FALKLAND ADALARI KRİZİNİN HUKUKİ DEĞERLENDİRİLMESİ

 

Giriş

 

Atlas Okyanusu’nun güneyinde, Arjantin’in güneydoğusunda bulunan 2 tanesi büyük 700’den fazla küçük adacıktan oluşan ve stratejik önemi nedeniyle yeni ve yakın çağda özellikle transit gemi geçişleri bakımından önemli bir konuma sahip olan Falkland Adaları, yakın tarihte İngiltere ve Arjantin arasında kıyasıya bir savaşa sebep olmuştur. Uluslararası hukuk bakımından söz konusu savaş, birçok yeni tartışmalara ve farklı postmodern çalışma alanlarının gelişmesine sebep olmuştur. Söz konusu gelişmeler ve bu alanda yapılan çalışmalar, halen güncel bir şekilde tartışılmaktadır ve yeni fikirlere ve yaklaşımlara yön vermektedir. Falkland Adaları, Birleşik Krallık’a bağlı özerk bir devlettir ve kendi anayasası vardır. Krizden sonra uluslararası hukukta özellikle deniz yetki alanlarının kullanılması bakımından adaların idaresi için bu şekilde bir yapılanmaya giden Birleşik Krallık, istediği birtakım sonuçları elde etmiştir ve tüm uygulamalarının uluslararası hukuka uygun olduğunu savunmaktadır. Ancak başta Arjantin olmak üzere, Latin Bloğu ve emperyalist batı ülkeleri dışında kalan diğer güçler, İngilizlerin Falkland Adaları konusunda yaptığı birçok uygulamanın uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtmektedir. Adalar, her ne kadar Birleşik Krallık’tan çok uzakta yer alsa da, Arjantin’le doğal, tarihsel ve coğrafi olarak bağlantılı olsa da, İngilizler söz konusu adaların vatan toprağı olduğunu, ilk kendilerinin orayı keşfettiğini ve adalardaki yerleşimlerinin doğal hakları olduğunu belirtmektedir. Yüz yıldan fazla bir zamandır diplomatik ve politik girişimlerde bulunarak adalarda hakkı olduğunu iddia eden Arjantin, bu girişimlerinin hiçbirisinden bir sonuç alamamıştır. Yargılama ve hukuk üretme konusunda yetkili dünyadaki tüm uluslararası oluşumlar her zaman olduğu gibi güçlü ve sözü geçen ülkelerin telkinleri ve direktifleri ile hareket ettiğinden söz konusu politik girişimlerde Arjantin, İngilizler karşısında her zaman mağlup olmuştur. Bu durum, Arjantin iç politikası ile birleşerek Falkland Adaları Savaşı’na sebep olmuştur. Savaş sadece sebepleri ile değil savaş sırasında ve savaş sonrasında yaşanan ve yaşanabilmesi ihtimal olan birçok uygulamanın, uluslararası hukuk bakımından meşruluğunu uluslararası camiada sorgulanmasına sebep olmuştur. Çalışmamız, savaş öncesi, savaş sırasında ve savaş sonrası taraf devletlerin uygulamalarının uluslararası hukuk bakımından değerlendirilmesini konu almıştır.

 

 

Egemenlik Bakımından Geçmişten Dönemlerden Savaşa Kadar Adaların Hukuki Durumu

 

Atlas Okyanusu’nun güneyi, özellikle coğrafi keşiflerden sonra transit gemi geçişlerinin yoğunlaştığı bir bölge olmuştur. Panama Kanalı’nın açılmasından önce tüm ticaret ve savaş gemileri, Avrupa’nın çeşitli limanlarından yola çıkarak doğuya, Hindistan’a ve Çin’e gitmek için ya Afrika’nın güneyinde bulunan Ümit Burnu’nu ya da Şili ve Arjantin arasında bulunan Magellan Boğazı’nı geçmek durumunda idiler. Bu bakımdan ticaret yollarının üzerinde bulunan Falkland Adaları, hem ticari hem de askeri bakımdan stratejik bir öneme sahiptir. Şöyle ki, o bölgeye konuşlanan bir egemenlik unsuru, o bölgeden geçen tüm ticari ve askeri gemileri doğrudan kontrolü altında tutabilmekteydi. Bu durum sömürgecilik döneminde de devam etmiştir. Falkland Adaları, sömürgecilik yıllarında Birleşik Krallık gemileri ve ticareti için önemli bir noktaydı. Ancak Panama ve Süveyş Kanalı’nın açılması ile Macellan Boğazı’ndan geçişler önemli bir miktarda düşmüştür ve bu durum Falkland Adaları’nın bölgede ticari ve askeri bakımdan önemini azaltmıştır.

 

