DENİZ YETKİ ALANLARININ SINIRLANDIRILMASINDA MALTA CUMHURİYETİ 

 

 

Takımada Devletinin Tanımı 

 

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (UNCLOS/BMDHS) 46. Maddesinde tarifi yapıldığı üzere takımada, “birbirleri ile olan bağları coğrafi, ekonomik ve politik yönden bir bütün oluşturacak derecede sıkı olan veya tarihi açıdan bu şekilde kabul edilen ada kısımları, bunlara bitişik sular ve diğer doğal unsurlar da dahil olmak üzere, bir adalar grubudur”. Takımada devleti ise yine aynı maddede “bütünüyle bir veya birçok takımadadan oluşan ve başka adaları da ihtiva edebilen devlet” olarak tanımlanmaktadır[1]. Akdeniz’in merkezinde bulunan ve sadece üç tanesi yerleşime açık birkaç adadan oluşan Malta Cumhuriyeti, bir takımada devleti (archipelagic state) olarak tanımlanmaktadır[2]. Öte yandan adalar grubuna sahip olan İtalya, Yunanistan ve Türkiye gibi anakara devletleri takımada devletleri ile karıştırılmamalıdır.

 

 

Takımada Devletlerinin Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması

 

Uluslararası teamül hukukunun bir parçası olarak kabul edilen BMDHS, takımada devletlerinin deniz yetki alanlarının olduğunu ifade etmektedir. Bu bağlamda Malta Cumhuriyeti, kendi deniz yetki alanlarından kaynaklanan haklarını kullanmaktadır. Bu süreçte komşu devletler ile herhangi bir deniz yetki alanı andlaşması yapmamış olup bu devletlerden olan Libya Devleti ve İtalya Cumhuriyeti ile bazı uyuşmazlıklar yaşanmış, bunlardan bazıları Uluslararası Adalet Divanı’na gitmiştir. Bazı uyuşmazlıklar ise hali hazırda hükümetler arasında müzakerelere konu olmaktadır.

 

 

Malta-Libya Örneği

 

Öte yandan Malta ile Libya arasındaki deniz yetki alanlarının belirlenmesi hususundaki uyuşmazlık, Uluslararası Adalet Divanı’na gitmiş ve 1985 yılında Divan anlaşmazlığı karara bağlamıştır[3]. Divan, Deniz sınırlandırması için ilk adım olarak iki devletin esas hatları baz alınarak eşit uzaklık çizgisini çizmeye karar vermiş ve bir ortay hat oluşturmuştur. Bu ortay hattın oluşumunda Malta’nın Filfla adası, esas hat için bir taban noktası olarak kullanılmamış ve görmezden gelinmiştir[15]. Ancak kararda, ilk öngörülen eşit uzaklık çizgisinin kesin bir sınır oluşturmadığı ve diğer bazı faktörlerin de dikkate alınması hakkaniyetin bir gereği olarak görülmüştür. Bu sebeple ikinci adım olarak Divan, değerlendirdiği özel durumların da ışığında, öngörülen ortay hattı, daha hakkaniyetli bir çözüme ulaşabilmek adına Libya lehine kuzeye kaydırmıştır[15].Kıta sahanlığının belirlenmesinde hakkaniyet prensibinin ana ilke olduğu ve dikkate alınması gerektiği 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesinin 83. maddesinde de belirtilmiştir[4]. Divan, bu değerlendirmeden sonra hakça bir sonuca ulaşmak için birtakım ilkelerden ve kriterlerden yararlanmıştır. Hakkaniyetli bir sınırlandırma için değerlendirilen faktörler ve durumlar şöyledir:

 

          1. Tarafların kıyılarının konfigürasyonları, karşılıklı pozisyonları ve daha genel coğrafi bir bağlamda birbirleri ile ilişkileri.
          2. Tarafların kıyılarının uzunlukları arasındaki fark ve aralarındaki mesafe.
          3. Sınırlandırmada aşırı orantısızlıktan kaçınmak adına kıta sahanlığı alanlarının kıyı devleti ve alakadar kıyıların uzunlukları ile yönleri bağlamında değerlendirilmesi.

 

 

Buradan yola çıkılarak, her ne kadar takımada devleti olsa da bir anakara (Libya) karşısında kalan ve bu anakara kıyılarına oranla çok daha kısa bir kıyı uzunluğuna sahip olan Malta’nın, Libya ile tam olarak eşit deniz yetki alanına sahip olmasının uluslararası hukuk bağlamında hakça bir sonuç doğurmadığının Divan tarafından tescil edildiği ve anakaraların adalardan üstün tutulduğu görülmektedir[16].

