STRATEJİK KÜLTÜR EKSENİNDE DOĞU AKDENİZ’DE BİR ANA KARA VE ADA ÇIKMAZI: TÜRKİYE VE GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİ ÖRNEĞİ

19 Aralık 2020

ÖZ

Uluslararası ilişkiler alanında belirli bölgelerin zaman zaman önemlerinin artığını veya önem kaybettiklerini görmek mümkündür. Aktörlerin ve devletlerin siyasal ajandalarına girebilmek için bahse konu olan çıkar alanlarının yüksek kar potansiyeli ve stratejik önem kazandırması gerekmektedir ki bunlardan en önemlisi enerji ihtiyacı konusudur. Günümüz dünyasında hızla tükenen enerji kaynaklarına alternatif olabilmek veya bu kaynakların bulunduğu yeni alanlar keşfetmek oldukça önem arz etmektedir. Bu kapsamda Doğu Akdeniz taşıdığı yüksek hidrokarbon ve doğalgaz potansiyeli sebebiyle genelde uluslararası ilişkiler alanının, özelde ise güvenlik araştırmalarının konusu olmaktadır. Ancak bu alanı ele alırken onun çevresinde bulunan aktörlerin birbirleriyle olan geçmiş etkileşimlerini ve buna bağlı olarak oluşturdukları kültür ve güvenlik algılarını göz önünde bulundurmak gerekir aksi halde Orta Doğu, İran, Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) gibi oyuncuları bünyesinde barındıran bu tarz bir jeopolitik yorumlanırken sadece rasyonel aktör ve davranış biçimini kullanmak, durumu içinden çıkılmaz bir hale getirecektir.

Stratejik kültür kavramı bulunulan bölge olan Türkiye’de henüz çok gelişmemiştir artı olarak yine bulunulan bölgede Doğu Akdeniz, devlet politikalarında önemli yer işgal etmektedir. Bu çalışmanın amacı stratejik kültür ve Doğu Akdeniz’i analiz etme anlamında, örnek olarak Türkiye ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ilişkilerini vermektir. Çalışmanın sonucunda Doğu Akdeniz’de yaşanan anlaşmazlıkların sadece enerji kazanımıyla alakalı olmadığı, ülkelerin tarihsel hafızasında yer etmiş olan fikirlerinin bölge politikalarına güvenlik anlamında da yön verdiği görülmüştür. Özelde GKRY’nin, Türkiye ile olan ilişkilerinin gelecekte de olumsuz yönde seyredeceği ancak Türkiye’nin bölgede çevre ülkelerle olan etkileşimlerini artırması halinde GKRY’nin hakkaniyetli davranmaya mecbur kalacağı söylenmiştir. Son olarak stratejik kültürün, Rum Yönetimi’nin politikalarının başka ülkelerce desteklenmesi konusunda da önemi üzerinde durulmuştur. Ayrıca çalışma, çoklu ilişki düzeylerini analiz ederken stratejik kültür ve sınırlı rasyonellik kapsamında, Türkiye ve GKRY’nin birbiriyle olan ilişki ve bölgede gerçekleştirdikleri faaliyetleri kendi tarihsel geçmişlerinin oluşturduğu kültürün, stratejilerine etkileri anlamında araştırmaya çalışırken tarihsel bağlamı ve nitel yöntemleri kullanmıştır.

Konunun ele alındığı teorik çerçeve hala daha gelişmeye açık ve körpe bir durumda olduğundan literatürde bahsedilmemiş olan hipotezlerin ortaya çıkabilmesi anlamında önem taşımaktadır. Coğrafi bir bölge incelendiğinden, konu haritalarla desteklenmiş, tarihe ve kurama dair literatür taraması yapılmış, yerli-yabancı makale, dergi yazısı, kitap ve internet haberleri gibi ikincil kaynaklar kullanılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Doğu Akdeniz, Türkiye, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Yunanistan, Stratejik Kültür, Güvenlikleştirme, Enerji Kaynakları.

1. DOĞU AKDENİZ JEOPOLİTİĞİ VE STRATEJİK KÜLTÜR

Kuramsal çerçeve ele alınmadan önce konunun merkezinde bulunan bölge Doğu Akdeniz’in coğrafi öneminden kısaca bahsetmek çalışmanın bütünlüğü açısından faydalı olacaktır. Mediterranean kelime itibariyle “dünyanın merkezi yeri” ya da “ülkelerin ortasındaki yer” anlamına gelmektedir.[1] Altında barındırdığı doğal gaz ve hidrokarbon potansiyeli sebebiyle jeostratejik olarak oldukça önem arz eden bölge, Alfred Mahan’ın “denizlere egemen olan dünyaya egemen olur” tabirini yansıtan Deniz Egemenliği Teorisi’nde de yer almaktadır. Tunus’un Bon Burnu ile Sicilya adasının batısında bulunan Lilibeo Burnu arasındaki hat, Akdeniz’i doğu ve batı olarak ikiye ayırmaktadır.[2] Adriyatik’ten Sicilya ve Tunus Kıyıları’na uzanan hattın doğu tarafında yer alan bölgeye Doğu Akdeniz denmektedir. Verimli Hilal denilen zengin enerji kaynağı bölgesini kapsayan; İsrail, Lübnan, Mısır, Libya, Türkiye gibi önemli sınır ülkelerini kıyısında bulunduran bu bölge, tarih boyunca siyasi ve askeri çekişmelerin odağında olmuştur.

Elinde bulundurduğu jeostratejik önemi yüksek noktalar sebebiyle dünya enerji ulaştırmasında ismi anılan başlıca coğrafyalardandır. Orta Doğu gibi güvenlik anlamında istikrarsızlık gösteren bir petrol alanının yanında bulunmasının yarattığı risk ve kazançlar bakımından da önemlidir. Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’in coğrafi öneminden bahsedilirken Kıbrıs Adası’ndan bahsetmemek mümkün değildir. Kıbrıs; Sicilya ve Sardunya adalarından sonra Akdeniz’in en büyük üçüncü adası konumundadır. Aynı zamanda bu bölgenin, hava ve deniz üssü olarak da bilinmektedir. Yukarıda bahsedilen coğrafyanın bir parçası olan Türkiye, bulunduğu yerin yarattığı güvenlik endişelerini geçmişten bugüne hala hissetmekte ve dış politikasını bu duruma göre belirlemektedir.[3] Uluslararası İlişkiler ve onun alt dallarından biri olan “Güvenlik Stratejileri” alanı, uluslararası-bölgesel-yerel arenalarda aktörlerin davranışlarının nedenleri ve sonuçlarını analiz etmek adına birçok teori oluşturmuş, aynı zamanda devletlerin ve milletlerin karşılaştıkları herhangi bir sorunda, bu soruna verecekleri aksiyonu ve müdahale biçimlerini de incelemiştir, incelemektedir. Müdahale biçimi tabiri sorunlara yaklaşım şekli olarak da ele alınabilir. Yani bir “karar alma biçiminin” karakteri üzerinde düşünür ve tartışır.

