TÜRKİYE’NİN NATO ÜYELİĞİNİN ARTILARI VE EKSİLERİ

16 Mart 2021

 

 

  1. TÜRKİYE’NİN NATO’YA GİRİŞİ VE NATO’YA GİRME SEBEPLERİ

Menderes iktidarı 1950 yılında başa geldiğinde en büyük hedeflerinden biri NATO’ya üye olmak idi. Bunu gerçekleştirmek adına 1950 yılında çıkan Kore Savaşı’na 5000 kişilik bir tugay yollamıştır. Aynı yıl Türkiye’nin NATO’ya girmek için yaptığı ikinci başvuru da reddedilmiştir bunun en büyük sebebi ise İngiltere’nin desteğinin olmamasıdır. İngiltere o yıllarda bir Doğu Paktı’nın oluşturulmasını, Türkiye ve Yunanistan’ın bu pakta dâhil edilerek, kendi kontrolünde bulunmasını istemekteydi. Türkiye ise İngiltere’nin bu teklifini reddetmişti.

 

Türkiye’nin NATO’ya girmek istemesinin 2 temel sebebi bulunmaktaydı. İlk sebep, Osmanlı İmparatorluğu’nun duraksama döneminde Batı’nın yükselmesi ve toplumda bundan doğan Batılılaşma arzusudur. Batı bu dönemde Osmanlı’dan; bilim, teknoloji ve sanayi alanlarında daha öndedir. NATO’ya girilmesinin batılılaşmayı artıracağı düşünülmüştür. İkinci sebep ise Türkiye’nin toprak bütünlüğünü koruyabilmek için Sovyetler Birliği’nden gelebilecek herhangi bir tehdide karşılık, NATO’dan koruma almak istemesidir, çünkü II. Dünya Savaşı’nı takiben Moskova Doğu Avrupa’da birçok devleti işgal ettikten sonra, Türk boğazlarda askeri varlık gösterebilmek için Türkiye’ye baskı yapmakla kalmayıp, Türkiye’nin Kuzey Doğu illerinden de toprak talebinde bulunmuştur  (Kars, Ardahan). Yani Moskova kısaca, Osmanlı döneminde Osmanlı’dan aldığı iller üzerinde tekrar hâkimiyet kurmak istemiştir.

 

  1. JOHNSON MEKTUBU, KIBRIS VE İSMET İNÖNÜ

1963-1964 yılları arasında Kıbrıs Adası’nda yaşayan Türklere zulüm oldukça artmaya başlamıştır. Yapılan zulmün önüne geçmek için İsmet İnönü, Kıbrıs’a bir hareket düzenlemek istemiştir ve bunun öncesinde müttefiki ABD’ye haber vermenin doğru olduğunu düşünmüştür. Dönemin ABD başkanı Johnson ise İsmet İnönü’ye yazdığı bir mektup ile bu harekata destek vermeyeceklerini ve Türkiye harekatı gerçekleştirirse Truman Doktrini kapsamında ABD tarafından Türkiye’ye verilen silahların kullanılamayacağını belirtmiştir. Johnson aynı zamanda Türkiye böyle bir harekat düzenlerse Sovyetler Birliği tarafından gelebilecek herhangi bir tehdit karşısında, NATO tarafından hiçbir destek verilmeyeceği açıkça belirtilmiştir.

 

İsmet İnönü, Johnson’a cevap olarak yazdığı mektuba şu cümleyi eklemiştir: Yek diğerine karşı ahdî vecibelerini, taahhütlerini istediği zaman reddeden devletler arasında bir ittifak tasavvur edilebilir mi?”  İnönü’ye göre, NATO’ya üye bir devlete yapılacak saldırı karşısında öteki üye devletlerin derhal yardım etmek yükümlülükleri bulunmaktaydı. Üye devletlerin takdirine bırakılmış olan, bu yardımın yapılıp yapılmayacağı değil, miktarı ve niteliğiydi. Eğer Sovyet müdahalesine uğrayan bir üye devletin haklı olup olmadığı, bu müdahaleyi tahrik edip etmediği tartışılacak olur ise, Türkiye açısından NATO ittifakının temel direkleri sarsılmış ve anlamı kalmamış demekti.

