Libya İç Savaşı-Bölgesel ve Küresel Aktörlerin Libya Politikası.

4 Nisan 2021

17 Aralık 2010 günü 26 yaşındaki Tunuslu Muhammed Buazizi’nin kendisini ateşe vermesiyle başlayan “Arap Baharı” Arap coğrafyasında telafi edilemez yıkımlara sebebiyet vermiştir. Muhammed Buazizi, iş bulamadığından pazarda meyve-sebze satarak ailesini geçindirmeye çalışıyordu. 17 Aralık 2010 günü, tezgahının ruhsatsız olduğu gerekçesiyle tartı aletine ve tezgahına el koymak isteyen zabıtalara ve güvenlik güçlerine direnen Buazizi, maruz kaldığı şiddet, hakaret ve aşağılanma nedeniyle o gün kendini ateşe vermişti. Vücudunun yüzde doksanı yanmış bir halde hastaneye kaldırılan Muhammed Buazizi, 4 Ocak 2011’de hayatını kaybetti. Tunus’ta başlayan muhalif gösteriler kısa zaman içerisinde başta Kuzey Afrika’ya, Ortadoğu’ya ve Körfez’e yayılmıştır. “Arap Baharı” beraberinde gelen protesto ve eylemler, etkisini bazı Arap devletlerinde daha fazla göstermiştir. Libya, Mısır ve Suriye’deki muhalif grupların direnci diğerlerine göre daha uzun sürmüş ve sonuç vermiştir. Şiddeti her geçen gün artan gösteri ve eylemler Mısır’da 30 yıllık diktatör Hüsnü Mübarek’in, Libya’da 42 yıllık diktatör Muammer Kaddafi’nin devrilmesiyle sonuçlanmıştır. Fransa, İngiltere, ABD, İtalya, Almanya NATO eliyle Kaddafi’ye hava operasyonu düzenlemiş ve devrilmesini hızlandırmışlardır. Kaddafi Sonrası devrimi takiben, Tunus’ta BM gözetimi altında Trablusgarp merkezli demokratik Ulusal Mutabakat Hükümeti kurulmuştur. 2012’de demokratik seçimler yapılan Libya’da Anayasa hazırlandı ve Anayasal süreç başlamış oldu. Geçiş sürecinin temel aktörlerinden olan Milli Genel Kongre(MGK) üyesi Hafter, Anayasal bir zemini oluşturamayan UHM’ye karşı eleştirel ve muhalif bir tavır almıştır. 2013’de Mısır’ın seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye Abdulfettah Said Hüseyin Halil es-Sisi tarafından askeri bir darbe yapılmasının ardından Mısır’ın dış politikası baştan sonra revize edildi. UHM, biteviye siyasal istikrar ve anayasal süreci inşa edemedi. UHM’nin istikrar yoksunluğundan fırsat bulan Hafter, 2014’de devrim karşıtı gruplar ve bazı aşiretlerin desteğini alarak karşı devrimi başlattı. Hafter’in en büyük destekçisi el-Sisi yönetiminde olan Mısır olmuştur. Mısır, Haftar’a siyasi, askeri ve ekonomik destek vermiş Haftar’ın hava üstünlüğü kurmasını sağlamıştır. Yine Mısır’la birlikte BAE, Çin menşei S/İHA ve ABD silahlarını Hafter’e karşılıksız hibe etmiştir. Mısır,BAE ve Suudi Arabistan’dan tam destek alan Hafter kısa süre içinde Trablusgarp hudutlarına ulaşmıştır. Kısa süre içerisinde büyük bir başarı kazanan Hafter, bölgedeki devrim karşıtı grupların yanında, istikrarsız siyasi düzen, bürokrasi yoksunluğu gibi bunalımlar devrim yanlısı grupları da Hafter saflarına çekmiştir.

 