Yapılan bu çalışmanın ana düşüncesini siyasi/stratejik/güvenlik ile ilgili karar alıcılarının, güvenlik politikalarına ve bu politikaların gerçekleştirilmesindeki güç kullanım tercihlerine odaklanan “stratejik kültür” kavramıyla alakalı uluslararası, bölgesel ve yerel akademik literatürde bulunan tartışmalar, denemeler, tezler ve haberler oluşturmaktadır. Stratejik kültür kavramı, güvenlik çalışmalarındaki görece yeniliğinden ve çalışmalarının azlığından ötürü teste tabi olacak yeni ve çeşitli hipotezler sunma potansiyeline sahiptir. Colin S. Gray, stratejik kültür konusunda yapılacak çalışmaların nadir olmasından dolayı büyük yankı oluşturacaklarını söylemiştir.[4] Aynı zamanda bu alanın bakirliği, teorinin oluşma aşamasında olmasından kaynaklı, ona yönelik tartışmaların ve eleştirilerin de fazla olacağını söylemek gerekir. Ayrıca stratejik kültürün kuramsal çerçevesinin zamanla diğer teorik tartışmalarla şekilleneceği söylenmektedir.

Çalışmanın konusunun kuramsal çerçevesini oluşturan stratejik kültür kavramının net olarak kodlanmadığına ve tam bir tanımı olmadığına dikkat çekilmelidir, ancak en yalın şekliyle karar alıcının güç kullanma tercihi ile doğrudan ilişkisinin olduğunu söylemek mümkündür. Bundan yola çıkarak stratejik kültür üzerinden belirli olayları analiz etmeye çalışan araştırmacının ve karar alıcıların, oluşmuş durumlar karşısında gücünü nasıl kullanacağını ve ne şekilde politika yürüteceğini araştırması gerekmektedir. Bilimsel araştırmalar evrensel genellemelere ulaşmaya çalışsalar da çalışmaları, bulundukları çevrenin farklı boyutlarından bağımsız olarak düşünülemez. Bu çalışma stratejik kültür ekseninde Türkiye ve GKRY davranışlarını incelerken, bunun başka olaylar için de ilham olabileceğine vurgu yapmakla beraber özelde Türkiye’ye özgü fayda da sağlamaktadır.

Gerek geleneksel gerek modern harplerde kültürün yerinin yadsınamaz olduğu açıktır. Savaşların kültürel olarak da ele alınma ihtiyacı günden güne artmaktadır. Zira günümüz çatışma alanlarına baktığımızda yerel veya bölgesel olabilecek sorunların hızlı bir biçimde küresel nitelik kazandığı ve haliyle bu karışık ortamın sadece aktörlerin, rasyonel karar alıcılar olarak hareket ettiği düşüncesiyle açıklanamadığı görülür. Rashed Uz Zaman’ a göre ABD, Vietnam Savaşı ile alakalı yayınladığı rapor, veri ve istatistiklerde bu olayın kalitatif yönünü kaçırmıştır.[5] En nihayetinde stratejik kültür kuramcılarının karar alıcılara ve politikalara yönelik tutumu Realist görüşten ayrılmaktadır. “Rasyonel Aktör/Davranış” tabirini kabul etmekle beraber bu aktör/davranış incelenirken kültüre ve tarihselliğe bakılması gerektiğini de vurgularlar.[6]

Stratejik kültüre göre stratejinin doğup büyüdüğü ve geliştirildiği “çevrenin” ona doğrudan etkisi vardır. Büyük ihtimalle Herbert A. Simon’a ait bir terim olan sınırlı rasyonellik, stratejik kültür kavramını ele almada yararlı bir araç olarak görülmektedir. Zira sınırlı rasyonellik, stratejik kararların, onu alan devletin ve elitin bilinçaltı ve dünya görüşü ile tecrübe ettiği, yinelenen ve taklit edilen sosyal düzenlerce biçimlenmektedir. Başka bir tabirle, stratejik kültür rasyonelliği tamamlamakta, fakat rasyonelliğin bir kültürel bağlamla algılanması gerektiğini söylemektedir.

Mufti Malik Daring and Caution in Turkish Strategic Culture: Republic at Sea kitabında stratejik kültürün inançlar, değerler ve sembollerle şekillendiğine de vurgu yaparak, o ülkenin özgün tarihsel mirasının bir fonksiyonu olduğunu belirtir.[7]

Çalışmada yer alan konunun bulunduğu bölge olan Doğu Akdeniz’i ve onun kıyı devletlerini kapsayan Orta Doğu’nun küresel ve bölgesel davranışlarını, kültürel ve tarihsel çıkarımların yardımı olmadan ele almak konuyu anlaşılmaz hale getirirken, yanlış çıkarımlara da sebep olabilmektedir. Bu sebeple Türkiye ve GKRY özelinde çalışılırken bu iki yapının geçmişte birbirleriyle olan etkileşimi göz önüne alınmış ve devletlerin Doğu Akdeniz bölgesinde uygulamış oldukları faaliyetler/politikalar bu yönde tartışılmıştır.

2. DOĞU AKDENİZ’İN GÜVENLİKLEŞTİRİLMESİ

Doğu Akdeniz jeostratejik olarak bulunduğu konum itibariyle birden fazla devletin kıyılarının bulunduğu ve bu devletlerin birbirleriyle geçmişten günümüze ulaşan sorunlarının devam ettiği, iç karışıklıklar sebebiyle güvenlik oluşturma bakımından istikrarsızlık gösteren Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı kapsayan bir bölgeyi ifade etmektedir. Bu bölge aynı zamanda içerdiği doğal kaynak ve hidrokarbon yataklarıyla gerek enerji açığını kapatmaya çalışan AB ülkelerinin gerekse bölgede söz sahibi olmak isteyen ABD’nin ajandasında yer almakta, çoklu ilişkili boru hatlarının güzergahı olma konusunda öne çıkmaktadır.

Doğu Akdeniz gibi iş birliklerinin ve çatışmaların yoğun olduğu bir bölge, devletleri ve diğer uluslararası ya da bölgesel unsurları maddi ve manevi olarak zorlayacak niteliklere sahiptir. Zira kıyı ülkeleri için birden fazla devletle antlaşma sağlanması, savunma amaçlı askeri harekatlar icra edilmesi, enerji kaynaklarının kullanımı ve çıkarılması adına ekonominin desteklenmesi; dışardan bölgeye ilgi duyan devletler adına da iç politikada buraya yatırılan askeri, teknolojik ve ekonomik kaynakların meşruluğu ve harcamaya değer olarak görülmesi önem arz etmektedir.

Devletlerin güvenlikleştirme faaliyetleri adına kullandıkları argümanları en geniş haliyle siyasi ve ekonomik olarak iki dalda ele alabiliriz, askeri faaliyetler ise bu iki dalın icrası konusunda caydırıcılık unsuru olarak denkleme katılmaktadır. Denizler üzerinde olan caydırıcılıktan bahsedildiği için burada “Gambot Diplomasisi”ne değinmek doğru olacaktır.

Gambot Diplomasisi genel olarak donanmaların diplomasideki yerini ve caydırıcılık gücünü analiz eder. Siyasi kültür bağlamında devletlerin birbirleriyle olan geçmiş yaşanmışlıkları incelenirken; ekonomik olarak bölgenin enerji potansiyelinden fayda sağlamaya yönelik çalışmaları üzerinde durulabilir.

