Saygı Öztürk’ün 18 Ağustos 2020 Tarihli Sözcü Gazetesinde Yer Alan Haberine Atıfta Bulunan eski Yunanistan Genelkurmay Başkanı Frankos Frankulis’in Açıklamaları

Saygı Öztürk’ün 18 Ağustos 2020 tarihli Sözcü gazetesinde yer alan haberine atıfta bulunan eski Yunanistan Genelkurmay Başkanı Frankos Frankulis Fransa ile Yunanistan tarafından ortaklaşa icra edilen tatbikatın Türkiye’nin Oruç Reis sismik araştırma gemisi için Navtex ilan ettiği ve Türkiye’nin ısrarla itiraz ortaya koyduğu bir bölgede yer aldığı izahında bulundu.

 

Frankulis, bir radyo kanalına yaptığı açıklamada özetle şunları söyledi:

 

“Mısır ile Münhasır Ekonomik Bölge’nin ve kıta sahanlığının kısmi sınırlandırılması -tekrar ediyorum: kısmi- 28’inci boylamın olduğu Ro’nun neredeyse ortasına kadardır. Türkler de Ege’yi 25’inci boylamdan ikiye bölmek istiyor. 25’inci boylam da bizim Thaso adamızdan başlıyor ve Girit’teki İerapetra’ya kadar uzanıyor. Sadece adalarımızın bulunduğu parçayı, yani Küçükasya (Anadolu) kıyılarına bakan parçayı Türkler tamamen görmezden gelmek ve orada egemenlik hakları olsun istiyor. Yani, Rodos’a veya Stihiyo’ya gitmek istersem Türklerden izin almam gerekir. Ege’yi 25’inci parselden bölmek isteyen Türklerin mantığına göre Yunanlar olarak her birimiz Yunan adasına gitmek için Türk’e, uçağım senin egemenliğinde olan şuradan geçecek beyanında bulunmak zorunda.”

 

Biz Uluslararası Deniz Hukuku Anlaşması’na imza attığımız 1992 itibarıyla hiçbir Yunan devleti (MEB ilan etmediği için) Mısır ile sınırlandırma anlaşmasını mecburen kısmî yaptık. 1982 itibarıyla tek taraflı olarak hem kara sularımızı 12 mile çıkarma, hem Münhasır Ekonomik Bölge ilan etme –ki o zaman yapılsaydı tamamen farklı bir sınırlandırma ile olacaktı- hakkımız vardı. O zamanlar tek taraflı olarak ilan etmiş olsaydık Mısır’la ortay hatta, Libya ile ortay hatta, İtalya ile ortay hatta, Arnavutluk ile ortay hatta olacak MEB’imizin sınırları Kıbrıs MEB’ine dayanacaktı. Anlatmaya çalıştığım bu. Bunu YAP MA DIK! Düşünün ta 1982 olacaktı, bugün 2020’deyiz.

 

Bu yapılmadığı için şimdi hükümet de, diplomatlar da, ordu da egemenlik haklarının güçlendirilmesi için bu kadar bedel ödüyor.
En önemli noktaya gelelim: uluslararası hukukta yer almayan bir şeyi, kısmî sınırlandırmayı kabul etmek zorunda kaldık çünkü Mısırlılar sana haklı olarak, Meis –ki seni Kıbrıs MEB’i ile birleştiren şeydir- karmaşası için beni Türkiye ile çatışmaya sokacak bir prosedüre sokma diyor.

 

Bizim suç teşkil eden ihmalimiz de, müteveffa Tasos Papadopulos zamanından, 2004’ten itibaren Kıbrıs bize, Meis karmaşasını da çözecek olan, gidip Münhasır Ekonomik Bölgelerimizi sınırlandırmamız için yalvardı. Bu, Meis karmaşasını da çözecekti. O zaman hiçbir Türkün bize Oruç Reis’in bulunduğu yerde bizim egemenlik haklarımız vardır deme hakkı olmayacaktı. Yasanın 74’üncü maddesi tahtında coğrafik haritaları ve koordinatları BM’ye sunacak ve sınırlandırma bu diyecektik. Türklerin itirazı olursa, 1982 sözleşmesine imza atmadıkları için, bu sınırlandırmayı kabul etmek zorunda kalacaklar ve Lahey’e gitmeyi onlar isteyecekti. Lahey’e gidilebilmesi için her iki tarafın da imzası (onayı) gerekir.

 

Şimdi, dün Dışişleri Bakanı Sayın Dendias Kıbrıs’a gittiği ve Anastasiadis’le görüştüğüne göre Kıbrıs anlaşmayı hazırladığı için (anlaşmayı) imzalaması gerekirdi ancak daimi Türkiye korkusu sendromu olduğu için profesyonel vatanseverlerin politikası sakinleştirme politikası olduğu için bunu yapmadılar.”