningrad Hattı

Harita 3’te gösterildiği üzere, günümüzde Rusya Federasyonu tarafından Batı’ya karşı savunmasının başladığının düşünüldüğü Kaliningrad-Transdinyester hattı, doğusunda kalan NATO gözlemcisi Ukrayna ve yakın zamanda önemli iç karışıklıkların yaşandığı Belarus’un varlığı dolayısıyla tehlikeye girmiş durumdadır. Rusya için güvenlik algısının en önemli kısımlarından biri bu hattın stratejik boyutudur. Bu hattın doğusunda kalan ülkelerden Litvanya, Letonya ve Estonya hali hazırda NATO üyesi olarak bulunmaktadır. Bu ülkeler, 2004 yılında, Rusya bugünkü durumuna göre NATO veya Batı’ya karşılık vermekte zorlanacağı bir durumdayken NATO’ya katılmışlardır. Ayriyeten bu üç ülkenin gerek Rusya’ya olan sınırlarının kısalığı, gerekse de düşük askeri potansiyelleri sebebiyle Belarus ve Ukrayna ile karşılaştırılmamaları gerekmektedir. Ukrayna, halihazırda, askeri ekipman ve araç varlığına dayalı olarak hazırlanan endeks tablosunda Yunanistan’dan daha güçlü bir orduya sahiptir[14].

  • Azak Denizi ve Karadeniz

Rus güvenlik algısının bir başka ayağı da Rusya’nın deniz gücünün devamlılığını sağlamak hususunda karşılaştığı zorluklardır. Azak Denizi, derinliği 0.9 metre ile 14 metre arasında değişebilen, dünyanın en sığ denizidir. Yılın çeşitli aylarında donma gibi olaylarla da karşılaşılan Azak Denizi, zaman zaman büyük tonajlı gemiler ile seyir yapılması zor hale gelen bir deniz olma özelliğine sahiptir. Azak Denizi, gerek kıyılarında, gerekse de denizin çeşitli bölgelerinde oluşan “çamur volkanları” sebebiyle, çeşitli bölgelerinde bataklığa dönüşen bir zemin yapısına sahip olmakta ve bu denizin zamanla kapanabileceği değerlendirilmektedir[15]. Sonuç itibariyle Azak Denizi; kış aylarında donması, derinliğinin sorun arz edebilecek şekilde düşük olması ve gelecekte kapanma ihtimalinin bulunması sebebiyle bölgede Rusya tarafından alternatifi aranan bir denizdir. Rusya’nın Karadeniz’deki en büyük doğal limanı olan Azak Denizi, sürekli hazır ve güçlü bir donanma bulundurma ihtiyacını büyüyen Rus donanmasıyla birlikte taşıyamaz hale gelmiştir. Ayriyeten, bu yazının ilk kısımlarında da bahsedildiği üzere, SSCB’nin yıkılmasından Kırım’ın işgaline kadar olan süreçte Rusya, Kırım’daki çeşitli limanları, kirasını Ukrayna devletine ödemek suretiyle askeri gemilerinin demirlemesi ve güvenli limanlarda konuşlanılması için kullanmıştır. Bu durum da Rusya’nın Kırım’a olan ihtiyacının göstergelerinden biri olarak kabul edilmelidir.

Rus güvenlik algısının genişlemeci stratejisi Azak Denizi’nin elverişsiz durumu sebebiyle de devreye girmiş ve Kırım, Rusya tarafından işgal edilmiştir. Rus güvenlik algılarından bir diğeri olarak bahsedilen Kaliningrad-Transdinyester hattının etkisiz kalma ihtimali de Rusya için tehdit içermektedir. Rusya, Kırım’a müdahalesinden sonra Trump’ın ABD Başkanı Seçilmesiyle beraber Ukrayna krizini dondurmuş olmasına rağmen, Trump’ın pragmatik politikalarından ziyade Biden’ın sert tavırlarıyla karşılaşıldığı ilk andan itibaren Ukrayna krizini tekrar başlatmıştır. Bu gelişmenin temel sebebi de, Trump’ın pragmatik politikalarıyla Kaliningrad-Transdinyester hattının etkisizleştirilmiş durumu yüksek bir risk olarak değerlendirilmezken, Biden’ın tehditkâr yaklaşımıyla beraber devreye giren ihtiyatlı politikanın ilk hedefinin Kaliningrad-Transdinyester hattını tekrar güvence altına almak olmasıdır.  Daha kısaca ifade etmek gerekirse, Rusya, ABD ve dolayısıyla Batı tarafından bir tehdit algılamadığı zamanda Ukrayna cephesini dondurmuşken, tehdit algılamaya başladığı gibi Ukrayna cephesini tekrar gündeme almıştır. Bunun sebebi de Ukrayna cephesinin, Rusya’nın savunma stratejisinde yer eden güvenli hattı tehdit ediyor olmasıdır.

 

AB VE RUSYA İLİŞKİLERİ BAĞLAMINDA RUS GÜVENLİK ALGISI

  • Jeopolitik Açıdan AB – Rusya İlişkileri

Soğuk Savaştan hemen sonra AB tarafından izlenen genişlemeci politika, bugün AB’nin büyük ülkelerinin Rusya’yı büyük bir tehdit olarak görmemelerine sebebiyet vermiştir. Soğuk Savaş döneminde Varşova Paktı’nın coğrafi konumları dolayısıyla büyük Avrupa devletlerinin hemen sınırlarında yer alıyor olması Avrupalı devletleri Rusya’ya karşı önlem almaya itmiştir. Fakat bugün gelinen noktada, AB ve NATO sınırları Letonya, Litvanya ve Estonya’ya kadar genişlemiş olup, pek çok Avrupalı Varşova Paktı ülkesi de AB’ye ve NATO’ya katılmıştır.

Harita 4: AB ve NATO Sınırları Karşılaştırılması

Harita 4’te görüldüğü üzere AB’nin karar vericisi konumunda bulunan Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya gibi ülkeler, Harita 2’de gösterilen Varşova Paktı’ndaki gibi tehditlere eskisine göre coğrafi olarak çok daha uzaktırlar.  Bu durum, karar alma mekanizmasındaki ağırlığı yüksek bahsi geçen devletleri Rusya’yı tehdit olarak görmemeye teşvik etmektedir. Bunun yanı sıra, AB’nin büyük devletlerinin önemli bir kısmı tarafından Rus enerjilerinden faydalanma ve ticari açıdan büyük potansiyeli bulunan Rus pazarına açılma politikaları da izlenmektedir.  Bu politikayı izleyen devletlerin başında Almanya gelmektedir. Almanya, Rusya ile pek çok işbirliği yapmaktadır. Bu işbirliklerinden en ilgi çekici olanı, ABD’nin pek çok itirazına rağmen %95’lik kısmı bitmiş olan Kuzey Akım – 2 projesidir[16].

Ruslar, Avrupa tarihi için doğudan gelen iki genel tehditten birisi olmuştur. Türkler de bu iki tehditten bir diğeridir. Avrupa, tarihi boyunca Türk – Rus savaşlarından avantaj elde etmeyi bilmiş, iki ülkenin savaşları dolayısıyla kendisini doğudan gelen iki tehditten bertaraf etmiştir. Öte yandan, tarihte, Rus Çarlığı’nın batı devletleri ile mücadelesinde Osmanlı Devleti bir tampon devlet görevi görmüş ve genellikle batı tarafından Rusya’ya karşı desteklenmiştir[17]. Bugün ise AB karar alma mekanizmasına hâkim olan Almanya, Fransa ve İtalya gibi devletler tarafından izlenen Rusya politikasındaki tutumlar oldukça ılımlı hale gelmiştir. Bugün, Osmanlı Devleti yerine Ukrayna’nın Batı ve Rusya arasındaki tampon görevini görüyor olması bile batının Rusya’ya karşı ılımlı tutumunu tam olarak değiştirememiştir. Zira Ukrayna’nın görmüş olduğu tampon görevi Almanya, Fransa ve İtalya’ya hala uzaktır. Fakat örneğin Rus sınırına daha yakın ve soğuk savaşın demir perdesinden kaynaklanan tarihi hafızası bulunan Polonya, Romanya gibi ülkeler kendilerini Almanya, Fransa gibilerine oranla daha çok risk altında görmektedirler. Polonya kendini öyle risk altında görmektedir ki ülkesine ABD askerlerini davet etmiştir[18]. Romanya ise NATO ile ABD askeri unsurlarını topraklarında bulundurmak konusunda isteklidir[19].

