BELÇİKA – YUNANİSTAN DAVASINDA AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNE GÖRE YUNANİSTAN’IN İNSAN HAKLARI İHLALLERİ

16 Mayıs 2021

BELÇİKA – YUNANİSTAN DAVASINDA AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNE GÖRE YUNANİSTAN’IN İNSAN HAKLARI İHLALLERİ

 

 

GİRİŞ

            Yunanistan, Avrupa Birliği’nin en doğu ve güney sınırlarını oluşturan ülkelerden birisidir. Son yarım yüzyıldır ve özellikle de son 30 yıldır sürekli savaş, çatışma ve gerilimin zirve yaptığı Ortadoğu coğrafyası, halkların acı çekmesine, kana, gözyaşına, on binlerce çocuk, kadın gibi korumaya muhtaç grupların şiddet yaşamasına sahne olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Bu savaş ve yıkımdan mustarip halk kitlesi, çareyi, ülkelerini, vatanlarını, evlerini ve geçim kaynaklarını terk ederek huzur, barış ve sükunetin hüküm sürdüğü, kanunların uygulandığı, insan hakları ve demokrasinin yönetime hakim olduğu yerlere göç etmede ve buralarda yeni bir hayat kurmada aramaktadırlar. Yunanistan sınırları da yukarıda değindiğimiz üzere Avrupa Birliği sınırlarının Ortadoğu coğrafyasına en yakın sınırlardır ve birçok Ortadoğu ülkesine de denizden komşudur. Akdeniz üzerinde tabiri caizse cirit atan insan kaçakçıları, bu deniz imkânlarını kullanarak her yıl on binlerce insanı Avrupa Birliği sınırlarından içeri sokmaktadırlar. Yunanistan ise bu kaçak geçişler ile artan sığınmacı ve göçmen sayısını durdurmanın ve önlemenin yolunu aramaktadır. Fakat bu konuda yapıcı, insan haklarına saygılı ve şeffaf bir müdahale ve politika yürütmek yerine çoğu zaman insan haklarını ihlal eden bir tutum ve politika serdetmektedir. Bu tutum ve politikalar, zaman zaman AİHM’nde yargılamalara konu olmaktadır. Bu çalışmamızda, söz konusu insan hakları ihlallerine konu yargılamalardan birisini inceledik.

 

OLAY

 

Başvurucu,2008 yılının başlarında Afganistan’ın başkenti Kabil’den ayrılıp İran ve Türkiye üzerinden seyahat ederek, Yunanistan vasıtasıyla Avrupa Birliği’ne giriş yapmıştır. Başvurucunun Midilli Adası’nda parmak izleri alındığında tarihler 7 Aralık 2008 yılını gösteriyordu. Bir hafta alıkonuldu ve sonra salıverildi. Yunanistan’a iltica başvurusu yapmadı. Başvurucu, 10 Şubat 2009 günü Fransa üzerinden geçerek Belçika’ya varmış ve yanında herhangi bir kimlik belgesi olmadan Yabancılar Bürosu’na giderek iltica başvurusunda bulunmuştur. Belçika, başvurucunun Eurodac veritabanına göre Yunanistan’da kayıtlı olduğunu görünce, Yunanistan’dan iltica başvurusunun sorumluluğunu kabul etmesini talep etmiştir. Bu sebeple, Belçika’da iltica talebiyle ilgilenen Yabancılar Bürosu, ülkelerinde yürürlükte olan Yabancılar Kanunu ve sair mevzuatlar gereğince başvurucunun ülkede kalma talebini reddetmiş ve ülkeyi terketmesi kararı almıştır. Buna gerekçe olarak ise Dublin Düzenlemesini göstermiştir.  Bu kararın icrası için başvurucu kararın alındığı gün göz altına alınmış ve yasadışı yabancılar için inşa edilen Steenokkerzeel’deki 127 bis kapalı tesise yerleştirilmiştir. Başvurucu sığınma talebinin Belçika tarafından reddedilmesi ve Yunanistan’a gönderilmesi durumunda hakkını aramada ve sığınma talebi için etkili başvuru yollarının kullandırılmayacağını böylelikle sınırdışı edilerek Afganistan’a geri gönderilme ihtimalinin bulunduğu belirterek 2 defa yürütmenin durdurulması ve Belçika Hükümeti tarafından alınan kararların iptal edilmesi için başvuruda bulunmuştur. Yabancılar Uyuşmazlık Konseyi, söz konusu başvuruları, 3 ve 10 Haziran 2009 tarihli iki mahkeme kararı ile Sınırdışı kararının bozulması için yapılan başvuruyu reddetmiştir. İlk karar başvurucunun, acil prosedür dahilinde yürütmenin durdurulması talebini reddeden hükmün tebliğ edilmesinin ardından adli işlemlerin devam etmesi için on beş günlük mühlet içinde talepte bulunmaması ve ikinci karar başvurucunun cevaben bir bilgi notu sunmaması nedeniyle alınmıştır. Söz konusu her iki karar içinde Danıştay veya herhangi bir yüksek mahkemeye itiraz yapılmamıştır. Belçika’da kapalı tesiste tutulduğu süre zarfında başvurucu, Yunanistan’a transfer edilmesi yönünde kararın icra edilmesini durdurmak için 11 Haziran 2009 tarihinde yasal danışmanı vasıtasıyla mahkemeye başvurmuştur. Başvurusunda, Yunanistan’da maruz kalabileceği tehlikeler ile Yunanistan’ın etkili başvuru yollarını kullandırtmayacağından cihetle kendisini sınırdışı edeceğini ve Afganistan’a geri göndereceğini, orada da Taliban rejimi tarafından uluslararası hava kuvvetlerine tercümanlık yaptığından dolayı öldürülebileceğini belirterek Yunanistan’a transferinin iptal edilmesini talep etmiştir. Buna rağmen başvurucu, 15 Haziran 2009 günü Yunanistan’a gönderilmiştir. Başvurucu burada, iltica başvurusu yapmıştır ve Yunan hükümeti başvurunun değerlendirilmeye alındığını bildirmiştir.

