Türk Gemisine Yapılan Müdahalenin Hukuki Çerçevesi

 

Özet

 

ROSELİNE-A isimli ticari gemisi, 22 Kasım 2020 tarihinde, açık denizde saat 12:30’da
telsizden IRINI Harekâtı unsurlarından olan Yunanistan Deniz Kuvvetlerinden Theodoros
Mikropoulo’nun sevk ve idaresi altındaki Alman Deniz Kuvvetlerine bağlı Hamburg
Fırkateyni tarafından tarafından sorgulanmıştır. Bilahare, IRINI Harekât Merkezi tarafından
gemide arama yapmak için izin istenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından gemide
arama izni verilmediği saat 17:44’de IRINI Harekât Merkezine bildirilmiştir. Buna rağmen
saat 18:00 sularında İtalyan özel kuvvet unsurları helikopter vasıtasıyla gemiye çıkmıştır.
Gemi kaptanına ve mürettabata zor kullanılmış ve gemi aranmıştır. Gemide herhangi bir silah
veya teçhizata rastlanmamış ve 16 saat sonunda gemi terkedilmiştir. Bu yazıda olayın 1982
Birleşmiş Milletler Deniz Hukuki Sözleşmesi, 1988 Denizde Seyir Güvenliğine Karşı
Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşme (SUA Sözleşmesi), BM Güvenlik Konseyi
kararları ve uluslararası teamüllere göre değerlendirilmesi yapılmıştır ve sonuç olarak bu
müdahalenin herhangi bir hukuki dayanağı olmadığı tespit edilmiştir.
Bu yazı BAUDEGS için hazırlanmıştır.

Abstract
The commercial ship ROSELINE-A was interrogated by the Hamburg Frigate of the German
Naval Forces under the direction and direction of Theodoros Mikropoulo, one of the Greek
Navy, one of the elements of Operation IRINI, on the open sea at 12:30 on 22 November
2020. Subsequently, permission was requested by the IRINI Operations Center to search the
ship. The Republic of Turkey is not given time to ship a search warrant by the state 17: 44 has
been reported to the Operations Center IR. Nevertheless, at around 18:00, Italian special force
elements boarded the ship by helicopter. The ship’s captain and crew were used by force and
the ship was searched. No weapon or equipment was found on the ship and the ship was
abandoned after 16 hours.In this article, the incident was evaluated according to the 1982
United Nations Convention on the Law of the Sea, the 1988 Convention for the Suppression
of Unlawful Acts Against the Safety Maritime Navigation (SUA Convention), UN Security
Council resolutions and international practices, and as a result it was determined that this
intervention had no legal basis. This article has been prepared for BAMAGS.

Türk Gemisine Yapılan Müdahalenin Hukuki Çerçevesi

Yazımıza başlamadan önce IRINI harekatına değinmek gerekirse; Birleşmiş Milletlerin
(BM) Libya’ya silah ambargosunun uygulanması ve denetlenmesi için 31 Mart’ta başlatılan
bir operasyon bu. Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (CSDP) çerçevesinde, Avrupa
Birliğinin (AB) askeri operasyonu olarak yürütülen bu harekatta Libya açıklarında gemilerin
denetlenmesi, yasa dışı petrol ticareti hakkında veri toplanması ve bunların
yanında Libya Sahil Güvenlik güçlerine eğitim verilmesi ve insan kaçakçılığı gibi suçları
işleyen örgütlerle mücadeleye katkı sağlanması hedefleniyor.
Bu bilgilere ek olarak açık denizde devletlerin açık denizde diğer devletlerle müştereken
kullandığı yetkiler çerçevesinde uluslararası suçlar yer almaktadır ancak bunlar açık bir
şekilde sayılmış bunun harici bir durumda bayrak devletinin açık denizdeki münhasır
yetkisini ihlal edecek şekilde başka bir devlet ,gemiye müdahalede bulunamaz. Bu suçlar ;
Köle taşınmasının yasaklanması (md. 99) , Deniz haydutluğuyla mücadele (md.
100-107) ,Uyuşturucu madde kaçakçılığıyla mücadele (md. 108) , Açık denizde izinsiz radyo
yayını (md. 109) başlıkları altında 1982 BMDHS’de belirtilmiştir.
Açık denizlerde ziyaret hakkına ilişkin olarak ‘’ 1- Müdahalenin bir andlaşma ile tanınan
yetkilerden kaynaklanması durumu dışında, açık denizde 95. ve 96. maddelerde öngörülen
tam dokunulmazlıklardan yararlananlar haricindeki bir yabancı gemiyle karşılaşan bir savaş
gemisi aşağıda belirtilen konularda ciddi nedenler olmadıkça, bu gemiyi durdurup denetleme
hakkına sahip değildir.

