AVRUPA KOMİSYONU’NUN YAYINLAMIŞ OLDUĞU TÜRKİYE RAPORU’NUN DOĞU AKDENİZ, EGE (ADALAR) DENİZİ VE KIBRIS İLE İLGİLİ BÖLÜMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ[1]

 

Giriş

 

Avrupa Birliği, 1998 yılından itibaren kendi uluslarüstü yapısına aday olacak ülkeleri, “İlerleme Raporu” ile değerlendirmektedir. Bu değerlendirmeyi Avrupa Komisyonu, Birlik adına gerçekleştirmektedir. Bu değerlendirmenin esasları; Kopenhag Kriterleri olarak bilinen üçlü yapıyla birbirine bağlı olan ilkeler doğrultusunda yapılmaktadır. Bu ilkelerden siyasi kriterler olarak bilinen ülkede demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına ve azınlık haklarına saygıyı teminat altına alan istikrarlı kurumların varlığı; ekonomik kriterler; istikrarlı piyasa ekonomisinin mevcudiyeti, başta AB olmak üzere dış dünya rekabetine dayanma kapasitesini; son olarak ise uyum kriteri ise Siyasi Birlik ile Ekonomik ve Parasal Birlik de dahil olmak üzere, AB’nin müktesebatına uyum kapasitesini belirtmektedir.

 

 

2016 yılına kadar “İlerleme Raporları” olarak yayınlanan belge; bu tarihten sonra “Ülke Raporu” olarak yayınlanmıştır. Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan ülke raporları, Komisyonunun görüş ve değerlendirmelerini yansıtan tek taraflı belgelerdir. Türkiye; bu rapora karşı düşüncelerini basın yoluyla ve Avrupa Komisyonu’na geri bildirimler yoluyla ifade etmektedir.

 

 

2020 yılı Türkiye Raporu, 6 Ekim 2020 tarihinde yayınlanmıştır. Toplam 126 sayfa olan rapor, Türkiye’nin bir yıllık dönem içerisinde AB ile olan müzakere sürecinde yaptığı veya yapamadığı politikalar ile dönem içerisinde müzakere fasılları özelinde AB müktesebatına Türkiye’nin uyumunu değerlendirmektedir. Çalışmada Türkiye ile AB arasında son dönemde ilişkilerinin gergin bir hale gelmesine yol açan Doğu Akdeniz ile ilgili gelişmeler özelinde bir analiz yapılmaya çalışılacaktır. Bu bağlamda Doğu Akdeniz, Ege (Adalar) Denizi ve Kıbrıs ile ilgili raporda belirtilen görüşlerin neler ifade ettiklerinin belirtilmesi çalışmanın temel amacı durumundadır.

 

 

Türkiye Raporu: Doğu Akdeniz, Ege (Adalar) Denizi ve Kıbrıs

 

 

Türkiye Raporunda; bazı politika başlıklarında Doğu Akdeniz, Ege (Adalar) Denizi ve Kıbrıs ile ilgili AB’nin görüşleri yer almaktadır. Bu politika başlıkları; göç ve iltica, dış politika üzerine odaklanmaktadır. Aşağıda bu politika alanlarında raporun neler söylediği belirtilecek, daha sonra bu görüşlerin bir analizi ortaya konulmaya çalışılacaktır.

 

 

İlk olarak Avrupa Komisyonu’nun hazırladığı Türkiye Raporu’nda; göç ve iltica politikası başlığı altında Birlik’in görüşleri şu şekilde ifade edilmiştir:

 

 