Başvurucu, Yunanistan’a sığınma talebinden sonra 3 Ağustos 2009 günü sahte evrak ve kimlikle Bulgaristan’a geçmeye çalışırken sınırda yakalanmıştır. Bunun üzerine başvurucunun Yunanistan iç düzenleme ve mevzuat hükümlerini ihlal ettiği gerekçesiyle hakkında sınırdışı edilme kararı alınmıştır. Ancak, bu olaydan önce bir tarihte sığınma talebinde bulunduğundan dolayı sınırdışı edilme kararı 10 Ocak 2010 günü Yunanistan yetkilileri tarafından kendiliğinden iptal edilmiştir. Başvurucu, Eylül 2010’da İtalya’ya geçmek için yaptığı bir girişimde yine polislere yakalanınca sınırdışı edilmek için Türkiye sınırına götürülmüş fakat sonradan vazgeçmiştir.

 

2-İHLALLERİN DEĞERLENDİRMESİ

 

Değerlendirmeye konu olay, Afganistan’da yaşarken, orada görev yapan ve Taliban rejimine karşı halkın güvenliğini sağlamakla görevli unsurlardan birisi olan Uluslararası Hava Kuvvetleri’nin tercümanlığını yapmış ve bu nedenle de Taliban rejiminin doğrudan öldürmeye teşebbüs ettiği bir kişinin, Afganistan’dan kaçarak İran ve Türkiye üzerinden Yunanistan’a giriş yapması ve Belçika’ya iltica başvurusunda bulunması sürecinde Avrupa Birliği sınırları dâhilinde maruz kaldığı haksız ve hukuksuz uygulamalar hakkındadır.

Başvurucunun, maruz kaldığı söz konusu hukuksuz uygulamalar, “Mültecilerin Hukuki Statüsüne ilişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi”,  “Avrupa Birliği Anlaşması”, “Avrupa Birliği’nin İşleyişine Dair Antlaşma”, “Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı”, “Dublin İltica Sistemi” gibi birçok anlaşma ve düzenleme metinlerinde belirtilen hususlara, şartlara ve taahhütlere aykırılık taşımaktadır. Söz konusu uygulamalar, AİHM tarafından hukuki değerlendirmeye tabi tutulmuş olup değinilen anlaşma, sözleşme ve düzenlemelere göre uygulamaların hukukiliği tartışılmıştır. AİHM, olaya konu kararında Yunanistan yaptığı insan hakları ihlallerini değerlendirirken her bir şartı, anlaşmayı, sözleşmeyi ve düzenlemeyi hiyerarşik olarak değerlendirmiştir ve Yunanistan’ın hak ihlali yaptığına karar vermiştir.

 

1-Yunanistan Devleti’nin, Başvurucunun Gözaltına Alınması ve Maruz Kaldığı Gözaltı Koşulları Nedeniyle AİHS’nin 3.Maddesini İhlal Etmesi

 

İlk olarak, Başvurucu, Yunanistan’a geçtiğinde Atina Havaalanında gözaltında tutulduğu koşulların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. Maddesindeki anlamıyla insanlık dışı ve onur kırıcı muameleye tekabül ettiğini iddia etmiştir. Söz konusu madde hükmüne göre “Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da onur kırıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”[1] Başvurucu Yunanistan’da iken 2 defa gözaltına alınmıştır. İlk gözaltı, 15-18 Haziran 2009’da, ikinci gözaltı ise 1-7 Ağustos 2009 tarihlerinde gerçekleşmiştir. Değinilen gözaltı süreçlerinde başvurucu, kendisinin maruz kaldığı uygulamaların ve gözaltı koşullarının ağır olduğunu, insan onuruna yakışmadığını, onur kırıcı muamelelerin söz konusu olduğunu belirtmiştir. Başvurucu gözaltına alındığı koşulları tanımlarken kendisinden başka en az 20 kişinin daha olduğu küçük bir odaya kitlendiğini, tuvalet, lavabo gibi ihtiyaçlarını gidermenin görevlilerin inisiyatifine ve keyfine bırakıldığı, yiyecek ve barınma için çok kısıtlı olanak sağlandığını, açık havaya çıkarılmadığını, kendisine ve başkalarına küfür ve hakaretler edildiğini, milli ve dini kimliği nedeniyle ırkçı ve faşizan söylemlere maruz kaldığını ve görevlilerce kendisine dayak atıldığını belirtmiştir.

Başvurucunun iddialarına yanıt olarak Yunanistan Devleti ise, başvurucuya yapılan herhangi bir onur kırıcı müdahale ve davranış söz konusu olmadığını, yeterli beslenme ve barınma imkânlarının sağlandığını, gözaltı odalarının yeterli fiziki imkânları sağladığını ve görevlilerce ırkçı ve faşizan tutum, davranış ve söylemlerin gerçeği yansıtmadığını belirtmiştir. Buna dayanak teşkil edecek herhangi bir kanıt ve delilin de başvurucu tarafından yüce mahkeme ile paylaşılmadığını deklare etmiştir. Tutulan ortamın, sınırdışı edilmeyi bekleyen kişilere ve sığınmacılara verilen pembe kartlarını bekleyen kişilerin tutulduğu ortam olduğunu belirten Yunanistan Devleti, başvurucunun da haziran ayında tutulduğu zaman diliminin de, pembe kartını almayı beklerken geçtiğini savunmasında belirtmiştir. Ayrıca, hükümet, göz altı sürelerinin kısa olduğunu ve ikinci gözaltı nedeninin de başvurucunun sahte belgelerle Yunanistan’ı terk etmeye çalışması olduğunu belirtmiştir.