Tüm bunların yanında enerji kavramı her ne kadar sadece ekonomik bir anlamı ifade ediyor olarak görülse de Doğu Akdeniz enerji politikalarının temelde güvenlik kaygıları içerdiği bilinmektedir. Geçmişte devletler için klasik anlamda sadece askeri güç ve güvenliğe dayanan çıkarımlar zamanla yerini ekonomik, siyasi, sosyal ve çevresel güvenliğin de içinde bulunduğu düşünme ve icra etme tarzına bırakmıştır yani güvenlik tanımı genişletilmiştir. Bu açıdan Türkiye’nin bu genişletilmiş güvenlik tanımına uygun şekilde özellikle Kıbrıs ile bağlantılı güvenlik kaygıları taşıdığı görülmektedir.[8]

Doğu Akdeniz’de hidrokarbon kaynaklarının varlığı, 1969 yılında Mısır Abi Qir sahasındaki keşifle başlamaktadır, ancak uluslararası arenanın buraya olan ilgisi 2000 yılında Filistin Gazze Şeridi açıklarında Gaza Marine 1-2 kuyularında kaynak bulunmasıyla artmıştır. Sonrasında, 2009 yılında İsrail’in Tamar sahasında 318 m³ doğalgaz bulması ve 2010’da Amerikan Jeolojik Araştırmalar Enstitüsü’nün bölgedeki 3,5 milyar varil petrol ve 10 trilyon m³ doğal gaz rezerv tahminleri, Doğu Akdeniz’i uluslararası ilişkiler alanında tekrar üst sıralara taşıyan nedenler olmuştur.[9]

3. KIBRIS MESELESİNİN DOĞU AKDENİZ’E ETKİLERİ

Türkiye  gelişen sanayisiyle birlikte artan enerji ihtiyacını karşılamak adına 1990’lardan itibaren bölgede oluşturulacak olan boru hatlarının geçiş güzergahında yer almaya ve jeostratejik önemini vurgulamaya çalışmaktadır. Doğu Akdeniz’deki enerjinin uluslararası piyasalara arz edilmesi, ülke ekonomisi ve uluslararası alanda elde edeceği güç anlamında önem göstermektedir. Bununla beraber Doğu Akdeniz bağlamında Türkiye’nin dış politikasını şekillendiren bir başka konu ise Münhasır Ekonomik Bölge/kıta sahanlığı durumlarının nasıl olması gerektiğidir.

Bunları göz önüne alarak politikalarına genelde GKRY ve Yunanistan karşıtlığında yön veren Türkiye; 27 Şubat – 8 Mart 2019 tarihleri arasında Karadeniz, Ege ve Akdeniz’de 100’den fazla geminin katılımıyla “Mavi Vatan” adı verilen, kendi tarihinin en kapsamlı tatbikatını gerçekleştirmiştir.[10]

 

 

Şekil 1: Mavi Vatan Haritası
Cihat Yaycı, Doğu Akdeniz’de Paylaşım Mücadelesi ve Türkiye (İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınları, 2020)

 

GKRY’nin uluslararası şirketler ve aktörlerle birlikte antlaşmalar yaparak imkanlarını geliştirme çabalarına karşılık Türkiye, 2013’te Barbaros Hayreddin Paşa, 2017’de Oruç Reis sismik araştırma gemileri, 2017-2018’de sırasıyla Fatih ve Yavuz ve nihayetinde 2020’de Kanuni adını verdiği derin deniz sondajı yapma kabiliyeti olan gemiler satın almıştır.[11]

 

Türkiye açısından enerji meselesi dışında Doğu Akdeniz’in önemli olmasının bir diğer sebebi de Kıbrıs meselesinin milli bir dava olarak görülmesidir. Bu sorunla, hidrokarbon kaynakları, GKRY’nin politikaları ve enerji geçiş güzergahları doğrudan bağlantılıdır.

Çalışmanın ana odağını ve stratejik kültür bağlamı farklılığının en net ayrımını ortaya koyan olay anlamında Kıbrıs meselesinin tarihi yatmaktadır. Bu tarihsel süreci tamamıyla yazmak yerine makalenin amacında dönüm noktaları oluşturacak basamakları ele almak daha doğru olacaktır.

 

20 Mart 1963 tarihinde Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı Baştabipliği ve Cerrahlığı’na atanan Binbaşı Nihat İlhan’ın evi 24 Aralık 1963 günü Rumlar tarafından basmıştır. İlhan görev başındayken evde olan eşi ve üç oğlu kaçıp banyoya saklandılarsa da Rum çete tarafından bulunup makineli tüfekle katledilmişlerdir. Kıbrıs’ın trajik tarihinde bir mihenk taşı olan bu olayın arkasında 1947’lerden bu yana kilise duvarlarına kadar yazılan Rum ayrılıkçı hareketlerinin Enosis planı vardır. Siyasi liderliğin Makarious tarafından yürütüldüğü, sloganı Enosis olan bir düşüncenin gelmekte olan sesleri Türkiye ve GKRY arasında belki de bir daha onarılamayacak derin ayrımı başlatmıştır.

1959 Zurich ve Londra Antlaşmaları ile 1960 yılında kurulan Türk-Rum ortak devleti, 1963’ten itibaren başlayan toplumsal şiddet ve Türklere yönelik Kanlı Noel gibi katliamların yaşandığı bölgeye dönüşmüştür. Türkiye’nin herhangi bir hamlesinin cezalandırılacağına ilişkin sopa gösteren Johnson Mektubu ve devamında gelen ambargolarla Türkiye uluslararası arenada yalnız bırakılmış, Barış Harekatı’na giden süreç başlamıştır. 1983’te KKTC kurulmuş olmasına rağmen GKRY, Ada’nın tek sahibi gibi davranmakta ve bu durum küresel platformlarda kabul görmektedir.[12]

 

Uluslararası ve bölgesel aktörlerin kendi çıkarları doğrultusunda Kıbrıs meselesine taraflı baktığına bir örnek olarak Doğu Akdeniz’de yürütülen askeri ve savunma bazlı faaliyetler içinde MEDUSA-2020 tatbikatı örnek olarak gösterilebilir. 2017 senesinden beri devam etmekte olan tatbikat; Mısır, GKRY ve Yunanistan arasında yapılmaktadır, ancak bu yıl ek olarak Fransa ve Birleşik Arap Emirlikleri de katılmıştır. İskenderiye açıkların ve Kahire FIR (Uçuş Bilgi Bölgesi-Flight Informatıon Region) hattında yapılan tatbikatta bir nevi Türkiye’ye karşı birlik mesajı verilerek Seville Haritası’nın kabul edilmesi gerektiği vurgulanmıştır, ancak kendi içlerinde sorunlarla uğraşan ve yönetim zafiyeti yaşayan Fransa ile BAE’nin gerçek bir kriz zamanında yapabilecekleri sınırlı olacaktır. Yalnızca pahalı savaş gemileri ve denizaltılar satın alınması yoluyla Doğu Akdeniz’de ve diğer deniz alanlarında başarı elde etmek zordur. Öte yandan güvenlik ve caydırıcılık bağlamında karşı tarafın da yapabilecekleri göz önünde tutulmalıdır. Örneğin 20 Temmuz 1974’te yaşanan Nikos Sampson darbesinden sadece 120 saat sonra Girne’de kıyıbaşını tutan Türk donanmasının potansiyel kuvvetinin de iyi analiz edilmesi gerekmektedir.[13]

4. GEÇMİŞİN GÖLGESİNDE BİR GELECEK TAHAYYÜLÜ: ENERJİ VE DOĞU AKDENİZ

Makalenin bu kısmında Türkiye ve GKRY’nin geçmiş yaşanmışlıklarının gelecek ilişkilerini nasıl etkilediği ele alınmıştır. İki devletin ayrı olarak Avrupa Birliği müzakere sürecinde de sorunlar ve krizler yaşadığı bilinmektedir ancak makalenin konusu itibariyle Doğu Akdeniz’deki ilişkileri ele almasından ötürü AB kısmına değinilmeyecektir, üyelik ve müzakere konuları yine stratejik kültür kapsamında başlı başına ayrı bir konu olarak incelenmeye değerdir.

