Kafkasya’nın Kilit Noktası: Nahçıvan

 

Geçtiğimiz günlerde Ermenistan Ordusu’nun, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’ndeki Ordubad bölgesine yaptığı roketli saldırıyla gündeme gelen Nahçıvan, Kafkasya’nın Türk kapısı ve kilit noktasıdır. Nahçıvan’ın jeopolitik önemi tarih boyunca Türkiye, Rusya, Azerbaycan, Ermenistan ve İran bağlamında oldukça önem teşkil etmiştir. Nahçıvan’a, jeostratejik açıdan bakıldığında da tarihsel süreç boyunca ticaret ve geçiş yollarına imkan sağlamıştır. Nahçıvan’ın Azerbaycan himayesinde özerk bölge olarak belirli antlaşmalarla tanınması, Ermenistan’ı rahatsız etmiştir. Bu bağlamda Ermenistan, uluslararası hukuk normlarını görmezden gelip Kars Antlaşması’nı tanımayarak, Nahçıvan’ın Azerbaycan’a bağlı olduğunu da reddetmektedir.

 

 

Türkiye, 1920’de Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde Nahçıvan üzerinde etkinliğini kılmıştır. Gümrü Antlaşması’nın hemen ardından, Moskova ve Ankara arasında temaslar başlamıştır. Türkiye ve Sovyetler Birliği arasında yapılan görüşmelerde, Nahçıvan farklı bir boyut kazanmıştır.

 

 

Türkiye’nin diplomasideki başarılarından biri de Nahçıvan’dır. Moskova’ya, temaslarda bulunmak üzere gidecek olan Türk heyetin başkanı Yusuf Kemal Bey ve Mustafa Kemal Atatürk arasında bir görüşme gerçekleşmiştir. Yusuf Kemal Bey’in, “Paşam Ruslar Nahçıvan üzerinde ısrar ederlerse ne yapalım?” sorusuna Atatürk, “Nahçıvan Türk kapısıdır. Bu hususu nazar-ı itibara alarak elinizden geleni yapınız” cevabını vermiştir.[1] Nitekim, Moskova’da süren bu temaslar sonucunda bölge üzerinde ortak bir karar alınmış, Nahçıvan’ın Azerbaycan himayesi altında özerk bölge olmasına mutabık kalınmıştır. Türkiye, Rusya’nın masada olmasına rağmen Nahçıvan üzerinde geri adım atmamış, taviz vermemiştir. Ankara’ya olumlu haberlerle dönen Yusuf Kemal Bey, “Muhterem Paşam Nahçıvan üzerinde elden geleni yaptık” demiştir. Bunun üzerine Atatürk, “Yusuf Kemal Bey kapımız mevcudiyetini muhafaza ediyor, bizim için mühim olan budur” ifadesini kullanmıştır.[2]

 

 

Nahçıvan’ın Hukuki Statüsünü Belirleyen Antlaşmalar

 

 

Nahçıvan’ın hukuki statüsünü belirleyen 1920 Gümrü Antlaşması, 1921 Moskova Antlaşması ve 1921 Kars Antlaşması’nda da Türkiye bulunmaktadır, söz sahibidir. [3] Gümrü Antlaşması’nın 2. maddesi gereği Türkiye, Nahçıvan üzerinde koruyuculuk üstlenmiştir. Moskova Antlaşması’nın 3. maddesi gereği, Nahçivan üzerinde Azerbaycan koruyuculuğu altında özerk bölge oluşturulmasına karar verilmiştir. Moskova Antlaşması, ilk defa Nahçıvan’ın hukuki statüsünü belirlemeye yönelik bir antlaşmadır. Kars Antlaşması’nın 5. maddesi gereği de, Nahçıvan’ın Azerbaycan himayesinde özerk bölge olduğu resmi boyut kazanmış, kesinleşmiştir. Kars Antlaşması, Nahçıvan’ın hukuki statüsünü resmileştiren son anlaşmadır.

