TÜMAMİRAL YAYCI ERMENİLERİN YOL HARİTASINI ‘4 T’ İLE ANLATTI: TERÖR, TANIMA, TAZMİNAT, TOPRAK

10 Mayıs 2021

BAU DEGS BAŞKANI DOÇ. DR. CİHAT YAYCI’NIN “ERMENİ DİASPORASI VE KURULUŞLARININ 06 MAYIS 2021’DE YAYIMLADIKLARI TÜRKİYE ALEYHİNE KAMPANYA STRATEJİSİ” ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELERİ

Bahçeşehir Üniversitesi Denizcilik ve Global Statejiler Merkezi (BAU DEGS) olarak Türkiye’nin uluslararası düzlemde uğradıkları haksızlıklara karşı araştırmalar yapmakta ve çalışmalar üretmekteyiz. Buradan hareketle de sözde Ermeni Soykırımı iddiaları hakkında Türkiye’ye yönelik atılan iftiraları berteraf etme gayreti içindeyiz.

Nisan 2021 ayı içerisnde sözde Ermeni Soykırımı hikayesinin aslını dünyaya anlatmak, asıl soykırıma uğrayanların Türk ve müslümanlar olduğunu ortaya koymak için bir mektup kampanyası yaptık. Mektuplarımızı  ABD Başkanı ve Kongre üyeleri olmak üzere alakalı tüm adreslere ilettik.

Tarihi ve hukuki olarak haklı olduğumuz apaçık ortadadır.

Tarih belgeleriyle çok açık göstermektedir ki esasen Ermeniler Erzurum, Erzincan, Trabzon, Van, Bitlis, Gaziantep, Kahramanmaraş, Elazığ başta olmak üzere daha nice yerlerde Türk ve Müslüman halka soykırımlar gerçekleştirmiş, toplu mezarlara bebek, çocuk, kadın, erkek, yaşlı, genci vahşice öldürmüş, yakmış veya canlı canlı toplu mezarlara gömmüşlerdir. Sadece Van ve çevresinde bile 22,900 Türk katledilmiştir. Iğdır ve Kars’ta ise Ermeni çetelerce katledilen Türklerin toplu mezarları bulunmuştur. Ayrıca Azerbaycan’da Azerbaycan Türk’ü soydaşlarımıza, Kerkük’te de Türkmen soydaşlarımıza ve Özbekistan’da Fergana Vadisi’nde Özbek Türkü soydaşlarımıza Ermeni örgütlerce soykırımlar gerçekleştirilmiş, toplu mezarlar ortaya çıkarılarak Ermeni soykırımcılarının hedeflerinin Türk soyu olduğu net bir ortaya çıkarılmıştır.  Bu mezarların bir kısmı günümüzde dahi yeni yeni ortaya çıkmaktadır.

Türk ve yabancı birçok araştırmacı ve hazırladıkları raporlar bu iddiaların asılsız olduklarını ispatladıkları gibi aksini yani Ermenilerin Türklere soykırım uyguladığını, hedeflerinin Türksüz bir Anadolu olduğunu belirtmektedir.

Aynı dönemlerde Türklere karşı yapılan katliam ve soykırımlar ise tarihi kanıtlarla defalarca gözler önüne serilmiştir. Kaldı ki Amerikalı tarihçi Prof. Justin McCarthy de 1915 Olaylarına dair Ermeni iddialarını yalanlar nitelikte açıklamalar yapmış ve belgeler ortaya koymuştur. McCarthy, yaklaşık 1 milyon Türk’ün öldürüldüğünü ve bu sebeple de aslında Ermeniler’in Türklere karşı bir soykırıma giriştiğini vurgulamıştır. Tüm bu olgular, asılsız Ermeni iddialarının aksine Doğu Anadolu’daki Türk soykırımının gerçekliğini tarihsel kanıtlarla ortaya koymaktadır.

ABD tarafından ABD Başkanı Woodrow Wilson’ın direktifleri ile Tümgeneral James G. Harbord’ın hazırlamış olduğu 1919 tarihli raporda,  Tarihçi James McCarthy’nin gün yüzüne çıkarmış olduğu 1919 tarihli ABD Kongresi’nin direktifleri ile Yüzbaşı Emory H. Niles ve  Arthur E. Sutherland Jr.’ın  hazırlamış oldukları raporda, Tarihçi Guenter Lewy’nin  çalışmaları başta olmak üzere birçok raporda “Ermeni iddialarının doğruluk payı olmadığı ve öne sürülen belgelerin uydurma olduğu” belirtilmiş hatta Ermini tarihsel kaynaklarda bile Türkler’e yapılan soykırımı ortaya koymuştur.