 

4.1 Doğu Akdeniz’de Rum Yönetimi Faaliyetleri

Doğu Akdeniz nezdinde bölgesel aktör olarak, enerji kullanımı konusunda yaşanan deniz yetki anlaşmazlıkları çerçevesinde ilk olarak Türkiye ve GKRY görülmektedir. GKRY, milenyumun başından bu yana kendisini adanın tek sahibi olarak görmekte, birçok devlet ve şirketle ikili antlaşmalar imzalamakta, bu şirketlere enerji kaynağı aramaları için ruhsat vermektedir [14] Böylece Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının sınırlarını olabildiğince kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışmakta ve yaptığı bu ikili veya çoklu iş birlikleriyle, kendi politikalarına destek-meşruiyet sağlamak istemektedir. Rum Yönetimi 2 Nisan 2004’te “Kıbrıs Cumhuriyeti” adına, Avrupa Birliği’nin de güvencesini alarak MEB ilanında bulunmuştur.[15]

 

Mısır ile GKRY arasında, 17 Şubat 2003 tarihinde yapılan ve Şubat 2004’te Birleşmiş Milletler’e tescil ettirilen MEB antlaşması hem Kıbrıs Türklerinin, Ada’nın deniz alanlarındaki haklarını gasp etmekte hem de Mısır’a ait olması gereken bir alanın da GKRY’nin olmasına yol açmaktadır zira Mısır antlaşmayı Türkiye ile yapacak olsaydı 11.500 km² daha fazla deniz alanına sahip olacaktı.[16] Ayrıca BMDHS’ne göre de deniz alanlarının sınırlandırılması hususunda ana karalar esas alınmaktadır. Bu sebeple sınırın belirlenmesinde coğrafyanın bir gereği olarak Mısır’ın muhatabı Türkiye olmaktadır çünkü Türkiye ile Mısır’ın kıyıları karşılıklı durumdadır.[17]

 

Antlaşma imzalandıktan sonraki zaman diliminde dönemin GKRY Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Nikos Rolandis sınır olarak ortay hattın belirlenmesinin elzem olduğunun çünkü bu sayede GKRY’nin sahip olduğunun dört katı fazlası bir alanda egemenlik hakkı elde edeceğini söylemiştir.[18]

 

GKRY, Mısır ile MEB anlaşmasını imzaladıktan sonra bölgede daha aktif olabilmek adına Lübnan ile ilişkilerini derinleştirmiş ve 7 Ocak 2007 tarihinde Beyrut’ta GKRY-Lübnan MEB Sınırlandırma Anlaşması imzalanmıştır. Ancak bu antlaşma Lübnan Parlementosu’nda onaylanmamıştır.[19] GKRY, 26 Ocak 2007’de kabul ettiği yasa ile sözde MEB alanı içinde 13 adet petrol arama ruhsat sahası ilan ederek, bu sahalarda ruhsat ihaleleri yapmıştır.[20] GKRY’nin İsrail ile 17 Aralık 2007 tarihinde yaptığı deniz yetki sınırlandırması antlaşmasında İsrail’in de hakkı olandan daha az pay aldığı görülmektedir. Zira İsrail, antlaşmayı Türkiye ile yaptığı durumda GKRY’nin doğalgaz keşfi yaptığı Afrodit sahasının olduğu 12 numaralı parselin tümünü ve 7, 8, 11 numaralı parsellerin de bir kısmını almış olacaktır.[21]

 

18 Mart 2019 tarihinde Türkiye’nin BM’e deklare ettiği mektup ve FATİH sondaj gemisinin faaliyetlerine tepki olarak GKRY 4 Mayıs 2019’da BM’e bir mektup göndermiş, Ada’nın kuzey ve kuzeybatısındaki sınırı tek taraflı olarak çizmiştir.[22]

17 Eylül 2019 tarihinde İtalyan ENI ve Fransız TOTAL şirketleriyle yapılan antlaşma ile sözde ruhsat sahalarından; 7 numaralı parselde ENI ve TOTAL’in yarı yarıya paylaşım yapabileceği, ENI’nin olduğu 2,3,8 ve 9 numaralı sahanın %20-%40 paylaşılacağı, Kore KOGAS’ın 2, 3 ve 9 numaralı sahalarda %20 pay alacağı belirlenmiştir. Bu antlaşmada bulunan 7 numaralı parselin bir kısmı Türkiye’nin MEB sınırları ile çakışmakta olup 2, 3, 8, 9 numaralı parseller de KKTC’nin Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na verdiği ruhsat sahalarını ihlal etmektedir. Söz konusu antlaşmaya ithafen T.C. Dışişleri Bakanlığı 19 Eylül 2019’da bir açıklama yapmış ve aşağıdaki hususları belirtmiştir.[23]

 

  • 7 numaralı sözde ruhsat sahasının bir kısmı Türkiye’nin defalarca ifade ettiği ve BM nezdinde kayda geçirilen kıta sahanlığı içinde kalmaktadır.
  • Hiçbir yabancı devlet, şirket veya geminin izinsiz şekilde bu deniz yetki alanlarında hidrokarbon arama çalışmaları yürütmesine izin verilmeyecek olup hak ve çıkarları korumak adına gerekli tedbirler alınacaktır.
  • GKRY’nin eylemleri Doğu Akdeniz’deki barış ve istikrara katkı sağlamamakta aksine KKTC’nin Ada’daki hak ve çıkarlarını hiçe saymaktadır.
  • Bu bölgede faaliyet yürütmek isteyen şirketlerin, GKRY’nin sözde ruhsat sahalarına dayanarak Türk kıta sahanlığında bir çalışma yapamayacakları konusunda uyarılacaklardır.

 


Şekil 2: GKRY’nin Sözde Ruhsat Sahaları ve Türkiye MEB’i ile TPAO’nun Ruhsat Bölgeleriyle Çakışma Alanları
Cihat Yaycı, Doğu Akdeniz’de Paylaşım Mücadelesi ve Türkiye (İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınları, 2020), 45.

 

 

GKRY’nin izlediği siyasetin desteklenmesi hususunda Avrupa Birliği, Fransa, İtalya ve şirketleriyle ABD’nin de rol aldığını söylemek mümkündür. Bunun en açık örneği 2000’li yılların başında Sevilla Üniversitesi’nde akademisyen olarak bulunan Juan Luis Suarez de Vivero ve Juan Carlos Rodriguez Mateos’un ileri sürdüğü Sevilla Haritası’nın  Akdeniz deniz yetki alanlarını gösteren haritalarda kullanılmasıdır.[24]

 


Şekil 3: Seville Haritası
Cihat Yaycı, Doğu Akdeniz’de Paylaşım Mücadelesi ve Türkiye (İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınları, 2020), 50.

