Fransa’nın Doğu Akdeniz Çelişkisi

16.08.2020

 

 

(BAU DEGS VE YAZARINA ATIFTA BULUNMADAN KULLANILAMAZ)

 

 

Fransa’da Güney Kıbrıs lideri Nikos Anastasiades ile bir araya gelen Emmanuel Macron “Doğu Akdeniz’deki enerji güvenliği hususu ülkelerimiz için hayati derecede öneme sahiptir. Türkiye ve Rusya bu bölgede gözümüzün önünde açık bir şekilde güç mücadelesi yürütüyorlar ve Avrupa Birliği buna karşı çok az şey yapıyor” sözleriyle bölgede Yunanistan yanlısı ve Türkiye karşıtı bir pozisyonda yer aldığını göstermiş oldu. Macron ayrıca Avrupa Birliği’nin Doğu Akdeniz’deki “provokasyonlara” yanıt vermemesinin bir hata olduğunu ifade etti. Ayrıca Yunan kıta sahanlığını “ihlal” edenlere yaptırım uygulanmasının gerekliliğine vurgu yaptı.

 

Fransız Cumhurbaşkanı’nın bu sözlerinden sonra Fransa, iki adet Rafale savaş uçağını ve Lafayette adlı fırkateyni Doğu Akdeniz’e göndererek Yunanistan ile ortak tatbikat icra edileceğini bildirdi. Yunanistan Savunma Bakanlığı ise 13.08.2020 tarihinde Girit adası açıklarında Fransa ile ortak deniz tatbikatına başlandığını duyurdu. Tatbikata Fransız fırkateyni Lafayette ile helikopter gemisi Tonnerre ve Yunanistan deniz kuvvetlerinden de dört adet fırkateynin katıldığı bildirildi. Keza tatbikat alanının Türkiye’nin NAVTEX ilan ettiği ve sismik araştırma yapmak için Oruç Reis gemisini gönderdiği deniz alanlarını da kapsadığı deklare edildi. Bu gelişmeler göz önüne alındığında hem diplomatik hem de askeri açıdan Fransa’nın Yunanistan’ın yanında pozisyon aldığı anlaşılmaktadır. Ancak Fransa’nın Yunanistan safında yer almadan evvel kendi hukuki pozisyonunu tehlikeye atacak adımlardan uzak durması gerekmektedir. Yunanistan’ın Rodos, Karpathos ve Girit adaları arasında sanki deniz yokmuşçasına karasuları sınırları çizmek ve Meis/Kızılhisar Adası üzerinden kıta sahanlığı sınırı belirleyerek yürüttüğü Doğu Akdeniz politikasının Fransa tarafından desteklenmesi Fransa’nın 1977 Kanal Adaları Davası’ndaki tezleriyle çelişki ve taban tabana zıtlık içermektedir.

 

 

1977 yılında, Birleşik Krallık, Fransa Cumhuriyeti ve Kuzey İrlanda, Manş Denizi’ndeki ihtilaflı Jersey, Alderney, Guernsey, Sark adaları ile çeşitli ada, adacık ve kayalıklardan oluşan Manş Adaları ya da diğer deyişle Kanal Adaları’nın kıta sahanlığı sınırlarını belirlemek amacıyla Daimi Hakemlik Mahkemesine başvurmuşlardır. Sorun şu ki İngiltere ve Kuzey İrlanda’nın taraf devlet olduğu 1958 Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesine Fransa, sözleşmenin altıncı maddesine çekince koyarak bağlanmıştır.

 

 

 

1958 Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi 6. maddesi;

 

  1. Aynı kıta sahanlığının, kıyıları karşı karşıya olan iki ya da daha fazla devletin ülkesine bitişik olduğu yerlerde, bu devletlere ait kıta sahanlığının sınırı bu devletler arasında anlaşma ile tespit edilecektir. Anlaşma yoksa ve özel şartlar başka bir sınır hattını haklı kılmıyorsa, sınır, her noktası her bir devletin karasularının genişliğinin ölçülmeye başlandığı esas hatların en yakın noktalarına eşit uzaklıkta olan orta hattır.

 

  1. Aynı kıta sahanlığının kıyıları yan yana olan iki devletin ülkesine bitişik olduğu yerlerde, kıta sahanlığının sınırı bu devletler arasında anlaşma ile tespit edilecektir. Anlaşma yoksa ve özel şartlar başka bir sınır hattını haklı kılmıyorsa, sınır, her bir devletin karasularının genişliğinin ölçülmeye başlandığı esas hatların en yakın noktalarından itibaren eşit uzaklık ilkesinin uygulanması suretiyle tespit edilecektir.