Yine Amerikalı Amiral Mark Lamber Bristol 28 Mart 1921 tarihinde Amerikan Yabancı Misyon Komiserleri İdari Heyeti’ne yazdığı mektupta “Türklerin Ermeni Kırımı yaptığı” haberlerinin doğru olmadığını söylemiştir.  Amerikalı tarihçi James McCarthy’nin ve  Guenter Lewy’nin çalışmaları, 20. yüzyılın başlarında bizzat bu bölgelere gelerek bu hususta dönemin ABD Kongresi ve ABD Başkanı Wilson tarafından hazırlattırılan ABD’li generallerin raporları ve daha nice belge Ermeni yalanlarını ve Türklere yönelik soykırımlarını dünya kamuoyu önünde gözler önüne sermiştir.Malta’da sözde soykırım iddiaları nedeni ile 235 Türk’ün İngiliz Mahkemesinde yargılanması esnasında  1 Mayıs 1921 tarihli Dışişleri Bakanlığından İngiliz Kraliyet Başsavcılığına gönderilen yazıda “Ermeni kıyımı” meselesinde “hukuki değerde kanıt bulunamayacağı” ifade edilmesi de başlı başına Ermeni yalan ve iftira kampanyasının açık bir başka delili olmuştur. İngiliz Kraliyet Savcılığı’nın yürüttüğü Malta tutukluları ile ilgili mahkemede “Ermeni kırımı” ile ilgili belgelerin aranılması çalışmaları doğrultusunda İngiltere Dışişleri Bakanlığı tarafından ABD’den de kaynak istenmiştir. 13 Temmuz 1921 tarihli Ingiltere’nin Washington Büyükelçiliğinden gelen bir yanıtta, Amerika Dışişlerinde “Ermeni kırımı” hakkında belge bulunamadığı vurgulanmıştı.

Ermenilerin yalan söylediği ve iftira attıklarını bizzat Ermeni en üst düzey yetkililer bile söylemiştir. Ermenistan’ın ilk Başabakanı ve Taşnak Partisi’nin en yetkililerinden olan Ovanes Kaçaznuni’nin Nisan 1923 tarihinde Bükreş’te gerçekleşen Taşnaksutyun Partisi’nin yurtdışı konferansında sunduğu rapor bu konuda çok önemlidir. Kaçaznuni bu raporunda partinin baştan sona faaliyetlerini incelemiş ve suçun parti yöneticilerinde olduğunu belirtmiştir. Taşnaksutyun’un müslüman nüfusu katlettiğinin altını çizmiş ve Türkiye’nin tehcir kararının doğru olduğunu ifade etmiştir. Rusya’ya bağlandıklarını ve Batı kamuoyundan destek aldıklarını da itiraf etmiş ve partinin feshedilmesini talep etmiştir,

Ermeni tarihçi Lalayan, Taşnak hükümetinin burjuva-milliyetçi politikalar sürdürdüğünü ve bu politikaların Ermenistan’daki nüfusun neredeyse yarısının mahvolmasına sebep olduğunu ifade etmiştir. Lalayan çalışmasında 1918-1920 yılları arasında Ermenistan’da hükümet olan Taşnaksutyun diktatörlüğünde nüfusun azalması ile ilgili verdiği bilgilendirmede, Türk nüfusunun yüzde, Kürt nüfusunun da yüzde 98 oranında azaldığının altını çizmiştir[1. Kızıl Ordu Komutanları Todorskiy ve Sviridov da 1921 yılında Orconokizde’ye mektup göndererek, 1919 ve 1920 yıllarında Şerur Bölgesi’nde Taşnakların büyük katliamlar gerçekleştirdiğini ifade etmiştir. 19 Haziran 1920 tarihli Azerbaycan Türkü, Gürcü ve Ermeni Bolşeviklerin imzası olduğu bir telgrafta Müslüman köylerinde kitlesel katliamlar yapıldığı belirtilmiştir. Lalayan Taşnakların, Ermeni olmayanları 1918-1920 yıllarında devlet aygıtından uzak tuttuğunu, Azeri ve Kürt nüfusa karşı etnik bir temizlemeye gittiğini belirtmiştir. Ermeni T.Haçikoglyan da Taşnakların binlerce Türk’ü yok ettiğini ifade etmiştir. Sovyet Ermenistan’ı üst düzey yöneticilerinden A.F.Myasnikyan, Taşnakları “Kafkaslar’ı ‘Türklerden temizleyen’ insanlar” diye ifade etmiştir.