 

Buna ek olarak GKRY’nin bizzat dahil olduğu zirveler de Türkiye’yi yalnız bırakma çabasına örnek olarak gösterilmektedir. 8 Ekim 2019 GKRY-Yunanistan-Mısır Üçlü Zirvesi’nde Türkiye’nin, Türk ve KKTC MEB’inde yapmış olduğu faaliyetler kınanmış ve yasadışı olarak nitelendirilmiştir. Aynı zirvede Yunanistan ile Mısır arasında MEB antlaşmasının önemine vurgu yapılarak zorluk çekilen noktanın Girit-Kaşot-Kerpe adaları arasındaki hayali çizginin çizilememesi olduğu ifade edilmiştir.[25]

 

Mart 2019’da altıncısı yapılan GKRY-Yunanistan-İsrail Üçlü Zirvesi’ne ABD Dışişleri Bakanı da katılmış ve ABD’nin EAST MED Boru Hattı Projesi’ne destek verdiğini belirmiştir. Yazıda stratejik kültür kapsamında sadece GKRY ele alınmaktadır ancak bu zirve özelinde Türkiye ve İsrail’in de geçmişte yaşadığı olayların, iki devletin birbirine yaklaşımını ve politikalarını nasıl şekillendirdiği görülebilmektedir. 2008 yılındaki Gazze Operasyonu ile 2010 Mavi Marmara gemisine yapılan saldırı sonrası iki ülkenin ilişkileri hızla bozulmuştur. Bu gerginlik ortamında İsrail, GKRY ve Yunanistan ile yakın ilişkiler kurmuş, Doğu Akdeniz’de ortak tatbikatlar gerçekleştirmiş, silah satışı antlaşmaları imzalanmış[26] ve ilk kez bir İsrail Başbakanı 2010 yılında Yunanistan’ı ziyaret etmiştir. Yapılan diğer GKRY-Yunanistan-Lübnan, GKRY-Yunanistan-Ürdün ve yine GKRY-Yunanistan-Filistin Üçlü Zirveleri’nde de Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın başat rol oynadıkları, Türkiye’yi Akdeniz’de yalnız bırakma çabalarına ilişkin uğraşları görülmektedir. Bu gelişmelere stratejik bir analizle bakıldığında Yunanistan-GKRY ikilisinin Türkiye’yi Antalya Körfezi açıklarında dar bir deniz alanı haricinde, Anadolu kıyılarından görülen ufuk çizgisinin kara kısmına mahkum etmeye çalıştıkları anlaşılmaktadır. Bu durum uluslararası hukuka aykırıdır.[27]

 

Bölgedeki son gelişmelere baktığımızda 10-11 Aralıkta toplanan AB Zirvesi’nde Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikalarına yönelik olarak tedbir amaçlı yaptırım kararlarının alınmasından ve daha öncesinde yapılmış zirvede, bölgede Türkiye’nin içinde bulunmadığı Mısır merkezli bir gaz forumu kurulması kararlaştırıldığından yola çıkarak diğer devletlerin Doğu Akdeniz’de GKRY’nin politikalarını destekler nitelikte aksiyon aldıklarını söylemek mümkündür.[28]

 

4.2 Doğu Akdeniz’de Türkiye Cumhuriyeti’nin Faaliyetleri

Doğu Akdeniz’de perspektif Türkiye yönüne çevrildiğinde ilk dönem deniz yetki sınırlandırmaları konularına uzak kaldığı ve efektif bir çaba sarf etmediği görülmektedir, ancak son zamanlarda bölgede meydana gelen ve başını Rum Yönetimi-Yunanistan koalisyonunun çektiği gelişmelerle beraber Türkiye de kendi politikalarını yansıtmaya çalışmıştır. 2 Mart 2004’te BM’ye verilen nota ile Türkiye’nin 032°16`18“D boylamının batısında egemen hakları olduğunu ilk defa deklare edilmiştir. Bunun devamında 21 Eylül 2011’de KKTC ile kıta sahanlığı sınırlandırma antlaşması imzalanmış ve bir gün sonra TPAO’ya KKTC Bakanlar Kurulu tarafından hidrokarbon işletme ruhsatı verilmiştir. Son olarak 18 Mart 2019’da BM’ye verilen nota ile Mısır-Türkiye ortay hattını takip eden, 028° Doğu boylamı arasında kalan alanın Türk kıta sahanlığı olduğu, batı sınırının ise 028° Doğu boylamının batısında kalan alanda ilgili ülkelerin katılımı ile olacak bir antlaşma yoluyla belirleneceği tekrardan teyit edilmiştir.[29]

 


Şekil 4: Türkiye’nin Muhtemel MEB Sınırları
Cihat Yaycı, Doğu Akdeniz’de Paylaşım Mücadelesi ve Türkiye (İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınları, 2020), 80.

 

İlk devlet uygulamasının yapıldığı 2002 senesinden 2016’ya kadar çoğunluğu Akdeniz Kalkanı Harekatı dahilinde olmak üzere 14 yılda toplam 14 gemi faaliyeti engellenmiştir.[30] Türkiye aynı zamanda son yıllarda Fatih ve Kanuni gemileriyle sondaj faaliyetleri yürütmekte olup buna bağlı olarak peş peşe NAVTEX ilan etmekte bu da Doğu Akdeniz’de bulunan GKRY başta olmak üzere coğrafi olarak bu bölgede bulunmayan Yunanistan ve Fransa’nın AB ve ABD desteğiyle Türkiye’ye yönelik baskı oluşturmasına sebep olmaktadır.

 

GKRY’nin almış olduğu aksiyonların yanında Türkiye’nin Akdeniz’de icra ettiği karşı tutum ele alındığında 27 Kasım 2019 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Libya Devleti Hükümeti arasında Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’na değinmek gereklidir. 2009 yılında o zamana değin Türkiye’de deniz yetki alanları haritaları oluşturulurken yalnızca dikey hatların kullanıldığı doğru olmayan bir yöntem izlenmiştir. Bu yönteme göre Türkiye’nin yalnızca Mısır ile karşılıklı kıyısı olmaktaydı ancak bu yıldan itibaren GKRY, Yunanistan, Mısır, Lübnan ve İsrail’in uyguladığı şekilde diyagonal hatların kullanılması gerektiği fikri ön plana çıkmıştır. Bu çalışma bir makale halinde yayınlanmıştır.[31] Bu fikirle eş zamanlı olarak T.C. Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan 2010 Kasım’da Libya’ya olan ziyareti sırasında diyagonal görüşleri bildirmiştir ancak kısa bir süre sonra Kaddafi’ye karşı Arap Baharı ayaklanması yaşandığından süreç devam edememiştir. Daha sonra 2019 yılında görüşmeler tekrar başlatılmış ve son aşamada bu Mutabakat BM’e bildirilmiş, Libya ve Türkiye denizden komşu olma durumuna gelmiştir.