Harita 5: E-40 Su Yolu Projesi[20]

Harita – 5’te E-40 su yolu projesi gösterilmektedir. Bu proje, AB ve Rusya ilişkilerinde uzun zamandır yer eden bir diğer konudur. Proje kapsamında Polonya’nın Gdanks şehrinden Baltık Denizi’ne dökülen Bug Nehri, Belarus’un Pripyat Nehri ve Ukrayna’nın Herson Şehrinden Karadeniz’e dökülen Dinyeper Nehri birleştirilecektir. Projenin 13 milyar dolara mal olacağı tahmin edilmektedir[21]. Harita 5’te de görüldüğü üzere, bu üç nehri birleştiren kanallar aracılığıyla Baltık Denizi’nden Karadeniz’e deniz araçlarıyla ulaşım mümkün olacaktır. Bu durum, Polonya, Belarus ve Ukrayna için muazzam bir kalkınmaya yardımcı olacaktır. İlgili üç ülke, AB entegrasyonu programları çerçevesinde ticari işbirliği açısından büyük bir mesafe kat edeceklerdir. Bahsi geçen konu Rusya için ise bir tehlikedir. Zira bu proje, Rusya’nın sınırlarında AB entegrasyonu tamamlanmış ve ekonomik açıdan kuvvetlenmiş devletler olmasına sebebiyet verecektir. Esasen Rusya’nın güvenliğini Transdinyester-Kaliningrad hattından başlatmasının sebebi de böyle devletler oluşmasını engellemek ve yakın bölgesinde tek mutlak güç olarak kalmaktır. Bir başka sebep, Batılı güçlerin Rus sınırlarını tehdit edebilir seviyeye gelmesini engellemektir. E-40 su yolu da, Rusya’nın Transdinyester-Kaliningrad hattına yüklediği bu misyonu ihlal etmektedir. Bir diğer önemli sebep ise Baltık – Karadeniz arasında bir su yolu oluşmasının, bu su yolunun Rusya’nın kontrolünde olmaması halinde Rusya tarafından potansiyel tehdit olarak algılanmasıdır.

2019 yılında, Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukashenko, Ukrayna’yı ziyaretinde E-40 su yolunun faydalarına dair bir konuşma yapmıştı[22]. Bunun ardından Lukashenko, Belarus’un proje için üstüne düşen her şeyi yaptığını söyleyerek, artık işin Ukrayna’ya kaldığını belirtmiştir[23]. 2020 yılında ise Belarus’ta Lukashenko’nun seçimlerde hile yaptığı iddiasıyla protestolar çıkmış, Belarus Devlet Lideri oldukça zor durumda kalmıştır. 2019 yılında Lukashenko E-40 su yolunu övüp Putin’i eleştirirken, 2020 yılında bu protestolardan sonra “NATO’nun kapısına dayandığı” iddiasıyla Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i Belarus’taki gösterilere müdahale etmeye çağırmıştır[24].  Tüm bunların ardından, 26 Kasım 2020’de Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Belarus’u ziyaret etmiş ve Belarus Devlet Başkanı Lukashenko ile görüşmüştür. Lavrov, bu ziyaret anında yaptığı resmi açıklamada “Putin verilen sözleri hatırlıyor.” demiştir[25]. Verilen sözlerin ne olduğu hakkında çeşitli spekülasyonlar olsa da ortada bazı gerçeklikler bulunmaktadır. Bu gerçeklikler, Lukashenko’nun ülkede çıkan eylemlerden sonra Rusya’ya gitmesi, Rusya ziyaretinden sonra ülkedeki eylemlerin bir şekilde bastırılması ve E-40 su yolu projesini sık sık anan Lukashenko’nun bir daha bu projeyi anmamasıdır.

E-40 su yolu projesi; ticari entegrasyonu ve projeye ev sahipliği yapan ülkelerin birbirleri ve diğer devletler ile olan etkileşimlerini artırabilecek bir proje olarak literatüre geçmiştir. Rusya, gerek Belarus’taki kaygan durum, gerekse de Ukrayna ile yaşanan çatışma dolayısıyla bu projenin gerçekleştirilmesini istememektedir. Her ne kadar şu anda bu projenin gerçekleştirilmesini istemese de, bu iki ülkedeki Rusya için “sakıncalı” durum ortadan kalktığında bu proje için girişimlere başlayan taraf bu sefer Moskova’nın kendisi olabilir. Zira Moskova, Karadeniz ve Baltık denizi arasındaki uzun mesafeden dolayı askeri stratejilerinde oldukça zorluk yaşamaktadır. Bu yazıda daha önce de bahsedildiği üzere, denizleri arasındaki uzun mesafeler Rusya için büyük bir handikap oluşturmaktadır[26]. Oysa söz konusu su yolu, Rus denetiminde olduğu sürece Rusya için oldukça önemli bir stratejik üstünlük sağlamaya adaydır. Öte yandan, E-40 projesinin Karadeniz’e açılan kısmı Herson, günümüzde Rusya’nın Ukrayna’ya olan müdahaleleri ve Kırım işgali dolayısıyla tehdit altındadır. Rusya, Ukrayna ile arasındaki çatışmanın büyümesi durumunda bu E-40 su yolu projesinin Rusya olmadan uygulanmasını imkansız hale getirmek için Herson şehrine doğru ilerlemek isteyebilir. Herson şehri, Rus işgali altındaki Kırım’a sadece 122 kilometre uzaklıkta yer almaktadır. Bu bağlamda Rusya’nın bir diğer hamlesi de Belarus (Beyaz Rusya)’un kendisine katılması yönünde olabilir. Rusya ve Belarus arasında olası bir birleşmenin uzun zamandır konuşulduğu bilinmektedir[27]. Bahsi geçen olası birleşme, Rusya’nın bölgedeki stratejik güvenlik algılarını değiştirecek türden bir etkiye sahip olacaktır. Zira Belarus, Rusya’nın güvenliğini başlattığı hat olarak kabul edilen Kaliningrad-Transdinyester hattına sınırı olan bir ülkedir.

  • Enerji Güvenliği ve Jeopolitiği Açısından AB – Rusya İlişkilerinin İncelenmesi

Harita 6: Rusya’dan başlıca Avrupa’ya doğalgaz ve petrol boru hatları[28].

Avrupa Birliği üyesi çeşitli ülkeler ile Rusya arasındaki ‘dehşet dengesi’nin incelenmesi için önemli olan bir diğer unsur da enerji jeopolitiğidir. Harita 5’te Rusya’dan Avrupa’ya ulaşan doğal ve petrol boru hatlarının güzergâhları gösterilmektedir. Bu hatlardan önemli pek çoğu Ukrayna ve Polonya üzerinden Avrupa’nın diğer devletlerine ulaşmaktadır. Bunun yanı sıra Belarus (Beyaz Rusya) da, Harita 6’da görüldüğü üzere, Rusya’dan Avrupa’ya uzanan enerji koridoru için önemli bir konumdadır. 2018 verilerine göre Avrupa Birliği’nin doğalgaz ihtiyacının %40’ı Rusya’dan ithal edilen doğalgaz enerjileri ile sağlanmaktadır[29]. Rusya, 2019 yılında 679 milyar metreküp doğalgaz üretmiş ve bunun 198,97 milyar metreküpünü Avrupa’ya satmıştır[30].