Mahkeme, başvurucunun başvurusunu kabul edilebilir bulmuştur ve başvurucunun gözaltında bulundurulduğu ortamın incelenmesine karar vermiştir. Bunun üzerine Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, 2010 yılı Mayıs ayında adı geçen yeri ziyaret etmiş ve ortamın gerçekten fiziki olarak yetersiz olduğunu ve orada tutulanların açık havada yürüyüş yaptırılmasının imkânsız olduğundan cihetle gözaltı koşullarının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Mahkeme, başvurucunun yaptığı başvuruyu öncelikle AİHS 3.madde kapsamında değerlendirmeye tabi tutmuş, başvurucunun dava içeriğinde dile getirdiği insanlık dışı ve onur kırıcı muamelelere konu gözaltı süreçlerini, hem gözaltı koşullarını inceleyerek hem de benzer uygulamaların şikâyet edilen Yunanistan Devleti tarafından tekrarlanıp tekrarlanmadığını araştırmıştır. Sözleşme’nin 3. Maddesi Devlet’in, gözaltı koşullarının insanlık onuruna saygılı olduğundan, tedbirlerin uygulanma şekli ve yönteminin gözaltındaki kişileri, gözaltında olmanın kendine has kaçınılmaz güçlük seviyesini aşan bir yoğunlukta sıkıntı ve zorluğa maruz bırakmadığından ve tutuklu olmanın getirdiği gereksinimler dikkate alınarak bu kişilerin sağlık ve refahının yeterince güvenceye alındığından emin olmasını gerektirir. AİHM, söz konusu maddenin değerlendirmesini çoğu kararında tekrarlamakla birlikte, 3. madde önemi, demokratik toplumların en temel değerlerinden birini içermesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle söz konusu sözleşmeyi akdeden her bir devlet, bu hükme tam riayet etmeli ve bu hükmün yargı yetkisi sınırları içerisinde etkin bir biçimde uygulanabilmesi için gerekli olan tüm önlemleri almalıdır.[2] Bu yükümlülük aynı zamanda sözleşmeci devletlerin sözleşmeye taraf olmaları sebebiyle devletler üzerinde bir yükümlülük olarak doğmaktadır.

Söz konusu madde hükmüne konu ihlaller kapsamında Yunanistan hakkında Mahkeme’nin vermiş olduğu bazı çarpıcı kararlar mevcuttur. Örnek vermek gerekirse,  Mahkeme, Yunanistan yetkililerinin, bir sığınmacıyı iki ay boyunca prefabrik bir hücrede, dışarıya çıkmasına veya telefonla görüşmesine izin vermeden, temiz çarşaf olmadan ve yetersiz temizlik ürünleri ile hapis tutmasını, Sözleşme’nin 3. Maddesinde kastedilen onur kırıcı muameleye eşit olduğuna karar vermiştir.[3] Benzer şekilde, sınırlı bir alanda, yürüyüş yapma imkânı olmadan, boş zaman faaliyetleri için alan olmadan, kirli döşekler üzerinde uyuyarak ve tuvalete serbest erişim olmadan altı günlük bir gözaltı süresi de 3. Madde uyarınca kabul edilemez bulmuştur. Bir sığınmacının, idari bir tedbirin uygulanmasını beklerken, herhangi bir eğlence-dinlence etkinliğine erişimi olmadan ve yeterli yiyecek verilmeden emniyet binasında üç ay boyunca gözaltında tutulması da onu kırıcı muamele olarak değerlendirilmiştir.[4] Ayrıca, mahkeme aynı zamanda sığınmacı olan başvurucunun 3 ay boyunca, aşırı kalabalık bir yerde dehşet verici hijyen ve temizlik koşullarında, boş zaman veya yeme-içme olanakları olmadan, onarılmayan sıhhi tesisatın harap durumdaki hallerinin gerçekte onları kullanılamaz yaptığı ve gözaltındaki kişilerin oldukça pis ve kalabalık ortamlarda uyuyabildiği koşullarda alıkonması, 3. Madde ile yasaklanan onur kırıcı muameleye eş tutmuştur.[5] Tüm bu kararlar göstermektedir ki, Yunanistan’ın geçmişte sığınmacı ve diğer göçmenlere karşı yaptığı uygulamalar, 3.madde kapsamında AİHM’nin ihlal kararlarına konu olmuş ve bu konuda AİHM, defalarca kez Yunanistan’a müeyyide uygulanmasına karar vermiştir. Bu durum, yukarıda da izah ettiğimiz üzere, başvurucunun başvurusunda belirttiği hususların, AİHM tarafından, yerinde araştırılması ve şikayet edilen Yunanistan Devleti’nin geçmişte de benzer uygulamaları icra edip etmediği, tetkike ve değerlendirmeye tabi tutulmuştur. AİHM, bu konuda Yunanistan’ın sicilinin bozuk olduğunu görmüştür. Bu nedenle söz konusu uygulamaların Yunanistan tarafından yapılabilirliğini kuvvetli olasılık dâhilinde değerlendirmiştir.

Mahkeme, Avrupa Birliği’nin dış sınırlarını oluşturan ve özellikle Akdeniz üzerinden geçişlerin yoğun olduğu Yunanistan, İtalya, İspanya ve Fransa gibi ülkeler üzerinden gelen göçmen ve sığınmacılar nedeniyle, söz konusu ülkelerin ciddi bir maddi külfet altında kaldıklarını, organizasyonel anlamda gelen sığınmacı ve göçmenlerin AİHS, iç yasal mevzuatları ve Dublin Düzenlemesi ışığında karşılama, yerleştirme, resmi prosedür işlemlerinin halledilmesi ve sevk gibi iş ve işlemlerin yerine getirilemediğinin bilincindedir. Bu konuda, mücbir sebep ve imkânsızlıkların ayrık tutulmasını ve tolere edilebilirliğini göz önünde bulunduran Mahkeme, yine de bu durumun, söz konusu devletlerin, AİHS, Cenevre Mutabakatı, Dublin Düzenlemesi gibi bir takım anlaşma ve düzenlemelerin getirdiği yükümlülükleri, külliyen göz ardı etmesi veya bunlara kısmen uymamak gibi bir takım imkânlar vermediğini kabul etmektedir.