Adalar üzerinde egemenlik bakımından siyasi ve askeri çekişmeler ilk olarak 16.yüzyılda adaların keşfinden sonra ortaya çıkmıştır. Kimi kaynaklara göre adalar ilk olarak İspanyollar tarafından, kimi kaynaklara göre ise adalar İngilizler tarafından keşfedilmiştir. Bu durum uzun yıllardır bir kesinliğe kavuşturulmamış olup halen bu konu üzerinde tartışmalar devam etmektedir. Kaynaklarda geçen bilgiler kesin olmamakla birlikte Fransızlar , adalardaki ilk yerleşkeyi 1764’te Doğu Falkland’da kurdu ve adalara  “Malovine” adını verdi. 1765’te Batı Falkland’a ilk yerleşenler ise İngilizler oldu. 1767 yılında İspanyollar doğudaki yerleşkeyi Fransızlardan satın aldılar ve 1770’te İngilizleri adalardan atmayı başardılar. Britanya İmparatorluğu savaş tehdidi ile Batı Falkland’ı 1771’de geri aldı ancak ekonomik nedenlerle hâkimiyet iddiasından vazgeçmeden adalardan çekilmek zorunda kaldı. İspanyollar, Doğu Falkland’a yeniden yerleştiler ve adayı  “Soledad” olarak adlandırdılar.[1] İspanyollar, 1829’da adaları İspanyol İmparatorluğu’nun özerk ve otonom devletlerinden birisi olan ve imparatorluğa vergi veren Arjantin Devleti’ne vermiştir. Fiilen teslimattan yaklaşık 50 yıl önce, imparatorluk halklarından olan Avrupalı İspanyol ve İtalyan kökenli yerleşimciler adaya göç ederek yaşamaya başlamışlardı. Yine Mestizolar da keşfedilmeden önce adalarda yaşamaktaydılar. Arjantin Devleti’nin egemenliği sırasında o dönem devlet başkanı olan Lois Vernet Hükûmeti, 1831’de karasularını ihlal eden Amerikan gemilerine el koyunca ABD  misilleme olarak bölgeye savaş gemileri yolladı. 1833’te bir İngiliz keşif heyeti Falkland’a yaptığı sefer sırasında bölgede kalmakta direten Arjantinlileri ortadan kaldırarak, İngilizleri Falkland’a yerleştirdi. Bunu sonucunda adalar, uzun yıllar İspanyol İmparatorluğu’nun ve bağlı vasalı Arjantin Devleti egemenliğinde kaldıktan sonra yeniden İngiliz hâkimiyetine girmiştir. Daha sonra Arjantin’in hak iddia etmesine ve taleplerine rağmen Birleşik Krallık, 1833 yılında ada üzerinde kesin egemenliğini ilan etmiştir.[2] Adaların asıl yerleşik halkı olan Mestizolar ve Arjantin Sömürge Devleti’nden göçerek buraya yerleşen, kendilerini Arjantinli olarak tanımlamakta olan İspanyol ve İtalyan kökenli Avrupalı yerleşimciler, İngilizler adalara gelene değin burada balıkçılık, anakara ile kuru yük taşımacılığı, madencilik, balina avcılığı gibi çeşitli işlerle uğraşıyorlardı. Burada faal bir halk unsuru mevcut olup ve bu halk, o dönemin uluslararası konjonktüründe İspanyol İmparatorluğu’nun halefi olduğunu kabul eden Arjantin Devleti’nin milleti olarak sayılmaktaydılar. Ada halkının kökenlerinden dolayı ve aidiyet unsurunun getirdiği avantajların uluslararası hukukta tanınmasını ve böylelikle adanın doğal olarak kendi parçası olarak kabul edilmesini isteyen Arjantin Devleti’nin elini güçlendirecek bu stratejisi, İngilizlerin adaya yerleşmesinden itibaren adalarda son bir Arjantinli dahi kalmayana kadar sürdürdükleri sistematik katliam ve tehcir politikası ile yok olmuştur (kaynak?). O dönemde uygulanan İngilizlerin bu politikası, sorunların günümüze değin sürmesine katkıda bulunmuştur. Her ne kadar iki taraf da yıllarca adalar üzerinde ki hak iddiasını sürdürdüyse de çeşitli anlaşmalarla silahlı mücadeleden kaçınılmaya çalışıldı. 20. yüzyılın ilk yarısı içinde taraflar, iddia ve taleplerini sürdürürken bir sonuca varılamıyordu. Milletlerarası Adalet Divanı’nın salahiyetinin Arjantin tarafından tanınmaması üzerine, Divan da bölge hakkında hakemlik yapmayı reddetti. 1964’te Arjantin, BM’nin Sömürgeler Komisyonu’ndan konunun aracısız olarak iki toplumlu görüşmelerle sürdürülmesini istedi. Ancak her iki tarafında taleplerinde kesin fikirli olması, bu girişimin de sonuçsuz kalmasına sebep oldu. 1977’de bu statüdeki görüşmeler tekrar başladı. 1980’de İngiltere, ada halkının fikirlerini sorarak, ada halkınca İngiliz yönetiminin devamının arzu edildiğini Arjantin’e bildirdi.[3] Bu durum Arjantin devleti tarafından hiçbir zaman kabul edilmedi ve İngiltere’nin ada üzerinde egemenliği tanınmadı.  Ancak Arjantin devleti, yarım yüzyıldır uyguladığı politikalar ile diplomatik girişimlerle elde etmek istediği sonuçların hiçbirini elde edememiştir ve uluslararası camia da Falkland Adaları üzerinde hak iddiasının meşruluğunu ve kabul edilebilirliğini bu yolla elde edemeyeceğini anlayarak strateji değişikliğine gitmesi gerektiğini benimsemiştir. Daha sonra atacağı adımlar da bu strateji değişikliğinin sonuçları olup askeri krizin başlamasına ve derinleşmesine sebep olmuştur.

 

 

Krizin Başlangıcı

 

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından İngiltere’nin sömürgeleri üzerindeki denetiminin azalmaya başlaması, Arjantin için Falkland Adaları bakımından umut verici bir gelişme olmuş ve konuyu Birleşmiş Milletler’e taşımak istemiştir. İngiltere ise konuyu Uluslararası Adalet Divanı’na götürmeyi teklif etmiş, tıpkı Türkiye’nin Musul Meselesi’nde olduğu gibi kurula yanlı karar verdirerek işin içinden kurnazlıkla sıyrılmayı hedeflemiştir. Arjantin ise geçmiş yıllarda Adalet Divanı tarafından verilen kararları incelemiş ve divanın, büyük devletlerin istekleri doğrultusunda yanlı davranarak karar verdiğini gözlemlemiştir. Bunun üzerine Arjantin, Uluslararası Adalet Divanı bu konuda her ne şekilde karar alırsa alsın asla tanımayacağını belirtmiştir.[4] Böylelikle adalar üzerindeki egemenlik sorunu, 1964’te Birleşmiş Milletler ’de Sömürge Sorunları Komisyonu’nun gündemine gelir. Arjantin, İngiltere’nin adadaki yönetimi devretmesini ve belirli bir anlaşmaya uygun olarak sürdürülmesini ister. İngiltere ise Falkland Adaları’ndaki halkın İngiliz, İskoç ve Galler kökenli olduğunu ve ada halkına Self-Determinasyon ilkesinin uygulanmasını talep eder. Birleşmiş Milletler, 16 Aralık 1965 tarihli 2065 sayılı kararıyla, sömürgeciliğin bütün hallerine son verilmesini ve iki hükümetin bir an önce bu amaca yönelik olarak müzakerelere başlamasını talep eder. Fakat yıllarca süren müzakereler sonuçsuz kalır ve Arjantin’de 1960-1980 yılları arasında süregelen sürekli askeri darbeler ve siyasi istikrarsızlık iç karışıklığa, silahlı olaylara ve halk gösterilerine sebep olduğundan ve bu nedenle Arjantin kendi iç meseleleri ile meşgul olduğundan ülke içe kapanma dönemine girmiştir. En son 1976 yılında askeri darbe ile yönetimi ele geçiren Cunta, krizin farklı bir boyutta derinleşmesine yol açacaktı.

 

Arjantin’de, Amerika Birleşik Devletleri’nin desteği ile 1976 yılında, o zaman yönetimde olan İsabel Peron Hükümeti, ordunun peş peşe verdiği ültimatomlarla hükümetten düşmüştür ve askeri cunta yönetimi ele geçirmiştir. Cunta, ülkede komünizm tehlikesinin yayıldığını, silahlı grupların ülkede huzur ve güven ortamını yok ettiğini belirterek hükümete “Ya asayişi sağla, düzeni tesis et ya da çekil biz düzeltelim” diyerek hükümete ültimatom vermiştir. Hükümetin görevden çekilmesi ile kansız darbe yapıldığı belirtilse de var olan hukuki ve siyasi düzen ortadan kaldırılmıştır, anayasa askıya alınmış, Ulusal Meclis dağıtılmış, siyasi parti faaliyetleri yasaklanmış, tüm eyaletlerin valileri görevlerinden alınmış ve yönetimler yerel askeri birlik komutanlarına verilmiş, kent konseyleri ve eyalet meclisleri kapatılmış, sendika faaliyetleri yasaklanmış ve çoğu kurumun başına yönetici olarak askerler getirilmiştir. [5]