Enerji güvenliği açısından en önemli faktörlerden bir tanesi de enerjinin sağlanması ve iletilmesi konusunda istikrardır[31]. Bu istikrar, enerji koridorunun uzandığı güzergah boyunca barış ortamı olmasını da içermektedir. Bunun yanı sıra, enerji koridorunun uzandığı güzergah üzerinde, eğer boru hatları farklı ülkelerden geçiyorsa, hatların geçtiği ülkeler tarafından da kapatılmamaları gerekmektedir. Dolayısıyla hatların geçtiği ülkelerin arasında ‘vanaların kapatılacağı’ kadar gerilim oluşmaması gerekmektedir. Bu durum, devletler arasında bir çeşit dehşet dengesi oluşturmaktadır. Bahsi geçen dehşet dengesinin Avrupa Birliği ve genel olarak Avrupa coğrafyası için incelenmesi hususunda Harita 6’da gösterilen boru hatları güzergâhından faydalanmak mümkündür. Ukrayna, Belarus ve Polonya gibi ülkeler, Rusya’nın yıllık doğalgaz üretiminin neredeyse üçte birini sattığı Avrupa’ya giden boru hatlarına ev sahipliği yapmaktadırlar. Bu hatlardan Avrupa’ya ulaşan doğalgaz miktarları Rus ekonomisi için oldukça önemli bir yere sahiptir[32]. Dolayısıyla Rusya için bu enerji koridorunu güvenliği önemlidir. Bu koridor güvenli olduğu sürece Rusya ve AB arasındaki enerji ticareti kesintisiz devam edebilecek, bu sayede de AB’nin enerji güvenliği de sağlanmış olacaktır. Söz konusu denge unsurları dahilinde; Belarus, Ukrayna, Polonya, Litvanya ve benzer konumdaki ülkelerin, bahsi geçen ve Harita 6’da gösterilen boru hatları / enerji koridoru sayesinde Rusya’ya karşı bir stratejik üstünlük elde ettiklerini söylemek mümkündür. Zira enerji güvenliğinin sağlanması hususunda, boru hatlarının terörizmden, savaştan ve benzeri zarar verici faaliyetlerden korunması kadar, hatların vanalarının geçtikleri ülkeler tarafından kapatılmaması da önemlidir. Aşağıdaki haritada (Harita – 7) Ukrayna’dan geçen boru hatlarının Rus doğalgazının Avrupa’ya ulaşması açısından ne kadar önemli olduğu gösterilecektir.

Harita – 7: Rus enerjilerinin Ukrayna, Belarus, Litvanya vb. ülkelerdeki boru hatlarını gösterir harita[33].

Ukrayna’dan; Urengoy-Uzhgorod,  Yamburg-Uzhgorod gibi en büyük kapasiteli boru hatları da olmak üzere toplamda 8 farklı doğalgaz enerji koridoru bulunmaktadır. Söz konusu 8 farklı doğalgaz enerji koridorunda ise toplamda 13 farklı boru hattı bulunmaktadır. Tüm bu hatların bir yıllık toplam kapasitesi 142 milyar metreküptür. Öte yandan, Ukrayna’ya alternatif olarak Türk Akım projesi yılda 16 milyar metreküp, inşası devam eden Kuzey Akım – 2 projesi ise yılda 55 milyar metreküplük doğalgaz taşıma kapasitesine sahiptir. Bunun yanı sıra Rusya, Yamal-Europe ve Kobrin-Brest hatları üzerinden yılda toplam 38 milyar metreküp, yapımı 2011 sona eren Kuzey Akım (1) doğalgaz boru hattı ile de yılda 55 milyar metreküp taşıma kapasitesine daha sahiptir. Rusya’nın 2020-2025 arası Avrupa’ya ihracat edeceği gaz miktarı mevcut antlaşmalarla yıllık 158 milyar metreküp olarak belirlenmiştir[34]. Bu noktada düşünülmesi gereken husus, Rusya’nın Ukrayna güzergahını hiç kullanmayarak, antlaşmalarla taahhüt ettiği gazın ne kadarını iletebileceğidir. Ukrayna’nın Avrupa’ya giden Rus gazlarını kesmesi halinde enerji güvenliğinin sağlanabilmesi açısından bu durum hem Avrupa, hem de Rusya için önemlidir. Rusya, mevcut olarak, Ukrayna’dan geçen boru hatlarını hiç kullanmadığı takdirde 158 milyar metreküp garantili doğalgazının 109 milyar metreküpünü iletebilecektir[35]. Yine de unutulmamalıdır ki Kuzey Akım – 2 projesi ise bitmek üzeredir. Bu projenin %95’i tamamlanmış olup, kalan kısmı da sona erdiğinde yılda 55 milyar metreküplük taşıma kapasitesi daha ortaya çıkacaktır[36]. Bu durum, Rusya’nın artık Ukrayna güzergâhına ihtiyacı kalmayacağını göstermektedir. Tüm bunlara ek olarak Kuzey Akım 3 ve 4 projeleri tasarlanmaktadır. Kuzey Akım 3 ve 4 projeleri ile de ekstra 55 milyar metreküp doğalgaz taşınması hesaplanmaktadır[37]. Bunun yanı sıra Yamal-Europe-2 hattı ile de 15 milyar metreküplük yeni bir boru hattı oluşturulması planlanmaktadır. Bahsedilen bu iki yeni projenin de gerçekleştirilmesi halinde Rusya’nın, doğalgazlarının Avrupa’ya taşınması için Ukrayna üzerinden geçen boru hatlarının kullanılması açısından hiçbir zorunluluğu kalmayacaktır. Anlaşılacağı üzere, yazıda enerji güvenliğinin “istikrar” unsuruna istinaden, Ukrayna hala Rus enerjilerinin Avrupa’ya ulaşması için önemli bir aktördür. Rusya ile arasında yaşanan pek çok ciddi problem ve çatışmaya rağmen Ukrayna, doğalgaz hatlarının vanalarını kapatmayı tercih etmemiştir. Zira Avrupa Birliği Ukrayna’yı Rusya’ya karşı desteklemektedir. Bu doğrultuda, Ukrayna’nın, Rusya’dan Avrupa’ya uzanan doğalgaz hatlarının vanalarını kapatması durumunda Avrupa Birliği’nin enerji güvenliği ve istikrarında ciddi bir problem ortaya çıkacaktır. Söz konusu problem, Ukrayna’nın Avrupa Birliği’nin desteğini kaybetmesiyle sonuçlanabilecektir.

