GAYRI ASKERİ STATÜDEKİ ADALAR

 

 

Yunan egemenliğindeki Doğu Ege Adalarının gayri askeri statüsü, 23 Temmuz 1923 Lozan ve 1947 Paris Barış Andlaşmalarıyla nihaî olarak belirlendikten sonra, 1960’ların ilk yarısına kadar uyuşmazlık konusu olmamıştır.

 

 

Türkiye, adaları askerileştirdiği için Yunanistan’ı ilk defa 29 Haziran 1964’de protesto etmiştir.

 

 

Bu protestoya karşılık Yunanistan, adaları askerileştirdiğini inkâr ederek gayrı askeri statüye uyduğunu bildirmiştir. Takip eden dönemde Türkiye Yunanistan’ın bu adaların statüsünü ihlal eden uygulamalarını protesto etmeye devam etmiş; Yunanistan ise, uluslararası hukuka aykırı olarak gayrı askeri statünün sona erdiğini ileri sürmüştür.

 

 

Atina’nın, o günlerde adaları askerileştirdiğini inkâr etmesine karşılık, yaklaşık yirmi sene sonra, dönemin Yunan savunma bakanı Petros GARAUFALIAS üç sayfalık bir raporla, 1964’de Georgias PAPANDREOU Hükûmetinin Doğu Ege Adalarını askerileştirme politikasını ifşâ etmiştir.

 

 

Türk Hükûmeti, Nisan 1975’de BM Genel Sekreterliğine gönderdiği bir nota ile Yunanistan’ı, Menteşe Adaları ile Sakız, Sisam, Midilli, Ahikerya gibi adaları askerileştirdiği için protesto ederek Türkiye’nin güvenliğini tehdit ettiğini bildirmiştir.

 

 

Bundan birkaç gün sonra dönemin Yunan Başbakanı Konstantin KARAMANLIS, ilk kez adalarda çeşitli savunma önlemleri aldıklarını açıklamıştır.

 

 

Doğu Ege Adalarının gayri askeri statülerinin ihlâlinden kaynaklanan sorun, Ağustos 1976’da tekrar tırmanışa geçmiştir. Yunanistan, araştırma gemisi Sismik I’in kendi karasularına girdiğini iddia ederek Türkiye’yi BM Güvenlik Konseyi’ne şikayet etmiştir. Buna karşılık, dönemin Türk Dışişleri Bakanı İhsan Sabri ÇAĞLAYANGİL, Güvenlik Konseyi’ne adaların askerileştirilmesinin bölge barışı ve güvenliği için büyük bir tehlike olduğunu belirtip uluslararası örgütlerin Yunanistan’a karşı adımlar atmasını umduğunu söylemiştir.

 

 

Başlangıçta, Yunanistan’ın gizlice yürüttüğü askerileştirme faaliyetleri, Türkiye’nin haklı tepkileri sonunda açığa çıkmış fakat bundan sonra Yunanistan gayri meşru faaliyetlerini açıkça sürdürmeye başlamıştır.

 

 

Uluslararası hukuku bir kenara bırakan Yunanistan bununla da yetinmeyip, gayri meşru faaliyetlerine NATO’yu alet etmeye çalışmış, özellikle Limni Adası’nın NATO planlarına ve dokümanlarına ithal edilmesi yönündeki girişimleriyle, hukuk dışı eylemlerine meşruluk kazandırmayı hedeflemiştir.

 

 

Uluslararası hukuka aykırı faaliyetlerine destek sağlamak ve meşruiyet kazandırmak adına aklına estiği her yola başvuran Yunanistan bu tutumuyla, mevcut sorunun günümüzde de yeni boyutlar içinde devamının tek sorumlusu olma özelliğini muhafaza etmektedir.

 

 

Sorunun hukuksal boyutuna bakacak olursak, Doğu Ege Adaları’nın gayrı askeri statülerini toplam dört grup hâlinde tasnif etmek mümkündür. Bunlar;

 

 

  • Boğazönü Adaları,
  • 13 Şubat 1914 tarihli Altı Büyük Devlet Kararına göre işgal altında olmaları sebebiyle Yunanistan’a verilen adalar (Bozbaba, Taşoz ve İpsara),
  • Saruhan Adaları,
  • Menteşe Adaları’dır.