 

Johnson mektubu, özellikle kamuoyunda NATO’ya bakışı değiştirmiş ve Türkiye’nin NATO üyeliği sorgulanmaya başlanmıştır. Bahsi geçen mektup NATO’nun Türkiye’nin zannettiği gibi her koşulda Türkiye’ye yardım etmeyeceğini, tam tersine NATO/ABD’nin çıkarlarının Türkiye ile birlikte zarar gördüğü durumlarda NATO’nun Türkiye’nin yardımına koşacağını göstermiştir.

 

  1. KIBRIS BARIŞ HAREKATI VE AMBARGO DÖNEMİ 

Johnson mektubu krizinden 10 sene sonra, Kıbrıs’ta bir darbe yapıldığı öğrenildikten sonra Bülent Ecevit başbakanlığı döneminde Kıbrıs Barış Harekatı gerçekleşmiştir. Harekat sonrası 1975 yılında Amerika, Türkiye’ye ambargo uygulamaya başlamış, silah satışını durdurmuş ve 200 milyon dolarlık yardımı askıya almıştır. Türkiye’nin bu dönemde ekonomisi büyük bir hasar almış olsa da uygulanan ambargo Amerika ve NATO’ya da epey zarar vermiştir [1] (zaten bu yüzden de 1975 yılının sonunda ambargonun bir kısmı, 1978 yılında ise tamamı kaldırılmıştır) .

 

NATO’ya ve ABD’ye verilen zarar şu sebeplerden kaynaklanmaktadır; ambargo nedeniyle Türkiye’deki bazı NATO ve ABD askeri tesislerindeki çalışmaların durdurulmuş olması, Sovyetler Birliği’nin uzay, füze ve askeri sistemlerinde gerçekleştirdiği gelişmeler, tatbikatlar ve eğitimlerle ilgili istihbarat toplanmasını da engellemekteydi. Dolayısıyla ambargo NATO’nun güneydoğu kanadının bütünlüğü ve gücünü olumsuz yönde etkilemekteydi. Bu etki ABD’nin güvenlikle ilgili çıkarlarına da zarar vermekteydi. Zira, bundan sonra İncirlik üssü de sadece NATO amaçlarıyla kullanılacaktır. Karamürsel, Sinop, Diyarbakır ve Belbaşı istihbarat toplama merkezlerindeki faaliyetlere de son verilmekteydi.

 

  1. SOVYETLER DAĞILDIKTAN SONRA NATO VE TÜRKİYE

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra NATO’nun durumu ile ilgili birçok görüş ayrılığı oluşmuştur. Bir kısım kesim NATO’nun Sovyet tehdidi için kurulduğunu savunarak misyonunu tamamladığını söylemiştir. Sovyetler dağıldıktan sonra NATO’nun varlığını korumasının sadece ABD’nin çıkarına olacağı dile getirilmiştir. Nitekim 1980-1990lı yıllarda yayılan başka tehlikeli bir akım NATO’yu ayakta tutmaya yetmiştir: İslami terör. Bir kesim akademisyene göre NATO, İslami terörü durdurmak adı altında üye ülkeleri NATO’ya “mahkum etmiştir.”

 

11 Eylül 2001 tarihinde New York’ta gerçekleşen terör saldırıları sonrasında İttifak tarihinde ilk defa Washington Antlaşmasının 5. maddesini işletmiştir. Bu kapsamda, Ekim 2001-Mayıs 2002 döneminde ABD’nin hava savunmasını desteklemek üzere yedi NATO AWACS uçağı, ABD hava sahasında “Kartal Yardımı” (Eagle Assist) Harekâtını icra etmişlerdir.

 

  1. 2010 LİZBON ZİRVESİ

2010 yılında Lizbon Zirvesinde NATO Devlet ve Hükümet Başkanlarınca kabul edilen mevcut Stratejik Konseptte İttifakın temel görevleri:

1) Kollektif savunma (İttifak topraklarının savunulması),
2) Kriz yönetimi (İttifak toprakları dışındaki misyon ve harekatlar),
3) İşbirliğine dayalı güvenlik (ortaklıklar) olarak zikredilmektedir.