Yukarıda anlatılan sebeplerden dolayı Ukrayna, söz konusu doğalgaz boru hatlarının vanalarını kapatmayı tercih etmemiş, aksine, Rusya ile gelecekte Rus doğalgazının Ukrayna üzerinden taşınmasına dair antlaşma imzalamıştır[38]. Söz konusu antlaşmada etkili birkaç sebep bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, Kuzey Akım – 2 projesinin bitimine az kalmış olması ve bu proje bittiğinde Rusya’nın zaten Ukrayna’ya ihtiyacının kalmayacağıdır. İkinci sebep ise ilk sebep doğrultusunda Ukrayna’nın Rusya’ya karşı kendini korumaya alma isteğinin etkisi ile topraklarından geçen Rus doğalgazının bir çeşit ‘sigorta’ olacağı düşüncesidir. Bunun yanı sıra Avrupa Birliği, Rus doğalgazının Avrupa’ya ulaşması için kullanılacak boru hatlarına dair almış olduğu çeşitli kararlarla Ukrayna’nın Rusya’ya karşı ‘dayanabilmesine’ yardımcı olacak şekilde hareket etmektedir[39]. Avrupa Birliği’nin izlemiş olduğu strateji Rusya’nın ‘stratejik genişlemeciliğini’ durdurmak için yetersizdir. Rusya, enerji kaynakları dolayısıyla oldukça zengin bir ülkedir. Öte yandan, Rus ekonomisi Rusya’nın dünyadaki jeopolitik ağırlığı düşünüldüğünde yetersiz kalmaktadır. Bu jeopolitik ağırlığın muhafaza edilebilmesi ve Rusya’nın güvenliğinin stratejik seviyeden itibaren sağlanması için, Rusya’nın geniş coğrafyası da göz önüne alındığında, güçlü bir ordu gerekmektedir. Güçlü ordu için ise güçlü bir ekonomi gerekmektedir. Rusya, ekonomisinin ilk üç büyük ihracat kalemi enerji kaynaklarından oluşan bir ülkedir[40]. Bu durum, Rus ekonomisinin enerji kaynaklarının ihracatına ne kadar ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Dolayısıyla Rusya’nın bu enerji kaynaklarının ihracatında kullanılacak güzergâh açısından diğer ülkelere olan zorunluluğunun kalkıyor olması, Rus ekonomisinin en büyük üç ihracat kaleminin tehlikelerden de arındırılıyor olması anlamına gelmektedir. Rus ekonomisinin bu çeşit tehlikelerden arınmasının bir sonucu olarak Rusya’nın genişlemeci politikalarının hız kazanacağı öne sürülebilir. Zira Harita – 3’te yer alan Kaliningrad-Transdinyester hattı, ekonomik endişeleri ortadan kalkan Rusya için yeni endişe kaynağı olacaktır ve ekonomik endişelerine yönelik politikalar üretmek yerine, söz konusu stratejik hattın güvenliğine yönelik politikalar üretilecektir.

Polonya kökenli, Amerikalı siyaset bilimci Zbigniew Brzezinski, Rusya’nın Ukrayna’ya hükmetmeden bir “Avrasya İmparatorluğu” olamayacağını söylemiştir[41]. Kaliningrad-Transdinyester hattından stratejik güvenliğini başlatan Rusya, Brzezinski’yi doğrular şekilde kendi “yakın ufkunu” çizmektedir. Bu yakın ufukta, Moskova tarafından Türkiye için de tehlike arz edebilecek bir genişleme politikası izlenebilmesi mümkündür. Kuzey Akım 1 ve 2 projeleri, Rusya’ya karşı izlenebilecek olan “kenar kuşak” stratejisini baltalamaktadırlar. Zira bir üst paragrafta da bahsedildiği üzere, bu projeler Rusya’nın ekonomik güvenliğini sağlama endişelerini yok ederken, Rusya’ya yeni bir ‘Avrasya İmparatorluğu’ kurabilmek için ‘stratejik genişleme’ fırsatı sunmaktadır. Nihayetinde ekonomik engeller ve endişeler olmadan Rusya Federasyonu’nun sahip olduğu büyük kaynaklarla güçlü bir ordu inşa edebileceği ortadadır[42].

Rusya’nın Kırım işgali, bu yazıda daha önce de açıklandığı üzere, Rus stratejik güvenliği için uygulanan ‘stratejik genişleme’ politikasının bir ürünüdür. 2000 yılından itibaren dünyada petrol ve doğalgaz fiyatları medyan olarak yüksek seyretmiştir. Bu durum Rus ekonomisini rahatlatmıştır. Rusya’nın, “enerji güvenliği” açısından tehdit olmayan bölgelerde, Rus ekonomisi rahatladıktan sonra müdahaleleri gözlenmiştir. Bu müdahaleler; Abhazya, Güney Osetya, Kuzey Kafkasya ve Suriye olarak sayılabilir. Bu bölgelerin ortak özellikleri, Rusya’nın ana milli geliri olan enerjilerin(doğalgaz, petrol vs.) ihraç edilmesi konusunda “güvenlik problemi yaratamayacak” bölgeler olmalarıdır. Bunun devamında, 2012 yılında 55 milyar metreküp hacimli Kuzey Akım projesi bittikten sonra, 2014 yılında Kırım’ın işgalinin gerçekleşmesi ve günümüzde Kuzey Akım-2 projesinin %95’inin bitmesiyle beraber Ukrayna’daki gerilimin artması gibi gerçekler, Rusya’nın “enerji güvenliğini tehdit etmeyen bölgelere doğru genişleme” politikası olarak yorumlanabilmektedir. Bu durum, Avrupa Birliği’nin Rusya ile olan ilişkilerinde geri dönüşü olmayacak hatalar yapmış olabileceğinin bir göstergesidir.

 

TÜRKİYE’NİN MİLLİ GÜVENLİĞİ VE MENFAATLERİ DOĞRULTUSUNDA RUSYA – UKRAYNA KRİZİNİN İNCELENMESİ

Rusya – Ukrayna krizi, Türkiye açısından Karadeniz’in güvenliğini tehdit eden bir kriz olarak incelenmelidir. Bunun yanı sıra, söz konusu kriz, Karadeniz’in barış denizi statüsünden çıkmasına neden olmamış şekilde görülmelidir. Bunun başlıca sebebi, Ukrayna ve Rusya arasındaki krizin denizde değil karada yaşanıyor olmasıdır. Bu ayrım oldukça önemlidir. Karadeniz bir barış denizidir ve Karadeniz’e sınırı olan iki ülke arasında, karada yaşanan herhangi bir kara krizi bu gerçeği değiştirmez. Aksine, Karadeniz’e sınırı olan iki ülke arasındaki bir kara krizine denizden müdahale edilmesi Karadeniz’i bir barış denizi olmaktan alıkoyacaktır. Söz konusu kriz hakkında Türkiye’nin takınacağı öncelikli tavır bahsedilen şekilde olmalıdır. Krizin Türkiye’nin Milli Güvenliği ve Menfaatleri Doğrultusunda İncelenmesi hususunda ise öne sürülmesi gereken ilk sav, krizin Türk menfaatleri için herhangi bir ‘fırsat’ içermediği olmalıdır. Bahsi geçen kriz, Türkiye’nin menfaatleri açısından ‘tehditler’ içermektedir. Bu tehditler başlıca, Türkiye için tarihte örneği bulunan cephelerin açılması ve Rusya-Türkiye ilişkilerinin normal seyrinden çıkmasıdır.

Yazıda bahsedildiği üzere, Rusya’nın genişlemeci politikası Rus güvenlik algılarının ortaya koyduğu stratejik bir davranıştır. Bu davranışın altında Azak Denizi’nin Rus güvenlik algıları için konforlu bir deniz olmadığı gerçeği gibi, E40 su yolunun Rusya tarafından bir tehdit olarak algılanması gerçeğine benzer pek çok jeopolitik vakıa bulunmaktadır. Anlatılanlar istinaden, Türkiye için Rusya’nın stratejik genişlemeciliği önünde herhangi bir set veya ‘tampon’ olma zorunluluğu bulunmamaktadır. Böyle bir düşünce, Türkiye’yi Rus genişlemeciliğinin durdurulmasından ziyade bir yıpratma savaşına doğru götürecek, ülkenin kaynaklarının batılı devletlerin sebep olduğu Rus genişlemeciliğinin durdurulması için harcanmasına neden olacaktır. Oysaki bu yazıda ortaya koyulduğu üzere, Rus genişlemeciliğinin öncelikli algılarında enerji ticaretinin güvenliği bulunmaktadır. Söz konusu güvenlik endişesi, Rus genişlemeciliğinin önünde duran en önemli engellerden biri iken Avrupalı devletlerin Kuzey Akım – 2 gibi projeleri hayata geçirmesi sebebiyle, enerji ticaretinin güvenliği Rusya için bir endişe olmaktan çıkmaktadır.