“Türkiye, göç ve iltica politikası alanında bir miktar ilerleme kaydetmiştir. Türkiye, 2019 yılı boyunca, 18 Mart 2016 tarihli AB-Türkiye Göç Mutabakatı’nın uygulanmasına kararlıydı ve Doğu Akdeniz rotası boyunca göçmen akışlarının etkin yönetiminin sağlanmasında kilit bir rol oynadı. Türkiye, Suriye’den 3.6 milyondan fazla kayıtlı mülteciye ve diğer ülkelerden yaklaşık 370.000 kayıtlı mülteciye benzeri görülmemiş insani yardım ve destek sağlamak için olağanüstü çabalarını sürdürdü ve böylece dünyanın en büyük mülteci topluluğuna ev sahipliği yaptı. Bununla birlikte, Mart 2020’de Türkiye, göçmenleri ve mültecileri Yunanistan üzerinden Avrupa’ya karayolunu kullanmaları için aktif olarak teşvik etti. Bu, Pazarkule’deki Yunan-Türkiye sınır geçiş noktalarından birinde, zorlu koşullarda 60.000’e yakın göçmen ve mülteciye ev sahipliği yapan gayri resmi bir kampın kurulmasına yol açtı. Mart ayının ilerleyen günlerinde Türk yetkililer, COVID-19 salgını nedeniyle göçmen ve mülteciler için sınır bölgesinden uzağa ulaşım düzenleyerek; Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarını ticari trafik dışında geçişlere kapattı. Bununla birlikte, Türkiye İçişleri Bakanı, bu hareketin Türkiye’nin düzensiz göçmenlerin sınırlarından çıkışına izin verme politikasında bir değişiklik anlamına gelmediğini ve hükümetin Türkiye’den ayrılmak isteyenleri engelleme niyeti olmadığını belirtti. AB, Türkiye’nin topraklarında karşı karşıya kaldığı artan göç yükünü ve riskleri ve mültecilere ev sahipliği yapmak için harcadığı önemli çabaları kabul ederken, Türkiye’nin siyasi amaçlarla göç baskısını kullanmasını şiddetle reddetti. Genel olarak, Türkiye ile Yunanistan arasındaki yasadışı sınır geçişlerinin sayısı, AB-Türkiye Göç Mutabakatı’nın kabul edilmesinden öncekine göre önemli ölçüde düşük kalmıştır.”

 

 

Yukarıda belirtilen AB’nin Türkiye’nin göç ve iltica politikaları ile ilgili görüşleri, tamamen tek taraflı bir anlayışı yansıtmaktadır. AB; 18 Mart 2016 tarihli Mutabakat Belgesi’ni esas alarak, Türkiye’nin mültecilere yaptığı ev sahipliğini takdir etmesine rağmen, belirtilen mutabakatta öngörülen Türkiye’nin AB’ye vizesiz seyahati ile ilgili bir değerlendirmede bulunmamıştır. Türkiye’nin yaklaşık on yıla yaklaşan bir süreç içerisinde mültecilere yapmış olduğu ekonomik ve sosyal desteklerin göz ardı edilmesi başka bir eksiklik olarak görülmektedir. Yunanistan başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin mültecilere yönelik kötü muamelelerinin göç ve iltica politikasına ne kadar uygun olduğu da başka bir tartışma konusudur. AB, Doğu Akdeniz rotasından kendisine göç akınını önlediği için Türkiye’nin öneminin farkında olmasına rağmen, yapılan mutabakata aykırı olan açıklamalar bulunmaktadır.

 

 

Avrupa Komisyonu, dış politika alanında ise Türkiye’nin Doğu Akdeniz, Ege (Adalar) Denizi ve Kıbrıs ile ilgili eylemlerini aşağıda şu şekilde değerlendirmiştir.

 

 

“Türkiye’nin dış politikası, Ortak Dış ve Güvenlik Politikası kapsamındaki AB öncelikleriyle gittikçe daha fazla çelişki içerisinde bulunmaktadır. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki “yasadışı eylemleri”; Güney Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi’ndeki hidrokarbon kaynaklarından yararlanma hakkına meydan okuyan kışkırtıcı açıklamalarının bir sonucu olarak bölgede ortaya çıkan gerginlikler, AB’nin Türkiye raporunun yazıldığı dönemde daha da artmıştır. Türkiye, Güney Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde, Güney Kıbrıs Hükümeti tarafından Avrupalı petrol ve gaz şirketlerine lisans verilen alanlarda; iki sondaj ve iki sismik gemi konuşlandırdı. Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, sismik ve sondaj gemilerinin operasyonları sırasında onlara eşlik etmesi, bölgenin güvenliğine büyük tehdit oluşturdu. Türkiye ayrıca “kapalı” Maraş şehrinin statüsüne de meydan okudu.