Günümüzde NATO’nun caydırıcılığının üç temel unsurunu ise,

1)  Konvansiyonel yetenekler
2)  Balistik füze savunması sistemi
3)  Nükleer yetenekler teşkil etmektedir.

 

  1. TÜRKİYE’NİN 4. MADDE[2] UYGULANSIN DİYE YAPTIĞI BAŞVURULAR

Ağustos 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesini takip eden aylarda Türkiye, NATO’daki müttefiklerine yönelik olarak hemen yanı başındaki coğrafyada meydana gelen gelişmelerin yayılması ve tırmanması olasılığını dikkate alarak Aralık 1990’da İttifak’ın Acil Müdahale Kolordusunun topraklarında konuşlandırılması yoluyla ittifak dayanışmasının açıkça sergilenmesi talebinde bulunmuştur.

 

Ancak İttifak’ın Batı Avrupalı üyeleri, Ortadoğu’nun NATO’nun operasyon alanının “dışı”nda kaldığını öne sürerek 5. madde ile altına imza attıkları taahhütlerinin yerine getirilmesinde işi ağırdan almıştır. Avrupalı müttefiklerin yanıtı Ocak 1991’de gecikerek ve yetersiz bir şekilde gelmiş ve Türkiye’nin Irak sınırına yakın bölgelerde Hollanda tarafından iki adet “Patriot” hava savunma sistemi ve Malatya Erhaç’taki hava üssüne Belçika, Almanya ve İtalya tarafından toplam 42 adet savaş uçağı konuşlandırılmıştır.

 

Benzer şekilde Mart 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgali ile sonuçlanan İkinci Körfez Savaşı’na giden aylarda Türkiye, halkını ve topraklarını, Irak’ın sahip olduğuna inanılan Kitle İmha Silahlarına (KİS) karşı korumak üzere İkinci Körfez Savaşı öncesinde her bir üye ülkenin üstlenmesi gereken olası önlemlere ilişkin istişarelerde bulunmak amacıyla Kuzey Atlantik Konseyi’nden Washington Anlaşması’nın 4. maddesini aktive etmesini resmen talep etmiştir. NATO üyeleri bir kez daha Anlaşma’nın Türkiye’ye yönelik hükümlerini yerine getirmemiş ve talep edilen istişare toplantısı gerçekleşmemiştir.

 

22 Haziran 2012 tarihinde Türk askeri istihbarat uçağının Doğu Akdeniz’de uluslararası hava sahasında bulunduğu sırada Suriye hava savunma unsurları tarafından düşürülmesi ve bunun iki ülkeyi sıcak bir çatışmanın eşiğine getirmesi sonucunda da Türkiye 4. maddenin kullanılmasını talep etmiştir. NATO üyesi olan Türkiye’nin Ortadoğulu komşularıyla olan ilişkilerinde sorunlar yaşaması İttifak’ın özelikle Avrupalı üyeleri tarafından arzu edilen bir durum olmamasına karşın, geçmiş dönemlerde yaşananın aksine Ankara’nın çağrıları doğrultusunda müttefik ülkeler tarafından Türkiye ile dayanışma içinde oldukları ve Suriye’den gelebilecek bir saldırıya karşı Türkiye toprakları ve halkının güvenliğinin sağlanmasının İttifak’ın ortak sorumluluğu olduğu açık ve net bir şekilde vakit geçirilmeden ortaya konuldu. Bu kapsamda Türkiye’nin Suriye sınırına yakın Güney ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine Almanya, Hollanda ve ABD tarafından geliştirilmiş Patriot hava savunma sistemlerinin konuşlandırılması kararı alındı ve bu sistemler Kasım 2012 itibarıyla operasyonel hale getirildi.

 

  1. TÜRKİYE’NİN SADECE SOVYET TEHTİDİNE KARŞI KORUNMAK İSTENMESİ

Türkiye’nin NATO’ya katılmasına başta İngiltere ve Fransa olmak üzere birçok Batı Avrupa ülkesi karşı çıkmıştı. Bunun sebebi ise Türkiye’nin tam üye olarak katılması durumunda hemen yanı başında komşusu olduğu Ortadoğu bölgesinin sorunlarını İttifak’ın içine taşıyacağı endişesi idi. Türkiye’nin güneyinde başlayacak bir sorun halinde NATO’un müdahale etmesi gerekeceği ve bunun da NATO ile Varşova Paktı’nı karşı karşıya getireceği endişesi Batı Avrupa’da hakimdi.