Batılı devletler, neo-liberalizm ve realizm olgularını pragmatist bir bakış açısıyla esas alarak geçmişte pek çok hata yapmışlardır. Çin’e yatırım yaptıklarında, ortaya çıkan ekonomik işbirliğinin Çin’i neo-liberal bir ekonomiye çevireceğini, bu sayede komünist Çin’in liberal sosyalist bir ülkeye dönüşeceğini düşünerek “düşmanınla işbirliği yap ve müttefikin olsun” sözünün gerçek olacağını sanmışlardır[43]. Bahsedilen hata, Çin ekonomisi 1990 yılında 360 milyar dolar civarında bir gayri safi milli hâsılaya (GSMH) sahipken, aynı ekonominin 2020 yılında 14 trilyon doları aşkın bir GSMH’a sahip olmasına sebebiyet vermiştir[44]. Bunun bir sonucu olarak ise bugün Çin, dünyanın en çok askeri harcama yapan ikinci ülkesidir ve üstelik liberal bir ülke haline de dönüşmemiş, aksine daha çok otoriterleşmiştir[45]. Batılı devletlerin Çin örneğinde yapmış olduğu hatayı; Avrupa Birliği devletleri, özellikle de Almanya, Kuzey Akım – 2 gibi projeler aracılığıyla Rus yayılmacılığını engelleyen unsurları bir bir ortadan kaldırarak yapmaktadır. Oysa Rus yayılmacılığı Türkiye için nasıl bir tehdit ise aynı şekilde NATO üyesi tüm devletler için de bir tehdittir. Binaenaleyh, Türkiye’nin bu hataların sonuçlarını engellemek için alması gereken bir sorumluluk bulunmamaktadır. Bu noktada Türk Akım projesi, Kuzey Akım – 2 projesi ile eş tutulmamalıdır. Türk Akım projesi, Rusya doğalgazının Avrupa’nın çeşitli ülkelerine ulaşması için boru hatlarının geçiş güzergâhında Türkiye’nin de bulunduğu önemli bir projedir. Buna istinaden Türkiye’nin bu projeye sahip olması, tıpkı Ukrayna örneğinde olduğu gibi Türkiye için de Rusya’ya karşı kullanılabilecek önemli bir stratejik unsurdur.

Rus genişlemeciliğini durdurmak için Kenar Kuşak Hakimiyeti Teorisi’nin günümüze uyarlanarak izlenilmesi gerekmektedir. Söz konusu teorinin ortaya koyduğu geleneksel jeopolitik hat incelendiğinde Türkiye’nin bu hattın güneyinin çok büyük bir bölümünü kapsadığı görülecektir. Dolayısıyla Rusya’nın çevrelenmesi hususu için Türk Akım projesi, Rusya’yı çevreleyen ülkelerden birinden Rus doğalgazlarının geçmesi sebebiyle Rus tarafında bir “enerji ticareti güvenliği” hassasiyeti oluşturmaktadır. Fakat bir üst paragrafta da izah edildiği üzere, Kuzey Akım – 2 projesi hiçbir kenar ülkeye uğramadan direkt deniz yoluyla hedef ülkeye ulaştığı için Rus tarafındaki “enerji ticareti güvenliği” hassasiyetini ortadan kaldırmaktadır. Buradan anlaşılacağı üzere, Kenar Kuşak Hakimiyeti Teorisi’nin günümüze uyarlanmış hali, Rusya küresel ekonomiye daha fazla entegre olurken bir yandan da Rusya Devleti’nin genişlemeci politikalarının kontrol altına alınmasını öngörmelidir. Altını çizerek söylemek gerekir ki, Rus ekonomisinin küresel ekonomiye entegre olmasının önemi oldukça büyüktür. Zira Rus ekonomisi küresel ekonomiye entegre olmazsa Rusya Federasyonu’nun yayılmacı politikalarının kontrol altına alınması, Rus doğalgazının çevre ülkeleri tehdit eden güzergâhları kullanarak batıya ulaştığı senaryodakine benzer olarak, yine mümkün olamaz. Bu iddianın temel dayanakları içerisinden verilebilecek bir örnek, Rusya’nın Kırım’ı işgal ettiği gün sadece Moskova Borsasında 72 milyar dolar değerinde bir kayıp yaşamasına rağmen herhangi bir geri adım atmaması ve batı ülkeleri tarafından uygulanan ekonomik yaptırımlara karşı taviz vermemesi, aksine bölgedeki gerilimi artırmayı tercih etmesidir[46]. Rusya Federasyonu (RF), sahip olduğu büyük enerji rezervleri, büyük nüfusu ve çok büyük coğrafyası sebebiyle her zaman dikkate alınması gereken bir unsurdur. Bu unsur, özellikle RF Devlet Başkanı Vladimir Putin döneminde statükoyu değişmeye zorlayan politikalar izlemiştir. Rusya’nın statükoyu değişmeye zorlayan politikalar izlemesinin temel sebeplerinden bir tanesi kendisini köşeye sıkışmış hissetmesidir. Bu köşeye sıkışmışlık her ne kadar askeri güvenlik açısından değerlendirilmiş olsa da, ekonomik anlamda yaşanan buhranlar da statükoyu değiştirme ihtiyacını ortaya koymuştur. Zira ekonomik anlamda yaşanan buhranlar, Rusya’yı kendisinin batı tarafından ‘olduğu gibi’ kabul edileceği ve ticari ilişkilerin Rusya’nın mevcut müesses nizamı ile geliştirileceği bir ortam oluşturmaya zorlamıştır.

Yukarıdaki paragrafta bahsedilen Rusya’nın statükoyu değiştirmeye yönelik tutumları, Ukrayna ve Rusya arasında var olan krizin 2021 yılında meydana gelen son gelişmelerinde ise yerini Karadeniz ve E-40 su yolu projesi kapsamında, statükoyu koruyucu bir politikaya bırakmıştır. 2021 yılında Rusya – Ukrayna krizinde tansiyonun tekrar yükselmesi üzerine, tıpkı Rusya’nın Gürcistan veya Kırım işgalinde olduğu gibi Montrö Türk Boğazları Antlaşması yeniden tartışma konusu olmuştur. Rusya, bu antlaşma konusunda statükoyu koruyucu bir politika izlemiş ve antlaşmanın herhangi bir şekilde değişikliğe uğramaması gerektiğine yönelik açıklamalar yapmıştır[47]. Bu tutumun temel sebebi elbette NATO’nun deniz gücü unsurlarının Karadeniz’de Rusya’yı tehdit edici bir harekete kalkışmalarını engellemek adına ilgili sözleşmenin Karadeniz’e kıyıdaş olmayan devletlerin askeri gemilerinin Karadeniz’de bulunuşunu ve Türk Boğazları’ndan geçişini düzenleyen maddelerinin devam etmesi isteğidir. Rusya’nın statükoyu değiştirmeye çalışan ve bozmaya çalışan iki çeşit tutumu arasındaki temel fark ise ‘batıcılık’ kavramıdır. Rusya, statükoyu değiştirmeye çalıştığı bölgelerde temel amaç olarak batı ile işbirliği yapmaya çalışan SSCB bakiyesi devletleri hedef almıştır. Statükoyu korumaya çalıştığı bir zamanda ise temel amacı, NATO üyesi bir devlete NATO’dan geldiği iddia edilen baskıları hafifletmek amacıyla hareket etmek ve söz konusu antlaşmayı garanti altına almak olmuştur. Rusya’nın bu tutumu Rus devletinin güvenlik algılarında ne tür bir pragmatist tutumun yer ettiğini göstermektedir. Bu pragmatist tutum, Rusya’ya karşı Türkiye tarafından izlenilmesi gereken denge politikasının yönünü tayin etmektedir.