 

 

Türkiye açısından jeopolitik ve stratejik önemi olan ve Anadolu’yu kuzeyden güneye bir dizi halinde kapatan Boğazönü, Saruhan ve Menteşe Adaları’ndan oluşan üçlü gruba Doğu Ege Adaları da denmektedir.

 

 

Doğu Ege Adalarının gayrı askeri statüsünü belirleyen belgeler, Yunan Kraliyet Hükümeti’ne tebliğ edilen Altı Büyük Devlet Kararı, Lozan Barış Andlaşması, Lozan Boğazlar Sözleşmesi, Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Paris Barış Antlaşması’dır.

 

 

Bu kapsamda; Lozan ve Paris Barış Antlaşmalarının ilgili hükümleri gereği, Taşoz, İpsara, Bozbaba, Semadirek, Limni, Midilli, Sakız, Sisam, Ahikerya, Batnoz, Lipso, İleryöz, Kelemez, İstanköy, İncirli, Sömbeki, İleki, Herke, Rodos, Kerpe, Çoban Adası, İstanbulya ve Meis Adası ve bitişik adacıkların gayrı askeri statüde oldukları görülmektedir.

 

 

Bu gayrı askeri statü; bu adaların, bağlı/bitişik adacıklarının ve kayalıkların kara ülkeleri, karasuları ve bunların üzerindeki hava sahalarını kapsamakta olup, kesin bir biçimde bunlar üzerinde Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerine ilişkin tahkimat/istihkam/üs tesis ile iç güvenlik kuvvetlerininkiler hariç olmak üzere, her türlü silah konuşlanmasını, tatbikat/eğitim dâhil askeri uçakların değişik amaçlı her türlü uçuşunu, transit geçişini, daimi/geçici konuşlanmasını yasaklamaktadır.

 

 

Türkiye’nin güvenliğini çok yakından tehdit eden Yunanistan’ın bu pervasız, hukuk tanımaz faaliyetlerinin aslında ne olduğunun hem tarihi hem de hukuki düzlemde çok iyi irdelenmesi gerekmekteir.

 

 

Bilindiği üzere, Osmanlı İmparatorluğu ile İtalya arasında 1911 yılında başlayan Trablusgarp Savaşında İtalyan’lar Menteşe Adalarını işgal etmiştir. İtalya ile Osmanlı Devleti arasında 15-18 Ekim 1912’de imzalanan Uşi Andlaşması’nda Adaların Osmanlı İmparatorluğu’na geri verilmesi öngörülmüş olmasına rağmen, Balkan Savaşının çıkması üzerine bu devir gerçekleşmemiştir. Müteakiben Osmanlı İmparatorluğu Birinci Dünya Savaşında yenilince adalar fiilen İtalyanlarda kalmıştır.

 

 

1912 yılında, I.Balkan Savaşı sırasında Yunanistan; Osmanlı hakimiyetindeki Bozcaada, Limni, Taşoz, Gökçeada, Bozbaba (Evstratios), Semadirek, İpsara (Psara), Ahikerya (İkaria) Sakız ve Midilli Adalarını, 1913 yılında II.Balkan Savaşı sırasında da Sisam Adası’nı işgal etmiştir.

 

 

Böylece Osmanlı egemenliğinde bulunan adalardan bir kısmı İtalya’nın, bir kısmı da Yunanistan’ın işgali altına girmiştir.

 

 

13 Şubat 1914’te Süfera Konferansında, Altı Büyük Devletin (Almanya, Avusturya-Macaristan, İtalya, Rusya, Fransa, İngiltere) ortak kararı olarak; Gökçeada, Bozcaada ve Meis Adası Türkiye’ye iade edilmiş, 13 Şubat 1914 tarihi itibariyle Yunanistan’ın işgali altındaki diğer adalar ise, askersizleştirilmek ve askeri amaçlarla kullanılmamak şartıyla Yunanistan’a verilmiştir.

