“ARKTİK VE KÜRESEL ISINMA” RÖPORTAJI

29 Ocak 2021

 

İTÜ PoLReC liderliğinde “İlk Türk Arktik Bilimsel Seferi”ni gerçekleştiren ekibin içinde olan (E) Deniz Kurmay Albay ve Piri Reis Üniversitesi Öğretim Görevlisi Sayın Barbaros Büyüksağnak ve moderatör Sevgi Yılmaz.

 

 

“Doğa ile savaş içindeyiz, eğer kazanırsak kaybedeceğiz.” Hubert Reeves

 

 

 

S.Y.: Bugün Arktik üzerine konuşacağız. Öncelikle bize Kuzey Kutup Bölgesi ile ilgili bilgi verirseniz bu şekilde başlamak daha doğru olur diye düşünüyoruz.

 

 

Öncelikle hangi bölgeden konuştuğumuzdan bahsedelim. Dünyamızın biri kuzeyde biri güneyde olmak üzere iki tane kutup bölgesi var yani iki çatısı var diyebiliriz. Bu kutup noktası 90 derece enlemde yer alıyor. Tüm boylamlar ve meridyenler bu noktada birleşiyorlar. Burası dünyanın Kuzey çatısıdır. Bu yerin bir benzeri tam terste yaklaşık 20.000 km ötede yer alan Güney Kutup Noktası’dır. Bu coğrafyada son yirmi-otuz yıldır çok değişik şeyler olmaya başladı, bu değişimlerin sebebi insanlar olarak bizleriz.

 

 

Arktik Bölgesi ismini kutup ayısından alır. (Arctos, Yunanca) Güney Kutbu’nda dünyanın en büyük beşinci kıtası Antartika yer almaktadır ismini ise Anti Arktik’ten alır ve kutup ayısının olmadığı bölge anlamına gelir. Ancak ikisinin arasında şöyle büyük bir fark var; Norveçli kaşif Roald Amundsen 1911’de bir kıta üzerinde olan Güney Kutbu’nu keşfetmiştir, Kuzey Kutup noktasının merkezi ise denizlerden oluşur ve etrafında 3 kıta vardır: Amerika, Asya ve Avrupa.

 

 

Arktik dediğimiz bölgede bugün 8 devlet kara parçalarıyla yer almaktadır. Bunlar; tartışmasız en baskın ülke olan Rusya Federasyonu, İskandinavya’nın üç ülkesi Finlandiya, İsveç, Norveç (sadece Norveç’in okyanusa kıyısı var), İzlanda, sadece küçük bir adasıyla çemberin içinde kalır, 2.100.000 kilometre karelik dünyanın en büyük adası olan Grönland (özerk ancak Danimarka’ya bağlı), Kanada (36.000 takımada ve kıta devletinden oluşur) ve Alaska (1867’de Rusya’dan satın alınan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) toprakları; 7.2 milyon dolar karşılığında). Yani ABD’de de bu şekilde Arktik bölgesi içinde 153 yıldır yer almaktadır.

 

 

Arktik bölgesinin belli bir coğrafi tanımı yoktur ancak en yaygın tanıma göre 66 derece 33 dakika 39 saniye kuzey enleminin içinde kalan bölgededir. Bunun dışında “Tree Line” diye geçen ağaç hattının kuzeyine de Arktik bölge diyen araştırmacılar vardır. Çünkü buradaki topraklar donmuş durumdadır ve haliyle ağaç yetişmemektedir. Bunun dışında bir de Kırmızı Hat var ve bu hattın bölgenin en sıcak ay olan Temmuz ayında 10 dereceden daha soğuk olan bölgesine de Arktik bölge diyen bir grup daha var, Grönland ve Svalbard da tamamıyla bu bölgeye girer. 66-33’e göre ise İskandinav Yarımadası bu bölgenin içindeyken, kırmızı hatta göre bölgenin dışında kalmaktadır.