Yunanistan, başvurucunun, söz konusu 3.madde kapsamında, Yunanistan Devleti’nin insan haklarını ihlal ettiğini belirtmesine karşılık olarak yukarıda değinilen durumları gerekçe göstererek kendisini savunmuştur. Fakat mahkeme, ülkenin sığınmacı veya göçmen bulundurma kapasitesinin henüz yetersiz olmadığını, organizasyonel anlamda karşılama, resmi prosedür sürecinin yerine getirilmesi ve sevk edilme gibi iş ve işlemler bakımından yeterli imkanlara sahip olduğundan cihetle iddia edilen mücbir sebep ve imkansızlık unsurlarının söz konusu olmadığını belirterek Yunanistan’ın savunmalarını kabul etmemiştir. Yunanistan’ın sığınmacı ve göçmenlere geçmişte yapmış olduğu bir takım benzer uygulamalar, Mahkeme’nin bu konuda görüşlerinin temelini oluşturmaktadır. Yunanistan, kendisine iltica eden veya ülkesine girmeye çalışan sığınmacılar ve göçmenlere icra ettiği hukuksuz uygulamalar nedeniyle Mahkeme nezdinde kötü bir şöhrete sahiptir. 2007 yılında Atina Havaalanında görevli polislerin sığınmacı ve göçmenlere, alıkoyma merkezinde yaptığı kötü muameleler halen ciddi bir şekilde tartışılmaktadır. Bu nedenle başvurucunun, kötü muameleler hakkında beyanlarını kabule şayan gören mahkeme, bu konuyu araştırırken başvurucunun iddialarının doğru ve kabul edilebilir bulmuştur. Başvurucunun beyanları, birçok insan haklarını koruma ve ihlalleri takip ve izleme konusunda faaliyet yürüten kurum ve kuruluşun elde ettiği bulgular ve delillerle de desteklenmiştir.

Mahkeme, havaalanının yanındaki alıkoyma merkezini ziyaret eden kuruluşların bulgularına göre, sığınmacılara ayrılan bölümün genellikle kilitli olduğunu ve gözaltındaki kişilerin dışarıdaki su çeşmesine erişimlerinin olmadığını ve suyu tuvaletlerden içmek zorunda kaldıklarını belirtir. Tutuklanmış kişilere ayrılan bölümde, 110 metrekarelik bir alanda 145 kişi bulunmaktaydı. Kimi hücrelerde, ondört ila onyedi arası kişi sayısı için yalnız bir yatak bulunuyordu. Yeterli döşek yoktu ve gözaltındaki kimselerin bir kısmı çıplak zeminde uyuyordu. Tutukluların hepsinin aynı zamanda uzanıp uyumaları için yeterli yer yoktu. Aşırı kalabalık yüzünden yeterli havalandırma sağlanamıyor ve hücreler dayanılmaz bir şekilde sıcak oluyordu. Gözaltındaki kişilerin tuvalete erişimi ciddi bir şekilde kısıtlanıyor ve bu kimseler polisin koridora çıkmaları için izin vermeyeceğinden yakınıyordu. Polis, tutukluların plastik şişelere idrarlarını yapmak zorunda olduklarını ve bu şişeleri tuvaleti kullanmalarına izin verildiğinde boşalttıklarını kabul ediyordu. Bölümlerin hiçbirinde sabun veya tuvalet kağıdı olmadığı, umumi tuvaletler ve diğer tesislerin pis olduğu, temizlenme yerlerinin kapısız olduğu ve gözaltındaki kişilerin açık hava faaliyetlerinden mahrum bırakıldığı gözlemlenmişti.[6]

Sonuç olarak, yukarıda değinilen gözaltı koşullarının onur kırıcı muameleye eşdeğer olduğunu kabul edilerek, Mahkeme, AİHS 3.maddesinin Yunanistan Devleti tarafından ihlal edildiğine karar vermiştir. Mahkeme, etraflıca bir değerlendirme yaparak, Yunanistan Devleti’nin gözaltı sürelerinin kısa olduğu ve bu nedenle söz konusu onur kırıcı muamele seviyesine ve şiddetine erişecek bir gözaltı ve alıkonma süresinin gerçekleşmediği iddiasını kabul etmemiştir. Ayrıca bu süre zarfında, başvurucun korumasız ve kırılgan bir durumda olduğunu da kabul ederek, sözleşmenin 3.maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

 

2- Başvurucunun Yaşam Koşulları Nedeniyle Sözleşme’nin 3.Maddesinin Yunanistan Tarafından İhlal Edildiği İddiası

 

            Başvurucu, Yunanistan’da bulunduğu süre zarfında, yetkililerce sığınmacılar olarak kendilerinin hassas durumda olduklarının, çoğu yaşama ve barınma olanaklarının sağlanmadığının ve geçimlerini sağlayacak herhangi bir gelir kaynağı ve işlerinin olmadığının bilinmesine rağmen, Yunanistan Devleti’nin AİHS koşullarına aykırı davranarak, tüm sığınmacılara ve göçmenlere aynı şekilde davrandığı gibi kendisine de, kalacak yer, yeterli yaşama ve barınma imkânı, herhangi bir gelir kaynağı ve iş imkânı sağlamadığını belirterek adı geçen devlet hakkında şikâyette bulunmuştur. Başvurucu, birkaç kez daha kendisine kalacak yer bulunması, barınma imkânının sağlanması için yetkili mercilere başvurmasına rağmen yine hiçbir yer önerilmemiş ve imkân sağlanmamıştır. Başvurularının hepsi sonuçsuz ve yanıtsız kalan başvurucunun bütün ümitleri tükenince artık herhangi bir kuruma ya da merciye başvuru yapmamıştır. Geçimini sağlayacak bir yolu olmayan başvurucu, diğer pek çok Afganistanlı sığınmacı gibi, aylar boyunca Atina’nın ortasında bir parkta yaşamıştır. Günlerini yiyecek arayarak geçirmiştir. Ara sıra bölge sakinlerinden ve kiliseden maddi yardım almıştır. Hiçbir temizlik imkânına erişimi yoktur. Geceleri sürekli olarak saldırıya ve hırsızlığa uğrama korkusuyla yaşamıştır. Bunların sebep olduğu savunmasızlık durumu ve maddi ve psikolojik kaybın, 3. Maddeye aykırı muamele anlamına geldiğini öne sürmüştür.[7] Başvurucu, bütün bunlar neticesinde, bu şekilde bir yaşamın sürdürülebilir olmadığına kanaat getirerek, bulunduğu ülkeden ayrılmanın yollarını araştırmaya ve bunun için girişimlerde bulunmaya karar vermiştir.