a) Geminin deniz haydutluğu yaptığı;
b) Geminin köle ticaretine karıştığı;
c) Savaş gemisinin bayrağını taşıdığı devletin 109. madde uyarınca yargılama yetkisine sahip
olduğu bir durumda, geminin izinsiz yayına hizmet ettiği;
d) Geminin tabiiyetsiz olduğu; veya
e) Yabancı bir bayrak çekmiş olmasına veya bayrağını göstermekten kaçınmasına rağmen,
geminin gerçekte savaş gemisiyle aynı tabiiyette olduğu’’ şeklinde tanımlama ile ziyaret hakkının hangi durumda gündeme geleceği açıkça belirtilmiş olup maddenin devamında eğer bu şüpheler gerçekleşmez ise durdurulan geminin şüpheleri haklı gösterecek hiçbir eylem yapmaması şartıyla maruz kaldığı her türlü zararın tazmin edileceği maddede belirtilmiştir.

Ancak en başta da belirttiğimiz üzere , IRINI Harekâtı‘nın halihazırdaki tavrı uluslararası
hukukun gereklerini gözettiğini söylemek mümkün değildir. Bu bilgilerden sonra Türk
Gemimizde yapılan hukuki dayanaktan yoksun aramayı değerlendirelim.

Türk Ticaret Gemisine Yapılan Hukuksuz Müdahalenin Uluslararası Sözleşmelere Göre
Değerlendirilmesi

Kural olarak açık denizlerdeki her bir gemi (sivil ya da askeri, kişisel veya devlet) kayıtlı
olduğu, yani bayrağını taşıdığı bayrak devletinin yasama, yürütme ve yargı yetkisi altındadır.
Bir başka deyişle başka hiçbir devlet kural olarak bu gemiler üzerinde yasama, yürütme ya da
yargısal yetki kullanamazlar. Bu kural hem gemi hem de gemi içerisindeki yük ve personeli
kapsamaktadır. 1

Ancak tanımlanmış bazı durumlarda, bir devletin savaş ya da güvenlik gemileri, bir başka
devletin sivil-ticaret gemilerine müdahale hakkına sahiptirler. 1982 BM Deniz Hukuku
Sözleşmesi’nin 110.maddesi bu durumları, bir geminin deniz haydutluğunda kullanıldığına,
köle ticaretinde kullanıldığına, izinsiz radyo yayını yaptığına, tabiiyetsiz (hiçbir devlete
kayıtlı olmadan, yani bayraksız bir şekilde) seyahat ettiğine, yabancı bir bayrak çekmiş
olmasına veya bayrağını göstermekten kaçınmasına rağmen, geminin gerçekte müdahale
etmek durumunda olan savaş gemisiyle aynı tabiiyette olduğuna dair “ciddi
şüphe” (reasonable ground for suspecting) bulunduğu durumlar olarak sıralamıştır.
Sözleşmede sayılan durumlarda “ziyaret hakkı” kullanılır ve gemi durdurulup askeri personel
ile denetleme gerçekleştirilir. Gemiye çıkıldıktan sonra sadece şüphe çerçevesinde ilgili
evrakların kontrol edilmesi mümkündür. Evrakların incelenmesi neticesinde sonucunda eğer
gerekli görülürse daha detaylı inceleme de yapılabilir ve gemi yükü kontrol edilir. Bütün bu
incelemelerden sonra şayet şüphenin doğruluğu kanıtlanamaz ise geminin uğradığı zararların
kontrolü yapan devlet tarafından giderilmesi gerekir. Şüpheler doğrulanır ise gemi ve personeli üzerinde idari ya da yargısal yetkiler kullanılabilir mi sorusunun cevabı açık
olmamakla birlikte, kullanıldığı örnekler bulunmaktadır.
Rosaline A isimli Türk ticaret gemisine yapılan müdahalenin gerekçeleri:
– Yukarıda da belirtildiği üzere BMDHS’ye ziyaret hakkının kullanılması için ciddi şüpheye
ihtiyaç vardır.
Ancak müdahalenin ardından Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada “muğlak bir
şüphe üzerine” bu müdahalenin gerçekleştiği açıklanmıştır. Bu durumda müdahaleyi 2
yapanların gerekçe olarak gösterdiği sebepler ya şüphe duyulmaması gereken bir durum idi
veya belirsiz bir durum bildirilmişti.
– Ciddi şüphenin dışında sözleşmenin 110. maddesinde sayılan diğer sebeplerden birinden
ötürü de gemiye müdahale edilebilir. Bu sebepler aşağıda belirtilmiştir.