Libya iç dinamikleri
Hafter’in askeri gücü aşiretler ve eski rejim yanlısı askeri birliklerdir. Bunun yanında Rusya, sayıları 3 bini aşan özel askeri birlikleri olan Wagner’i bölgeye konuşlandırmış Hafter saflarında savaşmaları için Sudan, Somali ve Nijerya gibi ülkelerden savaşçılar ithal etmiştir. Ayrıca Rusya, s-300 gibi uzun menzilli hava savunma sistemlerini bölgeye yerleştirmiş Haftar’ın hava üstünlüğü sağlaması hususunda itici bir güç olmuştur. Ayrıca Haftar’ın en büyük avantajı Mısır’a sınır olmasından dolayı Mısır’dan direkt lojistik destek almasıdır. UHM’nin en önemli askeri kanadı olan Mısrata merkezli devrim güçlerinin temel hedefleri: Devrimin kazanımlarını korumak, diktatörlük ya da askeri yönetime karşı, rüşvet ve yolsuzluktan arınmış, halk iradesine dayanan sivil bir yönetimin oluşturulmasıdır. Diğer taraftan UHM’nin Hafter kadar uluslarası desteği yoktur. BAE, Mısır, Suudi Arabistan, Fransa, İtalya gibi ülkeler tarafından direkt ya da dolaylı olarak fonlanan Hafter, UHM’nin 2012’den beri yeterli kurumsallaşmayı, siyasi ve ekonomik istikrarı inşa edememesini gerekçe göstermiş ve yegane bu gerekçelere dayanmıştır. Hafter Sirte,Tarhuna, Bani Walid gibi şehirderde aktif Kaddafi yanlısı grupları bünyesine katmış ve UMH’ye karşı önemli ölçüde güç kazanmıştır. Buna karşılık UHM, Bingazi, Mısrata, Trablus ve Zliten kentlerinde devrim yanlısı grupları tarafına çekmeyi başarmıştır. UHM’nin askeri ve siyasi bürokrasi yoksunluğunun yanında, kurumsallaşamama ve siyasi norm ve geleneklere uzak kalma gibi eksiklikleri Hafer’in taraf toplamasında en büyük etken olmuştur. Sosyolojik perspektifle bakıldığı zaman devrim sonrası beklentileri karşılanmayan halkın, meşru yönetime karşı antipatisi artarak devam etmiş ve olası ayaklanma ya da isyana tekabül olabilen Hafter’e olan sempati artmıştır. Bu da Hafter’in savlarını güçlendirmiş ivme ve hareket alanı kazandırmıştır.
Akdeniz, sahip olduğu hidrokarbon yatakları dolayısıyla jeoekonomik olarak hayati öneme sahiptir. Akdeniz’e genel hatlarıyla bakıldığında Mısır, Yunanistan ve İsrail’in başına buyruk, kural tanımaz faaliyetleri göze çarpmaktadır. Bu üç devlet, kurmuş olduğu ittifak yoluyla Akdeniz’de başat bir güç olmak istemektedirler. Yine Suriye yoluyla Suriye’nin Akdeniz limanlarında ayrıcalıklar elde etmiş olan Rusya, bölgede proaktif bir rol oynamaktadır. Fransa, İtalya ve ABD pastadan paylarını alma mücadelesi içindedirler. Hidrokarbon olarak epey zengin olan Doğu Akdeniz’e sınır Türkiye, İsrail, Mısır, Lübnan, Libya gibi ülkelerin hem stratejik hem de jeopolitik önemi artmış ve bu ülkeler üzerinde uluslararası aktörlerin etki yarışı başlamıştır. Mısır ve GKRY aralarında Deniz Alanlarını Sınırlandırma Anlaşması yapmış Türkiye ise buna karşılık olarak hem KKTC’nin siyasi kimliği hem de Akdeniz çıkarlarını güçlendirebilmek adına KKTC ile 2011’de MEB anlaşması imzalamıştır. Türkiye, Doğu Akdeniz’deki haklarının bertaraf edilme girişimlerine karşı net bir tavır alarak kendi inisiyatif almış ve enerji arama faaliyetlerine girişmiştir. Son olarak Türkiye, Libya ile yapmış olduğu deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat muhtırası ile Doğu Akdeniz’deki meşru hakları ve çıkarlarını maksimize etmiştir. Ayrıca Türkiye, Libya ile aynı dönem imzalamış olduğu Askeri İşbirliği Anlaşması sayesinde MEB anlaşmasını muhafaza etmiş aradaki koordinasyonu sağlamıştır. Yine yapılan bu askeri anlaşma Türkiye’nin bölgeye askeri teçhizat ve istihbarat desteği sağlamasının yolunu açmıştır. Anayasanın 92. Maddesince TBMM’den yetki alan Türkiye Hükümeti, bölgeye derhal nüfuz ederek askeri kaynaklarının intikalini yapmış ve bölgenin iç dinamiklerine uygun konuşlanmıştır. Suriye ve Irak’ta operasyonel yetenekleri ve silah kullanma becerileri üst seviyelere çıkan tecrübeli ve yetenekli Türk subayları TB2 S/İHA’ların da sağlamış olduğu avantaj ileTrablusgarp hudutlarını tutan Hafter’i geriye püskürtmüşler ve Hafter’in hava savunma gücünü kırmışlardır. Hafter’in Türk şirket ve gemilerine giriştiği şiddet ve tehdit eylemleri, siyasi istikrarsızlık yaratarak DAEŞ, El-Kaide gibi terör örgütlerine hareket alanı oluşturması, insanlık trajedileri ve kitlesel göç, Türkiye’nin bölgesel hayati çıkarları ve Ulusal güvenlik faktörleri Türkiye’yi harekete geçmeye zorlamıştır.