 

  1. Kıta sahanlığının sınırlarını tespit ederken, bu maddenin 1. ve 2. paragraflarına uygun şekilde çizilen herhangi bir hat belirli bir tarihte mevcut olan haritalara ve coğrafi hususiyetlere göre tarif edilmeli ve kara üzerindeki teşhisi kabil daimi sabit noktalar dikkate alınmalıdır.

 

 

 

Fransa’ya göre bu madde çekinceli durumlar içermekteydi. Bilhassa Biscay Körfezi, Granville Körfezi ve Dover Boğazı’nın münhasır niteliklerinden dolayı Fransa, bu deniz alanlarının sınırlandırılmasında uluslararası hukukun ilke ve prensiplerinden faydalanılması gerektiğini iddia etmekteydi ve 1969 yılında Uluslararası Adalet Divanı’nın “Kuzey Denizi Davası Kararına” atıfta bulunmaktaydı. Kuzey Denizi Davası ise Almanya, Hollanda ve Danimarka arasındaki kıta sahanlığı sınırlandırma konusunu içermekteydi. Karar, kıyı topoğrafyasının içbükey ve dışbükey niteliklerini hesaba katarak eşit uzaklık ilkesinin uygulanmasının adil sonuçlar vermeyeceğine hüküm vermiştir. Buna ek olarak, eşit uzaklık ilkesinin haricindeki metotlarla kıta sahanlığı sınırlandırması yapılmasının hakkaniyet içereceğine hükmetmiştir.

 

 

 

Birleşik Krallık, Fransa’nın 1958 Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi’nin 6. maddesine koyduğu çekinceye itiraz etmiş olsa da Hakem Mahkemesi Fransa’nın 6. maddeye atfen koyduğu çekincenin haklı bir çekince olduğu sonucuna varmıştır. Bu sebepten ötürü Fransa’nın çekince koyduğu 6. maddenin Manş Denizi yetki alanlarında taraf devletler arasında uygulanmayacağı hükmüne varmış ve deniz yetki alanları sınırlandırmasında uluslararası deniz hukukunun ilke ve prensiplerinin dikkate alınmasına hükmetmiştir. Lakin Hakemlik Mahkemmesi Atlantik sektöründe 6. maddeye çekince koyulamayacağına hükmetmiştir. Fransa’nın St. Malo Körfezi’nin içerisinde bulunan Jersey, Alderney, Guernsey ve Sark adaları İngiltere’nin egemenliğindeki adalardır. Bu sebeple Birleşik Krallık,1958 Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi’nin Birinci maddesinin “b” bendine atıfla Jersey, Alderney, Guernsey, Sark adalarına da kıta sahanlığı hakkı tanınması gerektiğini iddia etmiştir. Birleşik Krallık, kıta sahanlığının Manş Adaları/Kanal Adaları ile Fransa kıyısının arasında belirlenmesinin gerektiğini iddia etmiştir. Fransa’ya göre Jersey, Alderney, Guernsey, Sark adalarına 6 millik bir karasuları sınırları belirlendikten sonra, ortay hat Fransa anakarası kıyıları ile İngiltere anakarası kıyıları esas alınarak çizilmeliydi. Fransa’nın iddiasına göre Jersey, Alderney, Guernsey ve Sark adaları Fransa kıta kenarının doğal uzantısı hattında yer alan, ortay hattın ters tarafında yer alan adalardır.

 

 

 

Eşit uzaklık ilkesi, Yunanistan’ın iddiası gibi (Meis/Kızılhisar Adası örneği) adalardan itibaren belirlenmesi durumunda, hakkaniyetli olmayan bir durum tezahür edecektir. Zira İngiltere’nin Jersey, Alderney, Guernsey ve Sark adaları kıyılarının kümülatif uzunluğuyla Fransa anakarası kıyılarının uzunluğunu kıyaslamak irrasyoneldir. Bu orantısızlık sebebiyle Birleşik Krallık kıta sahanlığı hakkaniyet olmaksızın büyüyecek ve Fransa’nın Manş Denizi’ne çıkışı engellenecekti. Bu durum gelecek bir ihtilafın kaynağı olacağı için Mahkeme tarafından kabul edilmedi. Hakemlik Mahkemesi, sonuç olarak Fransa kıyılarındaki İngiltere’ye ait Kanal Adalarının Manş Denizi’ne bakan yüzlerinde 12 mil genişlikte bir cep bölge bırakılmasına ve Manş Denizi’ndeki Kıt’a Sahanlığı sınırının, iki devletin ana kara ülkelerinin kıyılarını esas alan eşit uzaklıktaki orta hat olmasına karar vermiştir.

