AVRUPA BİRLİĞİ’NİN 10-11 ARALIK 2020 TARİHLİ ZİRVESİ, TÜRKİYE’YE YAPTIRIM TEHDİDİ İLE TOPLANIYOR!

 

Brüksel, son yıllarda giderek kötüleşen AB-Türkiye ilişkilerini düzeltme girişimi olarak, geçen Ekim ayında Türkiye’ye ekonomik ilişkilerde yeni bir süreç önerisinde bulunmuştu. Ancak Ankara ile Brüksel arasında var olan tartışmalı konuların hiçbirinde ilerleme kaydedilemediği için, pek çok AB üyesi ülke, Zirve’de Türkiye’ye karşı yaptırım kararı alınmasını talep ediyor.

 

 

ZİRVE ÖNCESİ DURUM ÖZETİ

 

Ekim ayındaki AB liderler zirvesinde, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki doğal gaz arama faaliyetleri görüşülmüş; ancak Fransa, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın Türkiye’ye yaptırım uygulanması talebi kabul edilmemişti. Liderlerin ortak açıklamasında Ankara’ya “iyi niyetli görüşmelere devam etmesi  ile tek taraflı eylemlerden kaçınması” halinde AB ile daha yakın bağlar ve daha iyi ticari ilişkiler kurulabileceği mesajı verilmiş, Türkiye’nin faaliyetlerini sürdürmesi durumunda ise Aralık ayındaki zirvede yaptırımların gündeme alınacağı tehdidinde bulunulmuştu.

 

 

AB’NİN TÜRKİYE’YE YÖNELİK DOĞU AKDENİZ TEMELLİ YAPTIRIMLARI (TARİHSEL SÜREÇ)

 

Şubat 2018 tarihinde Güney Kıbrıs’ın sözde ruhsat sahalarından biri olan 3 numaralı parselde arama yapmak için bölgeye gelen, İtalya ENI şirketine ait “Saipem 12000” isimli sondaj gemisini Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait savaş gemilerinin bölgeden uzaklaştırması, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye yönelik yaptırım tehdidine neden oldu. AB; Türkiye’nin bölgedeki varlığının artması nedeniyle, 22 Mart 2018 ve 20 Haziran 2019 tarihlerinde yapmış olduğu Zirve toplantılarında Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de devam eden yasadışı eylemlerini şiddetle kınamış, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerini kendisi için bir güvenlik sorunu olarak algılamaya da başlamıştır.

 

15 Temmuz 2019 tarihinde AB Dış İlişkiler Konseyi;  Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerinin “uluslararası hukuka aykırı” ve “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarının ihlali” olduğu gerekçesiyle Türkiye’ye yaptırım uygulanması kararı almıştır. Konsey; Türkiye ile yürüttüğü Kapsamlı Hava Taşımacılığı Anlaşması müzakerelerini durdurmaya, Türkiye-AB Ortaklık Konseyi’nin yanı sıra diğer Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Diyalog toplantılarını bir süreliğine askıya almaya, Komisyon’un 2020 yılı için Türkiye’ye yönelik katılım öncesi yardımın azaltılması önerisini desteklemeye ve Avrupa Yatırım Bankası’na, başta devlet destekli olmak üzere, Türkiye’ye borç verme faaliyetlerini gözden geçirme çağrısında bulunmaya karar vermiştir. Belirtilen yaptırımlar; Türkiye’nin AB ile olan müzakere sürecinin kurumsal mekanizmalarını, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki politikalarına göre kısıtlayan bir sürece neden olmuştur. Türkiye’nin bölgedeki devam eden faaliyetleri nedeniyle yine Avrupa Birliği Dış İlişkiler Konseyi; 14 Ekim ve 11 Kasım 2019 tarihlerindeki toplantılarında; Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerinden sorumlu gerçek ve tüzel kişilere kısıtlayıcı tedbirler uygulanması için çerçeve kararlar almıştır. Belirtilen tedbir, Türkiye adına bölgede sismik araştırma ve sondaj faaliyetleri yapan TPAO’nun iki personeline yaptırım uygulanmasını kapsamaktadır.