 

Libya ile imzalanan bu antlaşma GKRY, Mısır ve İsrail ile ilişkiler yürüten Yunanistan tarafından endişeyle karşılanmış, Yunanistan BM’ye gönderdiği mektupta Türkiye ve Libya’nın ortak sınırlara sahip olmadıklarından uluslararası deniz hukukunu ve Yunanistan’ın bölgedeki haklarını ihlal ettiklerini; antlaşmanın Libya Temsilciler Meclisi tarafından onaylanmadığından geçersiz olduğunu ileri sürmüştür.[32]

 

Şekil 5: Türkiye-İsrail, Türkiye-Libya Ana Karalarının Karşılıklı Kıyılarını Gösteren Harita
Cihat Yaycı, Doğu Akdeniz’de Paylaşım Mücadelesi ve Türkiye (İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınları, 2020), 166.

 

Yukarıda değinilen bilgilere bakıldığında GKRY’nin tutumlarına karşılık Türkiye’nin rahatsız olduğu iki temel sebep sayılabilir: GKRY’nin hak iddia etmiş olduğu deniz yetki alanlarının bir kısmının Türkiye’nin kendisi adına öngördüğü deniz yetki alanları ile çakışması ve bu tutumları sürdüren Rum Yönetimi’nin Ada’daki Türkleri yok sayıp Kıbrıs’taki tek otorite gibi hareket etmesi. Çıkarılacak bir diğer sonuç ise Yunanistan’ın bölgesel olarak Türkiye ile de geçmiş bir tarih ve kültürü paylaştığı halde onunla GKRY ile olduğu gibi ortak bir stratejik kültür noktasında hareket edememesidir. Bunun nedenleri ise apayrı bir araştırma konusudur.

 

 

SONUÇ

 

Doğu Akdeniz, diğer tüm enerji barındıran bölgelerde olduğu gibi onlara benzer ancak kendine has sorunları da bulunan, uluslararası ilişkiler alanını diplomasi, askeri, siyasi ve ekonomik açılardan meşgul eden bir jeopolitikte bulunmaktadır. Çeşitli güvenlik ikilemleri ve ikili/çoklu ilişkileri kapsayan bu bölge çeşitli teorilerle açıklanmaya çalışılmaktadır. Genel olarak Realizm/Neorealizm kapsamında ele alınan bölge ilişkileri, bu çalışmada stratejik kültür bağlamında analiz edilmektedir. Stratejik kültür, Synder’in Sovyetler Birliği’nin güvenlik yaklaşımının kendine has tarihsel ve kültürel nitelikler taşıdığını söylemesi ve ABD’den bu yönüyle farklı olduğunu vurgulamış olmasıyla beraber ortaya çıkmıştır. Stratejik kültür kavramına göre karar alıcılar ve devletler direkt olarak sadece rasyonel şekilde düşünüp tutum sergilemezler. Onların tutumlarında geçmişin getirdiği kodlar, alışkanlıklar, fikirler vardır ve tüm bunların oluşturduğu bir stratejiyle aksiyon alırlar.

 

Stratejik kültür kavramı rasyonel karar alıcıyı tamamen yok saymaz ancak sınırlı rasyonellik kapsamında yeniden değerlendirir. Doğu Akdeniz gibi çoklu etnik ve milli unsurun bir arada bulunduğu bir bölgeyi yalnızca sistem teorisi veya güç çıkar ilişkisi olarak tanımlamak buraya yönelik olan analizleri eksik bırakacaktır. Bölgenin yanında bulunan Orta Doğu’da da durum aynı şekildedir. Bu bölgelerdeki devletlerin az veya çok birbirleriyle tarihsel yaşanmışlıkları bulunmaktadır ve bu yaşanmışlıklar milletlerin, siyasilerin kodlarına işlemiştir. Araştırmacılar da tıpkı karar alıcılar gibi kültürel kodlar taşıdığından Ken Booth’un önerisiyle kendi kimliklerini bir ayrıştırma aracı olarak görerek, kültürel taassuptan arınırken sofistike bir realizm ve kültürel görelilikle hareket etmelidirler.

 

Çalışma kapsamında Türkiye ve GKRY’nin Doğu Akdeniz’de icra ettikleri faaliyetlerin saf birer çıkar çatışması ya da enerji kaynağı yarışı değil aynı zamanda stratejik kültürlerinin etkisi altında hareket ettikleri tezi üzerinde durulmakta, iş birliği kurulamamasının bir nedeninin de derin tarihi ayrım olduğu vurgulanmaktadır. Türkiye ve GKRY’ni ele alırken elbette Yunanistan’a da değinilmiş ve Yunanistan’ın, bölgesel olarak Türkiye ile de bazı aynı kültürel kodları paylaşmasına rağmen onunla değil bir başka kod paylaşımcısıyla birlikte hareket ettiği görülmektedir. Son zamanlarda da gerilimin iki ülke arasında yükselmesi bunun kanıtıdır.

 

Gelecekte Türkiye’nin Doğu sınırında bulunan Ermenistan örneğinin, Batı’sında da Yunanistan nezdinde açığa çıkacağı yorumunda bulunulabilir. Bölgede olan veya olmayan diğer aktörlere bakıldığında genel olarak Türkiye’yi “öteki”leştirmeye ve yalnız bırakmaya yönelik bir çabanın hakim olduğu görülmektedir. GKRY politikalarını destekler nitelikte hareket eden AB, ABD gibi aktörler aslında Kıbrıs Adası’nın etrafında bulunan enerjiden mümkün olan en fazla miktarı, en uygun şekilde almayı hedeflemektedirler. Kıbrıs sorunu bağlamında GKRY’nin yanında bu iki aktörle de bir geçmişin bulunması kültürün stratejiyi etkileme konusuna örnek teşkil etmektedir. Bölge ülkelerinden İsrail ile de yapılamayan antlaşmaların altında yine Mavi Marmara krizi gibi geçmiş olaylar yatmaktadır. İsrail, Türkiye ile yapacağı antlaşmadan, Rum Yönetimi’yle yaptığının daha fazlasını kazanacağını gördüğü halde stratejik kültürün devreye girdiği ve karar alıcıların tam bir iş birliğine gidemedikleri çıkarımı yapılabilir.

 

Çalışmada öncelikle Doğu Akdeniz’in güvenlikleştirilmesi hususunda tanımlar yapılmış ve nedenler ortaya konmuştur. Sonrasında Kıbrıs meselesinin önemli tarihsel noktalarına değinilip, bu durumun Türkiye’nin güvenlik tehdidi algılamalarında nasıl rol oynadığı üzerinde durulmuştur. Geçmişin gölgesinde bir gelecek tahayyülünün iki yapı arasında mümkün olup olmadığını incelemek adına Doğu Akdeniz’de yapılan Türk ve Rum faaliyetleri ayrı ayrı anlatılmıştır. Türkiye ve GKRY özelinde Medusa-2020, Doğu Akdeniz Üçlü Zirveleri ve AB Zirveleri bir bütün halinde tartışılarak diğer devletlerin tutum ve faaliyetleri de konu alınmıştır.

 

Tüm bunlardan yola çıkarak Rum Yönetimi’nin Türkiye’yi yalnız bırakmaya ve onu caydırmaya yönelik politikalarının ilerde de devam edeceği, Doğu Akdeniz’de yaşananların sadece çıkar amaçlı değil aynı zamanda kodlanmış bir tarihsel kültürün getirisi yoluyla hesaplaşma olduğu görülmektedir. Türk-Rum ilişkilerinde uzun vadede olumlu iş birlikleri tahmin edilmemekle beraber Türkiye’nin Libya ile yaptığı gibi bölgedeki diğer devletlerle ilişkiler kurarak ve stratejik konumunun enerji hatlarının daha ucuz yollu taşınmasına yardımcı olabilecek olduğu gerçeğini dillendirerek güç kazanabileceği ve GKRY’ni hakkaniyetli davranmaya zorlayabileceği durum da mümkündür.