 

Kirli Savaş Dönemi olarak adlandırılan askeri iktidar boyunca, 1976’dan 1981’e kadar beş yıl boyunca başkanlığı en fazla elinde tutan Videla olmuştur.  Videla’dan sonra devlet başkanlığına Amiral Roberto Viola gelmiş fakat başkanlığı uzun sürmemiştir. 11 Aralık 1981’de Viola’nın yerine Amiral Carlos Lacoste gelmiş ve o da sadece 10 günlük bir süreç için devlet başkanlığı yapmıştır.  21 Aralık 1981’de ise General Leopoldo Galtieri devlet başkanı olmuştur. Askeri yönetime olan halk desteğinin ve politik salahiyetin zayıflamaya başladığı bir dönemde devlet başkanı olan Leopoldo Galtieri, halk desteğinin yeniden tesis edilmesi ve iktidarın devamı açısından farklı stratejik girişimlerde bulunmayı, özellikle halkın hassas olduğu konularda çalışmalar yaparak cunta iktidarının meşruiyetini ve devamlılığını sağlamayı istiyordu. Genel olarak askeri yönetimlerin militarist, milliyetçi söylemleri, dış politika dosyasına yansımıştır. İçeride oluşan yoğun eleştiriler, Galtieri yönetimini, Falkland Adaları’na sürüklemiştir. 1982 yılının mart ayında, Galtieri sonunda karar verdi ve 19 Mart 1982 ‘de St. George Adası’na askeri çıkarma yaptı. Galtieri, bu çıkartma ile içerideki eleştirileri aza indirecek ve ülkede “Falkland Fatihi” olarak anılacaktı. Hesaplar bu yönde yapılmıştı. Aynı dönemde “Demir Lady” olarak anılan Margaret Thatcher, Britanya’da yönetimde bulunmaktaydı.

 

Arjantinli grupların St. George Adası’ndaki limanı işgal etmesiyle başlayan savaş daha sonra devlet başkanı Galtieri’nin Falkland meselesinin kökten çözülmesi kararıyla 2 Nisan 1982 günü askerlerine “Falkland ve Güney Georgia Adaları’na Girilmesi” emriyle ileri bir safhaya kaydı. Bunun üzerine aynı gün diğer Arjantin Birlikleri Falkland Adalar’ına da asker çıkarmıştır.[6] Bu ani gelişme üzerine İngiltere başbakanı Margaret Thatcher, zaman kaybetmeden Falkland’a iki uçak gemisiyle birlikte büyük bir donanma gönderdi. Ancak Arjantin’in geri çekilmeye niyeti yoktu. Galtieri “Eğer buraya gelmek istiyorlarsa, bırakınız gelsinler, onlara gerçek bir savaş tattıracağız” diyerek İngiltere’ye meydan okudu. 20 gün sonra bölgeye ulaşan İngiliz donanmasıyla Arjantin savaş gemileri arasında şiddetli deniz savaşları yaşandı. İngilizler, 25 Nisan’da önce güney Georgia adasına harekât düzenledi. Kısa süren bir çatışmanın ardından Arjantin birlikleri adadan çekildi. Ancak iki ülke arasında yaşanan savaş şiddetlenmeye devam etti.[7]  2 Mayıs’ta bir İngiliz denizaltısı, savaş alanından 350 kilometre uzaklıkta bulunan Arjantin kruvazörü Belgrano’yu vurarak denizin dibine gönderdi. Saldırı sonucunda, 350 Arjantinli asker hayatını yitirdi. 4 Mayıs Salı 1982’de Arjantin’in iki “Super Etendart” savaş uçağı saat 2 sularında Falkland Adalarına doğru yol alan İngiliz savaş gemilerine birer Exocet füzesi attılar. Bir füze hedefi vuramadı ama diğeri İngilizlerin en önemli destroyerlerinden H.M.S. Sheffield’i vurdu. Füze, geminin tam ortasına isabet kaydederek gemiyi batırdı. Bu taarruz, İngilizlerin, Arjantin’i zafere götürebileceğini düşünmelerine yol açmıştır. Arjantin’in kazanmasının beklendiği bir savaş nasıl oldu da kaybedildi. İngiltere’nin kazandığı savaşın seyrini değiştiren Fransa’nın Arjantin’e sattığı füzelerin kodlarını İngilizlere vermesi oldu. Batının emperyalist güçlerinin konu emperyalizm olunca nasıl iş birliği yaptıklarına dair tarihi kayıtlara geçecek çarpıcı bir örnek olarak Arjantinlilerin kullandıkları Fransız yapımı Exocet füzelerinin teknik özelliklerinin, Fransız hükümeti tarafından, İngilizlere verilmesinden sonra, İngilizler, destroyerler üzerine konuşlandırdıkları hava savunma sistemleri ile bataryalar vasıtasıyla Arjantin’in füze saldırılarını tümüyle bertaraf ederek savunma pozisyonundan taarruz pozisyonuna geçmiştir. İngilizler, saldırının ardından bu kez de Falkland’a hava harekâtı düzenlediler. Adadaki Arjantin birlikleri saldırıda yine ağır kayıp verdiler. 5 Mayıs 1982’de Invincible ve Hermes uçak gemilerinden havalanan İngiliz uçakları, batı Falkland’daki havaalanına saldırdılar. Düzenlenen hava harekâtının ardından İngilizler, 29 Mayıs’ta Doğu Falkland’daki Goose Green’e asker çıkararak bölgeyi ele geçirdiler. Şiddetli çatışmaların sonunda İngiliz birlikleri, 14 Haziran 1982’de Falkland’ın başkenti Port Stanley’i işgal ettiler. Denizden ve karadan kuşatılan Arjantin ordu birlikleri teslim oldular. 9.800 Arjantin askerinin teslim olmasıyla Falkland savaşı sona erdi ve Falkland Adaları, İngiltere’nin egemenliğinde kaldı. İngiltere başbakanı Margaret Thatcher, “Halkımızın toprakları işgale uğramıştı. Bu toprakları onlar için geri almamız gerekiyordu. Bu gayeye hizmet etmek için herkes üzerine düşen görevi yerine getirdi” demiştir. Savaşın bilançosu, Arjantin adına çok ağırdı: 6 hafta süren savaşta, 258 İngiliz ve 649 Arjantinli hayatını kaybetti.[8]Savaş sırasında ve sonunda hem İngiltere hem de Arjantin’de çeşitli kabine değişiklikleri meydana geldi. Savaşın baş sorumlusu olarak itham edilen Arjantin Cumhurbaşkanı Galtieri, kısa bir süre için tutuklanırken, Birleşik Krallık’ta Thatcher hükûmeti, yaklaşan seçimler öncesinde büyük bir prestij kazanmış oldu.[9]

 

 

Savaşın Temelinde Yatan Sebepler

 