Yunanistan Devleti, başvurucunun iddiaları karşısında kendisini savunmak için başvurucunun tüm bu yaşadıklarının kendi eylem ve davranışlarından kaynaklı olduğunu, kalacak yer, barınma ve iş için yetkili merciilere başvuru yapmadığını, hayatını düzene sokmak için kurum ve kuruluşlardan yardım ve destek talep etmediğini ve girişimlerde bulunmadığını belirtmiştir. Ayrıca, hükümet yetkililerinin ve ilgili otoritelerin, başvurucunun durumundan haberdar olduktan sonra gerekli adımların atıldığını, başvurucuya kalacak yer sağlandığını ve sığınmacı ve göçmenlerin ülke sınırları içerisinde ihtiyaçlarını gidermek için tahsis edilen pembe kart verildiğini belirtmiştir. Yunanistan, bütün bunlara rağmen başvurucunun, yasadışı yollarla sınıra giderek ülke dışına çıkmak istediğini söyleyerek kendini savunmuştur.

Yunanistan Devleti, imkânlar dâhilinde tüm sığınmacılara kalacak yer, barınma ve çalışma ortamı sağlandığını, fakat bunun sözleşmeden kaynaklı bir zorunluluk olmadığını, aksinin kabulü halinde hiçbir ülke ve devletin bunun altından kalkamayacağını ve tüm göçmen ve sığınmacılar için bunun teşvik edici bir hal alacağını belirterek bu konuda mahkemenin başvurucun lehine karar vermemesi gerektiğini deklare etmiştir. Buna dayanak olarak ise “her ne kadar her insanın şerefiyle yaşayabileceği ve evi olarak adlandırabileceği bir yere sahip olması açıkça arzu edilse de, ne yazık ki Taraf Devletlerde pek çok kişinin bir evi yoktur. Devletin herkesin bir ev sahibi olması için kaynak sağlayıp sağlamayacağı adli bir karar değil, siyasi bir karardır” [8]şeklinde mahkemenin kabul ettiği kararı örnek olarak mahkemeye sunmuştur.

Başvuru üzerine Avrupa Birliği İnsan Hakları Komitesi, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, Uluslararası Af Örgütü gibi kurum ve kuruluşların yaptığı gözlemler, keşifler, incelemeler ve araştırmalar neticesinde başvurucunun iddia ettiği şekilde Yunanistan Devleti’nin yeterli karşılama imkânlarını sağlanmadığı, sığınmacı ve göçmenlere kalacak yer ve barınma olanakları tesis etmediği, sadece kadın ve çocuk sığınmacı ve göçmenler için çok sınırlı ve kısıtlı kalacak yer, barınma, yiyecek ve giyecek gibi imkanların sağladığını buna karşılık yetişkin erkek sığınmacı ve göçmenler için de hiçbir şekilde yardım etmediği ortaya çıkmıştır.

Mahkeme, başvurucunun başvurusunda değindiği konuları değerlendirmeye almış ve değerlendirme ile karar alma sürecinde yukarıda adı geçen kurum, kuruluş ve örgütlerin bulgularını da dikkate almıştır. Mahkeme, söz konusu karşılama koşulları, kalacak yer sağlama, barınma imkânları tesis etme ve geçimlik için bir takım olanakları özgüleme konusunda devletlerin tamtamına bütüncül bir sorumluluklarının olmadığını kabul etmekle birlikte söz konusu ihtiyaçların karşılanmasında objektif imkânsızlık halinin olması gerektiğini kabul etmektedir. Bu nedenle sığınmacı ve göçmenlere yukarıda belirtilen imkânların sunulmaması ve onların zorunlu ihtiyaçların karşılanmamasında, objektif imkânsızlığın söz konusu olması ve tüm özgülenen kaynak ve imkânların tükenmiş olması halinde Yunanistan Devleti’nin AİHS 3.madde kapsamında sorumluluğuna gidilemeyeceği değerlendirilmiştir. Hal böyle iken yeterli imkânların varlığı söz konusu iken anlaşmaya taraf olan devlet, makul maddi koşulları sığınmacı ve göçmenlere sağlamak durumundadır. Mahkeme, Cenevre Sözleşmesi, BMMYK’nın uygulama ve etkinlikleri ile Avrupa Birliği Karşılama Yönergesi’nde belirlenen standartlarla kanıtlandığı üzere, uluslararası düzeyde ve Avrupa çapında bu özel korunma ihtiyacına ilişkin yaygın bir görüş birliğinin bulunduğundan bahseder.[9] Mahkeme, tamamen maddi destek kapsamında devlete bağımlı olan başvurucuların, devlet desteği olmadığında ciddi bir yoksunluk veya insan onuruyla bağdaşmayan fakirlik durumuna düşmesi durumunda devlet yetkililerinin kayıtsız kalmasında devletin sorumluluğuna gidilebileceğini kabul etmektedir.[10]

