POLİTİS: Yunan Dış Politikasının “Kıbrıslılaşması”

POLİTİS gazetesinin 15 Ağustos 2020 tarihli sayısında Kiriakos PİERİDİS imzasıyla yukarıdaki başlık altında yayınlanan yorumun çevirisi şöyledir:

 

 

Türkiye ile denizlerde gerginliğin tırmandığı son derece tehlikeli bir konjonktürde Kıbrıs ve Yunanistan hükümetleri dönüm noktası niteliğinde kararların alınması gerekecek gelişmelerle karşı karşıya kalıyor. Oldubittiler baskısı altında parça parça tepki göstererek “Oruç Reis tipinde” süresi uzayan bir sürtüşme riskine mi girecekler? Yoksa Türkiye’nin ele alınması konusunda Avrupa Birliği’nde Kıbrıs sorunu ve deniz bölgeleri meselelerinin çözümü için şartlar ve çerçeve noktasında sağlam bir diplomasiyle rota mı değiştirecekler?

 

 

Cuma günü yapılan Avrupa Birliği (AB) Dışişleri Bakanları toplantısının odağında Türkiye’nin tek taraflı eylemlerinin şikayet edilmesine yönelik tartışma vardı. Yunan Başbakan Kiriakos Miçotakis’in 12 Ağustos’ta “Vatanımız tehdit ve şantaj kabul etmez. Tehditlere boyun eğmez, kışkırtıcı eylemlere tolerans göstermez.” açıklamasını yapmıştı. Fakat Türkiye karşısında strateji eksikliğini ortaya çıkaran son derece “Kıbrıslılaşmış” bir yaklaşım söz konusudur. Brüksel’de kaç kişi Doğu Akdeniz’deki olaylar dizisini sadece Yunan gözüyle görüyor ve Atina ve Lefkoşa’ya tamamen haklılık veriyor?

 

 

2017’den bugüne kadar geçen zaman diliminde mevcut kaotik duruma sürükleyen bir olaylar dizisi kaydedilmektedir. 2017’de Kıbrıs görüşmelerinin çökmesi ve Yunan-Türk diyaloğunun kesintiye uğraması başlangıç noktası olarak göze çarpıyor. Bunları Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sondajlar ve Türkiye’nin donanmasını (iki sondaj gemisi ve üç araştırma gemisi) örgütleyerek verdiği yanıt takip ediyor. Aynı dönemde diplomasi alanında hiç gelişme yaşanmadı. Lefkoşa’nın Kıbrıs sorununun çözüm çabalarını yeniden başlatma noktasında kayıtsızlığa varan eylemsizliği Birleşmiş Milletler (BM) tarafından kaydediliyor. Genel Sekreter Antonio Guterres’in sürekli çağrıları yanıtsız kalıyor. Bunun paralelinde Lefkoşa Kastelorizo’ya (Meis) doğru münhasır ekonomik bölge (MEB) için koordinatlar sunuyor ve İsrail, Mısır ve diğerleriyle sırasıyla örgütleniyor. EastMed boru hattının Atina’da kutlama şeklinde yapılan duyurusu da son nokta oldu. Türkiye tüm bu süre zarfında Kıbrıs etrafında 6 sondajla ve Libya ile imzalanan mutabakat muhtırasıyla karşılık verirken Yunanistan da Mısır ile yaptığı kısmi sınırlandırma ile yanıt verdi. Son olarak da Türkiye Oruç Reis’i gönderirken diğer tarafta Yavuz’a artık daimi şekilde sondaj yaptırıyor ve Varosia’nın (Maraş) yerleşime açılmasını ileriye götürüyor.

 

 

