Rum Basınından: Erdoğan’ın Kızıl Elması ve NATO bütünlüğü

 

ABD Orta Doğu’daki istikrarsızlığın kaynağı olarak İran’a odaklanırken, Türkiye’nin müdahaleleri onu bölgedeki en istikrarsızlaştırıcı faktör haline getirdi. Türkiye’nin bu revizyonist duruşu, uyum için en tehlikeli unsur olarak, ABD ve NATO müttefikleri için büyük risk oluşturmaktadır. Türkiye’nin kontrol edilemeyen saldırganlığı, kendi kuvvetleri veya vekilleri tarafından rakiplerini birden fazla cephede zayıflatabilmek için, yavaş ve sabırlı stratejiden sapmak adına bir taktik gibi görünmektedir ve bunun böyle olması muhtemeldir. Hem Somali’de hem de Etiyopya’da – Katar üzerinden- ve Pakistan, Endonezya, Afganistan ve hatta Hintli Müslüman toplum içerisinde ihtiyatlı stratejik yaklaşımının başarılı olduğu bir gerçektir. Ancak Suriye, Irak ve Libya’daki dinamik müdahalelerin ve bölgelerin işgal edilmesinin yanı sıra Doğu Akdeniz’in deniz alanlarında sürekli tehdit ve sıcak bir çatışma yaratma girişimlerinin çokuluslu Türk karşıtı bir yay yarattığı da gerçektir. Kıbrıs, Yunanistan ve İsrail birçok alanda stratejik iş birliğini güçlendirmekte ve Türkiye’nin jeopolitik tabanını ve daha geniş savunma alanını sağlamlaştırmasına engel teşkil eden Mısır ile giderek daha fazla entegre olmaktadırlar.

 

Ancak ABD ve NATO müttefikleri için bu faktörün en korkutucu unsuru, Türkiye’nin bu revizyonist tutumunun ittifakın bütünlüğü için en büyük tehdidi oluşturmasıdır.Bu tehlikeli unsur NATO Genel Sekreteri de pekiştirmekte ve yaptığı açıklamalarla Erdoğan’a af kağıdı vermektedir. Jens Stoltenberg geçtiğimiz günlerde CNN ile yaptığı bir röportajda, Yunan hava sahasını defalarca ihlal eden Türkiye’nin 2015 yılında hava sahasını ihlal eden bir Rus savaş uçağını düşürdüğünde olduğu gibi, egemenlik haklarını koruma hakkı olduğunu dile getirdi. Ayrıca, Türkiye’nin Suriye ve Irak sınırlarında yaşadığı gerilim nedeniyle özel bir durumda olduğunu vurguladı.

 

Ancak saldırgan ve genişlemeci dış politika hamlelerine ek olarak, Türkiye cumhurbaşkanı, ülkedeki iktidarını pekiştirmek için, niyetini yansıtan gösterilere başvuruyor. Bir yandan içeride ciddi sorunlarla yüzleşirken, milliyetçilikten faydalanma çabasıyla, 26 Ağustos’ta, 1071 Malazgirt Savaşı’nda Selçukluların Bizanslılara karşı kazandığı zaferin yıldönümünde eşi görülmemiş bir şölen düzenledi. Bu zafer, Türkler tarafından Anadolu’nun Türkleştirilmesinin başlangıcı sayılır. Tarihçilere göre bu yenilginin sorumlusu, IV. Romanos’un Bizans birliklerinin gücünün yeniden kurulmasına izin verecek vergileri toplama girişimine tamamen ekonomik nedenlerle tepki gösteren Bizans İmparatorluğu’nun yönetici sınıfıdır. Bu ahlaki bir ders olarak kalsın!

 

Erdoğan, Milliyetçi Hareket Partisi lideri Devlet Bahçeli ile birlikte kutlamaların yapıldığı gün başta Yunanistan’ı hedef alan bir savaş konuşması yaptı. Konuşmasının yanı sıra, Twitter mesajlarında da savaşçı bir vurgu hakimdi ve Türk milliyetçiliğinin ve yayılmacılığının en önemli sembolü olarak kabul edilen ‘‘Kızıl Elma’’ kavramına atıfta bulundu. ‘‘Kızıl Elma’’, küresel üstünlük kazanmak için dünyanın her köşesinde Türkleri birleştirmeyi amaçlayan pan-Türk hareketinin sembolüdür. Aynı milliyetçi tavır, Türkiye Cumhuriyeti İletişim Başkanı Fahrettin Altun tarafından paylaşılan mesajda da tekrarlandı: ‘‘Bizim için Kızılelma büyük ve güçlü Türkiye’dir. Malazgirt’ten 15 Temmuz’a destanlar yazan milletimizin kutlu yürüyüşüdür. Kızılelma, gölgesinde nice mazlumun serinlediği ulu çınardır. Cebeli Tarık’tan Hicaz’a, Balkanlardan Asya’ya tüm insanlığın hasretle beklediğidir.’’ Aynı zamanda Almanya Dışişleri Bakanı’nın 25 Ağustos’ta Atina’da yaptığı konuşmada vurguladığı gibi: ‘‘Doğu Akdeniz’deki mevcut durum ateşle oynamakla eşdeğerdir’’, ‘‘en ufak bir kıvılcım felakete yol açabilir’’ uyarısında bulundu. Şu anda Doğu Akdeniz’de Fransa, Yunanistan ve Türkiye tarafından sürekli olarak hava tatbikatları yapılıyor. En ufak bir hata kıvılcım olabilir ve bu da NATO’nun sonu anlamına gelebilir.

 

 

Kaynak: Kathimerini

 

https://www.kathimerini.com.cy/gr/apopseis/prosopikotites-stin-k/to-kokkino-milo-toy-erntogan-kai-i-synoxi-toy-nato