Dönemin en önemli kaynak belgesi sayılan Çarlık Rusyası belgelerinde, Birinci Dünya Savaşı zamanı Ermeni terör teşkilatlarının yaptığı katliamlar ele alınmıştır. Bu raporlardan en önemlilerinden biri, Tuğgeneral Leonid Mitrofanoviç Bolhovitinov’un raporudur. Raporunda Ermeni meselesinin tarihi üzerinde de duran Bolhovitinov; Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermenilerin isyan için yaptığı hazırlıkları, savaş sırasında Ermenilerin Türk ve diğer müslümanlara yaptığı vahşi katliamları, Ermeni gönüllüleri arasındaki parti taraftarlarının mücadelesi gibi konuları ele almıştır. Ermeni devlet ve bilim adamı Artaşes Karinyan, Ermenilerin nüfusunun diğer gruplara nazaran kıyaslanmayacak derecede az olduğunu belirtmiştir. Karinyan, Rus askeri makamlarının raporlarında Ermeni Taşnakların Türk ve Kürt halkına sistematik saldırı yaptığını ve buralarda etnik temizlenme yaptığının altını çizmiştir. Bu katliamlar öyle bir duruma gelmiştir ki artık Rus komutanlar da bu durumdan rahatsız olmuştur. Hristiyan nüfusun Müslümanlara karşı yaptığı yağmanın büyüklüğü sonrası, önlemler alınması için Rus Askeri Valisi’nin karargaha yaptığı başvurulara dair belgeler de Çarlık Rusya’sı arşivinde mevcuttur. Hatta yağma zamanı Ermenilerin, Rus askerlerine dahi ateş ettiği ve askeri birlikten silahlar çalarak firar ettikten sonra soygun yaptıkları için tutuklamalar yapıldığı raporlarda mevcuttur.

1926 basılı Büyük Sovyet Ansiklopedisi’ndeki “Ermeni Sorunu” maddesinde ise Birinci Dünya Savaşı öncesi Rus Çarı’nın Ermenilere yardım eli uzattığı belirtilmiştir. İlaveten Ermeni çetelerinin savaş sırasında Türk hükümetine karşı eyleme geçtiği de vurgulanmıştır. Ünlü Sovyet doğubilimci V.A. Gurko-Kryajin, “Yakındoğu ve Devletler” eserinde Ermenilerin, Kars ve Erivan bölgesindeki Müslüman nüfusunu ya yok ettiklerini ya da Türk veya İran topraklarına gönderdiklerinin altını çizmiştir. Bunun bir çok örnek belge mevcuttur.

Ancak Ermeniler bu gerçekleri günümüzde ortaya koyan bilim adamlarını da saldırı ve tehditlerle sindirmişlerdir. 19 Mayıs 1985 tarihinde Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Şükrü Elekdağ öncülüğünde 69 bilim adamı ABD Kongresi’ne açık mektup yazarak, sözde soykırım iddialarının yalan olduğunu ifade etmiştir. İmza atanlardan Prof. Dr. Stanfard Shaw, Kaliforniya Üniversitesi’nde ders verdiği zaman Ermeni öğrencilerin derslerini bastıklarına şahit olmuş ve Ermeni akademisyen Richard Hovannisian tarafından “cani” diye isimlendirilmiştir. Evi bombalanan Shaw Türkiye’ye taşınmıştır. Bu konuda büyük çalışmalar yapan tarihçilerden biri olan Prof. Dr. Justin McCarthy, Prof. Dr. H. Lowry, Fransız tarihçi Gilles Weinstein gibi isimler Ermeni diasporası tarafından hedef alınmıştır. Önde gelen tarihçilerinden Bernard Lewis de diaspora ile mahkemelik olmuştur. Lewis davayı dört kere kazansa da, son yargılamada mahkeme haksız yere Lewis’i para cezasına çarptırmıştır. Ermeni diasporasının Oxford Üniversitesini basması üzerine üniversite Ermeni tarihçi Dadrian’ın ileri sürdüğü tezleri çürüten Gunther Levy’nin kitabını yayınlamamış ve Gunther Levy kitabını Utah Üniversitesi’nde yayınlatmıştır.