 

 

Libya ve Malta deniz yetki sınırı 

 

Fakat her ne kadar Libya lehine bir sonuca varılmış olsada Libya’nın yapmış olduğu belli iddialar Divan tarafından kabul görmemiştir. Mesela Libya, daha büyük bir kara parçasına sahip olan devletin daha fazla kıta sahanlığı hakkı olduğunu söylemiş fakat mahkeme böyle bir iddiayı destekleyecek bir doktrin, jurisprudence, uygulama veya BMDHS içeriğinin olmaması nedeni ile Libya’nın ileri sürmüş olduğu ‘büyük kara parçası’ olması iddiasını değerlendirmeye katılacak bir coğrafi faktör olarak ele almamıştır. Divan, bir devlette bulunan deniz kıyısı ve diğer devletin deniz kıyısı eksikliğinden yola çıkarak değerlendirmesini yaptığını belirtmiştir. Divan, bir devletin karasal egemenliği ile buna bitişik deniz uzantılarında olan hakkı arasındaki bağlantının kıyılar üzerinden belirleneceğini ifade etmiştir. Uzaklık ile ölçülen denize bitişiklik, tamamiyle kıyı uzunluğu ile ölçülmektedir ve kara kütlesi ile bir alakası bulunmamaktadır[15].

 

Divan ayrıca kıta sahanlığı hakları hususunda takımada devletlerinin özel bir statüye sahip olmayacağı konusunda da kesin bir duruş ortaya koymuştur. Divanın değindiği bir başka husus ise sınırlandırmanın yapılması için kullanılacak esas hattın çizimidir. Malta, esas hattı bir grup düz hat çizerek oluşturmak istemiştir ve Malta bunu yaparken bir takımada devleti olduğundan Filfla adasını da ele almıştır. Fakat mahkeme, eşitsiz olacağı nedeni ile Filfla adasını ortay hattın oluşumunda kullanılacak bir esas hat noktası olarak değerlendirmeye almamıştır. Filfla adası Malta’nın diğer adalarından 5 km’den az bir uzaklıkta olup, onlardan bağımsız değildir, fakat kimsenin yaşamadığı küçük bir adadır[15]. 

 

Filfla Adası ve Libya-Malta DYA sınırlandırması [5]

 

Malta-İtalya Örneği

 

Malta Cumhuriyeti ile İtalya Cumhuriyeti, 1970 yılında nota teatisi yoluyla Malta’nın kuzey kıyıları ve Sicilya’nın güney kıyıları baz alınarak çizilen eşit uzaklık çizgisinin geçici deniz yetki alanları sınırını oluşturduğu konusunda anlaşmışlardır. Ancak İtalya, Malta’nın bahsi geçen eşit uzaklık çizgisini bütün bir hat boyunca çizmesine karşı çıkmakta, Sicilya’nın güney ucunun doğusunda kalan bölgenin kendi yetki alanı içerisinde bulunduğunu iddia etmektedir. Bu iddiasını da BMDH Sözleşmesinde de yer alan adil paylaşım ilkesine dayandırmaktadır[6]

 

Malta tarafından ileri sürülen kıta sahanlığı sınırları[7]

 

 

İtalya’nın üzerinde hak iddia ettiği kıta sahanlığı alanları[8]

 

İki devlet arasındaki deniz yetki alanı sınırları henüz net bir şekilde çizilememekle beraber müzakereler devam etmektedir. Bu doğrultuda tartışmalı bölgede herhangi bir doğalgaz arama girişiminde bulunulmaması konusunda iki devlet arasında anlaşmaya varılmıştır[9][10].

 

 

Özet: İki Anakara Arasında Bulunan Bir Takımada Devletinin Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması

 

Adalara da ana karalar gibi deniz yetki alanları tanınmaktadır ancak adalara, bir yandan böyle bir statü tanırken diğer yandan da kıta sahanlığı tanımlanmasında esas alınacak ilkenin “hakkaniyet ilkeleri” olduğunu ve kıyıdaş devletlerin ana kıtaları arasında sınırlandırılmasında adalara özel olarak değinilmeyeceği vurgulanmaktadır. 1982 BMDHS Sözleşmesi’nin 83/1 maddesi uyarınca, “Sahilleri bitişik veya karşı karşıya bulunan devletler arasında kıta sahanlığının sınırlandırılması, hakkaniyete uygun bir çözüme ulaşmak amacıyla, Uluslararası Adalet Divanı Statüsüne 38. maddesinde belirtildiği şekilde, uluslararası hukuka uygun olarak anlaşma ile yapılacaktır”. 