 

Önceki paragraflarda İngiltere’nin ayrı bir Doğu Paktı oluşturup içine (kendi komutası altında) Yunanistan’ı ve Türkiye’yi koymak istediği yazıldı. Ancak ABD’nin ısrarı sayesinde Türkiye NATO’ya kabul edilmişti. İngiltere ise ilerleyen yıllarda, ABD ısrarı karşısında Türkiye ve Yunanistan’ın NATO üyeliğini bir deklarasyon imzalanması karşılığında desteklemiştir. Buna göre, Türkiye’ye Orta Doğu’dan herhangi bir tehdit geldiğinde, Türkiye kendi güvenliğini kendisi sağlamalıdır. Bu konuda NATO’nun hiçbir sorumluluğu yoktur. Bu deklarasyondan da anlaşıldığı gibi NATO, Türkiye’nin Doğu ve Güney Doğu’sunu korumakla mükellef değildir. Türkiye’ye Sovyetler dışında gelebilecek bir saldırıya karşı 5. maddenin işletilmeyeceğini söylemek NATO’nun kuruluş amacına aykırıdır.

 

Batı Avrupalı müttefikler, Türkiye’nin güvenliği söz konusu olduğunda ancak Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyesi kuzeybatı komşusu Bulgaristan’dan gelebilecek bir saldırı durumunda Türkiye’ye karşı yükümlülüklerini yerine getirebileceklerini açık ve net ifadeler ile gayri resmî ortamlarda Türk tarafına iletmişlerdir.

NATO’nun kuruluş amacına ters bulunan bir başka durum ise 6. maddedir [3] çünkü bu maddede Fransa’nın sömürgesi Cezayir’e dahi bir saldırı olduğu durumunda NATO’nun devreye gireceği yazmasına rağmen, Kıbrıs ile ilgili hiçbir hüküm bulunmamaktadır.

 

  1. S-400 KRİZİ

15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra Türkiye savunma sistemini arttırıcı bir politika izledi. Zira 2013 yılında Suriye’den gelebilecek herhangi bir hava saldırısı için NATO tarafından yerleştirilen Patriotlar’ın görev süreleri dolunca ait oldukları ülkelere geri dönmüştüler. [4] Türkiye ise kendisine ait bir savunma sistemi olmadığı için yeni bir savunma sistemi alma kararı verdi ve bunun için ABD’nin Patriotları ve Rusya’nın S-400’leri düşünüldü, bu iki ülke ile görüşmeye başlandı.

 

Ankara’nın gündeminde ABD’nin hava savunma sistemi Patriotları da satın olmak vardı. Ancak ABD’den kabul edilebilir bir teklif almadığını gerekçe gösteren Ankara, S-400 sisteminde karar kıldı. 2017 yılında Rusya ile S-400 anlaşması imzalandı.

 

ABD, Türkiye’deki S-400’ler üzerinden F-35 tipi savaş uçakları ile ilgili Rusya’nın casusluk faaliyetlerinde bulunmasından endişe ediyor.

 

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi alması nedeniyle ABD Hazine Bakanlığı, Savunma Sanayi Başkanlığı ile kurumun başkanı İsmail Demir’e ve üç çalışanına yaptırım kararı aldı. Türkiye’nin üretimine katıldığı ve 4 tanesini de satın aldığı F-35ler yaptırım sebebi ile Amerika’da bulunuyor, Türkiye parasını aldığı uçakları kullanamıyor. Ulusal Savunma Yetki Kanunu’nda Türkiye’ye konulan F-35 yasağının kaldırılması için aranan şartların başında Ankara’nın S-400’lerden vazgeçmesi yer almaktadır.

 

  1. PKK VE YPG SORUNU

2019 yılının sonunda NATO’nun 70. kuruluş yıldönümünün kutlanacağı Londra Zirvesi öncesi basına yansıyan bazı olaylar Türkiye ve NATO ilişkilerinin gerilmesine sebep olmuştur. Basına yansıyan haberlere göre Türkiye, NATO’nun artan Rusya tehdidine karşı Baltık devletleri ve Polonya’nın korunmasına ilişkin hazırladığı Savunma Planı’nın yayımlanmasını bloke etmiştir.