 

 

Circle kelimesinin Türkçesi hem daire hem çember anlamına gelmektedir. Sadece enlemden bahsediyorsak Arktik çember, içindeki dolu alandan bahsediyorsak Arktik dairesi demek daha doğru olur. Terminoloji için bir Kutup Terimleri Ansiklopedisi hazırlanıyor bizler tarafından, TÜBİTAK bünyesinde.

 

 

Kıyı denizleri tıpkı Akdeniz gibi (Akdeniz de sonuç itibariyle Atlantik Okyanusu’nun bir koludur): Doğu Sibirya Denizi, Chukchi Denizi, Beaufort Denizi, Kara Denizi, Laptev Denizi, Barents Denizi, Beyaz Denizi, Grönland Denizi’dir. Bunlar Arktik Okyanusu’nun kıyılarındaki denizlerimizdir ancak Arktik Okyanusu olarak da geçerler. Svalbard Adası hariç Asya kıtasının kuzeyinde yer alan Novara, Yeni Sibirya, Wrangh, Severnaya, Franz Joseph Adaları Rusya’ya aittir. Svalbard Adaları ise Norveç’e ait takımadalardır.

 

 

Bu bölgedeki en önemli sorunlardan birisi küresel ısınma ve insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle yaşanan deniz buzlarının erimesi meselesidir. Kuzey Kutup Noktası’nda altı ay gece altı ay gündüz yaşanmaktadır. Genç ve yaşlı deniz buzları vardır. Beş yaşındaki deniz buzu demek beş yıl erimeden hayatta kalabilmiş deniz buzu demektir. Dünya için istediğimiz deniz buzu da bu tarzda olanlardır, çünkü bu alanın soğuk kalması lazım. Ancak zamanla 4 yaşındaki deniz buzlarının azaldığını görmekteyiz. Özellikle 2000’li yıllarla beraber deniz buzları artık daha genç deniz buzları haline geliyor.

 

 

Son 1700 yıldaki küresel sıcaklık değerlerine baktığımızda, bu süreçte dünyada zaten iklimler kendiliğinden değişebilir, bir soğur bir ısınır çünkü güneşten gelen enerjiye bağlıyız ancak “insana bağlı değişim” tehlikelidir. 2016 en sıcak yıl iken 2020 ise ondan sonra yaşanan en sıcak ikinci yıl olarak kayıtlara geçmiştir.

 

 

NASA’nın sayfasındaki verilerde bizler için 4 önemli gösterge bulunmaktadır:

 

 

  1. Küresel sıcaklık: Küresel sıcaklık sanayi öncesi döneme göre yaklaşık bir santigrat derece artmış durumda.
  2. Karbondioksit miktarı: Atmosferdeki milyondaki parça sayısı 415, bu Sanayi Devrimi öncesinde 280 idi.
  3. Arktik Okyanusu’ndaki minimum deniz buzu değeri (Eylül ayında en sıcak ay deniz suyu için): İvme git gide aşağı doğru gitmektedir.
  4. Buzullar: Deniz buzu deniz suyunun donmasıyla oluşur ancak kara parçalarının, kıtaların, dağların üzerinde olanlara buzul diyoruz. Bunlar 3 km’ye varan kalınlıkta, milyonlarca yıl yağan karın ve tatlı suyun donmasıyla oluşan buzullardır. Buz tabakası oranının azalması Antarktika’da ve Grönland’da (dünyanın en büyük tatlı su kaynakları) rekor seviyelerde.

 

 

Dünyada her sene, 1994’ten bu yana 400 milyar ton buzul erimektedir. Deniz seviyesinin yükselmesi de bu buzulların erimesiyle meydana gelebilecek bir olaydır. Antarktika’daki 14 milyon kilometre karelik kıtada buzullar erirse sular yaklaşık 6 metre yükselecektir. Deniz buzunun minimum olduğu yıl 2012, sonra ise 2019’dur yani devamlı olarak olumsuz anlamda rekor kırmaktayız.