 

 

AB, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi de dahil olmak üzere, AB müktesebatı ve uluslararası hukuka uygun olarak; AB Üye Devletlerinin ikili anlaşmalar yapma ve doğal kaynaklarının araştırılması ve kullanılması dahil olmak üzere, egemenlik haklarına saygı duyulması gereğini defalarca vurgulamıştır. Türkiye, gerektiği takdirde Uluslararası Adalet Divanı’na başvurarak; iyi komşuluk ilişkilerine, uluslararası anlaşmalara ve anlaşmazlıkların Birleşmiş Milletler Şartı’na uygun olarak barışçıl çözümüne bağlılığını ifade etmelidir. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki izinsiz sondaj faaliyetleri ışığında, Temmuz 2019’da Konsey bir dizi tedbir kararı aldı: AB-Türkiye Ortaklık Konseyi ve AB-Türkiye üst düzey diyaloglarının sonraki toplantılarının şimdilik yapılmaması dahil. AB ayrıca, Kasım 2019’da Türkiye’ye karşı hedeflenen yaptırımlar için bir çerçeve kabul etti ve Şubat 2020’de iki kişiyi yaptırım listesine eklemeye karar verdi.

 

 

Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile ilgili yasadışı faaliyetleri durdurmaya yönelik yapıcı çabaların sürdürülmesi halinde, Avrupa Konseyi, Gümrük Birliği’nin modernizasyonu ve ticaretin kolaylaştırılmasına özel bir vurgu ile olumlu bir siyasi AB-Türkiye gündemi başlatmayı kabul etmektedir. AB-Türkiye gündemini bu yönde yeniden canlandırmak için bir teklif geliştirmeye davet eder.

 

 

Uluslararası hukuku ihlal eden tek taraflı eylemlerin veya provokasyonların yenilenmesi durumunda, Ekim 2019 tarihli Türkiye ile ilgili önceki sonuçlarını hatırlatarak ve yeniden teyit ederek; AB, Madde 29 AB Antlaşması uyarınca da dahil olmak üzere, elindeki tüm araçları ve seçenekleri kullanacaktır. Ayrıca Birlik; AB’yi Kuran Antlaşma Madde 215’e göre kendi çıkarlarını ve üye devletlerinin çıkarlarını savunmayı kabul eder.

 

 

Türkiye, AB-Türkiye Ortaklık Anlaşmasına dayalı olan Ek Protokol’ün tam ve ayrımcı olmayan bir şekilde uygulanmasını sağlama yükümlülüğünü hâlâ yerine getirmemiş ve Güney Kıbrıs ile doğrudan ulaşım bağlantılarına getirilen kısıtlamalar dahil olmak üzere, malların serbest dolaşımının önündeki tüm engelleri kaldırmamıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti ile ikili ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda ilerleme kaydedilmemiştir.

 

 

Kasım 2019’da Türkiye ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin Mutabakat Muhtırası’nın imzalanması, söz konusu bölgedeki Yunanistan adalarının egemenlik haklarını görmezden geldiği için Doğu Akdeniz’de gerginliği artırdı. Bu bağlamda, AB Konseyi, Aralık 2019’da, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ege Denizi’ndeki eylemleri konusunda Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile dayanışmasını kesin olarak teyit etti. Ayrıca; Mutabakat Muhtırası’nın üçüncü devletlerin egemenlik haklarını ihlal ettiğini, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne uymadığını ve üçüncü devletler için herhangi bir hukuki sonuç üretemeyeceğini vurguladı. Mayıs 2020’de AB Dışişleri Bakanları; AB’nin Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de devam eden yasadışı faaliyetlerini, Güney Kıbrıs ve Yunanistan ile ilgili kışkırtıcı ve saldırgan davranışlarını yeniden teyit ederek, tek taraflı eylemlerden kaçınmanın temel bir unsur olduğunu ifade etmişlerdir. Ekim 2020’de Avrupa Birliği Konseyi; denizcilikle ilgili tüm anlaşmazlıkları çözmek amacıyla Türkiye’yi, Güney Kıbrıs’ın yapmış olduğu diyalog davetini kabul etmeye çağırdı.”