Türkiye, Rusya ile Ukrayna arasındaki krizde arabulucu olarak hareket etmeli ve her iki ülke ile de ilişkilerinin tehlikeye girmesine sebep olabilecek politikalardan uzak durmalıdır. Jeopolitik konumu açısından Türkiye, Rusya’nın kendisine bağımlılık duyacağı bir coğrafyayı kontrol etmektedir. Gerek her türlü ticari emtianın deniz yoluyla ulaşımı için Türk Boğazları’nın kritik önemi, gerekse de Rus enerjilerinin Avrupa’ya açılması için kullanılması avantaj sağlayan boru hattı güzergahları olsun, Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkiler, Türkiye için, Rusya’yı hem bir NATO ülkesi olarak çevreleyebilmek hem de karşılıklı bağımlılık yaratarak güneye doğru daha fazla genişlemenin önüne geçmek adına oldukça önemlidir. Türkiye’nin bu ilişkilere ve karşılıklı bağımlılığa zarar verecek bir politika izlemesi halinde RF’nin saldırgan tutumu artabilecektir. Bu durum, görüldüğünden daha karmaşık bir durumdur. Zira RF’nin agresif politikalarının ne kadar sert olacağı, Türkiye’nin bu politikalara karşı ne tür önlemler alacağını belirleyecektir. Bu noktada hem Türkiye hem de RF için iki taraf arasındaki ilişkinin devam ettirilmesi önemlidir[48]. Rusya, her ne kadar Türkiye ile Ukrayna arasındaki stratejik boyuta varan işbirliğinden rahatsız olsa da bu işbirliğini baltalamak adına Türkiye’yi kendisinden uzaklaştıracak somut eylemlerde bulunmaktan çekinecektir. Rusya tarafından yapılan simgesel düzeyde olan veya karşı tarafa mesaj vermek amacı bulunan somut eylemler ise Türkiye tarafından ya görmezden gelinecek, ya da alttan alınacaktır. Zira Türkiye ile Ukrayna arasındaki stratejik işbirliği, her iki ülke için de çok önemlidir. Bu işbirliğinin askeri ve ekonomik boyutları iki ülkeye de büyük katkılar sunacaktır[49]. Dolayısıyla Türkiye, Rusya ile ilişkilerinin normal seyrini bozmadan Ukrayna ile işbirliğine devam etmelidir. Buradan çıkacak sonuç, bölgede Türkiye’nin menfaatleri için olumlu olan gelişmenin, Ukrayna ve Rusya arasındaki krizin daha fazla büyümeden sonlandırılması olduğudur. Bölgede kıyısı dahi bulunmayan ABD tarafından bu krizdeki gerilim artırılmak istenebilir. Bu, kısa vadeli bir çıkar sunacak olsa da uzun vadede ABD’ye zarar verecektir. Zira Ukrayna bir NATO üyesi değildir. Ukrayna’yı korumak için NATO maddeleri işleyemeyecektir. Ayrıca Ukrayna, toprakları işgal altında olan bir ülkedir. Bu durum Ukrayna’nın NATO’ya kabul edilmesi durumunda direkt olarak savaşa gidilmesini gerektirmektedir. Bu sebepten dolayı da Ukrayna’nın NATO üyeliği kabul edilmeyebilecektir. Bunun yanında, devletler bu işgal durumunun çevresinden dolanmak isterlerse bu da Rusya’nın buradaki işgalci politikalarına meşruiyet sağlama riski taşımaktadır.

 

SONUÇ

Rusya ve Ukrayna arasında var olan çatışma ve kriz, karada gerçekleşmektedir. İki devlet arasında denizde bir çatışma durumu olmamış, denizden gelen herhangi bir tehdit oluşmamıştır. Dolayısıyla iki devlet arasında var olan bu durum, Karadeniz’in bir barış denizi olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Zira Karadeniz’de, denizle ilgili sorunlar devletlerin ortak kararlarla başvurdukları hukuki yollarla çözülebilmektedir[50]. Anlatılanlara binaen, Türkiye tarafından Karadeniz’in bir barış denizi olduğu vurgulanmalıdır. Karadeniz’e kıyısı olan devletlerin arasında ve karada yaşanan bir soruna denizden müdahale etmek, Karadeniz’deki barış ortamını bozacak asıl unsur olacaktır. Rusya tarafından izlenen genişlemeci politikalar, AB Devletleri’nin, Kuzey Akım – 2 gibi projelerle Rusya’nın enerji güzergâhlarının güvenliği konusundaki endişelerini yok eden boru hatlarını gerçekleştirmeleri ile, bu yazıda da izah edildiği üzere, doğrudan ilgilidir. Zira Rusya, bugüne kadar genişlemeci politika izlediği ülkelerin hepsini enerji ihracatı konusunda sorun çıkartamayacak ülkelerden seçmiştir. Gürcistan bu ülkelerden biridir. Ukrayna da, 2012 yılında biten Kuzey Akım projesinden 2 yıl sonra Kırım’ı kaybetmiş, %95’i bitmiş olan Kuzey Akım – 2 projesi ile de günümüzdeki Rus genişlemeciliğine maruz kalmıştır. İlk Kuzey Akım projesi ile Ukrayna’ya olan bağımlılık önemli oranda ortadan kalkarken, ikinci Kuzey Akım projesi ile tamamen kalkacaktır. AB’nin bu tutumu, Rusya’yı kendi sınırları boyunca çevreleme politikasını da işe yaramaz hale getirmektedir. Dolayısıyla Rusya’nın bugün Ukrayna’ya kadar genişlemeye cesaretlendiren temel olgulardan biri olan Kuzey Akım – 2 projesi, AB’nin bir hatasıdır. Bu hatanın olası sonuçlarını bertaraf etmek için Türkiye’ye kendi başına üstleneceği hiçbir sorumluluk düşmemektedir.

Rusya; enerji ihracatını güvene aldığında, ülkesinin stratejik güvenlik hattı olan Transdinyester – Kaliningrad hattına doğru genişlemek isteyecektir. Bu genişleme isteği içerisinde E – 40 su yolu projesi de bulunmaktadır. Bu proje bağlamında Ukrayna’nın Herson şehri Rusya’nın muhtemel ilk hedeflerinden biri olarak değerlendirilmelidir. Anlatılanların yanı sıra, Rusya’nın söz konusu stratejik güvenlik hattına doğru genişleme politikasının içerisinde Belarus (Beyaz Rusya)’un da Rusya’ya bağlanması durumu söz konusu olabilecektir. Böyle bir genişleme politikasının başarılı olmasının sonucunda Rusya’nın Polonya sınırlarına kadar ulaşacağı not edilmelidir. Kaliningrad – Transdinyester hattı, Rusya’nın batıdaki güvenlik hattıdır. Bu hat, bugün tam olarak Rusya’nın istediği biçimde değildir. Fakat bir gün bu hat Rusya’nın istediği biçime gelirse, bunun ardından Rusya’nın yöneleceği güvenlik hatları Güney ve Doğu hatları olacaktır. Güney hatlarında Rusya’nın karşısındaki temel unsur Türkiye’dir. Türkiye, mevcut şartlar göz önüne alındığında Rusya ile sıcak bir çatışmaya veya yıpratma savaşına girmemelidir. Dolayısıyla söz konusu genişleme; Güney hattına gelmeden, Rusya henüz batı hattını kurmaya çalışırken engellenmelidir. Bu engelleme girişimi Rusya’yı tamamen karşıya alarak değil, karşılıklı bağımlılık ve enerji güzergâhlarını “kontrol etme yoluyla tehdit ederek” olmalıdır. Binaenaleyh, Türkiye ve Rusya arasında Türk Akım projesine ek olarak muhtemel diğer boru hattı projeleri uygulanmalı, bu projelerin güzergâhlarının Türkiye’den geçtiğinden emin olunmalıdır. Rusya’nın Transdinyester – Kaliningrad hattına ulaşamamasını sağlamanın önemli yollarından bir diğeri de Türkiye ve Ukrayna arasındaki stratejik işbirliğini devam ettirmek fakat açık bir taraf beyanında bulunmamaktır.