 

Gerekçe olarak ise Türkiye için hazırlanan ve güney sınırlarından kaynaklanabilecek tehditleri içeren NATO Savunma Planı’nın ABD’nin de aralarında olduğu 8 müttefik ülkenin itirazı nedeniyle yayımlanmaması gösterilmiştir.

 

ABD’nin itirazının nedeni Türkiye için hazırlanan planda YPG/PYD’nin de tehdit olarak tanımlanması. ABD’nin yanı sıra Fransa ve Almanya gibi ülkeler, IŞİD ile mücadele konusunda işbirliği yaptıkları YPG/PYD’nin tehdit olarak NATO belgesine girmesinin hem hukuki hem de siyasi sonuçlar doğurabileceği kaygısını taşıyorlar.

 

YPG/PYD’nin NATO sınırlarını tehdit eden bir terör kaynağı olarak ittifak tarafından kabul edilmesinin Suriye’nin doğusunda askeri varlığı bulunan ve söz konusu grupla işbirliği yapan ABD açısından ciddi bir sorun oluşturabileceği değerlendirmesi yapılıyor.

 

Türk diplomatik kaynaklar, Baltık devletleri ve Polonya’nın savunması için gösterilen duyarlılığın Türkiye için de gösterilmesi gerektiğini kaydederken, dayanışmanın tek taraflı bir duygu olmadığının da altını çizdiler.

 

  1. NATO’NUN TÜRKİYE KATKILARI
  • Türkiye 1952’den bu yana NSIP’a (NATO Güvenlik Yatırım Programı) yaklaşık 420 milyon Avro katkıda bulunmuş; bunun karşılığında ülkemizdeki NATO tesis ve altyapısının finansmanı kapsamında yaklaşık 5 milyar Avro ödenek kullanmıştır. 1952’den bu yana tüm Müttefikler için NSIP’tan 35 milyar Avro’ya yakın harcama yapıldığı dikkate alındığında, NSIP Toplam Harcamalarının % 13’ünden fazlasının ülkemizdeki yatırımlar için kullanıldığı; buna karşılık ülkemizce yapılan ödemenin  % 1’den biraz fazla olduğu görülmektedir. Başka bir deyişle ülkemiz NSIP kapsamında NATO’ya ödediği meblağın 11 katını geri almıştır.
  • Patriot sisteminin Suriye tehlikesi karşısında Türkiye’ye yerleştirilmesi (ancak bu sistem görev süresi dolunca geri alınmıştır).

 

  • 1950 – 1964 yılları arasında Türkiye’ye yönelik Amerikan ekonomik yardımı Türkiye’deki gayri safi toplum yatırımın %17’sin toplam kamu yatırımının %35’ine eşitti.

 

  • 1970 yılında ABD tarafından Türkiye’ye yapılan yardım, Türkiye’nin gayri safi milli hasılasının %2,1’i kadardı.

 

  • NATO’ya bir üyenin dâhil edilebilmesi için önceden üye olan, bütün üyelerin onayının gerekliliğidir. Bu sayede Türkiye, GKRY’nin NATO’ya girişini veto edebilir. (Fransa ve Yunanistan NATO’nun askeri kanadından çıktıktan sonra Türkiye, Yunanistan (1980) ve Fransa’nın (2009) tekrar üyeliklerini veto etmemiş ve onaylamıştır. Bugün Türkiye çıkmış olsa bu ülkeler Türkiye’nin girişini onaylar mıydı?)

 

  1. TÜRKİYE’NİN NATO’YA KATKILARI
  • Türkiye, NATO Galler Zirvesinde kabul edilen, GSMH’nın %2’sinin savunmaya ayrılması hedefini tutturan ender müttefik ülkelerden biridir. NATO operasyonlarına katkı sağlayan müttefikler arasında dördüncü; İttifakın ortak harcamalarına katkısında ise beşinci sırada yer almaktadır.