Sonuç olarak, dünya kamuoyunda Türkiye ve Türk milletine dayatılmak istenen sözde “Ermeni soykırımı” yalanı tarihsel açıdan hiçbir gerçeklik taşımamaktadır. Bu nedenle Türklerin saklayacak hiçbir ayıbı yoktur. Ülkemiz uluslararası düzlemde tarihi arşivlerin karşılıklı olarak açılması talebini ve teklifini defalarca dile getirmiştir. Buna karşılık sözde soykırım iddia sahipleri bu talebi ve teklifi inatla görmezden gelmişlerdir. Bunun nedeni iddia ettikleri soykırımı kanıtlayacak belgelerinin bulunmaması gerçeğidir. Diğer yandan eğer arşivler açılırsa Türklere yönelik gerçekleştirdikleri soykırımların belgelerinin gün yüzüne çıkacağından endişe etmektedirler.

Hukuki olarak ise, soykırım suçunun yer aldığı ilk hukuki belge, o zamanlar yeni kurulmuş olan Birleşmiş Milletlerin 11 Aralık 1946 tarihli ve 96(I) sayılı kararıdır. Bu karar ile soykırım, uluslararası hukuka göre suç sayılmıştır ve cezalandırılmasının uluslararası bir mesele olduğunun altı çizilmiştir.

Birleşmiş Milletlerin aldığı bu karar uyarınca 6 Aralık 1948’de Paris’te Genel Kurul’un 260A (III) sayılı kararıyla, toplantıda bulunan 56 üye devletin tamamı tarafından “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme (SSÖCS)oy birliği ile kabul edilmiştir. Sözleşme 12 Ocak 1951’de yürürlüğe girmiştir.  BAUDEGS çatısı altında oluşturulan Ermeni Tehciri Dosyası kapsamında yapılan çalışmalar sonucunda ortaya çıkmıştır ki (önceki çalışmaları da teyit ederek) sözde Ermeni Soykırımı iddiaları Sözleşmede açıklanmış olan soykırım suçunun herhangi bir unsurunu taşımamaktadır. Soykırım suçu için özel kast aranıyorken tehcir esnasında herhangi bir soykırım kastının olmadığı tarihi belgelerle ortadadır. Ayrıca eğer soykırım kastı olsaydı bile Soykırım Sözleşmesi hukuktaki geriyeyürümezlik ilkesini bünyesinde bulundurmaktadır. Bu ilkeye göre bir kanun veya sözleşme onaylandığı tarihten itibaren işlenen suçlara uygulanabilecektir. 1915 yılında gerçekleştiği iddia edilen bir olay için 1948 yılında imzalanan bir sözleşmeyi uygulamaya çalışmak evrensel hukuk uygulaması ile çelişmektedir. Dolayısıyla Türkiye’nin bu olaylardan ötürü yargılanması ne tarih ne de hukuk açısından mümkündür.

Diğer yandan Perinçek-İsviçre davasında da teyit edildiği üzere bir olayın soykırım olarak tanımlanabilmesi için yetkili mahkemenin karar vermesi gerekir. Böyle bir ne yerel mahkeme kararı ne de o tarihte verilmiş bir uluslararası mahkeme kararı vardır. Mahkeme kararı yoksa hukuken soykırım da yoktur. Aslında bu kadar basittir.

Diğer yandan müfteri Ermenilerin tazminat taleplerini tekrar gündeme getirmeleri muhtemeldir ancak bu talepler konusunda ortada hukuki gerçeklik  ve bir engel daha vardır. Şöyle ki; 1923 yılından başlayan Türkiye-ABD arasındaki tazminat sorununun 1934 Antlaşması ile herhangi bir şüpheye yer vermeyecek şekilde sonlanmış olduğu da bir gerçektir.

Özetle hem tarihi hem hukuki açıdan haklı olduğumuz ve asıl mağdurun bizler olduğu açıkça ortadadır.