Avrupalı ortakların -başta Almanya dönem başkanlığı ve Yüksek Temsilci J. Borrell- çoğunluğu eksiksiz bir resim oluşturuyor. Bu acil duruma sözlü olarak yanıt vereceklerine şüphe yok ancak olayların matematiksel kesinlikle çatışmaya doğru yol aldığını da görmezden gelmiyorlar. Aşikar olanı yani bir Yunan-Türk diyaloğu gerekliliğini artık apaçık olarak görürlerken, gerçekten derine inenler de Kıbrıs sorununun çözümü yönündeki aşılamaz ihtiyaç olan Türkiye ile yeni bir ilişkiyi tartışıyor. Fakat Atina ve Lefkoşa gerçek olanaklar ve tepki araçları konusunda bocalamaya devam ediyor. MEB’de tamamen savunmasız durumda olan Kıbrıs’ta Nikos Anastasiadis hükümeti tuhaf bir sakinlikle silahlanma programının hayata geçirilmesi suretiyle Fransa’nın katkısıyla caydırma planı hazırladığını iddia ediyor. Lefkoşa’nın sahip olduğu araçların yeterli olup olmamasına bakılmaksızın ekonomi hiç olmadığı kadar hassas bir durumda ve aşağılayıcı bir şekilde MEB ihlallerine maruz kalıyor. Varosia’nın (Maraş) kademeli olarak yerleşime açılması konusunda da herhangi bir yanıta sahip değil. Tüm bunlara bütünüyle bakılırsa 1974’ten bu yana en büyük kötüleşmeyi oluşturuyorlar. Tam tersine ise Türkiye “sahada ve masada” olduğunu ilan ediyor ve diyaloğa hazır olduğunu söylüyor. Medyanın gözünden günümüz ortamı Kıbrıs ve Yunanistan’daki kamuoyunu işin özünden uzaklaştırabilir ancak Türkiye’nin tezleri ve eylemleri uyumlu hareket ediyor ve bu yüzden de çok ciddiye alınıyorlar. En tipik örnek ise Erdoğan’ın açıklamalarının Anadolu Ajansı tarafından Yunanca cümlelerle yeniden aktarılmasıdır: “Türkiye gibi büyük bir toprak parçasını görmezden gelip birkaç kilometrekarelik adalar üzerinden bizi sahillerimize hapsetme çabalarına rıza göstermeyeceğiz. Gelin Akdeniz’deki tüm ülkeler olarak birleşelim ve herkes tarafından kabul görecek ve herkesin hakkını koruyacak bir formül bulalım.”

 

 

Oruç Reis’in ateşi, Mısır ve Yunanistan arasında kısmi MEB belirleme anlaşmasının imzalanmasının yol açtığı mutluluğu söndürdü. Yaratılan kargaşada, Kıbrıs’ta Yunan hükümetinin kesin niyetini yani tahmin edilen Kıbrıs MEB’inin Kastelorizo’nun (Meis) güneyindeki Yunan MEB’i ile buluşup buluşmadığını kasıtlı olarak sorgulayan birçok kişi oldu. 2019’un mayıs ayında Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis’in talimatlarıyla Kıbrıs Dışişleri Bakanlığı bu niyeti göstermek için Türkiye ile kuzeydeki koordinatları kısmi olarak “çekti”. Yunanistan karşılık vermemişti. Mısır-Yunanistan anlaşması da bu niyeti karşılamadığını doğruluyor. Kahire de bunu desteklemiyor. Lefkoşa 2003’te Mısır ile MEB belirlediğinde Mısır’ın pozisyonu hakkında ilk elden bilgi sahibiydi. “Orta hat” sağa çekildi.

 

 

Oruç Reis’in gönderilmesi olayları bir dönüm noktasına getirdi. Türk Notam’ı Türkiye’nin, Kastelorizo’nun (Meis) kıta sahanlığı ve MEB etkisini geçersiz kılma niyetini açıkça gösterdi. Hatta Türk diplomasisi, Yunan adalarının kıyılarına yakın değil, açık denizlere kadar uzanan bir bölgeden başlayarak her hareketi özenle ele alıyor gibi görünüyor. Miçotakis hükümetinin yoğun girişimleri, karşı Navtex yayımlanması ve donanmanın harekete geçirilmesi beklenen eylemlerdi ancak sahadaki verileri dengeleyemiyor. Yeni düzen Türkiye lehine oluşabilir. Açıkçası Yunan savaş gemileri itirazlarını kaydetmek için uyarmaya devam edecek fakat bu durum Ankara’nın umurunda değil ve Oruç Reis engellenirse Türk savaş gemilerinin “kendini savunma” amaçlı harekete geçeceklerini açıkça söylüyor. Türkiye ile diplomaside bedel ödetme politikası yıllarca sürdü ancak hiçbir sorunu çözmedi. Aksine işler kötüleşiyor ve bölünme aşamasının karşısında olan Kıbrıslılar bunu daha iyi biliyor. Sadece Türkiye ile bir diyalog çerçevesinin oluşturulması uluslararası alanda yankı bulur ve gerçek Avrupa desteğini alır. Atina için bu çerçeve, ikili müzakereler ve müşterek olarak Lahey’e başvurmaktır. Kıbrıs için ise çerçeve, BM’nin Güvenlik Konseyi kararları ve Genel Sekretere Kıbrıslı Rumları ve Kıbrıslı Türkleri görüşme masasına getirmek için verilen görev temelinde Kıbrıs sorununun çözümü için belirlediği müzakereler çerçevesidir. Eylemsizliğin bedeli çok ağırdır