 

 

Türkiye ve Nahçıvan’ı Komşu Yapan Hamle

 

 

Bilindiği üzere Nahçıvan ile Türkiye’yi birleştiren adımlar da yine Mustafa Kemal Atatürk döneminde atılmıştır. Nahçıvan ve Türkiye arasında kalan 13 km2’lik toprak, Atatürk tarafından İran’dan satın alınmıştır. Atatürk’ün satın aldığı 13 km’lik toprak, aynı zamanda Azerbaycan ve Türkiye’yi komşu yapmış, Türkiye’yi hem Kafkasya’ya hem de Türk Dünyası’na açmıştır. Atatürk’ün, Moskova-Ankara görüşmelerindeki Nahçıvan stratejisi ve Nahçıvan’ı Türkiye’ye komşu yapan toprak alma hamlesi, Türkiye’nin Kafkasya’da jeopolitik ekseni lehine kaydırdığını göstermektedir. Aynı zamanda Atatürk’ün bu hamleleri, Kafkasya’da yaşayan Türkler’i de unutmadığını, önemsediğini ve gönül coğrafyasını kurma isteğini ifade etmiştir.

 

 

Sonuç Olarak;

 

 

Bugün Türkiye tarafından Nahçıvan üzerinde atılacak adımların tohumları, Mustafa Kemal Atatürk döneminde ekilmiştir. Nahçıvan üzerinde garantör ülke olan Türkiye, dün olduğu gibi bugün de sorumluluklarından kaçmayacak şekilde hareket etmekte, stratejiler geliştirmektedir. Türkiye tarafından Nahçıvan üzerinde atılması gereken en önemli adım, askeri üs kurulmasıdır. Yıllardır Karabağ’da süren Ermeni işgali serüveninin önümüzdeki dönemde Nahçıvan’ı da kapsaması, Ermenistan tarafından saldırılara maruz kalması muhtemeldir. Kaldı ki, Nahçıvan’a bağlı Kerki şehri de 1992’den bu yana Ermeni işgali altındadır.

 

 

İşgal altındaki Karabağ konuşulur iken, yine işgal altında bir Türk toprağı olan Kerki’nin de hukuki statüsünün konuşulması gerekmektedir. Uluslararası hukuk nezdinde, durumun masaya yatırılması gerekir. Bu bağlamda Azerbaycan ve garantör devletler Türkiye ve Rusya, işgal altındaki Kerki’nin günümüzdeki durumunu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne sunmalıdır. Bu tarihi bir sorumluluktur. Elimizdeki fırsatların kaçırılmaması, atılacak adımlarda kararlı olunması elzemdir.

 

 

Şayet hiçbir sonuç alınmaz ve Ermenistan işgal girişimine devam eder ise; garantörlük hakkımız gereği Türkiye’nin askeri olarak devreye girmesi sürpriz karşılanmamalıdır. Moskova Antlaşması gereğince Türkiye’ye askeri müdahale hakkı tanınmaktadır. Türkiye, hem sınırlarını muhafaza etmeye hem de kardeş ülke Azerbaycan’ı savunmaya muktedirdir. Türkiye, Nahçıvan üzerinde jeostratejik dengesini korumaya devam etmelidir.

 

 

Caner Çiftçi BAU DEGS Genç Destek Araştırmacısı

 

[1] Mustafa Kemal Paşa, “Nahçıvan Türk Kapısıdır”, (Dinleyip Nakleden Faruk Sümer),

 

Türk Dünyası Taıih Dergisi, sayı 64, (Nisan 1992), s. 5-6

 

[2] Mustafa Kemal Paşa, “Nahçiv’an Türk Kapısıdır”, s. 6

 

[3] Aksu, Çolak, Türkiye’nin Dış Politika Krizlerinde Ahdi Hukuk: Kıbrıs ve Nahçıvan Krizleri