 

 

S.Y.: Küresel ısınmadan ötürü buzulların erimesiyle başlayan süreç bir yandan doğal yapının bozulmasıyla bölgede yaşayan canlı hayatının tehdidi, sel felaketleri gibi olumsuz sonuçlara meydan verecekken diğer yandan içinde barındırdığı enerji kaynakları bakımından dünya için yeni rezerv noktası olacaktır. Bu bağlamda başta Rusya Federasyonu, ABD ve Çin olmak üzere devletlerin icra ettikleri faaliyetleri nasıl değerlendirirsiniz?

 

 

Bize uzak bir bölge olan kutuplarla uzun süre ilgilenmemişiz. En baskın ülke Rusya tabiki, ABD uzun süre pek buraya girmemiştir. Soğuk Savaş sonrasında özellikle Rusya’nın toparlanma çabalarından sonra Arktik Bölge’sine yeniden ilgi göstermesi, küresel ısınmaya dair gelişmeler bölgeyi dünya için önemli hale getirmiştir. Çin son dönemlerde dev adımlar atmıştır ve 1.4 milyarlık nüfusu dolayısıyla her alanla ilgilenmektedir. Bu üç kilit ülke bölgede mücadele içerisindedir.

 

 

Rusya stratejik bombardıman devriye uçuşlarına devam etme kararı almıştır ve 2 Ağustos 2007’de Kuzey Kutup Noktası’nın (North Pole) 4261 m derinliğindeki yere iki cep denizaltıyla bir Rus bayrağı yerleştirmiştir. Bu çok acık bir mesajdır yani Putin hedeflerini koymaya başlamıştır. “Rusya burası benim demektedir.”

 

 

Bu bölgede de kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge konuları mevcut. 2008 yılında yayınladığı bir Arktik Strateji Belgesi var Rusya’nın ve bu belge bazı çevrelerce saldırgan, yayılmacı ve güç diplomasisine dayanan bir girişim olarak değerlendirilmektedir. İdeolojik ve jeopolitik olarak baktığımızda Soğuk Savaş döneminin aksine Rusya’nın mevcut Arktik doktrininin Moskova’nın doğal kaynaklar için rekabet ve kuzey deniz rotası olarak adlandırabilecek (NSR) yi kontrol çabaları şeklinde görebiliriz. Bu nedenle Rusya’nın Arktik bölgesine yönelik niyetlerini esas itibariyle meşru çıkarlarının korunmasına yönelik savunmacı bir çaba olarak kabul eden ya da en azından uluslararası Arktik işbirliği bağlamında diğer Arktik devletlerin talepleri kadar kabul edilebilir bulan çalışmalar da mevcuttur.

 

 

Onun dışında ABD’nin güncel Arktik doktrinin de birçok alt başlığı olduğu görülmektedir:

 

 

  • Stratejik noktalarda ikmal kabiliyeti sağlama sistemlerinin konuşlandırılması,
  • Arktik Okyanusu’nda varlık göstermek,
  • Deniz güvenlik operasyonları,
  • Seyir ve uçuş güvenliğinin elde edilmesi,
  • Stratejik caydırıcılığın sağlanması (Grönland adasında üsleri bulunmaktadır).

 

 

Balistik füzeler atılacaksa dünyanın şekli düşünüldüğünde Rusya ve ABD’nin bunları Arktik Okyanusu üzerinden atacağı düşünülmektedir çünkü en kısa yol burasıdır.