 

BAU DEGS Genç Destek Araştırmacısı
Sevgi Yılmaz


[1] Güngör Şahin, “Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’in Önemi: Tehditler, Riskler, Fırsatlar ve Türkiye”  Güvenlik Stratejileri Dergisi S. 29 (2018): 203-204.

[2] a.g.m., 203-204.

[3] a.g.m., 203-204.

[4] Özgür Körpe, “Stratejik Kültür ve Güncel Kuramsal Tartışmalar” Güvenlik Stratejleri Dergisi S. 24 (2012): 148.

[5] a.g.m., 149.

[6] a.g.m., 149.

[7] a.g.m., 174.

[8] Ferhat Kökyay, “Neorealizm Kuramı ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz Enerji Politikası” İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi S. 9 (2020): 13-17.

[9] a.g.m., 14.

[10] a.g.m., 14.

[11] a.g.m., 15.

[12] a.g.m., 16.

[13] Cem Gürdeniz, “Medusa Tatbikatı’nın Türkiye’ye Gönderdiği Mesaj Nedir?”, https://doguakdenizpolitik.com/medusa-tatbikatinin-turkiyeye-gonderdigi-mesaj-nedir/ [Erişim Tarihi: 13.12.2020].

[14] Cihat Yaycı, Doğu Akdeniz’de Paylaşım Mücadelesi ve Türkiye (İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınları, 2020): 36.

[15] Türkiye, 2 Mart 2004 tarihinde BM Genel Sekreterliği’ne nota vererek Tükiye’nin uluslararası hukuktan doğan haklarının mevcut olduğunu BM nezdinde bildirmiştir. (Türk Dışişleri Bakanlığı’nın 30 Ocak 2007 tarihli basın bildirisi) a.g.e., 37.

[16] a.g.e., 37.

[17] a.g.e., 39.

[18] a.g.e., 38.

[19] a.g.e., 119.

[20] a.g.e., 41.

[21] a.g.e., 41.

[22] Türkiye’nin BM Daimi Temsilciliği tarafından 18 Mart 2019 tarihinde BM’ye gönderilen mektupta Türkiye’nin Akdeniz’deki kıta sahanlığı sınırları “32 derece, 16 dakika, 18 saniye Doğu Meridyeni ile 28 derece Batı Meridyeni arasında kalan bölgede Türkiye’nin çıkarları vardır. Mısır ile Türkiye deniz yetki alanının ortay hattı Türkiye’nin kıta sahanlığı hudutlarıdır.” a.g.e., 41.

[23] Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, “SC-56, 19 Eylül 2019, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy’un GKRY’nin 7 Numaralı Sözde Ruhsat Sahası için Uluslararası Şirketlerle Anlaşma İmzaladığına Dair Haberler Hakkındaki Soruya Cevabı”, http://www.mfa.gov.tr/sc_-56_-sozde-ruhsat-sahasi-hk-sc.tr.mfa [Erişim Tarihi: 09.12.2020].

[24] Cihat Yaycı, Doğu Akdeniz’de Paylaşım Mücadelesi ve Türkiye (İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınları, 2020): 48.

[25] Cihat Yaycı, Doğu Akdeniz’de Paylaşım Mücadelesi ve Türkiye (İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınları, 2020): 116.

[26] a.g.e., 117.

[27] Uluslararası hukuka göre kıta sahanlığı sınırlandırması hakkaniyete uygun şekilde yapılmalıdır. Her durumda sınırlandırmayı hakkaniyete uygun hale getiren bir metot bulunmamaktadır. Bununla beraber önce ortay hatların çizilmesini sonra hakkaniyete uygun hale getirilecek şekilde tadil edilmesini öngören metot ağırlık kazanmaktadır. Bu metot esas alınırsa, başlangıç aşamasını Anadolu’nun ilgili kıyıları ile Mısır’ın ve Kıbrıs Adası’nın ilgili kıyıları arasında çizilecek ortay hatlar oluşturacaktır. Türkiye’nin söz konusu sınırlandırma sahasına bakan ilgili kıyıları, Antalya Gazipaşa’dan Muğla Deveboynu Burnu’na kadar uzanmaktadır. Bu kıyıların profil uzunluğu ise 294 deniz milidir. Buna karşılık, GKRY’nin batı kıyılarının profil uzunluğu ise 28 mildir. Türkiye’nin görece 10 kat daha uzun ilgili kıyılarının, Uluslararası Adalet Divanı (UAD)’nın Fransa ile Kanada arasındaki St. Pierre ve Miquelon Adaları Kıta Sahanlığı Uyuşmazlığı Kararı’nda belirtildiği gibi, açık deniz alanlarına azami erişiminin kesilmemesi için Türkiye ile GKRY’nin ilgili kıyıları arasında çizilecek ortay hattın, Türkiye sahillerinin önünü açacak şekilde doğuya doğru çekilmesi gerekir. Bilindiği gibi, UAD’nin Malta-Libya Kıta Sahanlığı Uyuşmazlığı Kararı’nda, ortay hat sınırı Malta aleyhine 18 mil kuzeye çekilmiştir. Bu ölçünün, Anadolu kıyıları ile Kıbrıs Adası’nın batı kıyılarının oranları ve bunlara verilecek kıta sahanlıklarının da bu orana uygun olması gerekliliği dikkate alındığında, hakkaniyeti sağlamaya yetmediği görülecektir. Ayrıca, bölgedeki önemli suyolu Süveyş Kanalı’na ulaşımın ve Gine-Gine Bissau kararında belirtildiği gibi bölgenin en önemli limanlarından olan Antalya ve Mersin Limanlarının önünün kapanmaması gerekir. Sertaç Hami Başeren, “Doğu Akdeniz’de İş İşten Geçmeden”, http://tudav.org/calismalar/deniz-alanlari/munhasir-ekonomik-bolge/dogu-akdeniz-serhat-h-baseren/ [Erişim Tarihi: 09.12.2020].

[28] Hilal Sarı, “6 Ülke Doğu Akdeniz’de Türkiye’siz Gaz Forumu Kurdu”, https://www.dunya.com/gundem/6-ulke-dogu-akdenizde-turkiyesiz-gaz-forumu-kurdu-haberi-482616 [Erişim Tarihi: 10.12.2020].

[29] Cihat Yaycı, Doğu Akdeniz’de Paylaşım Mücadelesi ve Türkiye (İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınları, 2020): 137.

[30] a.g.e., 140.

[31] a.g.e., 158.

[32] Letter dated 14 February 2020 from the Permanent Representative of Greece to the United Nations addressed to the Secretary-General A/74/706.

 

 

 

KAYNAKÇA

Abdullah Muhsin Yıldız, “TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ’İ GÜVENLİKLEŞTİRMESİ”, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/203085 [Erişim Tarihi: 11.12.2020].

Ahmet Küçükşahin, Tamer Akkan, “Değişen Güvenlik Algılamaları Işığında Tehdit ve Asimetrik Tehdit”, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/84559 [Erişim Tarihi: 12.12.2020].

