AB’NİN NATO ÜYESİ TÜRKİYE’YE YAPTIRIM UYGULAMASININ HUKUKSUZLUĞU

 

AB’nin Türkiye ile üyelik ilişkisinden kaynaklı durumunu NATO içerisinde de kullanmaya başlaması, NATO ile AB arasındaki işbirliği durumunu ortadan kaldırmaktadır. Günümüzde Doğu Akdeniz özelinde yaşanan tartışmanın temeli buradan kaynaklanmaktadır.  AB’nin Birlik üyesi olmayan bir NATO ülkesi üzerinde baskı kurmaya çalışması, NATO’nun kararlarını oy birliğiyle aldığı bir ortam içerisinde olumlu sonuçlar ortaya koymamaktadır.

 

Tarihsel sürece bakıldığında; Türkiye, 1991 yılında, Maastricht Antlaşması’na eklenmiş bir deklarasyon (Deklarasyon No. 30) ile Batı Avrupa Birliği’ne (BAB) Ortak Üye olarak davet edilmiştir. Ortak Üye statüsünün detayları BAB’ın 19 Haziran 1992 Petersberg Deklarasyonu ile belirlenmiş; Türkiye Cumhuriyeti’nin BAB Ortak Üyeliği Belgesi 20 Kasım 1992’de Roma’da kabul edilmiştir. Ancak 1998 tarihli St. Malo Zirvesi’nde İngiltere ile Fransa, NATO’dan bağımsız bir Avrupa güvenlik ve savunma politikası oluşturma kararı almıştır. Bu karara karşın; NATO dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın görüşü doğrultusunda otonom bir Avrupa savunma kabiliyeti geliştirilirken; Birliğin, NATO’nun imkân ve kabiliyetlerini kopyalanmasından, NATO içinde AB içi veya AB’yi gözeten politik oyunlar oynanmasının yaratabileceği bir ayrışmadan ve AB üyesi olmayan Avrupalı müttefiklerin herhangi bir ayrımcılığa uğramasından kaçınması istemiştir. NATO; 1999 Washington Zirvesi ile Petersberg Görevleri ile ortaya konulan kriz yönetimi operasyonlarında ilk mercii olma hakkını saklı tutmayı amaçlamıştır.

 

Haziran 1999’da toplanan Köln Avrupa Konseyi (European Council), Genel İşler Konseyi’ni Avrupa savunma kabiliyetinin oluşturulması konusunda görevlendirmiş ve bu bağlamda oluşturulacak kabiliyetin BAB’ın yürüttüğü görevlerin AB çatısı altına alınmasını önermiştir. Bu öneri doğrultusunda 2000 tarihi itibariyle BAB’ın örgüt yapısının sona ermesi kararlaştırılmıştır. BAB’ın ortadan kalkacak olması, Türkiye gibi AB üyesi olmayan NATO üyesi olan bir ülke açısından da önemli çıkarımlara sahip olmuştur. Türkiye; BAB yapısı sonrasında Avrupa’nın üstleneceği operasyonlarda da yer almak istemiştir. Bu amaç doğrultusunda; Aralık 1999 Helsinki Avrupa Konseyi, Sonuç Bildirisi’nde AB, üyesi olmayan Avrupalı müttefiklerin kriz yönetimi aktivitelerine olabilecek en üst derecede katılabilmeleri için gerekli düzenlemelerin yapılacağını belirtmiştir. Sonuç Bildirisi’ne eklenen “Ortak Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası Hakkında İlerleme Raporu”nda, AB üyesi olmayan Avrupalı Müttefiklerin Birliğin kriz yönetimi operasyonlarına katılımı, NATO imkân ve kabiliyetlerinin kullanıldığı operasyonlar için kendi kararlarına; sadece-AB operasyonları için ise Bakanlar Konseyi’nin davet edilmelerine yönelik kararına bırakılmıştır. Bu bildirinin lafzına bakıldığında NATO’nun yer almadığı sadece AB ülkelerinin yer aldığı operasyonlarda Türkiye gibi AB üyesi olmayan ülkelerin operasyonu katılmaları durumuna bir ülkenin vetosu yeterli olabilecektir. Yunanistan veya Güney Kıbrıs’ın sadece AB operasyonlarına Türkiye’nin katılımını vetosu, hem Avrupa güvenlik ve savunma politikasını olumsuz etkileyecek hem de NATO ile AB arasındaki işbirliğini zedeleyecektir.