 

 

Rusya 1997 yılında Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni imzaladıktan sonra 2001 yılında BM’ye başvurarak Arktik bölgesindeki kıta sahanlığının genişletme hakkını arayan ilk devlet olmuştur (BMDHS’ne göre eğer şartlar uygunsa kıta sahanlığınızı 350 deniz miline kadar uzatabilirsiniz. Doğu Akdeniz de bunu yapamıyorsunuz çünkü zaten 400 millik bir genişlik yok Türkiye ve Mısır arasında, yarı yarıya anlaşmak durumundasınız). Arktik devletleri arasında yani kıyıdaş beş ülke arasında resmi Arktik stratejisini geliştirerek Arktik doktrinini ilk geliştiren devletlerden biri yine Rusya’dır. 1980’li yıllarda SSCB karşı karşıya geldiği sosyolojik ve ekonomik krizler döneminde Gorbaçov’un daha uzlaşmacı dış politika izlemesini teşvik etmiştir. Bu noktada Gorbaçov’un çok önemli bir söylemi vardır, bu söylemini 1 ekim 1987’de, Murmansk’ta (Arktik’e çıkış yapılan bir yer burası ki nükleer denizaltıların olduğu yer de yine burasıdır, buz kıranlar için de önemli liman bölgeleri burada bulunur) dile getirmiştir. Gorbaçov: Arktik’i barış bölgesi olarak görmek istiyoruz demiştir. Coğrafi olarak buranın Asya, Avrupa ve Amerika kıtalarını buluşturduğuna vurgu yaparak sorunların ikili ve çoklu olarak çözülmesi çağrısında bulunmuştur. Bu ılımlı yaklaşımdan sonra bölgedeki askeri unsurların önemli ölçüde azaltıldığı, çevre yönetimi ve kaynakların sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla bölge devletleri arasında diyalogların başladığı da görülmektedir yani bu aslında tarihi bir adımdır.

 

 

2015 yılında ABD tarafından yeni bir deniz ve NATO’nun doğuya doğru genişleme stratejisi vardır. 2015 neden önemlidir diye soracak olursa, 2014’te Kırım’da yaşanan malum bir olay var, Rusların Kırım’ı ilhak etmesi olayı. Temmuz 2015’te Rusya Arktik doktrinini güncelleyerek Kırım ve Arktik’te Rus donanma varlığının artırılması ve nükleer buz kıran gemi filosunun genişletilmesi kararını almıştı.  (Dünyada tek, başka nükleer buz kıranı olan ülke yok).

 

 

2000’li yıllarda Arktik jeopolitiği ve ekonomisinin küresel ısınma ve iklim değişikliği tartışmalarıyla şekillendiği söylenebilir. 2016 yılında yayınlanan strateji belgesinde Arktik bölgesi Rusya’nın barışı, istikrarı ve yapıcı uluslararası ilişkileri desteklemesi gereken bir bölge olarak görülmektedir. Bölgeye yönelik her türlü siyasi ve askeri kalkışmaya yönelik sert bir şekilde karşılık vereceğini de söylemektedir. Son olarak bu yıl mart ayında 2035 ve Temel İlkeler adlı bir rapor da yayınlamıştır.

 

 

Diğer yandan çok güçlü şekilde ilerleyen bir Çin unsuru da var dünyada. Kuzey’deki gelişmeleri izleyen Çin, 2018 yılında bir Beyaz Kitap yayınlamıştır ve burada bulunan Çin’in Arktik Politikası belgesinde kendisini Arktik’e yakın devlet olarak tanımlamıştır aslında böyle bir tanım yok. (Near Arctic State) Bölgeye yönelik ilgisinin sadece ekonomik nedenlerden kaynaklanmadığını, aynı zamanda “sorumlu büyük güç” olarak bölge politikalarında yer alacağına dair beyanatta da bulunmaktadır. 2018 yılında dünyanın en büyük ihracatçısı olarak öne çıkan ve 2020 yılında petrol bakımından %75 oranında dışarıya bağımlı olan Çin doğal olarak 1990’lı yıllarla beraber enerji iş birliği konusunda görüşmelere başlamıştır. 2009 yılında Moskova merkezli Rosneft şirketiyle Tokyo merkezli SNCP, 25 milyar dolarlık anlaşma yapmıştı. ( 300 milyon tonluk petrole karşı). 2013’te Rosneft ve Sinopec arasında 2014 yılından itibaren on yıl boyunca 100 milyon tonluk petrol ihracatına yönelik bir mutabakat anlaşması da imzalanmıştır. Böylece Rosneft’in Çin’e ihracatı iki katına çıkmaktadır. Bu derece bir Çin Rus iş birliği ABD’yi çok rahatsız etmektedir.