Başvurucunun değindiği hususları ciddi ve kabul edilebilir bulan mahkeme, bu hususta Yunanistan Devleti’nin yaptığı savunmaları kabul edilebilir ve yargılamada sorumluluğun tespitinde dikkate alınabilir bulmamıştır. Mahkeme, Yunanistan Devletinin ve kurum görevlilerinin başvurucunun, defalarca yaptığı yardım başvurularına karşı kayıtsız kaldığını, imkânları seferber etmediğini, yeterli imkân ve makul maddi yardım yapma olanağı olduğu halde yapmadığını kabul etmiştir. Ayrıca, başvurucuya pembe kart sağlanmasına rağmen Yunanistan Devleti’nin, başvurucuya geçimini temin etmek ve işe yerleştirmek için izlenmesi gereken prosedürlerde, onlarca mevzuat engeli çıkarılmasını da ihlal kapsamında değerlendirmiştir. Tüm bunlar ışığında Mahkeme, Yunanistan yetkililerinin başvurucunun bir sığınmacı olarak savunmasızlığına gereken önemi vermemeleri ve eylemsizlikleri nedeniyle başvurucunun, aylardır içinde bulunduğu durumdan, hiçbir kaynağı ya da temizlik olanağı olmaksızın, temel ihtiyaçlarını karşılayabileceği imkandan yoksun bir şekilde sokaklarda yaşamasından sorumlu tutulmaları gerektiğini düşünmektedir. Mahkeme başvurucunun, onuruna saygı göstermeyen küçük düşürücü muamelenin mağduru olduğu ve hiç şüphesiz bu durumun onda, korku, keder ve çaresizliğe varabilecek aşağılanma duyguları uyandırdığı kanaatindedir. Bu tarz yaşam koşulları, uzun süreden beri içinde bulunduğu belirsizlik ve durumunun düzeleceğine dair hiç bir beklentisinin olmayışı ile birleştiğinde, Sözleşme’nin 3. Maddesinin kapsamına girmesi için gereken önem derecesine ulaşmıştır.[11]

 

3- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 13.Maddesinin Yunanistan Tarafından İhlal Edildiği İddiası

 

Başvurucu, AİHS 2.maddesinde belirtilen “Yaşam Hakkı” ve 3.maddesinde belirtilen “İşkence Yasağı” konuları dâhilinde Yunanistan Devleti’nin resmi kurum ve kuruluşlarına yaptığı şikâyetlerde etkili başvuru hakkının bulunmadığından ve kullandırılmadığından dolayı aynı sözleşmenin 13.maddesinde belirtilen “Etkili Başvuru Hakkı” nın ihlal edildiğini belirterek şikâyetçi olmuştur. Başvurucu, resmi kurum ve kuruluşlara yaptığı başvurularda, Yunanistan Devleti’nin iltica prosedürleri ve iç mevzuatlarından kaynaklı olarak Afganistan’a geri gönderilme tehlikesi yaşadığını belirtmiştir. Afganistan’a geri gönderilmesi durumunda yukarıda değinildiği üzere Afganistan’da yönetimde bulunan Taliban Rejimi tarafından öldürülme tehlikesinin bulunduğunu resmi kurum ve kuruluşlara belirtmiştir. Buna rağmen Yunanistan Devleti’nin iltica prosedürü ve iç mevzuatı nedeniyle Afganistan’a geri gönderilme ihtimalinin doğduğunu ve AİHS 2.madde kapsamında hüküm altına alınan “Yaşam Hakkı” nın ihlal edildiğini belirtmiştir. AİHS 2.Maddede “Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez.”[12] Demektedir ve tüm taraf ülkeler de bu hükme aykırı hiçbir iş ve işlem tesis etmemeli, pasif konumda kalarak bu hakkın ihlal edilmesine göz yummamalı, ihlal edilmesine müdahale etmemeli ve bu maddenin etkin ve etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamalıdır. Başvurucu, resmi kurumlarla yaptığı tüm görüşmelerde, korkularını belirtmiş, inceleme ve araştırma istemiş bununla bağlantılı olarak Yunanistan’a sığınma başvurusu yapmıştır.

Ülkeye ilk girişte iltica prosedürü süreci hakkında herhangi bir bilgilendirme ve yardım almadığını, iltica prosedürünün başlaması için adres kaydının sisteme işlenmesi gerektiği belirtilmiştir. İltica başvurusu yapmak isteyen ve daha önce o ülkede hiç bulunmayan ve kaydettirecek bir adresi bulunmayan birisine, iltica prosedürünün başlatılması için adres kaydını şart koşmak, saçma ve izahtan vareste bir durumdur.

Yunanistan Devleti ise, sığınma başvurusu için iltica prosedürü ve iç mevzuattaki eksiklik ile süreci akamete uğratan şartlardan dolayı başvurucunun sözleşmeye aykırı herhangi bir mağduriyet yaşamadığını, bu süre zarfında iltica prosedürlerini başlatacak iş ve işlemleri (Adres Kaydı) yerine getirmediğini, yasadışı yollarla ülkeyi terketmeye çalıştığını belirterek kendini savunmuştur. Ayrıca başvurucunun iddialarının asılsız olduğunu ve ülkesinin geri göndermeme ilkesini harfiyen uyguladığını belirtmiştir.

Başvuru üzerine Avrupa Birliği İnsan Hakları Komitesi, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, Uluslararası Af Örgütü gibi kurum ve kuruluşların yaptığı gözlemler, keşifler, incelemeler ve araştırmalar neticesinde başvurucunun iddia ettiği şekilde Yunanistan’da iltica konularındaki mevcut yasa ve uygulamaların, uluslararası ve Avrupa İnsan Hakları Koruma Standartlarına uymadığı kanaati ortaya çıkmıştır. İltica prosedürü ile ilgili yeterli bilginin ya da esasında uygun hiçbir bilginin bulunmayışından, sığınma başvurularını almak ve işleme koymak için gerektiği gibi eğitilmiş elemanların eksikliğinden, özellikle hukuki yardıma ve tercümana erişim ve oldukça uzun zaman aldığı, askıya alma etkisi olmadığı ve hukuki yardıma erişimde zorluklar bulunduğu için Yüksek İdari Mahkeme’ye itiraz başvurusunun etkisizliği gibi yapısal zayıflıklara ve prosedürel teminatların eksikliğine bağlı olarak ilk derece kararlarındaki niteliğin düşük olması araştırma sonuçlarına yansımıştır.