 

Bu çerçeve kararın uygulanması ise Şubat 2020’de, söz konusu yaptırımlar çerçevesi dâhilinde iki TPAO personelinin yaptırım listesine eklenmesi ile alınmıştır. Özellikle bu süreçte, Türkiye’nin Oruç Reis sismik araştırma gemisi ile bölgede aktif faaliyette bulunması, Avrupa Birliği’nin yaptırımlarının etkinliğini de bir anlamda sorgulamaktadır. Türkiye’nin Oruç Reis gemisini “bakım faaliyetleri” nedeniyle bölgeden geçici süre geri çekmesi, AB açısından olumlu bir gelişme olmuştur. AB, bu gelişme üzerine 1 Ekim 2020 tarihinde yaptığı Zirve toplantısında; “Yunanistan’a ve Güney Kıbrıs’a karşı yasadışı faaliyetlerin durdurulmasına yönelik yapıcı çabaların sürdürülmesi hâlinde”, Türkiye-AB pozitif siyasi gündemini başlatmayı kabul etmiştir.

 

Zirve sonuç bildirgesine göre AB, Doğu Akdeniz’de istikrarlı ve güvenli bir ortam sağlanması, Türkiye ile işbirliğine dayalı ve karşılıklı yarar sağlayan bir ilişki geliştirilmesinde stratejik çıkara sahiptir. AB Zirvesi ayrıca, uluslararası hukuk ihlâl edilerek yeniden tek taraflı eylemlerde veya tahriklerde bulunulması hâlinde, AB’nin kendi çıkarlarını ve Üye Devletlerin çıkarlarını savunmak amacıyla tasarrufunda bulunan tüm araçları ve seçenekleri kullanacağının altını çizmiştir.

Ancak bu karar sonrasında Oruç Reis sismik araştırma gemisinin bölgeye geri dönmesi sonrasında, AB’nin 1 Ekim tarihli kararının etkisinin azaldığı da görülmektedir. AB Zirvesi, 6 Kasım 2020 tarihinde yayınladığı karar ile Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerine cevaben, kısıtlayıcı tedbirler için mevcut çerçeve olan 11 Kasım 2019 tarihli kararı, 12 Kasım 2021’e kadar bir yıl süreyle tekrar uzatmıştır. Bu bağlamda Konsey, TPAO personeli iki kişinin AB ülkelerine olan seyahat yasağını sürdürmeye ve Birlik ülkelerinde var olan varlıklarını dondurmaya devam etmiştir.

 

 

YAPTIRIMLARIN HUKUKİLİĞİ VAR MI?

 

AB’nin Birlik üyesi olmayan bir NATO ülkesi üzerinde baskı kurmaya çalışması, NATO’nun kararlarını oy birliğiyle aldığı bir ortam içerisinde olumlu sonuçlar ortaya çıkarması mümkün değildir. 2001 yılında imzalanıp 2003 yılında yürürlüğe giren Nice Antlaşması’nın 2002’de konsolide edilen versiyonunun Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası ile ilgili Hükümlerinin 17(1)’inci maddesinde şu ifade yer almaktadır: “Bu Kesim uyarınca belirlenen Birlik politikası; belirli üye devletlerin güvenlik ve savunma politikalarının özel niteliğine halel getirmez, ortak savunmalarının Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı (NATO) çerçevesinde sağlandığını kabul eden belirli üye devletlerin Kuzey Atlantik Antlaşması’ndan kaynaklanan yükümlülüklerine saygı gösterir ve bu çerçevede oluşturulan ortak güvenlik ve savunma politikasına uygun olur.”