Bölgesel ve Küresel Aktörlerin Libya Politikası

Rusya
Türkiye’nin BM tarafından tanınmış, yegane meşru UHM hükümeti ile yapmış olduğu MEB anlaşmasıyla birlikte bölgeye intikal eden Türk otoriteleri ilk olarak Rusya ile karşı karşıya gelmiştir. 2014’ten bu yana Hafter’i destekleyen Rusya, bölgeye konuşlandırdığı Wagner özel birlikleri vasıtasıyla Hafter’e hem siyasi hem de askeri destek sağlamıştır. Suriye’de işbirliği içerisinde olan Türk ve Rus otoriteleri Libya’da da işbirliği içerisinde olma eğiliminde olmuştur. Putin’in girişimleriyle 12 Ocak’ta yapılan Moskova Zirvesi, Rusya ve Türkiye’nin öncülüğünde gerçekleşmiştir. Bir araya gelen Hafter ve Sarraç oluşturulan anlaşma metnini imzalamış Hafter ise ek süre isteyerek anlaşmayı nihai karara bağlamadan Moskova’dan uzaklaşmıştır. Hafter’in barış yanlısı olmadığı, asıl hedefinin otokrat bir lider olarak Libya’yı tek başına yönetmek istediği anlaşılmıştır. Genel hatlarıyla realist bir çerçeveden bakmak gerekirse Rusya’nın da temel hedefi, kurumsallaşmış siyasi ve ekonomik istikrara kavuşmuş bir Libya değil, istikrarsız ve kargaşa içerisinde bir Libya’dır. Doğu Akdeniz hidrokarbonlarının gün yüzüne çıkarılması ve bu kaynakların Avrupa’ya satılması Avrupa’nın Rusya’ya olan enerji bağımlılığını minimum seviyeye indirecek Rusya’nın jeoekonomik önemi yitecektir. Bu yüzden Doğu Akdeniz’in istikrarsız olması, Hazar Denizi öneminin muhafaza edilmesiyle paraleldir. Rusya pragmatik ve oportünist bir perspektifle Hafter’e destek vermeye devam edecek hayati ehemmiyet taşıyan jeoekonomik önemini korumaya çalışacaktır.

ABD
ABD’nin Libya politikası Trump ile birlikte muallaka girmiştir. UHM’yi açık bir şekilde desteklemeyen ABD, Hafter ile birçok kez telefon görüşmesi gerçekleştirmiş ve her iki tarafa da açık destek vermekten kaçınmıştır. Fransa’nın ve Rusya’nın bölgedeki artan faaliyetlerini engellemek isteyen ABD, Türkiye’yi dengeleyici unsur olarak görmüş olabilir. Statükonun muhafaza edilmesini isteyen ABD, Rus ve Fransız tam desteğini sağlayan Hafter’in faaliyetlerine şüpheyle yaklaşmıştır.

Fransa
NATO’nun Libya operasyonunun başını çeken devletlerden olan Fransa, kargaşanın ilk yıllarında tarafsız olduğu algısı yaratmaya çalışmış 2017’de Hafter ve Sarrac’ı Paris’e davet ederek barış ortamı oluşturmaya çalışmıştır. Ardından Fransa’nın, Hafter’e destek sağladığı ortaya çıkmıştır. Fransa lideri Macron, Türkiye-Libya arasında yapılan MEB anlaşmasını şiddetle eleştirmiş ve bu anlaşmaya cevaben Yunanistan, İsrail, GKRY ortaklığıyla oluşturulan East-Med projesi taraftarı bir tavır takınmıştır.

İtalya
Yine İtalya aracı, barış yanlısı olarak olaya müdahil olmuş tarafsızlığı tercih ederken her iki tarafla da ilişkilerini geliştirmeye gayret göstermiştir.

Mısır
Mısır, Libya’ya, özellikle Hafter’in yönetimi altındaki topraklara komşu olması dolayısıyla Libya iç savaşı için hayati bir öneme sahiptir. Arap Baharı sonrası 2012’de Mısır’ın seçimle gelen ilk devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi 2013 yılında el-Sisi tarafından askeri bir darbeyle devrilmiştir. Mursi yönetimi ele alır almaz İsrail ve GKRY ile yapılan bazı askeri ve ekonomik anlaşmaları feshetmiştir. Mursi Libya’da meşru hükümeti desteklerken Türkiye ile olan işbirliklerini geliştirmeye başlamıştır. Ardına 2013’de Mursi’yi deviren Sisi 2014’de ortaya çıkan Hafter’e sözde karşılıksız desteklerini sunmuştur. Realist bir perspektiften bakıldığı zaman Mısır’ın temel amacının Libya istikrarı, siyasi uzlaşması değil, Libya-Mısır arasında kalan çoğu Libya topraklarında olan hidrokarbonlarda söz sahibi olmaktır. Gayet pragmatik ve oportünist Mısır’ın Libya enerjisinde söz sahibi olmayı, yağmalamayı ummaktadır.