 

 

1923 yılında imzalanan Lozan Barış Andlaşması (LBA), İtalyan ve Yunan işgali altında bulunan Ege Adalarının hukuki statüsüne açıklık getirmiştir. Bu kapsamda;

 

 

– Trablusgarp savaşında İtalya tarafından işgal edilmiş olan Menteşe Adaları, LBA 15 nci md. İle İtalyan’lara bırakılmıştır.

 

– LBA 12 nci md. ile Altı Büyük Devlet Kararı teyit edilmiştir.

 

– LBA 13 ncü md. Midilli, Sakız, Sisam ve Ahikerya Adalarının (Saruhan Adaları) gayri askeri statüsünü yeniden düzenlemiştir. Madde 13;

 

 

   “Barışın sürekli olmasını sağlamak amacıyla, Yunan Hükümeti, Midilli, Sakız, Sisam ve Ahikerya Adalarında, aşağıdaki tedbirlere uymayı yükümlenir;

 

               *          Bu adalarda hiçbir deniz üssü kurulmayacak, hiçbir istihkam yapılmayacaktır.

 

               *          Yunan askeri uçaklarının Anadolu kıyısı toprakları üstünde uçmaları yasak olacaktır. Buna karşılık, Türk Hükümeti de askeri uçaklarının bu adalar üstünde uçmalarını yasaklayacaktır.

 

               *          Bu adalarda Yunan Askeri Kuvvetleri, askerlik hizmetine çağrılmış ve bulundukları yerde eğitilebilecek normal asker sayısından çok olmayacağı gibi, jandarma ve polis kuvvetleri de bütün Yunan ülkesindeki jandarma ve polis kuvvetlerine orantılı bir sayıda kalacaktır.”

 

hükmüne amirdir.

 

Madde 13 bağlamında,

 

-1923 Lozan Barış Antlaşması konferans tutanak ve belgelerinde Uzmanlar Alt-Komisyonun 29 Kasım 1922 tarihinde gerçekleştirdiği oturum sırasında, adaların gayri askeri statüsü ile ilgili olarak temel öğenin Türkiye’nin güvenliği olduğu ve Türk heyeti tarafından bu adalarda hiçbir kara ya da deniz uçağı, havacılığa yarayacak hiçbir tesis bulundurulmaması konusunda 13’üncü maddeye bir çekince konulduğu[1],

 

-Ayrıca, söz konusu Komisyon toplantısında, Komisyon Başkanı General Weygand’ın, “uçakların hareket alanının genişliğine ve bundan doğacak pek çok sakıncalara dayanarak bu gibi araçların adalarda bulundurulmasına karşı çıktığı[2]

 

– Diğer taraftan Yunanistan’ın, NATO Antlaşmasını[3] imzalamak suretiyle, söz konusu adaların gayri askeri statüsünü kabul ettiği ve bu kapsamdaki Türkiye’nin çekinceleri hilafına hareket etmeyeceği yükümlülüğü altına girdiği bilinmektedir.

 

– LBA Ek Boğazlar Sözleşmesinin 3, 4 ve 6 ncı md ile Limni ve Semadirek Adalarının (Boğazönü Adaları) gayri askeri statüsü yeniden düzenlenmiştir. Madde 6;

 

“İstanbul’a ilişkin olarak 8 nci maddedeki hükümler saklı kalmak üzere, askerlikten arındırılacak bölgelerde ve adalarda, hiçbir istihkam, yere bağlı (sabit) topçu tesisleri, ışıldak tesisleri, denizaltı işleyen araçlar, hiçbir askeri havacılık tesisi ve hiçbir deniz üssü bulunmayacaktır. Buralarda asayişin korunması için gerekli bulunan ve silahları, her türlü topçuluk dışarıda kalmak üzere, tüfek, rövolver, kılıç her 100 kişiye dört hafif makineli tüfekten oluşacak, polis ve jandarma kuvvetlerinden başka hiç bir silahlı kuvvet bulunmayacaktır.” hükmüne amirdir.