 

2001 yılında imzalanıp 2003 yılında yürürlüğe giren Nice Antlaşması’nın 2002’de konsolide edilen versiyonunun Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası ile ilgili Hükümlerinin 17(1)’inci maddesinde şu ifade yer almaktadır; “Bu Kesim uyarınca belirlenen Birlik politikası; belirli üye devletlerin güvenlik ve savunma politikalarının özel niteliğine halel getirmez, ortak savunmalarının Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı (NATO) çerçevesinde sağlandığını kabul eden belirli üye devletlerin Kuzey Atlantik Antlaşması’ndan kaynaklanan yükümlülüklerine saygı gösterir ve bu çerçevede oluşturulan ortak güvenlik ve savunma politikasına uygun olur. Bu madde AB’nin NATO üyesi ülkelere karşı yaptırıma başvuramayacağının ve savunma ve güvenlik alanında AB üyesi olmayan NATO ülkeleri ile uyumsuzluk teşkil eden girişimlerde bulunmayacağını belirtmektedir. İlgili üye devletler için bu madde, AB askeri kriz yönetimi çerçevesinde üstlendikleri eylem ve kararların her zaman NATO müttefikleri olarak Antlaşma yükümlülüklerine saygı gösterecekleri anlamına gelir. Aynı zamanda, karşılıklı olarak NATO askeri kriz yönetimi çerçevesinde AB’ye veya üye devletlerine karşı herhangi bir eylemde bulunmayacağı anlayışıyla, hiçbir koşulda ve hiçbir krizde ortak güvenlik ve savunma politikasının bir müttefik aleyhine kullanılmayacağı anlamına da gelir. Ayrıca bu ifadelerden Birleşmiş Milletler Şartı’nın ilkelerini ihlal edecek herhangi bir eylemde bulunmayacağı da anlaşılmaktadır.

 

Türkiye’nin Helsinki ve Nice kararları ile kendi güvenlik çekincelelerinin karşılanması istemektedir. Kendi ulusal sınırlarına yakın bölge ve coğrafyalarda yapılacak sadece AB operasyonlarında Türkiye; durum ve olaylardan haberdar olmayı hedeflemiştir. Nice Avrupa Konseyi öncesi Kıbrıslı Rumların adadaki Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün yerine ileride Avrupa Acil Müdahale Gücünün konuşlandırılabileceğini açıklaması Türkiye’nin güvenlik endişelerini ortaya koymaktadır. Türkiye’nin belirtilen endişelerine karşılık, İngiltere ve ABD Aralık 2001’de Türkiye’ye bir öneri paketi sundular. Ankara Mutabakatı veya İstanbul Belgesi olarak açıklanan bu girişim, öncelikle AB üyesi Müttefiklerin NATO’ya karşı sorumluluklarına saygılı davranacaklarını teyit ediyordu. Ayrıca, hiçbir kriz durumunda, AGSP bir Müttefike karşı ileri sürülemeyecektir. Belirtilen şartlar, Yunanistan tarafından kabul edilmeyince bu belge yerine Berlin Artı düzenlemeleri ortaya konulmuştur. 26 Kasım 2002 tarihinde oluşturulan Berlin Artı düzenlemesi ile AB üyesi Müttefiklerin, NATO sorumluluklarına saygılı olacakları ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’nın hiçbir şart altında bir Müttefike karşı kullanılmayacağını belirtilmiştir.

 

Avrupa Birliği’nin ve NATO’nun çeşitli zirveler ile toplantılarında almış olduğu kararlar ile yukarıda tarihsel süreçler içerisinde açıklanmaya çalışılan hukuki metinlerden hareketle Yunanistan’ın AB’ye yaptırım çağrısında bulunmasının hukuki bir dayanağı olmadığı açıkça görülmektedir. Yunanistan ve Güney Kıbrıs hukuka aykırı bir beklenti içerisindedir zira AB, NATO üyesi olan bir ülkeye karşı herhangi bir yaptırım uygulama hakkına sahip değildir. Ancak özellikle Güney Kıbrıs’ın Mayıs 2004 tarihinde Avrupa Birliği’ne “adanın tamamını temsil eder şekilde” üye olması sonrasında Türkiye’nin sadece AB operasyonlarına katılımını engellemeye başlamıştır. Ortaya çıkan böyle bir durum aslında zımni olarak Türkiye’nin Avrupa güvenlik ve savunma yapısının dışında bırakılmasına yol açarak bir çeşit yaptırım da sergilemektedir. Türkiye, kendisine karşılık yapılan haksız tutumlara karşılık, NATO-AB işbirliği çerçevesindeki toplantılara Güney Kıbrıs’ın katılımını veto ederek engelleyerek cevap vermektedir. Türkiye’nin bu hamlesi uluslararası hukukta “mütekabiliyet (karşılıklılık)” ilkesine uygun düşmektedir. Eğer özellikle Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın etkisiyle AB herşeye rağmen böyle bir yaptırım uygulamaya kalkışırsa, bu AB-NATO ilişkilerinin bozulmasına ve antlaşmaların ihlaline neden olacaktır.

 

Emre ERDEMİR

BAU DEGS Uzmanı