BAE
Hafter’in hava kuvvetlerinin birçoğu BAE tarafından fonlanmaktadır. Çin menşeli İ/SİHA’lar ve ABD menşei kara silahlarını Hafter’e hibe eden BAE, bölgedeki güç unsurlarının aksine Mısır’dan sonra Hafter’e en çok destek veren devlettir. Arap isyanlarıyla başlayan halk yönetimi trendini sonlandırmak ve Arap dünyasında yeni bir otoriter dönemin başlamasını isteyen BAE, devrim karşıtı olup Hafter’i desteklediğini açıkça dile getirmektedir.

Yunanistan
27 Kasım Libya-Turkiye arasında yapılan MEB anlaşması sonrası Türkiye’nin uluslararası hukuka aykırı olduğunu iddia eden Yunanistan, Türkiye’yi BM’ye şikayet etmiş, AB’den medet ummuştur. Yunanistan’ın acınası hal ve tavırlarının nedeni daha önce tek başına ilan ettiği, Türkiye’yi Antalya körfezine sıkıştıran MEB anlaşmalarının bertaraf edilmesidir. Türk-Libya Deniz alanlarını Sınırlandırma Anlaşması ardına Yunanistan, Libya Büyükelçisini sınır dışı etme gafletine düşmüş ve her fırsatta Türkiye’yi AB ve BM’ye şikayet etmiştir. Ayrıca Yunanistan, Türk- Libya anlaşması sonrası bölgedeki varlığını güçlendirebilmek için başta Mısır, İsrail ve Hafter ile yakın ilişki içerisine girmiştir. Bu doğrultuda, 2020’nin son çeyreğinde Mısır ve Yunanistan’ın ilan ettiği MEB anlaşması, daha önce ilan edilen Türkiye-Libya MEB anlaşması neticesinde ölü doğmuştur.

 

Sonuç:

2012 itibariyle Libya’da devam eden iç karışıklık, askeri ve siyasi bürokrasinin bir türlü tayin edilememesi, kurumsallaşmanın vuku bulamaması neticesi Hafter’in eli her geçen gün güçlenmiştir. Hafter’in devriminin kazanımlarını korumak, siyasi ve ekonomik istikrarı bir an önce tayin etmek yerine işleri daha da zorlaştıracak faaliyetler içerisinde olması siyasal istikrarsızlığa katkı sağlamış DAEŞ, El kaide gibi terör örgütlerinin alt yapısını hazırlamıştır. Bölgesel ve küresel aktörlerin kendi çıkar ve faydalarına göre yürüttükleri Libya politikası, barış ve istikrara katkı sağlamayarak daha büyük bir istikrarsızlığın fitilini ateşlemiştir. Türkiye, BM tarafından tanınan Libya’nın meşru hükümeti yanında yer almış hem Akdeniz’deki çıkarlarını maksimum seviyeye çekmiş hem de Libya’nın istikrarının yeniden inşasına fayda sağlamıştır. Nitekim bilinmelidir ki Türkiye’nin askeri ve siyasi destekleri olmasaydı Libya’nın mevcut meşru hükümeti lağvedilmiş ve Libya’da kitlesel göçlerle boğuşan tam istikrarsız bir hale gelecekti. Türkiye mevcut durumda Libya iç dinamiklerini analiz ederek oldukça kaygan, taraf değiştirmeye her an müsait olan aktörlere( aşiret ve düzensiz silahlı gruplar) nüfuz etmeli ve anlaşmanın getirilerini muhafaza etmelidir.

 

Hamdi Yanık

BAU DEGS Genç Gönüllü Araştırmacısı

DİĞER YAZILAR

Grönland seçimlerini kazanarak Geleneksel Siumut Liderliğini Deviren Inuit Ataqatigiit
Grönland seçimlerini kazanarak Geleneksel Siumut Liderliğini Deviren Inuit Ataqatigiit
13 Nisan 2021

  Inuit Ataqatigiit Grönland seçimlerini kazanarak geleneksel Siumut liderliğini devirmiş oldu. Bu seçimlerde en önemli konuların başında Grönland’de yapılması...

Rusya’dan kritik ‘Kanal İstanbul’ ve ‘Montrö’ açıklaması: “Değiştirilmesi söz konusu değil.”
Rusya’dan kritik ‘Kanal İstanbul’ ve ‘Montrö’ açıklaması: “Değiştirilmesi söz konusu değil.”
10 Nisan 2021

BAU DEGS Başkanı Doç.Dr. Cihat Yaycı; “Hep başından beri söylediğim şeyi Rus Büyükelçi de söylemiş. Kanal İstanbul Montrö’yü etkilemez!!!”...