– Geminin deniz haydutluğu yaptığı;
• Geminin köle ticaretine karıştığı;
• Savaş gemisinin bayrağını taşıdığı devletin 109. madde uyarınca yargılama yetkisine
sahip olduğu bir durumda, geminin izinsiz yayına hizmet ettiği;
• Geminin tabiiyetsiz olduğu; veya
• Yabancı bir bayrak çekmiş olmasına veya bayrağını göstermekten kaçınmasına
rağmen, geminin gerçekte savaş gemisiyle aynı tabiiyette olduğu.
Maddede sayılan durumlardan herhangi birinin de Rosaline A gemisinde bulunmadığı da
apaçık ortadadır.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Libya’ya silah ambargosu ile ilgili kararlar:
– BM Güvenlik Konseyi’nin Libya için ilk olarak 26 Şubat 2011 yılında silah ambargosu
ilan etti. Bunun ardından 17 Mart 2011 tarihli ve 1973 sayılı Güvenlik Konseyi kararı ise
bu süreçte ikinci kararı oluşturmaktadır.
– Bu karar Libya üzerindeki hava sahasını uçuşa yasak bölge ilan etmiş, ayrıca BM üyesi
bütün devletlere açık denizlerdeki şüpheli kargoları inceleme yetkisi vermiştir.
– Bu süreçte üçüncü karar olan BM Güvenlik Konseyinin 2009 sayılı kararı (2011) ile de
Yaptırım Komitesine önceden bildirilmesi ve onayı ile silahların yeni Libya makamlarına
ulaştırılmasına imkan tanındı. Ayrıca BM personeli, medya çalışanları ve insani yardım ve
kalkınma görevlileri ve ilgili personelin korunması için Komiteye önceden bildirilerek ve
olumsuz bir karar alınmaması durumunda, hafif silahların ve ilgili materyallerin Libya’ya
geçici olarak ihraç edilmesine izin vermiştir.
– Güvenlik Konseyi 2095 (2013) sayılı kararı ile Libya’da insancıl koruma ve Libya
hükümetine eğitim verilmesi maksatları için ölümcül olmayan askeri teçhizatın temin
edilmesi veya teknik ve mali yardım sağlanması durumlarında, Yaptırımlar Komitesine
bildirim zorunluluğunu kaldırdı.

Ağustos 2014’te, Libya’da yeni bir şiddet süreci başladıktan sonra, 2174 sayılı Güvenlik
Konseyi kararı, Libya’ya yapılacak herhangi bir silah ve ilgili malzemenin Yaptırım
Komitesi tarafından önceden onaylanması şartını getirdi. Haziran 2016’da Güvenlik
Konseyi, 2292 sayılı karar ile, Libya kıyılarının açık deniz kesimlerinde, Libya’ya
uygulanan silah ambargosunu ihlal ettiği düşünülen gemileri denetlemek için bütün
devletlere yetki verdi. 3
Ancak 2292 sayılı kararın uygulanabilmesi için gemilerle ilgili kesin şüphe olması
gerekmektedir, önceden yükü ve rotası belirtilmiş sivil bir geminin kesin şüphe
oluşturabilmesi son derece güçtür ayrıca yine geminin bayrak devletinin rızasına ihtiyaç
vardır. Bu rıza verilmediği takdirde zımni ret sayılır ve gemiye çıkılamaz. Ayrıca G20

