İSRAİL VE LÜBNAN ARASINDA OLASI BİR DENİZ YETKİ ALANI SINIRLANDIRMA ANLAŞMASININ TÜRKİYE’YE ETKİLERİ

 

 

İsrail ve Lübnan’ın birbiriyle çakışan MEB ilan etmesi ve bu iki ülkenin resmi olarak savaşta olması Doğu Akdeniz’de gerilimi yüksek tutan meselelerden biridir. ABD’nin iki ülkeyi masaya oturtma ve arabuluculuk çabaları özellikle Beyrut Limanı’ndaki patlamadan sonra sonuç vermeye başladı. ABD’nin ve Lübnan’ın özellikle kara sınırını kapsayacak şekilde görüşmeleri yürütmek istemesi İsrail tarafından kabul görmedi. İsrail görüşmeleri sadece ihtilaflı deniz yetki alanı için yürüttüğünü, deniz bakanlığının görüşmelerle ilgilendiğini, kara sınırı ve barış antlaşması için ayrı görüşmeler yürütülmesi gerektiğini bildirdi. İsrail ile Lübnan arasındaki anlaşmazlık 856 km²’lik İsrail-Lübnan sınırındaki üçgen biçiminde bir alan üzerindedir. İsrail bu antlaşmanın hayata geçmesi için %8’lik bir alandan feragat edebileceğini taraflara bildirmiştir. (İhtilaflı bölgenin %42’si İsrail’in, %58 Lübnan’ın olacaktır.)[1]

 

 

 

 

Şekil-1 İsrail ve Lübnan Arasındaki İhtilaflı Bölge[2]

 

 

İhtilaflı deniz alanından taviz vermek istemeyen Lübnan’ın direnci yaşanan son olaylardan sonra kırılmaya başladı. Doğu Akdeniz’de sondaja başlamayan tek ülke olması, ülkedeki karışıklık, Beyrut Limanı patlaması, ülkenin ekonomik darboğazda bulunması ve Lübnan’ın Dünya’daki kamu borcu en fazla ülkelerden biri olması, Lübnan’ın masaya oturmasını sağladı. Lübnan potansiyel enerji kaynaklarını en kısa zamanda işleyip, ekonomisi için kullanmayı hedeflemektedir.

 

 

Özellikle ABD’nin Lübnan’a özel ilgi göstermesi, Körfez ülkelerinden sonra Lübnan’ı da İsrail ile masaya oturmaya ikna etme çalışmaları ve ABD’nin bölgede etkin diplomasi yürütmesi, Lübnan’daki İran etkisini azaltmaya çalışması ABD’nin ve Trump yönetiminin iç politikada başarı hamlesi olarak bu antlaşmaları göstermek istemesi, ABD’nin bölgedeki aktifliğinin nedeni açıklamaktadır.

 

 

 

Şekil-2 GKRY ile Doğu Akdeniz’de Deniz Yetki Alanı Sınırlandırma Antlaşması Yapan Ülkelerin Kayıplarını Gösteren Harita[3]

 

 

Türkiye ise bölgede antlaşmalar yapılırken, krizin çözümünü fırsat olarak görmelidir. Öncelikle Türkiye, İsrail ve Lübnan ile deniz yetki alanı sınırlandırma antlaşması yapmışcasına acilen MEB ilan etmelidir. Türkiye, Libya ile yapılan deniz yetki alanı sınırlandırma anlaşmasının bir benzerini Doğu Akdeniz’deki tüm kıyıdaş devletlerle imzalayabilir ve doğu deniz sınırını garanti altına alabilir. Türkiye, uluslararası deniz hukukunun ilgili hüküm ve prensipleri ile uluslararası mahkeme ve hakem kararları ışığında, İsrail ve Lübnan ile kıyıdaş olması nedeniyle bu ülkelerle deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına dair anlaşmalar imzalaması hem coğrafi hem de hukuki açıdan mümkündür.[4]

 

 

