İSRAİL-FİLİSTİN İKİLEMİNDE İTİDALLİ BİR TÜRKİYE

12 Mayıs 2021

İSRAİL-FİLİSTİN İKİLEMİNDE İTİDALLİ BİR TÜRKİYE

 

I. Dünya Savaşı’nın sonunda Türklerin Orta Doğu’dan çekilmesiyle bölgenin büyük bir bölümü İngiliz himayesi altına girmiştir. II.Dünya Savaşı sonrası İngiltere’nin savaşın galibi olmasına karşın ekonomik olarak çökmesi ve bölgede bağımsızlık arzusunun devam etmesi gibi etkenler nedeniyle dünya genelinde “dekolonizasyon” süreci yaşanmıştır. Bunun sonucunda İngiltere, dünyanın çeşitli bölgelerindeki kolonilerine veda ederken Filistin’den de çekilmiştir. Fakat bu çekilme esnasında Yahudilerin de bölgede bir devlet kurmalarına önayak olmuştur. Böylece 1948 yılında İsrail kurulmuştur. Müslüman Arapların olduğu bir bölgede böyle bir devletin kurulması elbette ki komşu Arap devletlerinin hoşuna gitmemiş ve bunun sonucunda da Arap- İsrail savaşlarının çıkmasına neden olmuştur. Tüm bu savaşlardan İsrail’in galip çıkması devletin bölgedeki kalıcı varlığının diğer Arap ülkeleri tarafından istemsizce de olsa kabullenilmesini sağlamıştır. Bu savaşlardan “Altı Gün Savaşları” olarak da bilinen III. Arap-İsrail Savaşı, sonuçları sebebiyle en önemlisidir. Öyle ki 1967’de çıkan ve sadece 6 gün süren savaş, bölgedeki halkların yaklaşık 55 yıl sonra bile barış içinde yaşayamamasına sonucunu doğurmuştur. Geçtiğimiz günlerde şiddetlenen Filistin sorunu da bu sonucun bir sancısı olarak karşımıza çıkmaktadır.

İsrail kolluk kuvvetlerinin Müslümanlar için kutsal bir ay olan Ramazan ayında, özellikle kutsal bir gece olan Kadir Gecesi’nde Mescid-i Aksa’ya yapmış oldukları saldırı, olayların fitilini ateşlemiştir. Aslında İsrail, bu tarz saldırılarını her sene aynı dönemde de yapmaktaydı fakat bu seferki saldırı sonrası İsrail, Hamas’tan beklemediği şiddetle bir cevap almıştır. Başlarda Filistinliler’in küçük direnişleriyle başlayan olaylar Gazze şeridinden atılan roketlerle devam etmiştir.  Hamas ve onun bir kolu olan El-Kassam Tugayı, İsrail topraklarına yüzlerce roket saldırısı yapmıştır. İlk saldırı dalgası, İsrail’in çok övündüğü “Demir Kubbe” hava savunma sistemi sayesinde yüksek başarı oranıyla durdurulmuştur fakat sonrasında atılan roketli saldırının artarak devam etmesi mevcut sistemin yetersiz kalmasına sebep olmuştur. Bunun sonucunda Hamas’ın roketleri Aşkelon ve başkent Tel Aviv gibi kentlerde bir çok noktayı vurabilmiştir. Saldırılar sonucu bu sefer İsrailli siviller de zarar görmüş çok sayıda kişi yaralanmış ve can kayıpları meydana gelmiştir. Hamas’ın verdiği cevap o denli büyük olmuştur ki İsrail Parlamentosu Knesset’teki vekiller sığınaklara götürülmüş ve Ben Gurion Havalimanı tahliye edilerek uçuşlar GKRY’ye yönlendirilmiştir. 1966’dan sonra ilk kez ülkede olağanüstü hal bile ilan edilmiştir. Tüm bu gelişmeler ışığında Netenyahu’nun bile Hamas’tan böylesine bir cevap gelmesini beklemediğini söyleyebiliriz. Ayrıca şehirlerdeki çatışmalar İsrailli Araplar’ın da katılmasıyla şiddetlenmiş, bir nevi iç savaş boyutuna ulaşmıştır.