 

 

Bu madde, AB’nin NATO üyesi ülkelere karşı yaptırıma başvuramayacağının, savunma ve güvenlik alanında AB üyesi olmayan NATO ülkeleri ile uyumsuzluk teşkil eden girişimlerde bulunamayacağını belirtmektedir. İlgili üye devletler için bu madde, AB askeri kriz yönetimi çerçevesinde üstlendikleri eylem ve kararların her zaman NATO müttefikleri olarak Antlaşma yükümlülüklerine saygı çerçevesinde uygulanmasını gerektirmektedir. (YUNANİSTAN İÇİN ENGELLEYİCİ BİR MADDE) Güney Kıbrıs, Mayıs 2004 tarihinde Avrupa Birliği’ne “adanın tamamını temsil eder şekilde” üye olması sonrasında; Türkiye’nin sadece AB operasyonlarına katılımını engellemeye başlamıştır. Ortaya çıkan böyle bir durum;  aslında zımni olarak Türkiye’nin Avrupa güvenlik ve savunma yapısının dışında bırakılmasına yol açarak bir çeşit yaptırım da sergilemektedir. Yunanistan ve Güney Kıbrıs, hukuka aykırı bir beklenti içerisindedir; zira AB, NATO üyesi olan bir ülkeye karşı herhangi bir yaptırım uygulama hakkına sahip değildir. Avrupa Birliği’nin 15 Temmuz 2019 tarihinden itibaren Türkiye’ye Doğu Akdeniz’deki faaliyetleri nedeniyle uyguladığı yaptırımlar, uluslararası hukuka ve NATO’daki müttefiklik ruhuna uygun olmamaktadır.

 

 

AB İÇİN SORUN ALANLARI

 

Doğu Akdeniz

 

Ancak Türkiye, zirve sonrası Doğu Akdeniz’deki arama faaliyetlerini sürdürdü. Bu süre içinde Kapalı Maraş’ın açılması da tepkilere neden oldu. Türkiye’nin Suriye, Libya ve Dağlık Karabağ’daki askeri girişimleri de AB tarafından eleştirilere neden oluyor.

 

Avrupa Parlamentosu da 26 Kasım tarihinde bir karar tasarısı kabul ederek AB ülkelerinden Kapalı Maraş’ın açılması ve Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki faaliyetleri nedeniyle Türkiye’ye karşı yaptırım uygulanması talebinde bulundu. AP; 6 Aralık 2020 tarihinde hazırladığı taslak Türkiye Raporu’nda; ülkemiz ile AB arasındaki üyelik müzakerelerinin resmen durdurularak “ilişkilerin yeniden tanımlanması”nı istedi.

 

Gelecek yıl şubat ayında AP Genel Kurulu’nda oylanması beklenen raporun, Türkiye ile müzakerelerin devamı konusunda karar AB Konseyi’nde olduğu için bağlayıcı niteliği bulunmuyor.

 

 

Kıbrıs

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin onlarca yıldır kapalı olan Maraş’ı açma kararı; AB tarafından “provokasyon” olarak nitelendiriliyor. Son yapılan KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, ayrı iki devlete dayalı çözümü savunan Ersin Tatar’ın seçilmesi önemli bir paradigma değişiminin habercisidir. KKTC’nin kuruluş yıldönümü olan 15 Kasım’da Ada’yı ziyaret eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, burada yaptığı konuşmada iki devletli kalıcı bir çözüm çağrısında bulunmuştu.

 

 

ZİRVE’DE NELER OLABİLİR?

 

Açıklamalar/Söylemler

 

Almanya Başbakanı Angela Merkel Kasım ayı sonunda yaptığı bir konuşmada, “Olaylar umduğumuz gibi gelişmedi” dedi. “Türkiye’nin tartışmalı sularda doğal gaz arayışını, 10 Aralık’ta yapılacak bir sonraki AB zirvesinde masaya yatırma konusunda uzlaştık. Bu konuda hiçbir soru işareti yok. O zamana kadar yaşanacak gelişmeleri izleyeceğiz ve ona göre bir karar vereceğiz. Şu an başka bir şey söyleyemem ama bugüne kadar olayların umduğumuz şekilde gelişmediğini söyleyebilirim.”

 

Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Margaritis Schinas, AB’nin Türkiye’ye yaptırım kararı alacağını ve bunların yalnız kısa vadeli değil; orta ve uzun vadeli de olacağını öne sürdü.