ülkelerinin bayraklarını taşıyan gemilere devletten cevap beklenmeksizin, kaptanın rızası
olmaksızın çıkılması ve mürettabata karşı zor kullanılması uluslararası teamüllere aykırıdır.
1988 SUA Sözleşmesine dayanarak gemiye müdahale edilebilir mi?
Sözleşme esas olarak, hırsızlık, haydutluk ve silahlı soygun, kaçakçılık, kaçak yolcu
ve terörizm gibi şiddet içeren deniz güvenliğini tehdit eden eylemlere karşı hazırlanmıştır.
Devlet gemilerinin kapsam dışında tutulduğu Sözleşme’nin 3. maddesinde suçlar sayılmıştır.
Bu suçların ortak özelliği geminin seyir güvenliğinin tehlikeye sokulmasıdır. Bu bağlamda;
“- Geminin veya kontrolünün ele geçirilmesi,

– Gemide bulunanlara şiddet uygulanması,
– Gemiye ve yüküne zarar verilmesi,
– Gemiyi tahrip edebilecek cihaz veya maddelerin gemiye konulması/ koydurulması,
– Seyrüseferi kolaylaştıran yapılara zarar verilmesi,
– Seyrüseferi tehlikeye sokacak şekilde yanlış bilgilerin gemiye iletilmesi,
– Bu maddede belirtilen suçların işlenmesi veya bunlara teşebbüs edilmesi
dolayısıyla bir kimsenin öldürülmesi ve yaralanması suç oluşturmaktadır”
Görüldüğü gibi sayılan bu eylemler deniz haydutluğu olarak kabul edilir. 4
Sözleşmeye taraf devletler arasında yasadışı fiillerin önlenmesi konusunda kapsamlı bir
işbirliği öngörülmüştür. Açık denizde yabancı gemiye müdahale söz konusu olduğunda
öncelikle geminin uyrukluğunun bayrak devletince doğrulanması gereklidir. Bu doğrulama
çerçevesinde ilgili devletlere sorulan soru mümkün olduğunca çabuk cevaplandırılmalıdır. Bu
noktada önemli bir konu olarak belirtmek gerekir ki, 2005 Protokolü uyarınca taraf devletlere
verilen açık denizde yabancı gemilere müdahale yetkisinin bayrak devletinin bu konudaki
rızasına dayanmaktadır.5

2005 Protokolüne göre, herhangi bir devletin egemenliği altında olmayan bir deniz alanında
Sözleşme ve Protokoller çerçevesinde düzenlenmiş bir suçun işlendiğine ya da işleneceğine
dair makul şüphe bulunması halinde yabancı bayrak taşıyan gemiye müdahale edilebilir. Bu
çerçevede, müdahale yetkisi üç farklı şekilde kullanılabilmektedir . Müdahale yetkisinin
kullanılması için bayrak devletinin rızasının alınması gerektiğini belirttik; ancak Protokolün
bayrak devletinin rızasının aranması gereğini bir ölçüde zayıflattığı da hükümler
incelendiğinde ortaya çıkmaktadır. İlk durum, “ad hoc” rıza olarak adlandırılabilir. Protokolün
85(b) maddesine göre, taraf bir devlet Sözleşme ve Protokol çerçevesinde düzenlenmiş bir
suçun işlendiğine ilişkin makul şüphe var ise gemiyi durdurma, gemiye çıkma, gemiyi,
gemideki şahısları ve geminin yükünü aramayı, kişileri sorgulayabilmeyi de içerebilen
yetkileri kullanmak için bayrak devletinden yetki istenecektir. Bu durumda, açık denizde
müdahale için her bir olayda bayrak devletinin açık rızasının alınmasını gerekir. Kendisinden
böyle bir talepte bulunulan bayrak devleti bu talebe dört ayrı şekilde cevap verebilir. Bayrak
devleri talepte bulunan devlete gemiye çıkma konusunda açıkça yetki verebilir; ya da gemiye
çıkma ve aramayı kendi kolluk kuvvetleri ile yapabilir; ya da talep eden devletle beraber bu
işlemi gerçekleştirebilir ya da gemiye çıkma yetkisi vermeyi reddedebilir.