 

 

Çinli yetkililer, sularının uluslararası su ve açık deniz olarak kabul edildiği, seyir serbestisinin olduğu bu Arktik bölgesinde doğal kaynak arama ve çevresel araştırma fırsatlarından herkesin yararlanma hakkı vardır söylemini dile getirmektedir. Kanada için de Çin. İle iş birliği durumu iyi bir fırsat sağlayacaktır. Dünyanın yapı olarak en büyük kar kıran gemisi Kar Ejderhası beş defa Arktik’ten geçmiştir ve Kuzey Deniz Güzergahı dediğimiz Rusya’nın sahillerinden geçerek bir çok veri elde etmiştir.

 

 

ABD’ni önceki Dışişleri Bakanı Mike Pompei 2019 yılında Finlandiya’da Arktik konseyinin toplantısı öncesinde bir konuşma yapmıştır ve uzun vadede ABD güvenliği ve refahının önündeki en temel sorunun Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu’yla birlikte rekabet etmek olduğunu açıklamıştır. ABD Obama döneminde Arktik stratejilerinde daha çevresel yaklaşım gösterirken artık bundan vazgeçmiş ve Rusya ve Çin’i dünya ve bölge için askeri tehdit olarak gördüğünü belirtmiştir. Trump’ın 2019 eylül-ekim aylarında Grönland Adası’nı satın almak istiyorum şeklinde bir açıklaması olmuşturr. Baktığımızda ABD çok fazla yeri satın almıştır, burayı istediğini de belirtmiştir ancak Finlandiya Başbakanı görüşmeyi kabul etmemiştir. Tabi Trump bunu boşuna dile getirmemiştir, çünkü burada Rusya’ya karşı kıta sahanlığı daha azdır ve en azından Grönland’a sahip olarak buradaki tatlı sular vesilesiyle nadir madenler, doğalgaz, petrol ve kıta sahanlığı açısından denge oluşturmak istemektedir.

 

 

S.Y.: Arktik Okyanusu’nda ulaşımın kolaylaşmasıyla birlikte dünyadaki diğer ticaret yollarına ikame olabilecek yeni ticaret yolları oluşacağı düşünülmektedir. Bu oluşacak yeni yolların diğer bölgelerdeki ticaret geçiş noktalarına ve bu noktalar üzerinde yer alan devletlere nasıl etki edeceğini söyleyebiliriz?

 

 

Arktik bölgesinde bu gelişmelerle çok büyük fırsatlar (sözde fırsatlar) da çıkıyor insanlık adına ancak keşke çıkmasa çünkü insan için kısa vadede iyi, Dünya için kötü bir şey. Bu fırsatlardan birisi deniz taşımacılığı ve ulaştırma açısından gemilerin seyrine elverişli suların açılması. Bu yollar zaten vardı ancak buzlar altındaydı artık teknoloji geliştikçe bizler daha güçlü buz kıranlar yapabiliyoruz, yolları açabiliyoruz. Ama gelişmeler o kadar kötü ki zaten buzlar kendiliğinden eriyecek ve bizim ekstra çaba sarf etmemize gerek kalmayacak.

 

 

Diğer konu petrol ve doğalgaz. Çoğunluk Rusya sahillerinde olmak üzere Grönland, Kanada açıklarında petrol ve doğalgaz bulunma ihtimali %50 ile %100 arasında olan bir alan var. Bu veri 2008’de Amerikan Jeolojik Araştırma Kurulu tarafından elde edildi aynı kurum Doğu Akdeniz’deki incelemeleri de yapan kurum. Bu alanlarda 90 milyar varil petrol olduğu tahmin ediliyor, bu tüm dünyadaki keşfedilmemiş varilin %13’ü. Bir varilde ise 159 litre petrol vardır.