 

Avrupa Birliği Zirvesi Başkanı Charles Michel ise Doğu Akdeniz’de yaşanan gerilim sonrası Türkiye’nin “Birliğin diplomatik çabalarına rağmen Yunanistan’la tansiyonu düşürmek için adım atmadığını” ve bu zirvede AB ülkelerinin yaptırımları masaya yatıracağını söyledi. 10 Aralık’ta Avrupa zirvesinde bu konuyu tartışacağız ve buna karşı elimizdeki imkanları kullanmaya hazırız.

 

 

NASIL BİR KARAR ÇIKAR? YAPTIRIM OLASILIKLARI ÜZERİNE

 

  • Burada en önemli durum, Birlik ülkelerinin ayrım göstermesi. Konsensüs yok. Yaptırım için gerekli ortaklık bulunmuyor. Yaptırımlar için oybirliği gerekiyor.

 

  • Türkiye’nin 29 Kasım’dan sonra Oruç Reis gemisinin sismik araştırma faaliyetini devam ettirmemesi, AB ülkeleri tarafından olumlu bir işaret görüldü. Bu durumun iyimser görüşleri artıracağı düşünülebilir.

 

  • Türkiye’ye yaptırım konusunda GKRY-Yunanistan ikilisi istekli ve baskı kurmakta. Fransa da bu konuya destek veriyor. Özellikle Macron; iç politikada yaşadığı sorunları (Sarı Yelekliler, ülkedeki Müslümanları “güvenlik sorunu” olarak görme durumu) dış politika başarısıyla örtmek istiyor.

 

  • Almanya ve İspanya’nın karşı durması söz konusu. Bu ülkelere İtalya, Malta, Macaristan ve Polonya da destek veriyor. Türkiye için yaptırım seçeneğinin, zaten durma noktasındaki ilişkileri bitireceğini savunuyorlar.

 

  • Zirveden sembolik de olsa bazı yaptırımlar gelecektir. Türk ekonomisini çökertecek bir yaptırım kararı çıkması imkansız. Çünkü bu, AB’deki bazı ülkelerin ekonomilerine de zarar verir. (ALMANYA) Bu aynı zamanda Türkiye’nin tamamen Avrupa Birliği sürecinden kopartacak bir süreci de başlatabilir. Bunu AB üyelerinin çoğunluğu da istemiyorlar. Tam üyeliğe giden yolda bir ilerleme olmuyorsa da Türkiye’yi tamamen bu süreçten kopartmak da istemiyorlar.

 

  • Almanya’nın Etkisi: Merkel, Türkiye ve Yunanistan arasında yeniden istikşafi görüşmelerin başlaması için çaba gösteren ve daha öncesinde de Berlin’de yapılan Libya görüşmelerinde, hep Türkiye ile diyalog kanalını açık tutmaktan yana olan bir lider olarak görüldü.

 

  • Fransa’nın yaklaşımı pek çok AB ülkesi tarafından ciddiye alınmıyor. Fransa’nın başka tür hesapları olduğu kabul ediliyor. Özellikle NATO’nun etkinliğini sorgulaması önemli.

 

 

SONUÇ OLARAK:

 

Ekonomik ve güvenlik gerekçeleri nedenleriyle AB; Türkiye ile bağları koparma yönünde bir karar alamayacaktır. Özellikle Almanya ile olan karşılıklı ekonomik ilişkiler önemli bir unsur.  Öncelikli olarak, iktisadi açıdan bunun maliyeti yüksek olacaktır. Türkiye’nin NATO üyeliği, jeopolitik olarak etkili. ABD, geniş bir yaptırıma ne olursa olsun izin vermeyecektir. Avrupa Birliği’nin, kendi açmazları nedeniyle Türkiye’yi dışlayacak bir yola girmesi mümkün değildir. Birlik içerisindeki sorunlar büyük. 2021 bütçesi hala çıkarılamadı (MACARİSTAN-POLONYA VETOSU).

 

 

Emre ERDEMİR

 

BAU DEGS Araştırmacısı