Karadeniz’de Bulunan Gaz Hidrat Kaynakları

Denizlerdeki gaz hidrat ve hidrokarbon yatakları neden önemlidir?

 

Cihat hocama atıfla başlamak istiyorum; günümüzde “Büyük Devlet” olabilmenin yeter şartı enerjide dışa bağımlı olmamaktır. Enerjide dışa bağımlılığını yitirmek isteyen devletler denizleri keşfetmeye ve jeokültürel olarak denizcileşmeye başlamışlardır. Son 10 sene içerisinde dünya enerji üretiminde petrolün %30’undan fazlası ve doğalgazın da %50’sinden fazlası denizlerden çıkarılmaktadır ve bu oran her geçen gün denizler lehine artış göstermektedir.

 

Türkiye’yi en kısa zamanda enerji alanında üretici ve belki de ihraç edici konumuna getirebilecek ve Türk Milleti’nin refah düzeyini arttıracak gaz hidrat rezervlerinin tespit edilmesi, müteakiben de çıkarılması milli bir hedefti keza. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ilgili bir raporunda 2010’lu yılların ilk yarısında Türkiye’nin enerji ihtiyacının ancak %25’i yerli kaynaklarla üretilmekte olduğunu ifade etmektedir. Zira Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı raporuna göre, 2000-2010 yılları arasında OECD ülkeleri arasında Türkiye, enerji talebinin en hızlı arttığı ülke olmuştur. Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2013 raporuna göre ise Türkiye ekonomisi 2015 ile 2030 yılları arasında %4 büyüme gösterecek ve 2030 yılında birincil enerji kaynakları tüketiminin 237 milyon tep’i geçeceği öngörülmüştür. 2010’lu yılların ilk yarısında Türkiye birincil enerji kaynakları tüketimi 119 milyon tep olmuştur. Bu bize Türkiye’nin enerji ihtiyacının her geçen gün arttığını göstermektedir.

 

Karadeniz’deki gaz hidrat kaynakları hakkında neler biliniyordu?

 

Karadeniz kıyılarımızda oldukça zengin gaz hidrat yatakları bulunduğu bilinmekteydi. Sadece Doğu Akdeniz’in bile hidrokarbon rezervleri Türkiye’nin 572 yıllık, Avrupa’nın ise 30 yıllık doğal gaz ihtiyacını karşılayabilecek sevide olduğu da bilinmektedir keza. Karadeniz’de ise 2012 yılında Romanya kıyıları açıklarında 40 milyar metreküp doğal gaz rezervi bulunmuştur. Türkiye de Karadeniz havzasından payına düşen gaz hidrat kaynaklarını çıkarabilmek son 20 yıldır araştırmalarını sürdürmekteydi. Bu süre zarfında Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) açık deniz sondajlarına harcadığı kaynağın 2,5 milyar dolar civarında olduğu bilinmektedir.

 

Çevre denizlerimizde zengin petrol ve doğal gaz varlığına delalet eden çok ciddi gaz hidrat yatakları bulunduğu TPAO tarafından ifade edilmektedir. Gaz hidratlar tek başlarına da geleceğin en önemli enerji kaynaklarından biri olacağı belirtilmektedir. Basit bir örnekle şöyle izah edilebilir; 1 birim gaz hidrat 164 birim doğal gaza eşit enerji üretir.

 

Türkiye’nin Karadeniz’deki ilk sismik araştırma faaliyetleri ne zaman başlamıştır?

 

Türkiye’de 2004 yılı ve sonrasında Karadeniz havzasındaki gaz hidrat oluşumları ilk defa bir TÜBİTAK projesi vasıtasıyla araştırılmaya başlandı. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü’nden Prof. Dr. Günay Çiftçi liderliğinde bir ekip de kendi bünyesindeki “Koca Pirireis” isimli araştırma gemisiyle bu çalışmaları aynı üniversitenin sismik laboratuvarı olan Seislab ile bilgi toplama ve analiz faaliyetlerini kısıtlı imkanlarla sürdürdü. Bu imkanlar Barbaros Hayrettin Paşa ve Oruçreis sismik araştırma gemileri imkanları elbette karşılaştırılamayacak derecede idi. Her türlü sismik araştırma faaliyetini dünyanın en ileri teknolojisi ile yapma kabiliyetine sahip bu gemiler sayesinde Türkiye bu konuda dünyanın sayılı bir kaç  ülkesi arasına girmiştir.

 

Türkiye’nin Karadeniz’deki deniz yetki alanları nasıl belirlenmiştir?