 

 

Doğalgaz daha da önemli çünkü petrole göre daha sağlıklı ve çevre için daha iyi. Bunun da %30 oranında olduğu tespit edildi (47 trilyon metreküp ki bu oran buzlar eridikçe daha da artacak). Biz Karadeniz’de önce 350 milyar metreküp bulduk sonra 405 milyar metreküpe çıktı bu oran. Yani Arktik’teki,  bizim bulduğumuzun 116 katı. Tabi bunlara ulaşmak büyük bir maddi külfet. Dolayısıyla burada mücadelenin ana sebeplerinden birisi de bu.

 

 

Başka ne var? Balıkçılık. Bilmediğimiz bir çok canlı türü var buzulların altında. Tabi hep insan için bakıyoruz olaylara, dünya için bakarsak zaten bu konuları konuşmadığımızı farz ederiz.

 

 

BM’de bir komisyon var ve buraya başvuru yapıldı kıta sahanlığı için, bu komisyon çeşitli üye ve hukukçulardan oluşuyor. Başvurunun sebebi Arktik Kuzey Kutup Noktası’nda Danimarka, Rusya ve Kanada’nın taleplerinin çakışması.

 

 

Ruslar iki sene önce LNG tesisleri inşa ettiler Yamal bölgesinde (Yamal LNG -1). Burada Çin ve Fransa’nın da ortaklığı var, çıkarılan doğalgaz Avrupa ve Asya’ya gemilerle gönderilmeye başlandı bile. Hatta buzlu şartlarda sefer yapabilecek yeni LNG gemileri de inşa ediliyor.

 

 

Şimdi gelelim deniz ulaştırma rotalarına, üç temel güzergah var: Rusya’nın kuzey kıyılarından geçen Kuzey Deniz Rotası (Northern Sea Route) (ancak bu hat İngiltere ile İrlanda arasında olan Kuzey Denizi’nden farklı). Bu deniz rotası Kara Denizi’nin sonuna kadar gidiyor. Devamı ise tarihi kuzeydoğu geçitleridir. Uğruna birçok insanın öldüğü bu geçitlerden, 1600’lerde ilk kez bir İsveçli geçiş yapmıştır boylu boyunca. Diğer bir yol ise ABD’nin kuzeyinde bulunur ve Pasifik’ten Atlantik’e bağlanır, adı Northwest Passage. Bir de eğer buzlar erirse ortadan geçecek olan güzergah Trans Polar Route var (Tam kuzey kutup noktasından geçiyor, en kestirme yol) ancak şu an da kullanılmıyor. Neden bu önemli çünkü dünyanın büyük ihracatçısı konumundaki Çin, onunla birlikte Japonya, Güney Kore bu bölgededir. Bunlar firmalarının mallarını nasıl taşıyorlar? Klasik rotalardan, yani güneyden Hint Okyanusu, Babülmendep, Süveyş Kanalı, Akdeniz ve. Avrupa (11200 deniz mili). NSR ise 6500 deniz mili uzunluğunda olacaktır. Tabi burada hava hala çok soğuk, altyapı yok ve haberleşme zor. ABD de de durum Asya ülkeleriyle aynı. Burada da Panama Kanalı’ndan Atlantik’i geçip Avrupa’ya ulaşmak yerine Kuzeybatı Geçişi’ni kullanarak giderseniz %25’lik tasarruf sağlıyorsunuz.

 

 

22 Ağustos 2018’de dünyanın en büyük konteyner taşıyıcısı MAERSK firması Venta Maersk adlı konteyner gemisiyle bir deneme yapmıştır. Bu gemi Viladivostok’tan Arktik’i geçerek 28 eylül 2018’de Saint Petersburg’a varmıştır. Ancak yaptıkları açıklamada on yıl daha konteyner gemilerimi buradan işletmem ama ilerisi için deniz buzu durumu ve yatırımlara göre burayı daha yoğun kullanabilirim demişlerdir.