Savaşın temelinde yatan sebepler birçok farklı alanda şekillenmektedir. Söz konusu sebepleri irdelediğimizde çok çarpıcı tespitlerle karşılaşılmaktadır. Sebepler değerlendirildiğinde, öncelikle, Arjantin, Falkland Adaları’nın coğrafi olarak kendisine yakınlığını esas alarak adanın kendisine verilmesini istiyordu. Güney Amerika Bölgesi’nde kendisini İspanyol İmparatorluğu’nun doğal varisi olarak gören Arjantin, adaların 12 bin kilometre uzaklıktaki bir devlette olmasını hazmedemiyordu. Falkland Adaları’nın İngiltere tarafından sömürüldüğünü iddia ediyordu. Arjantin otoritelerince, adaların İspanyol denizciler tarafından keşfedildiğinden hareketle, İspanya imparatorluğunun ardıl ülkelerinden birisi olduklarını kabul ederek, imparatorluk döneminde Arjantin ülkesini oluşturan eyaletler ve toprakların içerisinde Falkland Adaları’nın olduğunun iddia edilmesinden cihetle söz konusu adaların doğal olarak Arjantin’i oluşturan parçalardan birisi olduğu dile getirilmektedir. Bu bakımdan İspanyol İmparatorluğu’nun önemli bir ardıl ülkesi olan Arjantin’i oluşturan eyaletler ve topraklar içerisinde Falkland Adaları’nın da olduğu ve dolayısıyla Arjantin’in doğal bir parçası kabul edilmesi gerektiği uluslararası hukukta ve doktrinde tartışılan bir konudur ve bu konuda otoritelerce kayıtlara geçen bir kabul veya onama söz konusu değildir. Arjantin Devleti’nin söz konusu tezinin, uluslararası alanda kabul edilmesi yönünde hırsla politikalar üretmeye odaklanan Arjantin Devleti’nin son 50 yıldaki çabaları sonuçsuz kalmıştır ve ülke savaştan hemen önce siyasi ve askeri krizlerle içe kapanmıştır.

 

Arjantin’de savaştan hemen önce yaşanan siyasi ve askeri krizler, Falkland Adaları konusunda yapıcı politikalar geliştirilmesini engellemiştir. Kirli Savaş dönemi olarak adlandırılan 1976-1981 arası dönemde, 1976 yılında ordu tarafından verilen ültimatomlarla yönetimden düşen İsabel Peron Hükümeti’nin yerine yönetime gelen cuntanın, Arjantin’in hemen hemen her yerinde yaptığı sistematik zulüm, insan hakları ihlali, eziyet ve hukuksuz birçok uygulama, halkın cunta yönetimine karşı reaksiyon geliştirmesine yol açmıştır. Söz konusu cunta yönetimi, ilk yönetime geldiğinde sokaklardaki halk gösterileri, silahlı grupların faaliyetleri, illegal birçok yapının faaliyetleri, cunta yönetimi tarafından bertaraf edilmişti ve bir anda huzur ve güven ortamı yeniden tesis edilmişti. Bu huzur ve güven ortamının yeniden tesis edilmesi ile halkın normal yaşantısına dönmesi, halkta cunta yönetimine karşı bir sempati ve minnet duygusu geliştirmişti. Ancak Kirli Savaş döneminde yapılan uygulamalar, halkta yeniden huzursuzluğa ve tepkiye neden olmuştu. 1981 yılının Aralık Ayı’nda yönetime gelen General Leopoldo Galtieri, tam da bu tepkilerin zirve yaptığı ve halkın yeniden siyasilerce yönetilmesi adına taleplerde patlama yaşandığı bir dönemde devlet başkanlığı koltuğuna oturmuştur. Cunta yönetiminin sürekliliğinin sağlanması adına halkta yaratılan korku ve panik havasının, halktaki tepkiyi yatıştıramayacağını anlayan Başkan Leopoldo, farklı bir stratejiye sarılmak gerektiğini anlar. Bu stratejinin adı Milliyetçilik idi. Bu strateji doğrultusunda halkın milliyetçilik damarını kaşımanın, meşruiyetlerinin devamı açısından işe yarayabileceğini düşünen Galtieri, son yarım yüzyıldır milliyetçilik furyasında sürekli bir argüman olarak kullanılan Falkland sorununu gündeme getirmiştir. Bir anda tüm kamuoyunun dikkati Falkland üzerine çekilmiştir ve Falkland Adaları’nın Arjantin’e ait olduğu ve ülke topraklarına katılması gerektiği dillendirilmiştir. Halkın kabaran milliyetçilik duygularını kullanarak ülke çapında kısmen bir destek ve propaganda havası estiren Galtieri için Falkland konusunda somut bir adım atması artık kaçınılmazdı.  Bu nedenle Galtieri, askeri düzen ve hazırlıkların tamamlanmasını ve Falkland Adaları’nın artık Arjantin topraklarına katılması gerektiğini belirtmiştir. Milliyetçilik unsurunun, cunta yönetiminin meşruiyeti ve devamlılığı için kullanılması, savaşın çıkmasını harekete geçiren bir olgu olarak gelişeceği düşünülmemişti.

 

İngiltere ise 1833 yılında tam hâkimiyet kurduğu ve 150 yıldır yönettiği denizaşırı bu adaları, kesinlikle bırakmak istemiyordu. Ayrıca Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nde yer alan Self Determinasyon ilkesine sadık kalınması gerektiğini ve kararı ada halkının belirlemesi gerektiğini hatırlatıyordu. İngiltere’nin bu tezlerine karşılık Arjantin ise adadaki Arjantin halkının, İngilizler tarafından zorla çıkarıldığını hatırlatarak karşı çıkıyordu. İngiltere’de yine dönemin Büyük Britanya Başbakanı, Demir Leydi lakabıyla anılan Margaret Thatcher, ülkesinde giderek artan enflasyon oranları ile artan ekonomik sıkıntıların iktidarına olan desteği azaltmasını iyi okumuş ve Falkland Adaları’nı büyük bir devlet meselesi ve Britanya’nın onur mücadelesi haline getirmiştir.[10]

 

Bölgede gerginlik yaratan unsurların en önemlilerinden biri de, adalar civarında bulunan zengin doğalgaz ve petrol kaynaklarının paylaşım sorunu gelmektedir. Zira jeolojik araştırmalar, adaların açığındaki deniz yataklarında 60 milyar varillik petrol rezervi olabileceğini göstermekte idi. [11] Söz konusu hidrokarbon kaynakları, son dönem İngiltere ekonomisine nefes aldırabilecek bir kaynaktı ve eski sömürgecilik döneminde olduğu gibi bol ve zengin bir kaynak akışı artık söz konusu olmadığından Margaret Thatcher Hükümeti’nin yönettiği İngiltere’de kaynak sıkıntısı temelinde gelişen ekonomik sıkıntılar, üretim arzının düşüklüğü ve artan enflasyon oranları nedeniyle ülke ve hükümet üzerinde adeta karabulutlar dolanmaktaydı. Bu nedenle, Arjantin’in Falkland hamlesine ağır bir karşılık verilmesi gerektiğinden hareketle Margaret Thatcher Hükümeti, hem üzerindeki ekonomi kaynaklı baskıyı atmak hem de halkın milliyetçi duygularının gereğini yerine getirmek için Arjantin’in hamlesine savaş meydanında sert bir yanıt vermiştir.