Bu yazıda daha önce de ifade edildiği üzere, Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkilerin sürdürülebilirliği, bölgenin istikrarıyla doğrudan orantılıdır. Tüm bunların yanında; Türkiye, bulunacağı diplomatik girişimlerde, diğer ülkere, AB’nin yayılmacılık konusunda Rusya’yı nasıl cesaretlendirdiğini anlatmalıdır. AB’nin Rusya politikalarının daha sert olması gerektiği vurgulanmalıdır. Türkiye’nin Rus yayılmacılığına karşı tek başına sorumluluk almayacağı ifade edilmeli, dahası, böyle bir sorumluluğu almak zorunda kalmayacağı bir ortam oluşturulmalıdır. Bu sebepten dolayı, Avrupa’da bir “Vestfalya Düzeni” oluşmadan önce AB politikalarının Rus genişlemeciliğini durdurabilecek bir seviyeye gelmesi teşvik edilmeli ve gerekirse baskı kurulmalıdır. Rusya’nın çok büyük bir ithalat-ihracat ortağı olarak Avrupa, ekonomi yoluyla Rusya’nın tamamen durdurulması imkansız gözükse dahi, entegre olmak veya ambargolara maruz kalmak arasında iki farklı seçenek sunarak Rusya’nın genişlemeci politikalarını dizginleyebilecektir. Türkiye’nin ise bu konuda izleyeceği politika AB’nin her zaman bir adım gerisinde olmalıdır. Zira AB’nin karar alıcı devletleri jeopolitik açıdan direkt bir Rus tehdidiyle henüz karşı karşıya değildir. Fakat Türkiye’nin jeopolitik açıdan direkt bir Rus tehdidiyle karşı karşıya olması muhtemeldir. Bu sebepten dolayı Türkiye’nin, AB’nin Rus yayılmacılığını dizginlemek için uygulayacağı politikaları daima bir adım geriden takip etmesi gerekmektedir.

 

 

Alperen OKAY

BAU DEGS Araştırmacısı

 

[1] Liaisian Şahin, “Ukrayna Krizinde Kırım Tatarları Faktörü,” Bianet, Erişim Tarihi: Nisan 10, 2021, https://bianet.org/biamag/siyaset/156738-ukrayna-krizinde-kirim-tatarlari-faktoru.

[2] Niyazi G. Atay, “Azak-Kerç Su Alanı’nın Ekonomik Değeri,” Eko Avrasya, Erişim Tarihi: Nisan 10, 2021, https://ekoavrasya.net/duyuru.aspx?did=78&Pid=10&Lang=TR.

[3]Sezai Özçelik, “II. Soğuk Savaş ve Kırım’daki Jeo-Stratejik Gambit: Rusya’nın Stratejik Derinliği Bağlamında Kırım’ın İşgali ve Kırım Tatarları,”  TASAM, Erişim Tarihi: Nisan 10, 2021, https://tasam.org/Files/Icerik/File/sezaiyazi_pdf_5f9ba87b-acdd-4399-b2be-98361400bec2.pdf.

[4] “Biden’dan Putin’e Katil Nitelemesi,” TRT Haber, Erişim Tarihi: Nisan 13, 2021, https://www.trthaber.com/haber/dunya/bidendan-putine-katil-nitelemesi-565299.html.

[5] “Rusya Washington’daki Büyükelçisini Moskova’ya Çağırdı,” AA, Erişim Tarihi: Nisan 13, 2021, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/rusya-washingtondaki-buyukelcisini-moskovaya-cagirdi/2179474.

[6] Mohammad Salman, Moritz Pieper ve Gustaaf Geeraerts “Hedging in the Middle East and China-U.S. Competition,” Chinese Global Association, Erişim Tarihi: Nisan 13, 2021, https://www.researchgate.net/publication/266091429_Hedging_in_the_Middle_East_and_China-US_Competition/link/5425529f0cf238c6ea73fef1/download.

[7] “Trump ve Clinton Televizyon Tarihi Yazdı,” Sputnik News, Erişim Tarihi: Nisan 13, 2021, https://tr.sputniknews.com/abd/201609271025010731-trump-clinton-televizyon-tarih/.

[8] Soner Atakan Ertürk, “Doğu Akdeniz ve Arktik,” BAU DEGS, Erişim Tarihi: Nisan 13, 2021, https://baudegs.com/dogu-akdeniz-ve-arktik-2/.

[9] Ömer Tuğrul Çam, “NATO Müttefiklerinden Ukrayna’ya Destek,” Anadolu Ajansı, Erişim Tarihi: Nisan 13, 2021, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/nato-muttefiklerinden-ukraynaya-destek/2207629.

[10] Vladimir Isachenkov, “Russia Says Troop Buildup Near Ukraine Is a Response To NATO,” Star Tribune, Erişim Tarihi: Nisan 13, 2021 https://www.startribune.com/russia-says-troop-buildup-near-ukraine-is-a-response-to-nato/600045427/.

[11] Suat İlhan, Jeopolitik: Güç Odağı Kuramı (İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi, 2019), 179.

[12] İlhan, Jeopolitik: Güç Odağı Kuramı, 188.

[13] Fredrik Westerlund, “Russia’s Military Strategy and Force Structure in Kaliningrad,” Swedish Defence Research Agency, Erişim Tarihi: Nisan 13, 2021, https://www.foi.se/download/18.7fd35d7f166c56ebe0bbfe7/1542369070079/RUFS-40_Military-strategy-and-force-structure-in-Kaliningrad_FOI-Memo-6060.pdf.

[14] “2021 Military Strength Ranking,” Global Fire Power, Erişim Tarihi: Nisan 13, 2021, https://www.globalfirepower.com/countries-listing.php.

[15] “Sea of Azov,” Wikipedia, Erişim Tarihi: Nisan 13, 2021, https://en.wikipedia.org/wiki/Sea_of_Azov#cite_note-23.

[16] Eugene Rumer, “Punishing Germany for Nord Stream – 2 Does Nothing to Stop Putin,” Defense News, Erişim Tarihi: Nisan 13, 2021, https://www.defensenews.com/opinion/commentary/2021/04/08/punishing-germany-for-nord-stream-2-does-nothing-to-stop-putin/#:~:text=With%20Europe’s%20ambitious%20Green%20New,it%2C%20will%20not%20abandon%20it.

[17] Örneğin: 19. Yüzyıl Kırım Savaşı.

[18] “Polonya’dan ABD’ye Askeri Üs Daveti,” DW, Erişim Tarihi: Nisan, 13, 2021, https://www.dw.com/tr/polonyadan-abdye-askeri-%C3%BCs-daveti/a-45551245.

[19] Mustafa K. Erdemol, “Romanya: Yanı Başımızdaki Küçük Amerika,” Birgün, Erişim Tarihi: Nisan 15, 2021, https://www.birgun.net/haber/romanya-yani-basimizdaki-kucuk-amerika-124759.

[20] “E40 waterway and Save Polesia campaign, Belarus,” EJ Atlas, Erişim Tarihi: Nisan 16, 2021 https://ejatlas.org/conflict/save-polesia-stop-construction-of-e40-waterway.

[21] Iryna Kosse, “Is E40 River Route Connecting Baltic and Black Seas A Good Idea?,” 4Liberty, Erişim Tarihi: Nisan 16, 2021, http://4liberty.eu/is-e40-river-route-connecting-baltic-and-black-seas-a-good-idea/.