Ancak tüm bu hukuki ve tarihi gerçeklere rağmen ABD Başkanı Joe Biden’ın 24 Nisan 2021’de “Soykırım” iadesini kullanmasının ardından,  ABD yürütme erkinin beyanının Amerikan Mahkemelerinde hukuki referans olarak alınabilidiğini hatırlatarak önümüzdeki süreçte aleyhimize ciddi bazı politik ve ekonomik kampanyalar düzenleyebileceklerini, bu kapsamda Ermeni diasporasının, Türkiye düşmanlarıyla birlikte harekete geçip, tazminat ve sigorta davaları açabileceklerini konusundaki endişelerimizi paylaşmıştık.

Zira hukuki ve tarihi gerçeklikler tümüyle lehimizde olsa dahi, kuralı güçlünün koyduğu ve değiştirebildiği bu uluslararası ortamda en kötü senaryoya karşı hukuken ve siyaseten hazırlıklı olmalıyız demiştik. Bu noktada stratejimizi hukukun geriye işlemezliği ilkesinin uluslararası hukukta geçerli olduğunu faraziye olarak kabul edersek, bu faraziye ortadan kalkarsa tüm stratejimizin de dayanağını çöker, o nedenle en kötü senaryoya göre hazırlıklı olmalı, stratejiler geliştirmeliyiz diye naçizane öngörüde bulunmuştuk.

Ne yazık ki öngürülerimiz bir bir gerçekleşmektedir. Ermeni Diasporası ve lobileri ısrarcı iftiralarını ve taleplerini zorla kabul ettirmek hususunda yeni bir yol stratejisi belirlemektedirler. Amerikan Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA) 06 Mayıs 2021 tarihinde, ABD Başkanı Joe Biden’ın, ‘Soykırım’ beyanı sonrası lobi olarak izleyecekleri yol stratejisine dair yeni bir röportaj yayımlamıştır. Ermeni Lobisi ANCA’nın Türkiye’yi hedef alan yol haritasının ana başlıkları şu şekildedir.

Kurumsallaştırma:Anma günleri, yıllık kutlamalar, anıtlar, müzeler ile 1915’i kurumsallaştırmak. Hem ABD genelinde hemde dünya genelindeki devletlerde ulusal günler, anmalar yaptırmak.

Eğitim: ABD’de tüm eyaletlerde olacak şekilde ve dünya genelindeki devletlerinde sözde ‘soykırımı’ eğitim müfredatlarına sokmak.

Hukuki alternatif yollara başvurarak bireysel ve kurumsal olarak  tazminat ve ceza davaları açmak;

Bireyler düzeyinde açılan davalar yolu ile (Örneğin; 2010’da İncirlik Üssü’nün Ermeni çiftçilere ait olduğu iddia edilen tarım arazisi olması vb.)

Kuruluşlar düzeyinde açılan davalar yolu ile (Ermeni Kiliseleri ve kilise mülkleri gibi). Ermeni kilisesinin tarihsel merkezinin yıkılması ve çalınması iddiaları ile bu merkezin geri temin edilmesi üzerine Avrupa’da ve Türkiye’de davaların açılmasının artırılması durumu.

Devletler düzeyinde açılan davalar yolu ile (Ermenistan’ın dava açması, konuyu ve taleplerini BM’ye taşıması)

Türkiye ve müttefiklerini zora sokmak için aleyhlerine lobicilik faaliyetleri başlatmak.

Türkiye’yi destekleyen Pakistan’a hedef almakve Pakistan karşıtı Hindu Amerikan müttefikleriyle yakın temasta bulunmak suretiyle Kongre üyelerinin dikkatini nükleer silahlar konusunda Türk-Pakistan işbirliğine çekmek,

Maalesef tehlike büyüktür. Çok ciddi ve çok boyutlu hazırlık yapmalıyız. Ermenilerin tarihi yol haritası;  4T= TERÖR-TANIMA-TAZMİNAT-TOPRAK’dır. Ermeniler bu yol haritasının ilk iki safhasını gerçekleştirmişleridir. Şimdi sıra diğer iki basamaktadır. Ve şimdi sigorta şirketleri ağır tazminat davaları açmaya hazırlanıyorlar. Unutulmaması gereken bir gerçek vardır, ne kadar da hoşumuza gitmese, uluslararası hukuk güçlü hukukudur. Bu gerçekten hareketle çok boyutlu tedbir almalıyız. Bugün büyük güçler, hukukun geriye işlemezlik ilkesini göz ardı ederek uluslararası ceza mahkemesine bu meseleyi götürüp, yeni bir karar aldırabilir. O zaman Türkiye’nin uluslararası prestiji, saygınlığı zedelenir. Onun için ön almalıyız. Onların yaptıklarının önlerine koymalıyız. Savunmacı diplomasiden atak diplomasiye acilen geçmeliyiz.