 

 

Rusların iki büyük buz kıran gemisi var, üç tane daha yapılıyor. Bunlarla aynı zamanda egzotik turizm faaliyeti icra ediyorlar ve güzergahlarda fahiş fiyatlarla geziler yaptırıyorlar.

 

 

Halihazırda kullanılan yollar hala daha çok yoğun olarak kullanılıyor. Dünyada geçen sene 11 milyar ton yük deniz yoluyla taşınmış. Değer olarak malların %70’inden fazlası, hacim olarak %80’inden fazlası deniz yoluyla taşınır dünyada. Günümüz güzergahlarında 11 milyar ton olan bu oran, kuzey yollarında henüz 20 milyon ton seviyesinde. Rusya’nın 2024 hedefine göre 80 milyon ton taşınma oranı isteniyordu ancak sonradan bu hedef 60 milyon tona çekildi.

 

 

S.Y.: 2020’de bir gazeteye verdiğiniz röportajda Türkiye 9 Şubat 1920’de imzalanan Svalbard Antlaşması’na taraf olmalı demiştiniz. Ancak taraf olabilmek için depozitör ülke konumunda bulunan Fransa’ya talepte bulunulması ve Fransa’nın bu talebi ilgili devletlere iletmesi gerekiyor. Yakın zamanda bu iki devletin Doğu Akdeniz’de çıkarlarının çatıştığı düşünülecek olunursa Fransa, taraf olma sürecinde aksama meydana getirebilir mi?

 

 

Getiremez. Fransa Arktik ülkesi değil, sadece bürokratik bir işlevi var burada. Bundan 100 yıl evvel Svalbard Antlaşması 1920’de imzalandı. Şu an 46 devlet taraf durumdadır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Versay’daki barış görüşmeleri sırasında bu konu gündeme geldiğinden ve Fransa ev sahibi olduğundan antlaşma iki dilde hazırlanmıştır İngilizce ve Fransızca olarak. Antlaşmaya göre taraf olmak isteyen devletler öncelikle Fransa’ya başvuracak, Fransa da bu talebi diğer üye devletlere gönderecek. Kimse talebe hayır diyemez çünkü 2016 yılında Kuzey Kore bile taraf oldu, Arnavutluk, İzlanda ve (bölge ülkesi İzlanda antlaşmaya 1994’te taraf olmuştur), Kazakistan da üye. Dolayısıyla Türkiye yüz yıl sonra da olsa bu anlaşmaya taraf olmalıdır. Benim 13 yıllık projem buna dayanmaktadır, 13 yıl evvel Norveç’te askeri ateşeyken, en azından bir anlaşmayla bölgede varlık göstermemiz gerektiğini düşünmüştüm. Türkiye bugün dünyanın önemli ülkelerinden birisi. 780.000 km kare yüz ölçümü, 460.000 km kare mavi vatan, 83 milyon nüfus, 17.büyük ekonomi. Orta Asya’daki Türklerle, Balkanlarda böylesine büyük bir tarih ve kültür yapısına sahiptir bir devlet nasıl kutuplara ilgisiz kalabilir? Antarktika’da 1959 yılında bir anlaşmayla oranın statüsü kurulmuş ve Türkiye 1996’da buraya gelmiş, buraya bilimsel seferler yapmış hala da yapıyor ama Arktik? Biz Türkiye olarak Afrika açılımı, Güney Amerika açılımı, Ortadoğu açılımı yapıyoruz peki Kuzey Kutup Bölgesi? Umudumuz yakın zamanda bu anlaşmanın imzalanması. Fransa belki sadece geciktirebilir ama engelleyemez.