[22] “Lukashenka Unveils Belarus-Ukraine Cooperation Priorities,” BelTA, October 4, 2019, https://eng.belta.by/president/view/lukashenko-unveils-belarus-ukraine-cooperation-priorities-124746-2019/.

[23] “Lukashenko and Zelensky Discuss The Death of Polesie,” Bahna, Erişim Tarihi: Nisan 16, 2021, https://bahna.land/en/rivers-and-lakes/lukashenko-and-zelensky-discuss-the-death-of-polesie.

[24] “Belarus: Rival rallies as Lukashenko claims NATO deployed to border,”Deutsche Welle, Nisan 16, 2021, https://www.dw.com/en/belarus-rival-rallies-as-lukashenko-claims-nato-deployed-to-border/a-54586752.

[25] “Лавров передал Лукашенко «приветы от Владимира Владимировича,” RBC, Erişim Tarihi: Nisan 16, 2021, https://www.rbc.ru/rbcfreenews/5fbf769f9a79479db24f411e.

[26] İlhan, Jeopolitik: Güç Odağı Kuramı, 188.

[27]“ The Kremlin is pushing Belarus to merge with Russia: Lukashenko,” Euractiv, Erişim Tarihi: Nisan 16, 2021, https://www.euractiv.com/section/europe-s-east/news/the-kremlin-is-pushing-belarus-to-merge-with-russia-lukashenko/.

[28] ABD Enerji Bilgi Yönetim İdaresi (U.S. Energy Information Administration).

[29] Nemanja Popovic, “The Energy Relationship Between Russia and The European Union,” E-International Relations, Erişim Tarihi: Nisan 15, 2021, https://www.e-ir.info/2020/02/24/the-energy-relationship-between-russia-and-the-european-union/.

[30] “Gas Supplies to Europe,” Gazprom Export, Erişim Tarihi: Nisan 15, 2021 http://www.gazpromexport.ru/en/statistics/.

[31] John A. Paravantis, Nikoletta Kontoulis, “Energy Security and Renewable Energy: A Geopolitical Perspective,” Intechopen(September, 2020), DOI: 10.5772/intechopen.91848

[32] Doğalgaz ihracatı, Rusya’nın en büyük üçüncü ihracat kalemidir. (“Russia’s Economy: How Healthy Are Their Export and Import Figures?,” Commodity, Erişim Tarihi: Nisan 15, 2021, https://commodity.com/data/russia/.)

[33] “Major Gas Pipelines of the Former Soviet Union and Capacity of Export Pipelines,” East European Gas Analysis, Erişim Tarihi: Nisan 15, 2021 https://eegas.com/fsu.htm.

[34] “Major Gas Pipelines of the Former Soviet Union and Capacity of Export Pipelines,” East European Gas Analysis.

[35] Türk Akım, Kuzey Akım, Yamal-Europe ve Kobrin-Brest hatlarının toplam yıllık kapasitesidir.

[36] Rumer, “Punishing Germany for Nord Stream – 2 Does Nothing to Stop Putin.”

[37] “Major Gas Pipelines of the Former Soviet Union and Capacity of Export Pipelines,” East European Gas Analysis.

[38] “Russia and Ukraine Agree to Gas Transit Deal,” Deutsche Welle, Erişim Tarihi: Nisan 15, 2021, https://www.dw.com/en/russia-and-ukraine-agree-to-gas-transit-deal/a-51743639.

[39] Leonid Bershidsky, “EU Pipeline Ruling Helps Ukraine Thwart Russia,” Bloomberg, September 11, 2019, https://www.bloomberg.com/opinion/articles/2019-09-11/eu-pipeline-ruling-helps-ukraine-thwart-russia.

[40] “Russia’s Economy: How Healthy Are Their Export and Import Figures?,” Commodity.

[41] Zbigniew Brzezinski, The Grand Chessboard(New York:Basic Books, 1997), 46.

[42] Andrew Radin, Lynn E. Davis ve diğerleri, The Future of The Russian Military(Santa Monica: RAND, 2019), 15.

[43] “How the West Got China Wrong,” The Economist, Mart 3, 2018, https://www.economist.com/leaders/2018/03/01/how-the-west-got-china-wrong.

[44] “Gross domestic product (GDP) at current prices in China from 1985 to 2020 with forecasts until 2026,” Statista, Erişim Tarihi: Nisan 17, 2021, https://www.statista.com/statistics/263770/gross-domestic-product-gdp-of-china/#:~:text=In%202020%2C%20the%20gross%20domestic,around%2014.72%20trillion%20U.S.%20dollars.

[45] “Annual Report to Congress: Military and Security Developments Involving the People’s Republic of China,” Office of the Secretary of Defence, 2020, https://media.defense.gov/2020/Sep/01/2002488689/-1/-1/1/2020-DOD-CHINA-MILITARY-POWER-REPORT-FINAL.PDF.

[46] “Russia Exports to Germany,” Trading Economics, Erişim Tarihi: Nisan 17, 2021, https://tradingeconomics.com/russia/exports/germany.

[47] “Putin’den Montrö Sözleşmesi Vurgusu,” Deutsche Welle, Erişim Tarihi: Nisan 17, 2021, https://www.dw.com/tr/putinden-montr%C3%B6-s%C3%B6zle%C5%9Fmesi-vurgusu/a-57150277.

[48] “Kremlin: Türkiye ile Aramızda Soğukluk Yok,” TRT Haber, Erişim Tarihi: Nisan 17, 2021, https://www.trthaber.com/haber/dunya/kremlin-turkiye-ile-aramizda-sogukluk-yok-573404.html.

[49] “Ukrayna ve Türkiye 5 Milyar Dolarlık Ticaret Hacmini İkiye Katlayacak,” Hürriyet, Erişim Tarihi: Nisan 17, 2021, https://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/ukrayna-ve-turkiye-5-milyar-dolarlik-ticaret-hacmini-ikiye-katlayacak-41775725.

[50] Örneğin: Romanya – Ukrayna Deniz Yetki Alanlarını Sınırlandırma Davası.

DİĞER YAZILAR

MEDYADA BAU DEGS
MEDYADA BAU DEGS
13 Mayıs 2021

12 MAYIS MEDYA BÜLTENİ YAZILI BASIN YANSIMALARI YENİÇAĞ GAZETESİ KÖŞE YAZARI HÜSEYİN MACİR YUSUF; “KKTC TANINMALIDIR” İSİMLİ YAZISINDA BAU...

UZMANLAR HABER7’YE DEĞERLENDİRDİ: TSK FİLİSTİN’E GİDEBİLİR Mİ?
UZMANLAR HABER7’YE DEĞERLENDİRDİ: TSK FİLİSTİN’E GİDEBİLİR Mİ?
12 Mayıs 2021

İŞGALCİ İSRAİL YÖNETİMİ GÜNLERDİR GAZZE’Yİ BOMBALIYOR. YAŞANAN ZULME KARŞI MÜSLÜMAN ÜLKELERİN ADIM ATMASI BEKLENİYOR. UZMANLAR TSK SEÇENEĞİNİ HABER7’YE ANLATTI....

İsrail’in İç Siyaseti Açısından Mescid-i Aksa’dan Başlayarak Tüm İsrail ve Filistin’e Yayılan Kaos’un Bir Değerlendirmesi: Neden şimdi?
İsrail’in İç Siyaseti Açısından Mescid-i Aksa’dan Başlayarak Tüm İsrail ve Filistin’e Yayılan Kaos’un Bir Değerlendirmesi: Neden şimdi?
12 Mayıs 2021

  Birçok insan İsrail ve Filistin’de günden güne artan kaosu izlemekte ve kendine aynı soruyu sormakta: Bu olay neden...