Montrö Sözleşmesi Hükümleri Çerçevesinde Altın Frank Uygulamasına İlişkin Tartışmaların Değerlendirilmesi’nin Özeti

 

 

(Doç. Dr. Cihat Yaycı)

 

1936 yılında imzalan Montrö Boğazlar Sözleşmesi, ticaret ve savaş gemilerinin seyrüsefer hakkını ve “Türk Boğazlarını” egemenliği altında tutan Türkiye Cumhuriyeti’nin haklarını düzenlemektedir.

 

  1. Mevcut Boğaz Trafiği

 

Kimi bölgeleri tehlikeli ve dar olmasına rağmen, Türk Boğazlarında yoğun bir deniz trafiği yaşanmaktadır. İstanbul Boğazı’nda 2012 yılında 27.345 uğraksız gemi geçiş yapmıştır ve gemilerin 24.792’si de geçiş sırasında kılavuzluk hizmetinden yararlanmıştır[1]. Çanakkale Boğazı’nda ise 44.613 uğraksız gemi geçiş yapmıştır ve 27.318’si bahsi geçen hizmete başvurmuştur.

 

 

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 2’nci Maddesinde barış döneminde ticaret gemilerinin taşıdıkları yük ile ilgili “hamule ne olursa olsun” ifade yer almaktadır ve bu oldukça tehlikelidir. Zira, bu boğazlardan geçiş yapan gemiler arasında, önemli bir oranı tehlikeli yük taşıyan tankerlerdir. Boğaz da bir patlama yahut kaza olması durumunda hem bölgede yaşayanların canını malını riske atmaktadır, hem de ağır bir finansal onarım maliyeti söz konusu olabilir.

 

 

  1. Montrö Sözleşmesi Açısından Değerlendirme

 

1923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının askersizleştirilmesi ve güvenliğinin Boğazlar Komisyonu’na devredilmesi, 1936’da Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile değiştirilmiştir.

 

Sözleşme’nin 1. maddesinde geçiş ve seyir serbestisini tasdik edilmektedir. 2. ve 3. Maddelerde ise ticaret gemilerinin geçişleri sırasında ki yükümlülükler belirtilmektedir. Sözleşmenin 1’inci Lahikası uyarınca, harç ve vergilerin “Altın Frank” değerinden, sancak farkı gözetmeksizin, tahsil edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

 

Eğer bir ticaret gemisi Boğazlara girdiği tarihten itibaren altı aydan fazla bir zaman sonra ikinci bir kez geçerse, sancak farkı gözetilmeksizin, “Altın Frank” ücretini ikinci kez ödemekle yükümlüdür.

 

  1. Hâlihazırdaki Ücret Uygulaması

 

27 Temmuz 1990 tarihinde yayınlanan “Fenerler ve Tahlisiye Ücretleri Tarifesi” uyarınca, ticari bir amacı gözetmeksizin, “Türk Boğazlarında” transit geçiş hakkını gerçekleştiren gemiler fener ve tahlisiye ücretlerine tabiidirler.

 

Montrö Sözleşmesi ve 8 Ekim 1998 tarihli Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü uyarınca, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarından uğraksız geçiş yapan gemilerin bazı yükümlülükleri bulunmaktadır.

 

Bunlar;

1.Geçiş̧ öncesinde, fener parasını yatırma, tahlisiye parasını yatırma, patente ücretini ödeme, TÜBRAP ( Türk Boğazları Raporlama Sistemi) koşullarını doldurma

 

2. Geçiş sırasında: geçişin zararsız olması

 

3. Türk Boğazlarında seyir serbestisinden yararlanmak için, vergileri ve harçları ödenilmesi

 

 

  1. Türk Boğazlarından Uğraksız Geçiş Yapan Ancak Ücret Ödemeyen Yabancı Gemilere Uygulanabilecek Yaptırımlar

 

1982 BMDHS uyarınca, yükümlülüklerini yerine getirmeyen gemiler için, ücretlerin ödenmemesi hâlinde, kıyı devletine tutuklama yetkisi verilmiştir. Böylece, kıyı devleti karasularından geçen bir yabancı bandıralı gemiyi, geçiş esnasında yahut geçişinin sebebiyet vermiş olduğu alacaklar nedeniyle tutuklanması milletlerarası deniz hukukunca kabul edilmektedir.