 

Hakkaniyet ilkesinin temel ilke olarak kabul edildiği bir başka örnek UAD’nin 1969 Kuzey Denizi davasıdır. Sözleşmesi’nin 83/1 maddesinde, bu ilkenin anlaşma yoluyla uygulanabilmesi için adaların kıta sahanlığından bahsedilmemektedir. Böylece, kıyıdaş devletler arasında adaların bulunması “özel durum” oluşturmaktadır ve hakkaniyet ilkesinin minvalinde anlaşma yoluyla çözülmelidir. Bu davada da, “özel durum” oluşturan adaların sınırlandırılmasında, adalara kıtalar gibi kıta sahanlığı tanınması, “taraflara haksız muamele edilmesine” yol açacağından, adalara anakaralar gibi kıta sahanlığı verilmeyeceğini açıklanmıştır[11].  

 

1958 Cenevre Sözleşmesi ve 1982 BMDHS’de yer alan “adaların kıtalarla eşit düzeyde kıta sahanlığına sahip olmaları” hükmü, sadece Yeni Zelanda veya Japonya gibi “Ada Devletlerinin” açık denizlerde kıyısı bulunan büyük adalarına uygulanmaktadır. Bu gibi açık denize bakan büyük adaların dışındaki adalar, kıyıdaş veya karşılıklı devletler arasında bulunan adaların kıta sahanlığının sınırlandırılmasında, onlara tanınacak belirli ölçüdeki karasuları dışında, sınırlandırmaya konu olan bölgenin coğrafi özellikleri, anakaraya uzaklıkları ve ilgili devletler arasında hakkaniyet prensibinin izin verdiği ölçüde etkilenmektedirler[12].

 

Coğrafi hususlar değerlendirmenin yapılmasında önem arz eder. Bir örnek olarak Malta, Orta Akdeniz’de bulunan bir ada devletidir. Ancak Akdeniz bir açık deniz değildir, bir iç denizdir. Bu nedenle, Malta anakaralar gibi kıta sahanlığına sahip olamamaktır. Aksi takdirde, İtalya’ya bağlı olan Sicilya adasının güneyinde bulunan Malta’nın 200 deniz mili kıta sahanlığına sahip olması, hem Sicilya adasının karasularını hem de bölgede ki diğer anakaralar için haksız bir sınırlandırma teşkil edecektir. Zira, Malta’nın nüfusu, büyüklüğü ve ekonomisi bölgenin anakaraları kadar etkili değildir ve coğrafyası gereği Avrupa kıtasının bir ada uzantısı olarak görülmektedir[16]. 

 

Bir diğer örnek ise Libya-Malta davasında açıkça görülebilir. Bu davada Divan, iki devleti sadece oldukları gibi görüp aralarındaki deniz alanını sınırlandırmaktan ziyade, duruma bölgesel bakarak iki devleti de etraflarındaki geniş coğrafyanın bir parçası olarak ele almıştır. Divan, Maltayı Avrupa’nın bir parçası, Libya’yı ise Afrika’nın bir parçası olarak görmüştür. Malta’yı Avrupa’nın küçük bir adası veya kayalığı olarak gören bu bakış açısı ile Divan esasen, iki kıta arasındaki kıta sahanlığını sınırlandırmaya çalışmıştır. Yani Divan iki devlet arasındaki kıta sahanlığını belirlemekle birlikte aynı zamanda Orta Akdeniz’in güney kıyıları ile kuzey kıyılarınında bir kısmını sınırlandırmıştır.

 

Kısaca, Malta adasının anakaralar arasında bulunması, “özel durum” oluşturmaktadır. Bu nedenle, deniz yetki alanınin sınırlandırılmasında devletler hakkaniyet ilkesi çerçevesinde anlaşma yoluna gitmelidir. Yine 1985’te Malta ile Libya deniz alanlarının belirlenmesinde iki ülkenin ilgili kıyılarının uzunlukları arasında dikkat çekici bir orantısızlık olduğundan UAD ortay hattı yerine, daha kuzeyden geçen ve Libya’ya daha fazla deniz alanı bırakan bir hattı sınır olarak kabul etmiştir[13]. İki devlet arasındaki mesafe 400 milden az olduğunda (bu durumda olduğu gibi) jeolojik veya jeofiziksel faktörler dahil edilmemelidir[14]. Ayrıca eşit mesafe yönteminin zorunlu olmadığı ve üstelik tek uygun yöntemin de bu olmadığını açıklanmıştır. 