 

Türkiye ve SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) Rusya’da, 23 Haziran 1978 tarihinde imzalanan “Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması” ile iki devletin Karadeniz’deki kıta sahanlığı sınırları hakkaniyet prensipleri temelinde tespit edilmiştir. Müteakiben, Sovyetler Birliği ile Romanya’nın 1984 ve 1986 yılları arasında Karadeniz’de MEB ilan etmeleri üzerine Türkiye’de 1986 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla Karadeniz’de MEB ilanı yapmıştır. Karadeniz’de Türkiye ve Sovyetler Birliği’nin daha önce 1978 yılında tespit edilen kıta sahanlığı sınırı, 1986 yılında MEB sınırı karşılıklı olarak kabul edilmiştir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği bilindiği üzere 1991 yılında dağılmış ve bünyesinden bir sürü devlet ortaya çıkmıştır. Bu devletlerin bir kısmı da Karadeniz’de Türkiye’nin bitişik veya karşılıklı kıyılara sahip komşusu olmuştur. Türkiye’nin Sovyetler Birliği ile deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması, bünyesinden doğan devletlerin “ardıl devlet” olması sebebiyle, hukuki geçerliliğini korumuştur. Örneğin Gürcistan, Rusya Federasyonu ve Ukrayna geçerliliğin sürdüğü devletlerdir. Takiben, 1997 yılında Türkiye ve Gürcistan, Tiflis’de imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Arasında Sınır Sözleşmesi”; Sovyetler Birliği döneminde Türkiye ile akdedilmiş 1973 Protokolü, 1978 Kıta Sahanlığı Sınırlandırması, 1986-1987 MEB antlaşmalarının her iki devlet için de geçerliliğini koruduğu kabul edilmiştir. Son olarak, 1997 yılında Bulgaristan ile de bir Münhasır Ekonomik Bölge Antlaşması yapan Türkiye, Karadeniz’deki deniz yetki alanlarını bugün haritalarda görüldüğü şekliyle, hakkaniyet prensipleri çerçevesinde, uluslararası hukuka riayet ederek tespit etmiştir. Türkiye kıyıdaş devletlerle Karadeniz MEB sınırlarını tescil etmiştir. Yani doğalgazı çıkartacağız ve sorunsuz bir şekilde kullanacağız anlamına geliyor

 

Türkiye’nin derin deniz sondaj ve sismik araştırma gemileri nelerdir?

 

Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı uhdesindeki “Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO)” ile TPAO’ya bağlı “Turkish Petroleum International Company (TPIC)” ve “Maden Tetkik ve Arama (MTA)” gibi enerji arama, çıkarma ve üretmeden sorumlu kurumlarının deniz filoları da nitelik ve nicelik bakımından büyümektedir.

 

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı bünyesindeki üç sondaj gemisi; Fatih, Yavuz ve Kanuni’dir. İki sismik araştırma gemisi ise Barbaros Hayrettin Paşa TPIC bünyesinde, Oruç Reis (Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) bünyesinde Türkiye’ye hizmet vermektedir. Bunun yanında, 2 sondaj gemisine hizmet sunan 6 adet destek gemisi daha envanterde yerini almıştı. Dolayısıyla nitelikli bir araştırma ve sondaj filosu söz konusudur.

 

Sondaj ve sismik araştırma gemileri sıradan deniz araçları değil, oldukça teknolojik suüstü platformlarıdır. Seyir halindeyken sert havalara, yüksek dalgalara ve rüzgara karşı konumlandığı noktada stabil durabilecek otomatik sistemli donanımlara sahip olduğu bilinmektedir.

 

Denizdeki yeraltı zenginliklerinin ekonomiye kazandırılmasının kaç aşaması vardır?

 

Birinci aşama; keşif fazıdır. Barbaros Hayreddin Paşa ve Oruç Reis sismik araştırma gemileri deniz yatağındaki gaz hidrat kaynaklarını tespit etmesi ve geliştirilmesidir. Ardından, üretim fazına geçilir ve sondaj gemileri görev yapmaya başlarlar. Türkiye bugünden itibaren artık gaz hidrat kaynağını tespit etmiş ve üçüncü faza, yani üretim fazına geçmiştir. Deniz yatağından sondajla gaz çıkarmak için de ayrı tecrübe, bilgi ve teknik donanım gerekiyor. Ancak iki fazdaki başarı ve yatırım kapasitesinin üçüncü fazda işleri kolaylaştırdığını, dünyada denizde petrol arama ve üretme sektöründeki durgunluğun da ülkemiz lehine olduğunu, teknik personel ve ekipman bulunmasında fırsat sağladığını söylemek mümkün. Mavi Vatan olarak tanımlanan denizlerimizde bu dönemde birçok gelişmeyi birlikte göreceğiz. Bu sebeple ‘Türk Deniz Enerji Gücü’nden maksimum fayda elde edilebilmesi için iyi bir organizasyana da ihtiyaç var.

 

Fatih Sondaj Gemisi göreve ne zaman başlamıştı?

 

2020 yazı Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerini tamamladıktan sonra İstanbul’a getirilen Fatih Sondaj Gemisi, 103 metrelik kulelerinin köprülerden geçebilmesi amacıyla Haydarpaşa Limanı’nda demonte edildi. Fatih, 29 Mayıs’ta İstanbul’dan Trabzon Limanı’na uğurlandı. Geminin kuleleri Trabzon Limanı’nda monte edildi ve sondaj için gerekli hazırlıklar yapıldı. 30 Haziran’da Zonguldak açıklarına ulaşan gemi, 20 Temmuz 2020 tarihi itibariyle Tuna-1 lokasyonunda sondaja başladı.

 

Deniz Güler

BAU Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi Uzmanı