Öncelikle Ermeni ya da Rum iddia, iftir ve taleplerini asla müzakere etmemeliyiz. Edebiliriz havası dahi vermemeliyiz. Eğer Türkiye, ‘oturalım, konuşalım’ teklifini kabul ederse, işte o an, ‘onlar da soykırımı kabul ediyor’ diyeceklerdir. Bunun hukuki bir geçerlilik sayıp, bizi ‘soykırımcı’ ilan edecekler. Kesinlikle müzakere edilmemesi, masaya oturulmaması lazımdır. Bu konuda devlet yetkililerinin en ufak niyet bile belirtmemesi gerekiyor. Yoksa mahkeme kararının yerine geçer, aleyhimize kullanılır. Bazı çevreler ‘özür dileyim, oturup, helalleşelim’ diyecektir, özür kampanyaları yapılacaktır, hepsinin arkasında ‘soykırım’ lafını kullanan kesimler olduğunu ve Türkiye düşmanları olduklarını asla unutmamamız  gerekir.

Bu ön şartı yerine getirmek kaydıyla, aşağıdaki hususların yapılmasında fayda mütalaa ederiz.

Hemen Yunan ve Ermeniler tarafından Türklere yapılan soykırımları belgelemek üzere enstütü açmalıyız.

Yerel mahkemlerde şu andaki tanık ifadeleri belgelenmeli ve Ermeni ve Rumlar’ın yaptıkları soykırım mahkeme kararları ile tescillenmelidir.

Müteakiben TBMM tarafından Ermenilerin ve Yunanlıların Türk ve Müslümanlara soykırım yaptığı karara bağlanmalıdır. Bu kararlar elimizde bulunmalıdır.

Yapılacak değerlendirmeye isitnaden BM’ye müracaat edip Türkiye, Ermeni ve Yunanlılardan tazminat talep etmelidir.

Tekrar ifade etmek isterim ki, uydurma soykırımlarla yüzleşme, özür, müzakere vb. telkinler hep Türkiye düşmanı güdümlü çevrelerce gündeme getirilecektir.  Asla bu tür şeytanın sağdan yanaşması türünden telkinlere itibar etmemeliyiz. Ettiğimiz an, kaybettiğimiz an olacaktır.

Bu iftiralarla atalarımız da uğraştı, şimdi biz uğraşıyoruz. Hedefin Türklük ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti olduğunu hatırdan çıkarmadan, milli birlik ve beraberlik içerisinde bulunmalı ve atalarımızı utandırmamalıyız.

Saygılarımla,

Doç. Dr. Cihat Yaycı

BAU DEGS Başkanı

 

10 MAYIS 2021

KAYNAKÇA: http://www.volkangazetesikktc.com/tumamiral-yayci-ermenilerin-yol-haritasini-&39;4-t&39;-ile-anlatti-teror-tanima-tazminat-toprak,ID_88170.html

DİĞER YAZILAR

SON 24 SAATTE MEDYADA BAU DEGS
SON 24 SAATTE MEDYADA BAU DEGS
12 Haziran 2021

11 HAZİRAN TARİHLİ YERLİ VE YABANCI BASINDA BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ DENİZCİLİK VE GLOBAL STRATEJİLER MERKEZİNE İLİŞKİN HABERLERİN YER ALDIĞI MEDYA...

Akdeniz’de Ulusal ve Küresel Stratejiler Sempozyumu
Akdeniz’de Ulusal ve Küresel Stratejiler Sempozyumu
11 Haziran 2021

İstanbul Üniversitesi ile birlikte 12-13 Haziran 2021’de düzenlediğimiz “Akdeniz’de Ulusal ve Küresel Stratejiler” Sempozyumuna aşağıdaki seçkin akademisyenlerimiz tebliğlerde bulunacaktır....

SON 24 SAATTE MEDYADA BAU DEGS
SON 24 SAATTE MEDYADA BAU DEGS
11 Haziran 2021

10 HAZİRAN TARİHLİ YERLİ VE YABANCI BASINDA BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ DENİZCİLİK VE GLOBAL STRATEJİLER MERKEZİNE İLİŞKİN HABERLERİN YER ALDIĞI MEDYA...