 

  • Türkiye’nin NATO’ya girdiği yıllarda Norveç dışında, Türkiye, Sovyetler Birliği ile uzunca bir ortak sınıra sahip olan tek NATO ülkesiydi. Bu nedenle, Türkiye NATO’nun güney kanadının güvenliği ve istikrarı için hayati bir öneme sahipti ve bu kanadın savunmasında ilk savunma hattını oluşturmaktaydı. Türk silahlı kuvvetleri NATO’yu Doğu Akdeniz bölgesinde güçlü bir konuma getirmiş ve NATO’ya bölgede denetim kurma ve Sovyet gücü karşısında üstünlüğü elde etme imkânı tanımıştır. Zirâ, Türkiye NATO’ya ikinci en büyük kara gücünü tahsis etmiştir.

 

  • Moskova, Soğuk Savaş döneminde 300 binden fazla askerini Kafkaslara yerleştirmiştir. Muhtemeldir ki Moskova bu askeri yığınını Kafkasya Bölgesi’ne yapmasaydı, Balkanlar ve Orta Avrupa’ya yapacaktı. Türkiye o yıllarda Moskova tehdidini bir anlamda kendi üzerine çekerek Avrupa üzerinde yoğunlaşan güvenlik riskini büyük oranda indirgemiştir.

 

  • NATO Kara Komutanlığı LANDCOM Türkiye’de bulunmaktadır.

 

  • Sovyetler Birliği’nin on binlerce nükleer silahına karşılık ABD’ye ait nükleer silahlar Türkiye’ye yerleştirilmiştir.

 

BAU DEGS Araştırmacısı Selin Topkaya

 

Kaynakça

[1] 30 Mayıs 1975 tarihinde Brüksel’de Başbakan Demirel ile ABD Başkanı Gerald Ford ambargo konusunda yaptıkları görüşmede ABD Başkanı Ford; “Tamamen haklısınız. Ambargo olayı, Amerikan tarihinin en büyük hatalarından biridir. Ama konmuştur. Biz de karşıyız, kaldırmaya çalışıyoruz. Bunu yapan da kaldırması gereken de kongredir.” şeklinde bir açıklamada bulunmuştur.

[2] Washington Antlaşması – 4. Madde: Taraflardan herhangi biri, Taraflardan birinin toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı ya da güvenliğinin tehdit edildiğini düşündüğü zaman, tüm Taraflar birlikte danışmalarda bulunacaklardır.

[3] “Tarafların Avrupa ya da Kuzey Amerika’daki topraklarına, Fransa’nın Cezayir bölgesine, Türkiye topraklarına (…) bu topraklarda ya da bu toprakların üzerindeki hava sahasında bulunan (…) kuvvetlere, gemilere, ya da uçaklara yapılan silahlı saldırı tüm üye devletlere yapılmış bir saldırıdır”

[4] İspanyol Patriotlarının 2015’ten beri İncirlik’te, İtalya’nın SAMP-T’lerinin de 2016 yılından bu yana Kahramanmaraş’ta görev yapmaya devam ettikleri belirtiliyor.

 

 

<Bu yazıda yer alan görüş ve değerlendirmeler yazarın kendisine aittir. BAU DEGS’in kurumsal görüşlerini yansıtmaz.>

 

DİĞER YAZILAR

Grönland seçimlerini kazanarak Geleneksel Siumut Liderliğini Deviren Inuit Ataqatigiit
Grönland seçimlerini kazanarak Geleneksel Siumut Liderliğini Deviren Inuit Ataqatigiit
13 Nisan 2021

  Inuit Ataqatigiit Grönland seçimlerini kazanarak geleneksel Siumut liderliğini devirmiş oldu. Bu seçimlerde en önemli konuların başında Grönland’de yapılması...

Rusya’dan kritik ‘Kanal İstanbul’ ve ‘Montrö’ açıklaması: “Değiştirilmesi söz konusu değil.”
Rusya’dan kritik ‘Kanal İstanbul’ ve ‘Montrö’ açıklaması: “Değiştirilmesi söz konusu değil.”
10 Nisan 2021

BAU DEGS Başkanı Doç.Dr. Cihat Yaycı; “Hep başından beri söylediğim şeyi Rus Büyükelçi de söylemiş. Kanal İstanbul Montrö’yü etkilemez!!!”...