SUA Sözleşmesinde de görüldüğü üzere bayrak devletinin açık rızası gerekmektedir.
Bayrak devletinin sessiz kalması zımni rıza olarak algılanabilir ancak yukarıda belirtildiği
üzere sözleşmenin uygulanabilmesi için “deniz haydutluğu” yapılması gerekmektedir.
Rosaline A gemisinin işletmecisi olan Arkas AŞ deniz haydutluğu bir yana dursun bugüne
kadar herhangi bir suçla ilişkisi olmamıştır. Bu durumda sözleşme somut olayda
uygulanamaz.
IRINI Harekatı Gemiye Müdahale Yetkisi Verir Mi?
2292 No’lu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararında Libya’da meşru
hükümet olarak yer alan Milli Mutabakat Hükümeti ile istişare ve izin zorunlu kılınmış
olmasına rağmen başlatılan bu harekatın amacı Libya’ya yapılan silah ambargosunun
güvenliği ve Akdeniz’de silah kaçakçılığının önüne geçilmesidir. Bu kapsamda Yunanistan
komutasında ve Avrupa ülkelerine bağlı unsurların katılımıyla 2020 yılında halen devam
etmektedir. IRINI Harekatı taraflı ve yasa dışı bir operasyon olarak tepki çekmektedir.

Çünkü 2292 No’lu BM Güvenlik Konseyi kararında Libya Milli Mutabakat Hükümeti ile istişare ve
izin zorunlu kılınmış olmasına rağmen, IRINI Harekâtı; Milli Mutabakat Hükümeti ile istişare
edilmeden ve izinsiz olarak AB tarafından 2020 yılında Akdeniz’de başlatılmıştır. Ayrıca
IRINI Harekâtı bugüne kadarki sonuçları itibariyle açık denizlerin serbestisi ilkesini açıkça
ihlal eden bir nitelik taşımaktadır çünkü uluslararası hukukun çerçevesinde 1982 BM Deniz
Hukuku Sözleşmesi çerçevesinde açık denizlerde hiçbir devlet tekelinde hakimiyet
olamayacağı gibi madde 87 kapsamında açık deniz serbestliği ilkesi geçerlidir. Buna ek olarak
yine 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi madde 88 uyarınca açık denizlerin barışçıl amaçla
kullanılması öngörülmüştür. Açık denizlerde BMDHS madde 92 bayrak kuralı çerçevesinde
açık denizde gemide ortaya çıkan her türlü olay, bayrak devletinin yasalarına göre ve onun
münhasır yetkisi dahilinde işlem görür. Bu münhasır yetkinin istisnası ise BMDHS madde
110 ziyaret hakkı çerçevesinde eğer ki koşullar gerçekleşirse gündeme gelecektir. Ancak
IRINI harekatının uluslararası sözleşmenin getirdiği bu gereklerden uzak olduğu aşikardır.6
Bu durumda IRINI Operasyonunun hukuki temelinin sağlam olmadığı açıktır. Avrupa
Birliği’nin düzenlediği bu operasyon ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları
çelişmektedir.

 

Sonuç

Görüldüğü üzere Rosaline A isimli ticaret gemisine yapılan ve toplamda 16 saatten uzun süren
bu müdahale ne usul olarak ne de esas olarak uluslararası hukuka uygundur. 1856 yılında
yasaklanan deniz korsanlığı ile BMDHS ile yasaklanmış olan deniz haydutluğu 7
kavramlarının 2020 yılında Avrupa Birliği tarafından tekrar canlandırılmış Türkiye açısından
kabul edilemezdir. Avrupa Birliği hem kendi mevzuatıyla hem de Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyi kararları ile çelişmiş ve hukuki dayanaktan yoksun kalmıştır. Bu sebepten
ötürü Türkiye’nin her türlü hukuki hakkı mahfuzdur ve bunlar uluslararası organlarda
savunulmalıdır.

 

Kaynakça

– Pazarcı, Hüseyin. “Uluslararası Hukuk”, Turhan Kitabevi, s. 240-252
– “Türk Dışişleri: Müdahale rıza alınmadan gerçekleştirildi.” ://www.dw.com/tr/türk-dışişlerimüdahale-rıza-alınmadan-gerçekleştirildi/a-55700670 (erişim: 05/12/2020)
– Yücel Acer “5 Soru: Türk Ticaret Gemisine Müdahale ve Uluslararası Hukuk” , SETAV,
https://www.setav.org/5-soru-turk-ticaret-gemisine-mudahale-ve-uluslararasi-hukuk/
– Tabanlı, Figen. “Uluslararası Deniz Haydutluğuna Karşı Alınabilecek Önlemler ve
Yaptırım Uygulaması” , AYBÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Tez Çalışması, 2015, s. 55-56
– Topal, A . “Uluslararası Hukukta Deniz Haydutluğu Ve Mücadele Yöntemleri”. Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 59 (2010 ): 99-130