Yunan-Rum Basınından: Fileleftheros Haberine göre Oruçreis, Barbaros ve Yunanistan’ın Sorumluluğu

FİLELEFTHEROS gazetesinin 30 Temmuz 2020 tarihli sayısında Friksos DALİTİS imzasıyla yayınlanan yorumun çevirisi şöyledir:

Krizden ve savaş sahnesinden gerginliği yatıştırma politikasına ve bir Yunan-Türk diyaloğuna hazırlık noktasına geldik. Çok büyük ihtimalle önümüzdeki dönemde Yunanistan ve Türkiye hükümeti arasında başlayacak olan bu diyalog, nereye doğru yol alınacağı noktasında çeşitli soru işaretleri yaratıyor. Her hâlükârda tespit edilen şey Avrupa Birliği kanadından özellikle Almanya dönem başkanlığından Yunanistan durumunda ve Türk ihlalleriyle bağlantılı olarak gelen tepki ve müdahale farklılığıdır. Çünkü daha sonrasında ne yaşanacağını ve bu hikayenin nasıl sonlanacağını bir kenara bırakırsak Oruç Reis’in demirlediğinin açıklanmasıyla krizin aşamalı olarak yatışmasına ve Türk eylemlerinin geri çekilmesine yol açan belirleyici bir müdahalenin söz konusu olduğu görülüyor. Öncesinde ne yaşandığı, bunun için bedel olarak ne verildiği ve Yunanistan’ın Türk şartları ve talepleri altında mahsur kalabileceği bir Yunan-Türk diyaloğu için aldığı risk konusunda kafalardaki kuşkular varlığını elbette sürdürüyor.

 

Fakat aynı zamanda Kıbrıs’ın durumu ve Türkiye’nin Kıbrıs münhasır ekonomik bölgesindeki (MEB) günlük ihlalleri ile ilgili soru işaretinin doğması da makuldür. Barbaros geri dönüyor ve Kıbrıs MEB’ini kışkırtıcı bir şekilde rahatlıkla çevrelemeye devam ediyor. Buna gösterilen tepki ne peki? Aylardır Kıbrıs hükümeti malum olanlar noktasında ikna etmeye ve Avrupa Birliği’nden (AB) destek almaya çabalıyor.

 

Türk kışkırtmalarını yorumlamasını istenen Hükümet Sözcü Vekili Panayotis Sentonas, “Hükümetin çeşitli düzeylerde eylemleri devam ediyor. Dışişleri Bakanı, Yunanistan Dışişleri Bakanı ile temas halinde. Ayrıca AB’nin Dış Politika Yüksek Temsilcisi Sayın Borrell ve AB Konseyi Almanya dönem başkanlığı ile de iletişime geçildi. Dolayısıyla hükümetin Türkiye’nin bu yeni yine kabul edilemez kışkırtmasını yönetmek için çeşitli düzeylerdeki farklı eylemleri devam ediyor.” açıklamasını yaptı. Ancak işin aslında politikada her şey sonucuna göre değerlendirilir ve sonucu da ne yazık ki aylardır görüyoruz. Yunanistan’ın durumu ile Avrupa Birliği’nin Kıbrıs durumunda gösterdiği tepki noktasındaki farklılık da gözle görülür niteliktedir. Çünkü söz konusu durumda Yunan hükümetinin tutumu istikrarlı ve kararlıydı. Öte yandan egemenlik haklarının Türkiye tarafından ihlal edilmesi olasılığına tepkinin farklı olması gibi bir olanak da yoktu. Bu nedenle Yunanistan ve Türkiye arasında bir çatışma olasılığı noktasında bunun yankısı büyük olacaktı dolayısıyla da tepki de orantılı oldu. Kıbrıs durumunda ne yazık ki işler çok farklı. Çünkü Türkiye tek başına ve rahatlıkla hareket ederken karşısında bulduğu tek tepki Lefkoşa’dan gelen protesto sesleri ile Avrupalı yetkililerden Türk hükümeti üyeleriyle temaslardan ya da Zirve toplantısının ardından duyduğu “sert” telkinlerdir. İşte tam da bu nedenden dolayı Yunanistan’ın Kıbrıs karşısındaki sorumluluğu büyüktür. İşte bu nedenden dolayı Yunan hükümetinin Kıbrıs’a desteğini pratikte göstermesi gerekiyor. Bunu duymak dahası bunu kabullenmek kimilerinin hoşuna gitse de gitmese de Yunanistan’ın özlü katkısı ve Kıbrıs’ın egemenlik haklarının gerek diplomatik hatta gerekse askeri olarak savunulması için benzer kararlılık göstergesi olmadan Türkiye’ye Kıbrıs MEB’indeki kışkırtıcı yasa dışı eylemlerini sonlandırması için anlamlı ve güçlü müdahalenin olması söz konusu değildir. Evet, Yunanistan’dan bahsediyorum çünkü ümit edebileceğimiz ve herhangi bir desteği bekleyebileceğimiz tek ülke Yunanistan’dır. Ne yazık ki gerçek budur ve bu gerçek olaylarla da kanıtlanıyor. Bundan dolayı Yunan hükümetlerinin artık Atina devleti mantığıyla hareket etmeyi bırakıp Yunanistan’ın dış politikasına daha geniş resimden bakmaları gerekiyor. Nitekim günün sonunda karşılarında bunu bulacaklar.