Yunanistan Devleti, savunmasında, başvurucunun AİHS 34.madde anlamı kapsamında mağdur olmadığını, iltica prodesüdürü ve iç mevzuatından kaynaklı bir zarar görmediğini belirtmiştir. AİHS madde 34 “İşbu Sözleşme ve Protokollerinde tanınan hakların Yüksek Taraf Devletlerden biri tarafından ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her hakiki şahıs, hükümet dışı her teşekkül veya her insan topluluğu, Mahkemeye başvurabilir Yüksek Taraf Devletler bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasına hiçbir suretle engel olmamayı taahhüt ederler.”[13] Demektedir ve başvurucu söz konusu olayda AİHS 2,3 ve 13 madde kapsamında sözleşmeci devlet Yunanistan tarafından ihlallerin söz konusu olduğunu ve bu nedenle yüksek mahkemeye başvurduğunu belirtmektedir.

Mahkeme yaptığı değerlendirmede, yaşam hakkı ve işkence yasağını belirten 2. Ve 3.maddeler için Yunanistan Devleti’nin yaptığı uygulamaların ve başvurucunun bu uygulamaları kanıtlar nitelikte sunduğu belgeler, verdiği ifadeler, bazı kurum ve kuruluşların gözlem, inceleme, araştırma, keşif ve raporları ile özellikle başvurucunun Afganistan’da mevcut rejime karşı icra ettiği görev yönünden ölüm tehdidi altında olması, ülkesine geri gönderilmesi durumunda öldürülmesinin çok kuvvetli bir ihtimal olması gibi olgular, başvurucunun madde 2 kapsamında yaşam hakkının ihlal edildiğini, Yunanistan Devleti’nin keyfi olarak geri gönderilme tehlikesi yaşattığını kabul etmiştir. Mahkeme, Yunanistan Hükümeti’nin Afganistan’a iade politikalarının gönüllülük esasında yapıldığına ilişkin açıklamalarından ikna olmamıştır. Mahkeme’nin üzerinde önemle durduğu bir durum, başvurucunun davasının esasına dair herhangi bir karar alınmadan uygulamada geri gönderme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasıdır.

Yine 3.madde kapsamında, Yunanistan Devleti’nin geçmişten gelen bozuk sicili nedeniyle ve başvurucunun belirttiği gözaltı, kalacak yer, barınma, karşılama imkanları ve geçimlik iş gibi olguların insan onuruna yaraşır bir yeterlilikte adı geçen devlet tarafından sunulmadığını, onur kırıcı ve aşağılayıcı bir muamelenin olduğu, bunun sonucunda da 3.maddenin ihlalinin söz konusu olduğunu kabul etmiştir. Mahkeme, Yunanistan yetkilileri tarafından tanınan sığınma veya ikincil koruma oranlarının diğer Avrupa Birliği üyesi Devletlere kıyasla oldukça düşük olduğunu da dikkate almıştır.

Sözleşmenin 2. Ve 3.maddesine konu ihlaller ve bu ihlaller nedeniyle yaşanılan mağduriyetin giderilmesi, mağduriyetlere son verilmesi ve mağduriyetlerin telafi edilmesi adına yapılacak başvuruların, adeta bilinçli olarak engellenmesi amaçlanır gibi Yunanistan Devleti sınırları içerisinde iltica prosedürü ve iç mevzuattan kaynaklanan sıkıntılar başvurucunun önüne çıkarılmıştır. Mahkeme, Yunanistan yetkililerinin başvurucunun sığınma talebini incelemesindeki eksiklikler ve başvurucunun, sığınma başvurusunun esası ciddi bir şekilde incelenmeden ve etkili bir başvuruya erişimi olmadan doğrudan veya dolaylı olarak menşe ülkesine gönderilme tehlikesiyle karşı karşıya olması nedeniyle, 3. Madde ile birlikte ele alındığında Sözleşme’nin 13. Maddesinin ihlal edildiği kararına varmıştır.

 

SONUÇ

 

Yunanistan Devleti, Avrupa Birliği’nin kara bağlantısı olarak doğudaki en dış sınırını oluşturmaktadır. Ülkenin 3 tarafı denizlerle çevrili olması ve sığınmacı ve göçmen trafiğinin Akdeniz üzerinden yapılması nedeniyle ülke, Avrupa Birliği’nin giriş kapısı olmuştur. Bu nedenle özellikle son 30 yılda ülkenin Akdeniz ve Ege Denizi’nde bulunan adaları sığınmacı ve göçmenler için ilk durak haline gelmiş sonrasında buralardan Avrupa Birliği sınırları içerisinde bulunan diğer ülkelere geçişler söz konusu olmuştur ve olmaktadır.

AİHS’ne taraf olan tüm devletler gibi Yunanistan’da söz konusu sığınmacı ve göçmen geçişlerinde göçmen ve sığınmacıların karşılanması, barınması, yaşam hakkı kapsamında geri gönderilmemesi, insan onuruna yaraşır şekilde geçimlerinin sağlanması yönünde iş ve diğer imkânların seferber edilmesi, iltica prosedürlerinin yerine getirilmesi sürecinde onur kırıcı ve aşağılayıcı muamelelere maruz kalmama ve ülke içerisinde yaşanılan durumlar bakımından hakkını arama ve ihtiyaçlarının sağlanmasında etkili başvuru hakkının kullandırılmasını garanti etmelidir. Fakat geçmişte olduğu gibi sığınmacılar ve göçmenler konusunda AİHS’ne konu ihlaller bakımından Yunanistan’ın sicilinin bozuk olması, mahkemenin Yunanistan’a ait yargılamalarda örnek teşkil etmektedir. Mahkeme, Yunanistan mevzu bahis olunca her zaman kuvvetli ihtimal dâhilinde hareket etmekte, şüpheli bir yaklaşım sergilemekte ve ayrıntılar konusunda ince noktalara dikkat etmektedir. Nitekim Yunanistan, bu ve benzeri uygulamaları artık uluslararası kamuoyunu, bağlı bulunduğu milletlerarası sözleşmeleri, insan hakları kurallarını ve demokrasiyi hiçe sayarak tüm dünyanın gözüne sokarcasına icra etmeye devam etmektedir. Hâlbuki tüm dünyaya demokrasi, eşitlik, adil ve şeffaf yönetim gibi değerler ışığında kamu iş, işlem ve uygulamalarının icra edilmesini, insan haklarına saygılı davranılmasını telkin eden Avrupa Birliği ve diğer uluslararası otoriteler, Yunanistan’ın yıllardır süregelen insan hakları ihlallerinin çoğunu görmezden gelmektedir ve müeyyide uygulamamaktadır. Zira Ege adalarında yaşanan mülteci ve göçmen ailelerin dramları, botların batması ve yaşanan boğulmalara müdahale edilmemesi, Yunan sahil güvenlik ekiplerinin bu ailelere ve kişilere yönelik fiziksel şiddete varan uygulamaları artık rutin bir devlet politikası haline gelmiştir. Maalesef, Yunanistan Devleti’nin bu uygulamalarının çoğu görmezden gelinerek söz konusu otoritelerce çifte standart niteliğinde işlemler icra edilmektedir.