Olayların yaşandığı günden bu yana Türkiye’nin aksine Arap ülkelerinden cılız bir kınama mesajı dışında tatmin edici bir cevap gelmemiştir. Bu durum maalesef şaşırtmamıştır. Özellikle Trump döneminde ortaya çıkarılan “Küre İttifakı” neticesinde İsrail ile Suudi Arabistan ve BAE’nin başını çektiği Arap ülkeleri arasında sıcak rüzgarlar esmeye başlamıştır. Böylesine bir ortamda bu ülkelerin İsrail’e karşı ciddi bir karış duruş sergilemesini elbette ki bekleyemeyiz. Tüm bu devletlerin aksine Türkiye, her zaman olduğu üzere, Filistin’e olan desteğini yüksek perdeden belirtmiştir. Hatta pandemi döneminde olunmasına rağmen nerdeyse 81 ilde halk toplanarak Filistin’e destek mesajlarını yollamıştır. Tarihin her döneminde mazlum halkların yanında mütemadiyen yer alan Türk milleti bugün de aynı tavrı takınmaktadır.

Bir ülke dış politikada gelişen olaylarda maksimum düzeyde çıkar sağlamak amacıyla olaylara pragmatist yaklaşmalı ve ona göre davranmalıdır. Filistin için de bu durum böyle olmalıdır. İsrail’in ilk kıblemiz olan Mescid-i Aksa’ya ve aynı dine mensup olduğumuz insanlara yapmış olduğu saldırı dini değerlerimize yapılmış bir saldırıdır ve bu minvalde gerekenin yapılmalıdır. Geçmişte Bekaa Vadisi’nde kurulan Filistin- PKK/ ASALA iş birliği ve Karabağ Savaşı’nda Filistinli otoritelerin destek verdiği taraf da bu süreçte göz önünde bulundurulmalıdır. Objektif olarak bakmak gerekirse Filistin, Türkiye’nin her fırsatta kendisini hararetle savunmasına karşılık Türkiye karşıtı söylem ve koalisyonlar içerisinde sürekli olarak yer almıştır. Bu nedenle bugün verilecek olan mücadele, Filistin’in çıkarlarından ziyade dini değerlerimizin ve oradaki mazlum halkın haklarının savunulması için olmalıdır.

Filistin’e destek mesajları arasında geniş kitlelerce dile getirilen “Mehmetçik Kudüs’e gitsin” sözü sıkıntı teşkil etmektedir. Öncelikle silahlı bir kuvvetin başka bir ülkede konumlanabilmesi için meşru bir dayanağı olmalıdır. Bu durumda Türk askerinin bir meşruiyetinin olması için Filistin’den ilk etapta böyle bir talep gelmelidir. Bu tarz agresif, saldırgan söylemlerin Türk dış politikasında milli çıkarlarımıza yarardan çok zarar verdiğini daha önceden Suriye’de de görmüştük. Böylesine söylemler komşu ülkeler açısından sizin bir güvenlik tehdidi oluşturduğunuz izlenimi vermekten başka bir amaca hizmet etmez. Komşu ülkelerin size karşı bir koalisyon oluşturmasına ve sizin denklem dışına itilmenize, dışlanmanıza ve uygun bir bölgesel müttefik dahi bulamamanıza sebebiyet verebilir.