 

Konferansa iştirak etmiş Lord CURZON tarafından, adaların Türkiye’ye karşı yöneltilecek saldırılarda kara, deniz ve hava üssü olarak kullanılmayacak biçimde askerden arındırılacağına ilişkin kesin hükümlerin anlaşma metine de dahil edildiği ifade edilmiştir.[4]

 

 

Müteakiben, İkinci Dünya Savaşının ardından, 10 Şubat 1947’de imzalanan Paris Barış Andlaşması (PBA), Menteşe Adalarının hukuki statülerine yeni düzenlemeler getirmiştir. Türkiye’nin taraf olmadığı bu andlaşmanın 14 ncü md’si gereğince, LBA 15 nci md. ile İtalyan’lara verilen Adalar askersizleştirilmiş olmaları şartıyla Yunanistan’a devredilmiştir. PBA 13 ncü Ek’nin D paragrafında gayri askeri statünün tarifi de aşağıdaki gibi yapılmıştır.

 

 

“Bu andlaşma bakımından, “askersizleştirilme” ve “askersizleştirilmiş” terimlerinin, ilgili ülkede ve karasularında, bütün deniz, kara ve askeri hava tesislerini, tahkimlerini ve silahlarını, yapay kara, deniz ve hava engellerini; kara, deniz ve hava birliklerinin konuşlandırılması, sürekli ve geçici olarak konaklamalarını; herhangi bir biçimde askeri eğitimi ve savaş malzemelerinin üretimini yasakladığı kabul edilecektir. Bu (hüküm), sayı itibariyle iç görevleri yapmakla sınıflandırılmış ve bir kişi tarafından taşınabilen ve kullanılabilen silahlarla donatılmış iç güvenlik personelini ve bu personelin gerekli askeri eğitimini yasaklamaz.”

 

 

Yukarıda bahse konu tüm uluslararası belge ve antlaşmalarda adaların gayri askeri statü altına konulmuş olmasının temelinde,

 

 

            –           Bu adaların Türkiye’ye yakınlıkları ve dolayısıyla Türkiye’nin güvenliği bakımından arz ettikleri önem yatmakta,

 

 

            –           Adalar üzerindeki Yunan egemenliği ile Türkiye’nin güvenlik endişelerinin ancak adaların gayri askeri statü altına konulmaları ile bağdaştırıla bilinmektedir.

 

 

Özellikle son dönemde Yunanistan’ın gayrı askeri statü ihlallerinde artış görülmekte, başta Rodos olmak üzere üçüncü ülkelerin liman ziyaretleri dikkat çekmektedir.

 

 

Söz konusu ihlaller protesto edilmekle birlikte bu güne kadar sonuç alınamamıştır. Diğer ülkelerin liman ziyaretlerinin önlenmesi maksadıyla gayrı askeri statüdeki adalardan gelen savaş gemilerinin Türk limanlarına alınmamasının uygun olacağı değerlendirilmektedir.

 

 

[1] Hüseyin PAZARCI, “Doğu Ege Adalarının Askerden Arındırılmış Statüsü”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi yayınları:550, Ankara-1986. “29 Kasım 1922 tarihinde gerçekleştirilen oturum sırasında, Türk heyeti tarafından Lozan Antlaşmasının 13’üncü  maddesine çekince konulmuştur.”

 

[2] Sertaç Hami BAŞEREN; Ege Sorunları, Türk Deniz Araştırmaları Vakfı, Yayın No:15, s.81.

 

[3] NATO Antlaşması, Madde 8. “Taraflardan her biri, kendisiyle diğer herhangi bir taraf veya diğer herhangi bir Devlet arasında halen meriyette bulunan milletlerarası taahhütlerden hiçbirinin iş bu Antlaşma ahkamına mugayir olmadığını beyan ve Antlaşmaya aykırı herhangi bir milletlerarası taahhüde girişmemek vecibesini tekabbül eder”.

 

[4] MERAY, S. L., Lozan Barış Konferansı