 

 

Peki bu antlaşma Türkiye için neden önemli? Bahsettiğimiz Svalbard yani eski adıyla Spitsbergen Adaları, 61.000 km karelik adalar grubudur ve sol tarafında Grönland bulunmaktadır. Svalbard ismi antlaşmadan sonra Norveç tarafından verilmiştir. Büyük güçler adayı, Birinci Dünya Savaşı sonucunda bölgede Avrupa’nın mütevazısı olarak görülen Norveç’e vermişlerdir. Egemenlik kayıtsız şartsız Norveç’e verilmiştir ancak bu antlaşmaya imza koyan devletlerin vatandaşları tıpkı Norveçliler gibi tam ve mutlak eşitlik altında burada yaşayabilir ve iş yapabilirler.

 

 

Küresel ısınmayla beraber artık burası öne çıkmaktadır. Bu adalar beş yıldır bir kadın vali tarafından yönetilmektedir. Yine bu alanda bir üniversite merkezi var, Türk gençlerini ilgilendiren bir konu bu. Yaklaşık 800 civarı öğrenci Arktik bilimleriyle ilgili dersler görüyor burada. NY-Alesund bölgesinde 79 derece Kuzey’e kurulmuş bir bilim merkezi de mevcut. Toplam 3000’e yakın insan da yerleşim yerlerinde yaşıyor. Burada anlaşmaya taraf 11 devletin istasyonu var. Onun haricinde Rusların, Polonyalıların ve Çeklerin de istasyonu var. 14 devlet bu doğal laboratuvar alanında bilimsel ve çevresel çalışmalar yapıyor. Dünyanın geçmişi ve geleceğine yönelik ne istersek burada var.

 

 

Svalbard’da enteresan bir yer daha var. 2008 yılında, eğer dünyada büyük bir savaş veya kıtlık olursa tohumları saklamak için bir depo açıldı. 4.5 milyon farklı tohum ve her birinden 500 adet bulunuyor yani 2.25 milyar adet tohum buralarda saklanıyor. Bizim Arktik seferimiz de bulunan bilim insanları da özellikle burayı seçmiştir.

 

 

Svalbard Antlaşması’na taraf olmak bizim Kuzey Kutbu’na yönelik attığımız somut adımlardan biri olacaktır.

DİĞER YAZILAR

UZMANLAR HABER7’YE DEĞERLENDİRDİ: TSK FİLİSTİN’E GİDEBİLİR Mİ?
UZMANLAR HABER7’YE DEĞERLENDİRDİ: TSK FİLİSTİN’E GİDEBİLİR Mİ?
12 Mayıs 2021

İŞGALCİ İSRAİL YÖNETİMİ GÜNLERDİR GAZZE’Yİ BOMBALIYOR. YAŞANAN ZULME KARŞI MÜSLÜMAN ÜLKELERİN ADIM ATMASI BEKLENİYOR. UZMANLAR TSK SEÇENEĞİNİ HABER7’YE ANLATTI....

İsrail’in İç Siyaseti Açısından Mescid-i Aksa’dan Başlayarak Tüm İsrail ve Filistin’e Yayılan Kaos’un Bir Değerlendirmesi: Neden şimdi?
İsrail’in İç Siyaseti Açısından Mescid-i Aksa’dan Başlayarak Tüm İsrail ve Filistin’e Yayılan Kaos’un Bir Değerlendirmesi: Neden şimdi?
12 Mayıs 2021

  Birçok insan İsrail ve Filistin’de günden güne artan kaosu izlemekte ve kendine aynı soruyu sormakta: Bu olay neden...

KKTC’DE YAYIMLANAN TÜRKİYE DÜŞMANI AVRUPA GAZETESİNDEN, YİNE TEPKİ ÇEKEN HABER
KKTC’DE YAYIMLANAN TÜRKİYE DÜŞMANI AVRUPA GAZETESİNDEN, YİNE TEPKİ ÇEKEN HABER
12 Mayıs 2021

KKTC’de yayımlanan ve Türkiye karşıtlığı yapan Avrupa Gazetesi şimdi de “İşgal Müzesi” manşetiyle gündemde. Kuzey Kıbrıs’ta Rum taraftarı olarak...