 

 

Yukarıda belirtilen Türkiye’nin dış politikası ile görüşler; aynı göç/iltica politikası başlığında olduğu gibi, AB’nin kendi çıkarlarını koruması ve geliştirmesine yönelik perspektifinin bir yansıması olmuştur. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de kendi kıta sahanlığında yaptığı sismik araştırma ve sondaj faaliyetlerinin uluslararası hukuka uygunluğu göz ardı edilmiştir. AB, Doğu Akdeniz’de sadece Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın haklarının olduğuna kanaat getirmiş, Türkiye’nin bölgedeki bir oyuncu olduğunu kabul etmemektedir. Ayrıca KKTC’nin isminin raporda geçmemesi de, AB’nin Kıbrıs Sorunu’nun çözümü konusunda hukukla bağdaşmayan siyasi anlayışa sahip olduğunu göstermektedir. Bir taraftan iyi komşuluk ilişkileri ve diyalog çağrısı yapan AB, diğer yandan Türkiye’nin kendi deniz yetki alanındaki hidrokarbon arama faaliyetlerine karşı yaptırım aracını kullanmaktadır. 27 Kasım 2019 tarihli Türkiye-Libya Mutabakat Muhtırası; bölgedeki gerilimli durumu sona erdirmek adına yapılan bir belge durumundadır. Bu belgenin, Doğu Akdeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin, bölgedeki enerji kaynaklarından tam anlamıyla yararlanmasını sağlamak adına atılmış bir adım olduğu da açıktır. AB; Yunanistan’ın Mısır ve İtalya ile yaptığı MEB Anlaşmaları konusunda ise herhangi bir söylemde bulunmamıştır.

 

 

Avrupa Birliği’nin kurumlarının da genel olarak Türkiye’nin politikalarına karşı gösterdikleri tavırlar, bölgedeki gerilimli durumu da artıran bir unsur durumundadır. Türkiye-AB ilişkilerinin geliştirilmesinin için oluşturulmuş diyalog mekanizmalarının ve kurumsal toplantıların, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs özelindeki gelişmelere bağlanması da, başka bir olumsuz olgu olmaktadır. Birlik, Türkiye’nin 2005 yılından beri devam eden müzakere sürecini, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın inisiyatiflerine bırakarak olumlu bir politik adım atmamıştır. Ancak taraflar arasında denizcilik sorunları için yapılan diyalog teklifi olumlu bir adım olarak görülmekle birlikte, olası çok taraflı konferansta KKTC’nin yer alması için AB’nin de çaba göstermesi gereklidir.

 

 

Sonuç olarak Avrupa Komisyonu’nun yayınlamış olduğu “Ülke Raporu”nun Doğu Akdeniz, Ege (Adalar) Denizi ve Kıbrıs ile ilgili bölümleri; Türkiye’nin uluslararası hukuka dayalı haklarına saygı göstermeyen, taraflar arasındaki diyalog ortamını çeşitli şartlara bağlayan bir belge durumundadır. Türkiye’nin Avrupa ülkelerine göç akışını durdurması ve mültecileri ülkesinde barındırması Birlik tarafından olumlu bir adım olarak görülmesine rağmen; Türkiye’ye yöneltilen eleştirilerin seviyesi ise raporda sert bir tonda olmuştur. Bu durum; AB’nin idealist bir söylem yerine, pragmatik ve realist bir paradigma yürüttüğünü göstermektedir.

 

 

Emre ERDEMİR

 

 

BAU DEGS Araştırmacısı

 

[1]Türkiye Raporu’nun tam metni için bkz. https://ec.europa.eu/neighbourhood-enlargement/sites/near/files/turkey_report_2020.pdf.