 

Bunlardan biri kıyı uzunluğu prensibidir ki bu prensibe göre tartışmalı alanda belirlenecek yetki sınırları, devletlerin söz konusu bölgeye bakan kıyı uzunlukları ile orantılı olmalıdır. Öte yandan kıyıların karşılıklı durumu, mevzubahis karaların birbirine olan uzaklıkları ve diğer fiziki koşullar da Divan tarafından göz önüne alınmıştır.

 

 

Salih Sina Tayfur

BAU DEGS Araştırmacısı

 

Asya Ayrancı

BAU DEGS Araştırmacısı

 

Zeynep Ceyhan

BAU DEGS Araştırmacısı

 

 

 

 

Kaynaklar:

[1] https://denizmevzuat.uab.gov.tr/uploads/pages/uluslararasi-sozlesmeler/denizhukuku.pdf

 

 

[2] https://www.gov.mt/en/About%20Malta/Pages/The%20Maltese%20Islands.aspx

 

 

[3] https://www.icj-cij.org/files/case-related/68/068-19850603-JUD-01-00-EN.pdf

 

 

[4] BMDHS md. 83/1: Sahilleri bitişik veya karşı karşıya bulunan devletler arasında kıt’a sahanlığının sınırlandırılması, hakkaniyete uygun bir çözüme ulaşmak amacıyla, Uluslararası Adalet Divanı Statüsünün 38. maddesinde belirtildiği şekilde, uluslararası hukuka uygun olarak anlaşma ile yapılacaktır.

 

 

[5]Lymperas, Panagiotis. “Continental Shelf Delimitation and International Jurisprudence: The Case Of Islands”. Istanbul Bilgi University, Social Sciences Institute, Thesis no:109605012 (2011)

 

 

 

[6] Ministerial Decree of the Minister for Economic Development, with annexes, 27 December 2012:  https://www.marineregions.org/documents/NV%20Doalos%20Decreto%20MISE%202012.pdf

 

 

[7] https://continentalshelf.gov.mt/en/PublishingImages/Pages/The-Department/ContinetalShelfDepartment.jpg

 

 

[8] Ministerial Decree of the Minister for Economic Development, with annexes, 27 December 2012: https://www.marineregions.org/documents/NV%20Doalos%20Decreto%20MISE%202012.pdf

 

 

[9]“Oil Drilling Remains Suspended as Continental Shelf Dispute with Italy Still Unresolved.” MaltaToday.com.mt. Accessed October 29, 2020. https://www.maltatoday.com.mt/news/national/96448/oil_drilling_remains_suspended_as_continental_shelf_dispute_with_italy_still_unresolved.

[10]“Informal Agreement Between Italy, Malta on Moratorium Offshore Sicily.” Natural Gas World. Accessed October 29, 2020. https://www.naturalgasworld.com/informal-agreement-between-italy-malta-drilling-moratorium-south-east-off-sicily-26434.

[11] ICJ Reports, 1969’den alıntı yapan Sami Doğru, “Uluslararası hukukta kıta sahanlığı ve Ege denizi kıta sahanlığı uyuşmazlığı”, Ankara Üniversitesi Basımevi, 2003, s. 53.

 

 

[12]Doğru, Sami. “Uluslararası hukukta kıta sahanlığı ve Ege denizi kıta sahanlığı uyuşmazlığı”, Ankara Üniversitesi Basımevi, 2003, s. 57

 

 

[13]“Doğu Akdeniz’deki Yetki Alanlarının Belirlenmesinde Adaların Rolü.” Anadolu Ajansı. Accessed October 29, 2020. https://www.aa.com.tr/tr/analiz/dogu-akdenizdeki-yetki-alanlarinin-belirlenmesinde-adalarin-rolu/1670572.

 

[14]“Derniers Développements: Plateau Continental (Jamahiriya Arabe Libyenne/Malte): Cour Internationale De Justice.” Accessed October 29, 2020. https://www.icj-cij.org/fr/affaire/68.

[15]Lymperas, Panagiotis. “Continental Shelf Delimitation and International Jurisprudence: The Case Of Islands”. Istanbul Bilgi University, Social Sciences Institute, Thesis no:109605012 (2011)

 

 

 

 

[16] Olorundami, Fayokemi. “Revisiting the Libya/Malta decision and assessing its relevance (or otherwise) to the East China sea dispute.” Chinese Journal of International Law 15, no. 4 (2016): 717-740