Aybars Görgülü, “Turkey, the EU and the Mediterranean”, http://podem.org.tr/en/researches/turkey-the-eu-and-the-mediterranean-perceptions-policies-and-prospects/ [Erişim Tarihi: 11.12.2020].

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, https://denizmevzuat.uab.gov.tr/uploads/pages/uluslararasi-sozlesmeler/denizhukuku.pdf [Erişim Tarihi: 10.12.2020].

Cem Gürdeniz, “Medusa Tatbikatı’nın Türkiye’ye Gönderdiği Mesaj Nedir?”, https://doguakdenizpolitik.com/medusa-tatbikatinin-turkiyeye-gonderdigi-mesaj-nedir/ [Erişim Tarihi: 13.12.2020].

Cihat Yaycı, Doğu Akdeniz’de Paylaşım Mücadelesi ve Türkiye (İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınları, 2020), 115-131.

Cihat Yaycı, Sorular ve Cevaplar ile Münhasır Ekonomik Bölge Kavramı (İstanbul: Deniz Basımevi Müdürlüğü, 2019), 54-60.

Constantinos Filis, “Troubled Waters in the Eastern Mediterranean?” Peace and Security (2020): 3-5.

Emanuel Karagiannis, “The Silent Rise of Greece as a Mediterranean Power”, https://rusi.org/commentary/silent-rise-greece-mediterranean-power [Erişim Tarihi: 09.12.2020].

Fatih Erbaş, “Jeopolitik Teoriler Temelinde Doğu Akdeniz ve Türkiye”, https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/jeopolitik-teoriler-temelinde-dogu-akdeniz-ve-turkiye/1113793 [Erişim Tarihi: 11.12.2020].

Ferhat Kökyay, “Neorealizm Kuramı ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz Enerji Politikası” İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi S. 9 (2020): 13-17.

George Tzogopoulos, “How the EU should deal with the Eastern Mediterranean”, https://ecfr.eu/article/commentary_how_the_eu_should_deal_with_the_eastern_mediterranean/ [Erişim Tarihi: 11.12.2020].

Gözde Kılıç Yaşın, “Yunanistan’ın Doğu Akdenizz Adımları”, https://21yyte.org/tr/merkezler/bolgesel-arastirma-merkezleri/balkanlar-ve-kibris-arastirmalari-merkezi/yunanistan-in-dogu-akdeniz-adimlari [Erişim Tarihi: 09.12.2020].

Güngör Şahin, “Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’in Önemi: Tehditler, Riskler, Fırsatlar ve Türkiye”  Güvenlik Stratejileri Dergisi S. 29 (2018): 203-204.

Hasan Yükselen, “Strateji Kavramını Çalışmak” Güvenlik Stratejileri Dergisi S.27 (2018): 8-10.

Hilal Sarı, “6 Ülke Doğu Akdeniz’de Türkiye’siz Gaz Forumu Kurdu”, https://www.dunya.com/gundem/6-ulke-dogu-akdenizde-turkiyesiz-gaz-forumu-kurdu-haberi-482616 [Erişim Tarihi: 10.12.2020].

İlter Turan, “Mediterranean Security in the Light of Turkish Concerns” Perceptions Journal of International Affairs S. 2 (1998): 5.

Marine Deal News, “Doğu Akdeniz’de Gerilim Arayışı: Medusa 2020”, https://www.marinedealnews.com/dogu-akdenizde-gerilim-arayisi-medusa-2020/ [Erişim Tarihi: 12.12.2020].

Mufti Malik, Daring and Caution in Turkish Strategic Culture. Republic at Sea (New York, 2009), 1-3.

Mehmet Efe Biresellioğlu, “Clashing Interests in the Eastern Mediterranean: What About Turkey?” Insıght Turkey S. 21 (2019): 115.

Mustafa Batman, “Turkish Gambit: Impact of Aggressive Foreign Policy”, https://yaleglobal.yale.edu/content/turkish-gambit-impact-aggressive-foreign-policy [Erişim Tarihi: 09.12.2020].

Nihal Akçay, 21. YÜZYILDA TÜRKİYE’NİN TEHDİT ALGILAMALARI VE GÜVENLİK AÇILIMLARI (Doktora Tezi, Uludağ Üniversitesi, 2008).

Nurhak Gürel, “Dış Politika Analizi ve Uluslararası İlişkiler Disiplininin Sorunlarına Katkıları Üzerine Bir İnceleme” Uluslararası Politik Araştırmalar Dergisi S. 3 (2018): 5-10.

Özgür Körpe, “Stratejik Kültür ve Güncel Kuramsal Tartışmalar” Güvenlik Stratejleri Dergisi S. 24 (2012): 148-151.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, “SC-56, 19 Eylül 2019, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy’un GKRY’nin 7 Numaralı Sözde Ruhsat Sahası için Uluslararası Şirketlerle Anlaşma İmzaladığına Dair Haberler Hakkındaki Soruya Cevabı”, http://www.mfa.gov.tr/sc_-56_-sozde-ruhsat-sahasi-hk-sc.tr.mfa [Erişim Tarihi: 09.12.2020].

Sadun Şifa, “Uluslararası İlişkilerde Modernleşme Teorileri ile Bağımlılık Yaklaşımlarının İncelenmesi” Milli Savunma Üniversitesi Mavi Vatan Dergisi S.6 (2020): 6-13.

Serdar Örnek, Baransel Mızrak, “Bir Güvenlik Sorunu Olarak Kıbrıs’ın Enerji Kaynakları ve Uluslararası Aktörlerin Politikaları” Bilge Strateji S. 15 (2016): 13-15.

Sertaç Hami Başeren, “Doğu Akdeniz’de İş İşten Geçmeden”, http://tudav.org/calismalar/deniz-alanlari/munhasir-ekonomik-bolge/dogu-akdeniz-serhat-h-baseren/ [Erişim Tarihi: 09.12.2020].

Susan Damman, “Five Types of International Cooperation for Missile Defense”, https://www.csis.org/analysis/five-types-international-cooperation-missile defense?utm_campaign=isp&utm_medium=report&utm_source=twitter [Erişim Tarihi: 12.12.2020].

Sotiris Roussos, Foreign Policy Under Austerity: Greece and Regional Dynamics in the Eastern Mediterranean (Greece, 2017), 95-100.

 

DİĞER YAZILAR

Grönland seçimlerini kazanarak Geleneksel Siumut Liderliğini Deviren Inuit Ataqatigiit
Grönland seçimlerini kazanarak Geleneksel Siumut Liderliğini Deviren Inuit Ataqatigiit
13 Nisan 2021

  Inuit Ataqatigiit Grönland seçimlerini kazanarak geleneksel Siumut liderliğini devirmiş oldu. Bu seçimlerde en önemli konuların başında Grönland’de yapılması...

Rusya’dan kritik ‘Kanal İstanbul’ ve ‘Montrö’ açıklaması: “Değiştirilmesi söz konusu değil.”
Rusya’dan kritik ‘Kanal İstanbul’ ve ‘Montrö’ açıklaması: “Değiştirilmesi söz konusu değil.”
10 Nisan 2021

BAU DEGS Başkanı Doç.Dr. Cihat Yaycı; “Hep başından beri söylediğim şeyi Rus Büyükelçi de söylemiş. Kanal İstanbul Montrö’yü etkilemez!!!”...