 

Son olarak bahsi geçen adalar, jeopolitik konumundan dolayı ciddi bir stratejik öneme sahiptir. Coğrafi keşiflerden sonra batılı denizcilerin kalyonlarla doğunun zenginliklerine ulaşmak için yol aldığı güzergâhların en önemlileri Arjantin-Şili arasında bulunan Magellan Boğazı ve Afrika Kıtası’nın en güney ucu olan Ümit Burnu’dur. Batılı denizciler coğrafi keşiflerle birlikte Polinezya ve Hint Okyanusu’nda kurdukları kolonilere ulaşmak, buralardan getirdikleri ürünleri Avrupa’ya taşımak için bu güzergahları kullanıyorlardı. Bu güzergâhlar üzerinde bulunan Kanarya Adaları, Falkland Adaları, Antiller, Bahamalar, Trinidad Tobacco, Karayip Adaları, Madagaskar Adası, Komor Adaları, Mauritus Adası, Maldivler, Seylan Adaları, Endonezya Adaları, Papua-Yeni Gine, Kaledonya Adası, Mikronezya ve Polinezya Adaları gibi birçok ada kolonileşme ve ticaret yollarının güvenliği için askeri üs olarak kullanılmaya başlandı. Bu durum Sanayi Devrimi ile ivmelendi ve 20. asırın başlarına kadar Süveyş ve Panama Kanalları açılana değin artan bir askeri ve ticari gemi trafiği ile devam etti. Özellikle Atlas Okyanusu’nun güneyinde bulunan Falkland Adaları, Britanya Sömürge İmparatorluğu için ticaret yollarının güvenliği bakımında hayati öneme sahip olmuştur. Adalar jeopolitik olarak Atlas Okyanusu’nun güneyinde ve askeri bakımdan çok elverişli bir konumda olmakla beraber, sömürgecilik döneminde ticaret gemilerinin güvenliğinin sağlanmasında askeri ve lojistik faaliyetlerin yürütülmesinde kullanılmaktaydı. Yukarıda değinildiği üzere söz konusu kanalların açılması ile Ümit Burnu ile Magellan Boğazı’nın eski önemi kalmasa da yine de yoğun gemi trafiğinin olduğu bir bölge olma özelliğini yitirmemiştir. Britanya İmparatorluğu’nun süper güç olduğu dönemde Britanya İmparatorluğu’nun dünyanın her yerinde politik, ekonomik ve askeri kontrolünün devamı açısından konuşlanılan Falkland gibi toprakların kaybedilmemesi ve korunması gerekmekte idi. 2.Dünya Savaşı’ndan sonra sömürgeciliğin ortadan kalkmaya başlaması, sömürge devletlerin bağımsızlıklarını kazanması, sömürgeci devletlerin sömürgeleri üzerindeki hegemonyalarının yok olması ve İngiltere, Fransa gibi süper güçlerin eski güçlerini kaybetmesi ile dünya üzerinde yeni süper güçlerin ortaya çıkması, dünya dengelerini değiştirse de İngiltere, jeopolitik öneminden dolayı bu denizaşırı toprakları korumayı ve İngiltere’ye aidiyeti konusunda uluslararası politikalarını sürekli sürdürmüştür. Adaların, sömürgecilik ve sanayi devrimi sürecinde ticari ve askeri bakımdan sürekli gelişen jeopolitik önemi son yarım yüzyılda azalsa da bu sefer de zengin hidrokarbon kaynaklarına sahip olmasından mütevellit doğal kaynaklar açısından jeopolitik önemi artmaya başlamıştır. Son yıllarda yapılan araştırmalar adaların çevresinde zengin hidrokarbon yataklarının bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. İngiltere ve Arjantin arasında 1982 yılında alevlenen krizin temel sebeplerinden birisi de, zengin hidrokarbon kaynaklarına sahip olduğu ortaya çıkan adalar ve çevresinin, bu iki ülkece bu kaynaklardan tek başına istifade edilmesi emelidir.

 

 

Adaların Son Durumu

 

Arjantin’in güneydoğu kıyıları ve Macellan boğazına 500 km, Horn burnuna ise 600 km’lik bir mesafede bulunan Falkland Adaları’nın konumu bir hayli stratejik öneme sahiptir. Arjantin’den yaklaşık 400 kilometre uzaklıktaki Falkland Adaları, 1833’den bu yana İngiltere’nin kontrolü altında bulunuyor. Yaklaşık 3 bin nüfuslu takımadasında halkın çoğunluğunu İngilizler oluşturuyor. Güney Atlantik olarak adlandırılan Atlas Okyanusu’nun güney bölgesinde gerilim odağı olan Falkland Adaları, “Malvinas adaları” olarak bilinmektedir. [12] Adaların yönetim yapısı özerk olarak adlandırılabilecek yönetim yapısına sahip olup İçişlerinde bağımsız, dışişlerinde ise İngiltere’ye bağlıdır. Adalar, İngiltere’nin denizaşırı toprağı olarak kabul ediliyor. Adalar Kraliçe tarafından tayin edilen ve bir kısmı da seçilen, idare ve kanun koyma yetkisine sahip bir idare heyeti tarafından yönetilir. Ancak Arjantin bu durumu kabul etmiyor. Zira adalar üzerindeki hâkimiyetin kendilerine ait olduğunu iddia ediyor. Zira takımada stratejik açıdan önem taşıyor. Falkland Adalarına ait deniz sularında doğal gaz kaynakları bulunuyor. Bunun yanı sıra takımada İngiltere’nin Antarktika’ya ulaşımını sağlıyor.

 