 

 

Karşılıklı kıyıları bulunan devletler arasında ortay hattın ters tarafında kalan adalar, kıyıya yakın olan tarafın doğal uzantısı kabul edilmektedir. Bu durum coğrafyanın değişmezliğiyle alakalıdır. Uluslararası Adalet Divanı ve Daimi Hakemlik Mahkemeleri içtihatları incelendiğinde, Uluslararası hukukun “coğrafyanın üstünlüğü”, “oransallık” ve “kapatmama (engellememe)” ilkeleri gereğince, ortay hattın ters tarafında kalan adaların deniz yetki alanlarının ancak karasuları kadar hesaplanması gerektiği (maksimum 12 deniz mili kadar) alenen anlaşılmaktadır. Kısaca bahsetmek gerekirse, “coğrafyanın üstünlüğü ilkesi; deniz yetki alanları sınırlandırmasında anakaraların esas alınması ve ortay hattın ters tarafında kalan adaların karasuları kadar deniz yetki alanına sahip olması gerektiğini ortaya koyan bir uluslararası deniz hukuku ilkesidir.

 

 

Fransa’nın, Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın Meis/Kızılhisar Adasına kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge hakkı tanıyan iddialarını desteklemesi,1977 Kanal Adaları Davası’nın kararları ve Fransa’nın kendi öz tezleriyle çelişki ve taban tabana zıtlık içermektedir. 2003 Seville Haritası’na dayandırılan Yunan tezleri Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne hapsetmektedir. Birleşik Krallık egemenliğindeki Jersey, Alderney, Guernsey ve Sark adalarına kıta sahanlığı hakkı tanınması durumunda Kanal Adaları/Manş Adaları ve Birleşik Krallık kıta sahanlığı sınırlarının birleşince aşağıdaki haritada nasıl bir hat ortaya çıkabileceği tahmin edilebilir. Fransa’nın St. Malo Körfezi’ne hapsolacağı ve “kapatmama” ilkesinin çiğneneceği görülebilir.

 

 

 

Şayet 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi esas alınarak Türkiye ve Yunanistan arasında bir Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Andlaşması (MEB) imzalanacaksa, Yunanistan’ın Girit ve Rodos örneklerinde olduğu gibi adalara MEB hakkı tanıyan ve deniz hukukuyla bağdaşmayan tezlerinden vazgeçmesi gerekmektedir.

 

 

Nitekim, 06.08.2020 tarihli Mısır ve Yunanistan arasında imzalanan MEB andlaşmasının ardından Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı resmi sitesinden yayınlanan açıklamada şu ifadelere yer verildi;

 

 

“Yunanistan ile Mısır arasında deniz sınırı bulunmamaktadır. Bugün imzalandığı açıklanan sözde deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması Türkiye için yok hükmündedir. Bu anlayışımız sahada ve masada ortaya konacaktır. Sözde sınırlandırılan alan, Birleşmiş Milletler’e de bildirilen Türk kıta sahanlığı içinde yer almaktadır.”

 

 

Konuyla ilgili örnek Uluslararası Adalet Divanı ve Hakemlik Mahkemeleri’nin karşılıklı kıyıya sahip iki devletin ortay hattının ters tarafında kalan adalarla ilgili içtihatları ele alınacak olursa hakkaniyet, coğrafyanın üstünlüğü, oransallık ve kapatmama (engellememe) ilkeleri vurgulanmalıdır. Bu ilkeler Fransa’nın desteklediği Yunan tezlerini boşa çıkartmakta ve Fransa’nın Doğu Akdeniz’deki çelişkisini gözler önüne sermektedir. Yunanistan’ın, Rodos, Karpathos ve Girit adalarının Doğu Akdeniz’e bakan kıyılarının 167 kilometrelik kümülatif uzunluğuyla, 1870 kilometrelik Anadolu kıyıları karşısında deniz yetki alanları talep etmesi sadece uluslararası mahkemelerin içtihatları açısından gayri hukuki bir durum ortaya çıkartmakla kalmaz, aynı zamanda uluslararası deniz hukuku ilkelerini de yok sayar. Ayrıca yukarıdaki ilkeler gereğince Meis/Kızılhisar Adası’nın, Türkiye’nin kıta kenarına olan yakınlığıyla ters tarafta yer alan bir ada olarak, Türkiye’den yaklaşık 50,000 kilometre kare deniz yetki alanını gasp etmesi kabul edilemez bir durumdur, hukukun ihlalidir. 1969 Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı Davalarına atıfta bulunan Fransa’nın, 1977 yılında Kanal Adaları Davasında ileri sürdüğü hukuki tezleriyle ciddi çelişki içermektedir.

 

 

Deniz Güler

BAU Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi Uzmanı