 

 

Türk Mahkemelerinin, uğraksız geçen bir geminin tutuklanmasına karar vermesi durumunda, bir teminat istenilmektedir ve kararı icra dairesi uygulamaktadır.

 

 

  1. Altın Frank’ın Günümüz Karşılığı Üzerine Değerlendirme

 

Montrö Sözleşmesi minvalinde, vergi veya harçlar geminin sicile kayıtlı net tonajına göre hesaplanmaktadır.

 

 

1976 yılında IMF’nin (International Monetary Fund) Fon Guvernörler Kurulu’nun 30 Nisan 1976 tarihli kararı ile, uluslararası para sisteminin altınla bütün ilişkisi kesilmiştir. Böylece, günümüzde altın fiyatı serbest piyasa tarafından belirlenmektedir.

 

 

  1. Montrö Sözleşmesindeki Altın Frank Uygulaması ile Mevcut Uygulamanın Karşılaştırılması

 

1982 yılında Boğazlardan uğraksız geçiş yapan gemilerden alınan Altın Frank geçiş ücretleri 10 kat artırılmıştır. Lâkin gelen tepkiler üzerine, zammın iptal edilmesi ile kalınmamış, ayrıca ücretlerde %75,2 oranında indirim uygulanmıştır. Bu indirim ve Altın Frank kurunun sabitlenmesi, Türkiye Cumhuriyeti’ne 30 yılda kaybı 10 milyar doları asmıştır[2].

 

 

Mevcut tarife ile İstanbul ve Çanakkale Boğazlarından bir gelir elde etmektedir. Fakat, 1973 yılında Altın Frank uygulaması dolar kuru ile sabitlenmesinin ardından, son yıllarda Türkiye Cumhuriyeti günümüz altının serbest piyasa değeri ile karşılaştırdığında, çok düşük bir miktar elde etmektedir. Fener ve tahlisiye hizmet ücreti tarifesi, Altın Frank tarifesi ile uygulanması hâlinde, Türk Boğazları daha önemli bir gelir kaynağı oluşturacaktır.

 

 

 

Kaynak: Cihat Yaycı, «Montrö Sözleşmesi hükümleri çerçevesinde altın frank uygulamasına ilişkin tartışmaların değerlendirilmesi »

 

 

Ücretlerin yükselmesiyle, Boğazlardan petrol ve doğal gaz taşıyan gemilerin yerine boru hatları kurulmasını teşvik edebileceği düşünülmektedir. Diğer bir olasılık ise, Altın Frank’in uygulamasının yine tepki çekip, bu sefer sözleşmenin feshi veya tadili hakkında tartışmaların başlamasıdır.

 

 

Altın Frank uygulaması, Montrö Boğazlar Sözleşmesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti’ne tanınan bir haktır ve 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesince uygundur. Hukuki ve siyasi (egemenlik haklarının vurgulanması), ayrıca ekonomik (gelir artışı sağlanması) açısından da önem teşkil etmektedir.

 

 

Asya K. Ayrancı

 

BAU DEGS Araştırmacısı

 

 

[1] Cihat Yaycı, « Montrö Sözleşmesi hükümleri çerçevesinde altın frank uygulamasına ilişkin tartışmaların değerlendirilmesi », Bilge Strateji, Cilt 5, Sayı 8, Bahar 2013.

 

[2] R. Canpolat, “10 Milyar Dolar ‘Boğaz’ımıza Takıldı,” (Haftalık Kara ve Deniz Ticareti Gazetesi, 17.01.2011)’den aktaran : Cihat Yaycı, «  Montrö Sözleşmesi hükümleri çerçevesinde altın frank uygulamasına ilişkin tartışmaların değerlendirilmesi », Bilge Strateji, Cilt 5, Sayı 8, Bahar 2013.