2013 yılında takımadada yapılan referandumda halkın çoğunluğu, Falkland Adalarının İngiltere’ye bağlı olmasından yana olduğunu ortaya koymuştu.[13]Buna rağmen, Arjantin, hâlâ Falkland Adalarında hak iddia ediyor. Bu konuda diyalog ve müzakere kanallarını işletmeyi ihmal etmiyor. Buna örnek olarak 2012 yılında Arjantin Cumhurbaşkanı Kirchner, Falkland Adaları’nın egemenliği konusunda İngiltere ile müzakere talebinde bulunmuştur. Aynı dönemde Birleşmiş Milletler’e bağlı Sömürgelerin Bağımsızlığı Komitesi’nde konuşan Cumhurbaşkanı Kirchner, tarihsel ve coğrafi bakımdan Falkland’ in Arjantin’in bir parçası olduğunu vurgulamıştır. Arjantin’in 2012 yılında adanın statüsünü yeniden görüşme talebinin BM’de çoğu ülkenin desteklediği ve Cumhurbaşkanı Kirchner’in bu platformu iyi kullanma çabasında olduğu, o dönemde birçok İngiliz kaynaklarınca dile getirilmiştir.[14] Bu durum uluslararası perspektifte yorumlandığında Arjantin’in yeniden, daha yapıcı ve profesyonel bir yöntemle tatbik ettiği diyalog, müzakere ve politik girişimlerin İngilizlerde panik ve gelişigüzel reaksiyonlar geliştirdiğini ortaya koymaktadır. Olay farklı yönlerde lobicilik faaliyetlerine bile konu olmaktadır. Bu konuda örnek vermek gerekirse, 2013 yılında Arjantin’in, Papa’dan Falkland konusunda istemiş olduğu destek neticesinde Katolik Dünyası’nın o dönemki ruhani lideri Papa Francis, iki ülke arasında Falkland konusunda diyalog zeminin yeniden tesis edilmesi ve karşılıklı mutabakatla sorunun çözülmesi gerektiğini belirtmiştir. Papa, 2012 yılında ise adaların Arjantin’in olduğunu iddia etmiştir.[15] Arjantin’in bu girişimi, kanaatimizce Hristiyan Ligi’nin omurgasını oluşturan Katolik Bloğunun desteğini alarak uluslararası alanda İngiltere’yi işgalci ve uzlaşmaz bir kimlik olarak lanse etmeyi ve yalnızlaştırmayı hedeflemektedir. Nitekim bu politika başarılı olmuştur ve bazı Katolik gruplar, Falkland konusunda Arjantin’in yanında olduğunu zaman zaman dile getirmektedir. Uluslararası politik girişimler bakımından Arjantin Dışişleri Bakanlığı, “Malvinas (Falkland) Adaları’nın Britanya güçlerince işgalinin 179. yıl dönümü olan 3 Ocak 2012’de, adalar üzerinde egemenlik haklarının devam ettiğini hatırlatan bir bildiri yayınlamıştır ve Birleşik Krallık ‘ın yeniden görüşmelere yanaşmayarak uluslararası hukuku hiçe sayan tavrından duyulan rahatsızlığı dile getirmiştir.  Ancak İngiltere, bütün bu diyalog çağrılarına kulaklarını tıkamış durumdadır ve bütün bu çağrılara ise adaları asker yerleştirerek, silahlandırarak ve yeni yeni silahlar göndererek cevap vermektedir. Sarıldıkları argüman ise ada halkının self determinasyon kapsamında verdikleri karara, uluslararası hukuk bakımından saygı duyulması ve kararın kabul edilmesi gerektiğidir. Lakin adalarda yaşayan ilk yerleşimcilerin kendileri tarafından sistematik bir şekilde techire tabi tutulduğu ve adalardaki tüm Arjantin unsurlarının zorbalıkla yine kendileri tarafından yok edildiğini göz ardı etmektedirler. Son durumda Arjantin, hiçbir şekilde İngiliz egemenliğini kabul etmemekle birlikte, adaların kendisine ait olduğunu her ortamda ve her platformda dile getirerek çeşitli propaganda kanallarını kullanarak politika yürütmektedir. Ayrıca, Falkland Adaları’na ulaşım ve lojistik açısından çok önemli olan hava sahasını, Falkland’e yapılan ve buradan yapılacak tüm uçuşlara kapatmak, MERCOSUR olarak adlandırılan Güney Amerika Ülkeleri Ortak Pazarı’na aldırdığı kararla, Falkland Bayrağı taşıyan gemilere limanları kapatmak gibi birtakım politik ve ekonomik yaptırımlar uygulamaktadır ve bu konuda tüm Latin Amerika Ülkeleri’nin de tam desteğini arkasına almıştır. İki ülke arasındaki Falkland Adaları’ndan kaynaklı kriz, halen bu şekilde etmekte olup uzun yıllar boyunca da sorunun çözüme kavuşturulamayacağı öngörülmektedir.

 

 

Krizden Önceki, Kriz Sırasındaki ve Kriz Sonrası Uygulamaların Değerlendirilmesi

 

1982 yılında yaşanan savaş esnasında, Birleşik Krallık’ın denizaşırı toprağı olan günümüzde ise kendi anayasasına sahip Birleşik Krallık’a bağlı olarak özerk devlet statüsünde olan Falkland Adaları, bulunduğu coğrafi koordinatlar, Arjantin ile doğal ve tarihsel bağları, sahip olduğu doğal kaynaklar ile jeopolitik öneminden dolayı iki ülke arasında uzun yıllar sorun olmaya devam edecektir.  1982 yılının baharında, Arjantin’in saldırısı ile başlayan savaş için İngiltere, meşru savunma hakkı kapsamında Arjantin’e karşılık verildiğini ve savaşta orantılılık ilkesi uyarınca karşı tarafla savaştığını belirtmektedir. Falkland Adaları’nın denizaşırı toprakları olduğunu ve saldırı karşısında Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 51.maddesinde “Bu Antlaşma’nın hiçbir hükmü¸, Birleşmiş Milletler üyelerinden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması halinde, Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek, bu üyenin doğal olan bireysel ya da ortak meşru savunma hakkına halel getirmez. Üyelerin bu meşru savunma hakkını kullanırken aldıkları önlemler hemen Güvenlik Konseyine bildirilir ve Konseyin işbu Antlaşma gereğince uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için gerekli göreceği biçimde her an hareket etme yetki ve görevini hiçbir biçimde etkilemez.” [16]Şeklinde belirtilen ortak güvenlik sisteminin bir parçası olan meşru müdafaa hakkı kapsamında saldırıların bertaraf edilmesi ve Falkland Adaları’nın savunulmasının, görevi ve hakkı olduğunu belirten İngiltere, bu hakkını sonuna kadar kullanarak Arjantin’e karşılık vermiştir. Söz konusu anlaşma maddesine göre vatan toprağı sayılan Falkland Adaları’na yapılan işgal ve saldırılara karşı koymak bakımından Birleşik Krallık’ın girişimde bulunması ve askeri operasyon icra etmesi, meşru müdafaa kapsamında değerlendirilebilir ve anlaşmaya aykırılık teşkil etmemektedir. Ancak savaş esnasında, İngiltere tarafından bölgeye gönderildiği iddia edilen nükleer savaş unsurlarının (nükleer deniz altı ve nükleer başlıklı füzeler)[17] zor durumda veya savaşta yenilebilme ihtimalini öngören İngiltere tarafından kullanılması göze alınmıştır. Bu durum karşı tarafı, tümüyle yok etmek ve tüm dünyayı açıkça tehlikeye atmak anlamına geldiğinden, İngiltere uluslararası hukukta orantılılık ilkesine aykırı davranmıştır. Zira orantılılık ilkesi yukarıda belirtilen anlaşma maddesinde, zımni olarak kabul edildiği gibi Uluslararası Adalet Divanı, “Nükleer Silahların Tehdidi veya Kullanılması” konulu danışma gününde “Yasal askeri hedeflere ulaşmak için kaçınılmaz olandan daha büyük bir zarara neden olan silahların kullanılmasının yasaklanmış olduğunu” belirtmiştir. Buna göre orantılılık testinde, hesaba katılması gereken unsurlardan birisi de gerçekleştirilen askeri eylemler nedeniyle ortaya çıkacak olan çevresel zararlardır. Bu zararın aşırı olacağı durumlarda, gerçekleştirilmesi planlanan saldırının, orantısız kabul edilmesi ve bu saldırılardan kaçınılması gerekmektedir.[18]Arjantin’e ait Fransız yapımı exocet füzelerinin, İngiliz destroyerini batırmasından sonra paniğe kapılan İngilizler, savaşı kaybedeceklerini konuşmaya başladılar ve bunun üzerine nükleer savaş unsurlarının bölgeye gönderildiği düşünülmektedir. Söz konusu durum değerlendirildiğinde, tüm dünyanın ne büyük bir yıkımın eşiğinden döndüğünü, İngilizlerin emperyal heveslerinin ne gibi büyük tehlikelere sebep olabileceği, bir kez daha ortaya çıkmakla beraber İngiltere’nin uluslararası hukukta işlerlik ve geçerlik kazanan orantılılık ilkesine uymayarak uluslararası hukuku ihlal ettiği bir kez daha ortaya çıkmıştır.