Görüşmelerin olumlu veya olumsuz sonuçlandığına bakılmaksızın Türkiye önce MEB ilan ederek iki devlet ile antlaşma imzalamalı, iki devlete ve kamuoyuna GKRY’nin deniz yetki alanlarını hukuksuzca gasp ettiği, Türkiye ile kıyı uzunlukları dikkate alınarak bir antlaşma yapmaları sonucunda kazanacakları deniz alanı anlatılmalı ve hakkaniyet ilkesi baz alınarak deniz yetki alanları tekrardan düzenlenmelidir. GKRY, Lübnan’dan 3.957 km² İsrail’den 4.600 km² deniz alanı gasp etmiştir.[5] Aynı zamanda İsrail’in Türkiye ile antlaşma yapması Türkiye’ye 10.462 km², İsrail’e ise 16.344 km² deniz alanı kazandıracaktır.[6] Söz konusu devletlerin Türkiye ile antlaşma yapması sadece Türkiye’nin değil Lübnan ve İsrail’in de çıkarına olacaktır.

 

 

Lübnan ve İsrail’in 856 km²’lik bir alan için antlaşma yapmak istemeleri bu konunun ne kadar hassas olduğunu ve ufak bir alanın değerini Türkiye’ye göstermelidir. Aynı zamanda Türkiye söz konusu ülkelere GKRY’nin kıyı uzunluklarını dikkate almayarak yaptığı deniz yetki sınırlandırma antlaşmalarının hakkaniyetli olmadığını anlatmalıdır. Söz konusu ülkelere karşılıklı çıkar ilişkisi ile yaklaşılıp, tüm kıyıdaş devletlerle karşılıklı deniz yetki alanı sınırlandırma antlaşması imzalanmalıdır. Sözde Seville Haritası’na dayanarak Yunanistan ve GKRY’nin, Türkiye’den 141.000 km² deniz alanı gasp etmeye çalışmasının önüne, stratejik ve akılcı hamleler ile geçilmelidir. Yunanistan ve GKRY’nin Doğu Akdeniz’deki diğer kıyıdaş devletleri Türkiye’ye karşı kışkırtmasına izin verilmemelidir. Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin hakkı olan her bir su damlası Türkiye’nin çıkarları ve geleceği için büyük önem arz etmektedir.

 

 

 

 

 

Şekil-3 GKRY ile Kıyı Uzunluklarını Dikkate Almadan Deniz Yetki Sınırlandırma Antlaşması Yapan Lübnan’ın Kayıplarını Gösteren Harita[7]

 

 

Ahmet Burak TURAN

 

 

BAU DEGS Araştırmacısı

 

 

 

[1] “US-brokered Israel-Lebanon talks on sea & land border disputes off to a good start,” DEBKAfile, Erişim Tarihi 8 Ekim, 2020, https://www.debka.com/us-brokered-israel-lebanon-talks-on-sea-land-border-disputes-off-to-a-good-start/

 

 

[2] Cihat Yaycı, Doğu Akdeniz’in Paylaşım Mücadelesi ve Türkiye (Kırmızı Kedi Yayınevi, Şubat 2020), 77.

 

 

[3] Yaycı, Doğu Akdeniz’in Paylaşım Mücadelesi ve Türkiye, 86.

 

 

[4] “Türkiye ve İsrail Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Antlaşması İmzalarsa, Bu Antlaşma Türkiye ve İsrail’in Yararına Olduğu Gibi Filistin’in de Yararına Olur,” BAU DEGS, Erişim Tarihi 9 Ekim, 2020, https://baudegs.com/turkiye-ve-israil-deniz-yetki-alanlari-sinirlandirma-antlasmasi-imzalarsa-bu-antlasma-turkiye-ve-israilin-yararina-oldugu-gibi-filistinin-de-yararina-olur-2/

 

 

[5] Yaycı, Doğu Akdeniz’in Paylaşım Mücadelesi ve Türkiye, 86.

 

 

[6] Yaycı, Doğu Akdeniz’in Paylaşım Mücadelesi ve Türkiye, 168.

 

 

[7] Yaycı, Doğu Akdeniz’in Paylaşım Mücadelesi ve Türkiye, 88.