Çalışmamızda, başvurucunun Afganistan’a geri gönderilme durumu söz konusu olduğunda ve Yunanistan yetkililerinin geri gönderme kararı aldığında, madde 2 kapsamında yaşam hakkının ihlal edildiğini belirtmiştir. Zira başvurucu, geri gönderilseydi Afganistan’da bulunan mevcut rejim tarafından öldürülme ihtimali bulunmaktaydı. Bu sebeple mahkeme, Yunanistan Devleti’nin başvurucunun, AİHS kapsamında yaşam hakkını ihlal ettiğini doğrudan kabul etmiştir. Yine Yunanistan’ın rutin hale getirdiği sözleşmeye konu insan hakları ihlalleri bakımından sözleşmenin 13.maddesinin ihlalini özellikle 3.maddenin ihlaline dayandıran mahkeme, 3.madde kapsamında başvurucunun gözaltına alınması ve akabinde Yunanistan’da bulunduğu sürece yaşam koşullarının onur kırıcı ve insan onuruna yakışmayan bir nitelikte olduğunu kabul ederek 3.maddenin ihlal edildiğini kabul etmiştir. Bu süre zarfında insan onuruna yakışmayan ve onur kırıcı muamelelerin son bulması ve yaşam koşullarının düzeltilmesi adına iltica prosedürü ve iç mevzuattan kaynaklanan yasal engeller nedeniyle etkili başvuru hakkının kullandırılmadığı ve bu nedenle Yunanistan’ın 13.maddeyi de ihlal ettiğini kabul etmiştir. Kanaatimizce, 3.maddenin ihlallerinin birçoğu doğrudan veya dolaylı olarak 13.maddenin de ihlaline zincirleme olarak vücut verecektir. Bu bakımdan AİHM, birçok 3.madde ihlali yargılamalarında re’sen 13.maddenin de ihlal edilip edilmediğini de doğrudan araştırmalıdır. İlerleyen süreçte AİHM’nin bu konuda otomatik bir reaksiyon ve proaktif bir yaklaşım sergileyip sergilemeyeceği benzer davalarda gözlemlenebilecektir.

 

Av. Yunus Yılmaz

 

 

 

KAYNAKÇA

  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Madde 2,3,13
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hükümleri Bağlamında İşkence Yasağı, B. Korkmaz Eminel
  • D./Greece, no. 53541/07, m. 49 – 54, 11 Haziran 2009
  • Tabesh/Greece, no. 8256/07, m. 38– 44, 26 Kasım 2009
  • A./Greece, no. 12186/08, m. 57 – 65, 22 Temmuz 2010
  • s.s./Belçika ve Yunanistan Davası, Başv. No:30696/09
  • Chapman/Birleşik Krallık [BD], no. 27238/95, m. 99, AİHM 2001-I
  • Budina/Rusya, karar, no. 45603/05, AİHM 2009
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Madde 34

 

 

 

 

[1] Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Madde 3

[2] Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hükümleri Bağlamında İşkence Yasağı, B. Korkmaz Eminel

[3] S.D./Greece, no. 53541/07, m. 49 – 54, 11 Haziran 2009

[4] Tabesh/Greece, no. 8256/07, m. 38– 44, 26 Kasım 2009

[5] A.A./Greece, no. 12186/08, m. 57 – 65, 22 Temmuz 2010

[6] M.s.s./Belçika ve Yunanistan Davası, Başv. No:30696/09, Syf. 38

[7] M.s.s./Belçika ve Yunanistan Davası, Başv. No:30696/09, Syf. 39

[8] Chapman/Birleşik Krallık [BD], no. 27238/95, m. 99, AİHM 2001-I

[9] M.s.s./Belçika ve Yunanistan Davası, Başv. No:30696/09, Syf. 42

[10] Budina/Rusya, karar, no. 45603/05, AİHM 2009

[11] M.s.s./Belçika ve Yunanistan Davası, Başv. No:30696/09, Syf. 43

[12] Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Madde 3

[13] Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Madde 34

DİĞER YAZILAR

SON 24 SAATTE MEDYADA BAU DEGS
SON 24 SAATTE MEDYADA BAU DEGS
12 Haziran 2021

11 HAZİRAN TARİHLİ YERLİ VE YABANCI BASINDA BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ DENİZCİLİK VE GLOBAL STRATEJİLER MERKEZİNE İLİŞKİN HABERLERİN YER ALDIĞI MEDYA...

Akdeniz’de Ulusal ve Küresel Stratejiler Sempozyumu
Akdeniz’de Ulusal ve Küresel Stratejiler Sempozyumu
11 Haziran 2021

İstanbul Üniversitesi ile birlikte 12-13 Haziran 2021’de düzenlediğimiz “Akdeniz’de Ulusal ve Küresel Stratejiler” Sempozyumuna aşağıdaki seçkin akademisyenlerimiz tebliğlerde bulunacaktır....

SON 24 SAATTE MEDYADA BAU DEGS
SON 24 SAATTE MEDYADA BAU DEGS
11 Haziran 2021

10 HAZİRAN TARİHLİ YERLİ VE YABANCI BASINDA BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ DENİZCİLİK VE GLOBAL STRATEJİLER MERKEZİNE İLİŞKİN HABERLERİN YER ALDIĞI MEDYA...