Devletlerin mutlak dostlarından ziyade çıkarları vardır. Bu nedenle devletler olaylara duygusal değil rasyonel çerçeveden bakmalıdır. Ayrıca bir devletle yakınlaşıp iş birliği içerisine girişilmesi o devletin tüm eylemlerinin onayladığı anlamına da gelmez. Çoğunlukla ABD’li siyasilerin kullandığı “stratejik ortaklık” kavramı bu durumu çok iyi özetlemektedir. Türkiye de oyunu kurallarına göre oynamalı ve çevresindeki devletlere bu gözle bakmalıdır. Gelişen olaylar karşısında kararların duygusal ve hamasetle alınması milli çıkarlarımızın zedelenmesine sebep olmaktadır. Mısır ile ilişkilerimizin bunun en güzel örneğidir. Türkiye’nin Mısır’a karşı tutumu, haklı olsa dahi, 8 yılımızın heba olmasından ve Doğu Akdeniz’de elimizin güçsüzleşmesinden başka bir sonuç doğurmamıştır. Aynı durum bugün İsrail için de geçerlidir. Mısır ile aramızda sıcak, ılımlı rüzgarların estiği bu günlerde bu rüzgarı İsrail’e taşımak mecburiyetindeyiz. İsrail’in Türkiye karşıtı söylemleri ve tutumları bulunmaktadır. Son dönemlerde Türkiye aleyhine eylemleri de göz önünde bulundurulmalıdır fakat önceki paragraflarda da belirttiğim üzere ülkelerin dostlarından ziyade stratejik ortakları olmalıdır. Bu bağlamda realist olmak gerekirse, Filistin halkı için uluslararası arenada her türlü destek verilmelidir. Hatta mümkün olduğunca çok insani yardımlar da ivedilikle yapılmalıdır fakat bu durum İsrail ile ilişkilerin topyekün kesilmesi anlamını taşımamalıdır. Öncelikle ulusal güvenliğimiz, ulusal çıkarlarımız gözetilmelidir. Hamas’ın Demir Kubbe’yi delebilecek düzeydeki roketli saldırı kapasitesi bizlere İran’ın gücünü net bir şekilde göstermektedir. Olaya bu yönüyle bakıldığında İran, tarihsel süreç içerisinde Türkiye’nin her daim rakibi olmuştur. Günümüzde de Suriye’ye ek olarak Irak’ta da kendileriyle karşı karşıya gelmekteyiz. İran’ın bölgedeki gücünün günden güne arttığı ve NATO’nun sırtını döndüğü bu günlerde Türkiye’nin, İran ve onun vekil güçlerine karşı dengeleyici, bölgesel bir ortağa ihtiyacı bulunmaktadır. Özellikle Suriye’de aynı hedeflere karşı mücadele verildiği göz önünde bulundurulduğunda İsrail’in ihtiyaç duyulan ortak olabileceği ihtimalinin göz ardı edilmemesi ve itidalli davranılması başka bir 8 senenin daha heba olmaması bakımından önem arz etmektedir.

 

Hüseyin Anıl KAYA

BAU DEGS Araştırmacısı

DİĞER YAZILAR

SON 24 SAATTE MEDYADA BAU DEGS
SON 24 SAATTE MEDYADA BAU DEGS
12 Haziran 2021

11 HAZİRAN TARİHLİ YERLİ VE YABANCI BASINDA BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ DENİZCİLİK VE GLOBAL STRATEJİLER MERKEZİNE İLİŞKİN HABERLERİN YER ALDIĞI MEDYA...

Akdeniz’de Ulusal ve Küresel Stratejiler Sempozyumu
Akdeniz’de Ulusal ve Küresel Stratejiler Sempozyumu
11 Haziran 2021

İstanbul Üniversitesi ile birlikte 12-13 Haziran 2021’de düzenlediğimiz “Akdeniz’de Ulusal ve Küresel Stratejiler” Sempozyumuna aşağıdaki seçkin akademisyenlerimiz tebliğlerde bulunacaktır....

SON 24 SAATTE MEDYADA BAU DEGS
SON 24 SAATTE MEDYADA BAU DEGS
11 Haziran 2021

10 HAZİRAN TARİHLİ YERLİ VE YABANCI BASINDA BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ DENİZCİLİK VE GLOBAL STRATEJİLER MERKEZİNE İLİŞKİN HABERLERİN YER ALDIĞI MEDYA...