 

Falkland Adaları’nın Birleşik Krallık’a aidiyeti konusunda, İngiltere’nin sarıldığı bir diğer argüman ise adalarda yaşayan halkın self-determinasyon hakkı kapsamında yapılan referandumlarda, Birleşik Krallık’a bağlı olma iradelerinin ortaya çıkmasıdır. İngiltere, ada halkının referandumda Birleşik Krallık’a bağlı kalmak iradesi ortaya koyduğunu, her türlü uluslararası platformda dile getirmektedir. En son 2013 yılında takımadada yapılan referandumda, halkın çoğunluğu, Falkland Adalarının İngiltere’ye bağlı olmasından yana olduğunu ortaya koymuştu.Uluslararası hukukta Self-Determinasyon hakkı, bir diğer anlamıyla kendi kaderini tayin etme hakkı, Birleşmiş Milletler Anlaşması 1.Maddesi 2.Fıkrada “Uluslar arasında, halkların hak eşitliği ve kendi geleceklerini kendilerinin belirlemesi ilkesine saygı üzerine kurulmuş dostça ilişkiler geliştirmek ve dünya barışını güçlendirmek için diğer uygun önlemleri almak;”[19], yine 55.Maddede “Uluslar arasında halkların hak eşitliği ve kendi yazgılarını kendilerinin belirlemesi ilkesine saygı üzerine kurulmuş barışçı ve dostçailişkiler sağlanması için gerekli istikrar ve refah koşullarını yaratmak ¸zere Birleşmiş Milletler…”[20]ve son olarak 76.maddede “…Vesayet altındaki bölgelerde yaşayan insanların siyasal, ekonomik ve sosyal bakımdan ilerlemelerini ve eğitim alanında gelişmelerini kolaylaştırmak, her bölge ve halkına özgü koşulları ilgili halkların özgürce dile getirdiği özlemleri ve her vesayet anlaşmasında öngörülebilecek hükümleri de gözönünde tutarak, bu bölgeler halklarının kendi kendilerini yönetmelerini ya da bağımsızlığa doğru giderek gelişmelerini kolaylaştırmak…”[21]şeklinde söz konusu maddelerde, açıkça halkların kaderlerini kendilerinin tayin etme hakkının varlığına vurgu yapılmıştır. Yapılan referandumlar, Birleşik Krallık’a bağlı kalınması yönünde irade tesis etmiştir. Her ne kadar İngiltere, adaların aidiyeti konusunda bu argümana sıkı sıkıya sarılsa da ve self determinasyon hakkı da bu imkânı verse de tarihsel süreç ile geçmişte İngiltere’nin yapmış olduğu uygulamalar, bu konuda İngiltere’nin dürüst, temiz ve şeffaf bir geçmişe sahip olmadığını göstermektedir. Zira adalarda, İngiltere’nin tam hakimiyet ilan ettiği 1833 yılından sonra kısa bir süre içerisinde, adalarda yerleşik Arjantin halkının bir kısmı, adalardan zorunlu techire tabi tutulmuştur ve bir kısmı da katliama uğratılarak yok edilmişlerdir. Sonrasında ise bunlardan boşalan yerlere ise İngiltere’den, Galler’den, İskoçya’dan göçmenler getirilerek iskân edilmiştir. Bu şekilde adanın demografik yapısını değiştirerek kendine ait olmayan toprakları kendi toprağı haline getirmesi uluslararası hukuk bakımından en azından Arjantin’e bir özür dilemek, tazminat ödemek veya başkaca hakları iade etmek gibi konuların uluslararası alanda tartışılmasını gerektirmektedir.

 

1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesine göre Münhasır Ekonomik Bölge, kıyı devletine deniz yatağı sularında deniz yatağında, bölge toprak altında, canlı ve cansız kaynakların yönetimi konusunda haklar tanıdığı gibi aynı şekilde akıntı, rüzgâr gibi enerji kazanımı sağlanacak alanların da kullanımına dair egemen haklar verir. Bir ülke kıyılarından itibaren ilan edeceği Münhasır Ekonomik Bölgesi’ni Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi 75.Maddesi uyarınca ilan etmesi ve Birleşmiş Milletlere bildirmesi gerekmektedir.[22]  Kıyı ülkesi, anakaradan 150-200 deniz mili mesafeye kadar Münhasır Ekonomik Bölge ilan edebilir. Söz konusu Falkland Adaları ile Arjantin arasında 400 km mesafe bulunmakta olup Arjantin ile Falkland Adaları’nın MEB’leri çakışmaktadır. Falkland Adaları, Birleşik Krallık’a bağlı 14 ülkeden biri olup, söz konusu anakaraya bağlı bir devletin adası değildir. Özerk devlet konumunda olup, BMDHS’ne göre herhangi bir adanın sahip olabileceği deniz yetki alanlarından daha fazlasına sahip olacağı kabul edilse de Arjantin ile karşılıklı kıyılarda motomod eşit yetki alanlarına sahip olamaması gerekmektedir. Zira anakaraların adalara üstünlüğü, kıyı uzunluğu, hakkaniyet ve orantılılık ilkesi bunu gerektirmektedir. Ancak Birleşik Krallık tarafından ilan edilen 150-200 deniz mili aralığındaki balıkçılık bölgesi, Arjantin’in münhasır ekonomik bölgesi ile çakışmaktadır.[23]

 

Uluslararası hukuk bakımından İngilizler, Falkland Adaları bölgesinde, birçok hukuksuz uygulamalar da icra etmektedir. Bunlara örnek olarak, adaların 60 mil kuzeyinde petrol araması ve söz konusu bölgenin ticaret gemilerinin geçiş güzergâhında olmasından mütevellit İngiltere’nin, seyrüsefer serbestisini ihlal eden faaliyetler yürüterek bölgeden geçişleri, bazı durumlarda hukuksuz bir şekilde engellemektedir. Söz konusu faaliyetler, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi 87.Maddesi’nde “Açık denizler, sahili bulunsun veya bulunmasın bütün devletlere açıktır. Açık denizlerin serbestliği, işbu Sözleşmede yer alan şartlar ve diğer uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde kullanılır. Bu serbesti, sahili bulunsun veya bulunmasın bütün devletler için, interalia, aşağıdakileri kapsar:

 

  • Seyrüsefer serbestisi;
  • Açık deniz üzerinden uçma serbestisi;
  • Kısım saklı kalmak şartıyla, denizaltı kabloları ve petrol boruları döşeme serbestisi;
  • Kısım saklı kalmak şartıyla, sun’i adalar ve uluslararası hukukun izin verdiği diğer tesisleri inşa etme serbestisi;
  • Bölümde zikredilen şartlar saklı kalmak şartıyla, balık avlanma serbestisi;
  • ve XIII. Kısımlar saklı kalmak şartıyla, bilimsel araştırma serbestisi.” [24]

 

Belirtilen ve uluslararası alanda kabul edilmiş söz konusu sözleşme hükümlerine aykırılık teşkil etmektedir. İngiltere’nin, söz konusu açık deniz olarak adlandırılan bölgede, egemenlik ilan ederek petrol çıkarması ve bölgeden gemi geçişlerine kimi zaman izin vermemesi, uluslararası su ve açık deniz hükmünde olan bölgede seyrüsefer serbestîsine aykırı davranması, mezkûr madde hükmüne açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Bundan başka İngilizler, söz konusu adalar üzerinde askeri faaliyetler de icra etmektedir. İngilizler ’in adalarda kurduğu askeri üslerle, Güney Atlantik Bölgesi tamamen kontrol altına alınmıştır ve zaman zaman askeri tatbikatlar yapılmaktadır. İngiltere, 2012 yılında, bunlara ek olarak Destroyer olarak adlandırılan bir savaş gemisini adalara yollamıştır. İngiltere’nin bu faaliyetlerinin amacının, Falkland sayesinde Güney Atlantik bölgesini askerileştirerek bölge ülkelerinin tamamını kontrol etme olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum uluslararası güvenlik için ciddi bir tehlike arz etmektedir.

 

 

Sonuç

 

Dünya, 20.yüzyılın son çeyreğinde, dünyanın sayılı süper güçlerinden birisi olan İngiltere ile günümüzde G-20 üyesi, Latin Amerika devletlerinden birisi olan Arjantin arasında kıyasıya bir savaşa şahit olmuştur. Savaş, Falkland Adaları’nda yüzyıllardır hak iddiasında bulunan Arjantin bakımından mağlubiyetle sonuçlansa da Arjantin hiçbir zaman hak iddiasından vazgeçmemiştir ve uluslar arası platformlarda her zaman bu iddiasını yineleyerek güncel tutmaktadır. Son yıllarda Arjantin, adalar konusunda İngilizler ile yine diyalog ve müzakere talep etmektedir. Uluslar arası alanda, farklı propaganda faaliyetlerine ağırlık vermektedir. Katolik dünyasına hitap ederek, Amerika Birleşik Devletleri’nin desteği için lobi yaparak, İngilizlerin adalar bölgesinde hukuksuz bir şekilde silahlandığı ve adaları militarize ederek bölgeyi tehdit ettiğini belirterek ve bölgenin doğal kaynaklarını (petrol, balıkçılık) sömürdüğünü her platformda deklare ederek İngilizleri köşeye sıkıştırmayı hedeflemektedir. Lakin İngilizler, bütün bu propaganda faaliyetlerini savuşturmaktadır ve yükselen seslere kulaklarını tıkayarak faaliyetlerine tam gaz devam etmektedir. Yaşanan savaşta, exocet füzelerinin teknik bilgileri, Fransa tarafından İngilizlerle paylaşılınca savaşın kaderinin nasıl değiştiğinden hareketle konu emperyalizm olunca batılı emperyal devletler, hiç tereddütsüz müttefik olabilmektedir ve emperyal emellerine kaldıkları yerden devam edebilmektedirler. Savaşta, mağlubiyet ihtimalinin yükseldiğini anlayınca nükleer savaş unsurlarını devreye sokarak bütün dünyayı tehlikeye atabilme cesaretini dahi gösterebilmeleri, İngilizler’in konu sömürgecilik olduğunda her şeyi göze alabileceklerini, bütün dünya görmüş oldu. Çok çarpıcı sonuçlara sahne olan savaş sonrasında ortaya çıkan başta deniz yetki alanları gibi konularda yapılan uygulamalar, batılı emperyal güçlerin küresel sömürü düzenlerini devam ettirmek bakımından uluslararası hukuku kendi emelleri doğrultusunda çok rahat kullandıklarına alamet olarak kabul edilmektedir.

 

 

Av. Yunus Yılmaz BAU DEGS Gönüllü Araştırmacısı

Özgür Eray Yıldırım BAU DEGS Gönüllü Araştırmacısı

Samet Gündoğdu BAU DEGS Gönüllü Araştırmacısı

 

 

KAYNAKÇA

 

 

 

REFERANSLAR

 

[1] Ana Britannica Ansiklopedisi, Falkland Adaları, Cilt 12, Sayfa 188

[2]https://www.turkcebilgi.com/falkland_adalar%C4%B1

[3]https://www.britannica.com/event/Falkland-Islands-War/The-course-of-the-conflict

[4] www.politikaakademisi.org

[5] Ekonomi ve Yönetim Araştırmaları Dergisi, Cilt 6, Sayı 2, Aralık 2017

[6]Grolier International Americana Ansiklopedisi, Falkland Savaşı, Cilt 6, Sayfa 243

[7]Grolier International Americana Ansiklopedisi, Falkland Adaları Cilt 6, Sayfa 242

[8]Grolier International Americana Ansiklopedisi, Falkland Savaşı,6.Cilt Sayfa 243

[9]https://www.turkcebilgi.com/falkland_adalar%C4%B1

[10]SANDER Oral, Siyasi Tarih 2.Cilt, İmge Yayınları

[11] Ana Britannica Ansiklopedisi, Falkland Adaları, Cilt 12, Sayfa 188

[12]www.britannica.com/place/Falkland-Islands

[13]https://www.bbc.com/news/uk-21750909

[14]https://www.bbc.com/turkce/haberler/2012/06/120615_argentina_falklands

[15]https://tr.euronews.com/2013/03/18/arjantin-papa-dan-falkland-adalari-icin-destek-istedi

[16] Birleşmiş Milletler Anlaşması 51.Madde

[17]https://www.dw.com/tr/falkland-sava%C5%9F%C4%B1-30-ya%C5%9F%C4%B1nda/a-15854126

[18] Süleyman Dost, “Uluslararası Hukukta Orantılılık İlkesi”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi 12.Sayı (2018): 368

[19]Birleşmiş Milletler Anlaşması 1.Madde

[20]Birleşmiş Milletler Anlaşması 55.Madde

[21]Birleşmiş Milletler Anlaşması 76.Madde

[22] Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, 75.Madde

[23] https://www.cia.gov/library/readingroom/docs/CIA-RDP08C01297R000800090003-4.pdf

[24] Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, 87.Madde