TÜRKİYE’YE YAPILAN KARA PROPAGANDA: KİN KAPISINDAN TÜRKİYE ALEYHİNE YAPILAN YUNAN BELGESELİNE

 

Yunanlıların asıl hedefi ‘Megali İdea’dır. Büyük Yunanistan’ın kurulmasını hedefleyen bu fikrin asıl sahibi Rigas Ferreos, Türklük aleyhinde Avrupa’da ortaya çıkan ‘Yunanlılık’ hareketine öncülük ederek Avrupa’da başlayan milliyetçilik akımı sürecinde soylular arasında yunan hayranlığını başlatmıştır. Lord Byron’un eserleriyle bu hayranlık geniş bir kitleye yayılmış ve sonrasında Yunan yandaşı Avrupa soylularından destek gören çeşitli örgütler ortaya çıkmıştır.

 

Eterya örgütünün programına uygun olarak hareket eden Rus Çarı’nın yaveri Alexander İpsilanti; 2 Şubat 1821’de ilk isyan hareketini Eflak-Buğdan(Memleketyn)’de başlatmış, kardeşi Demetrios İpsilanti ise Mora Yarımadasında isyana devam etmiştir. İsyanın sloganı ‘Mora’da tek bir Türk(Müslüman) bırakılmamalıdır.’ olmakla beraber patrikhanenin gizli faaliyetleriyle kısa sürede yayılan isyan, Müslüman Türklerle beraber ve Osmanlı Devleti’nin hoşgörülü politikasında altında yüzyıllardır yaşayan Yunanlıların vahşi bir katliam yaparak kitleler halinde Müslüman ahaliyi öldürerek mal ve topraklarını gasp etmeleriyle sonuçlanmıştır. 1830’da Yunanistan kurulduktan sonra dahi bu mezalimler senelerce devam etmiştir.Avrupa soylularından, Ruslardan alınan destekler sonucu ortaya çıkan en önemli örgüt ‘Filiki Eterya’dır. Filiki Eterya, Megal-i İdea fikri kapsamında 1814 yılında kurularak Osmanlı devletine son vermeyi; padişah, yüksek makamlı devlet adamları ve müslümanların katledilmesini hedeflemiş; merkezi İstanbul olacak şekilde (ki hala İSTANBUL’a Konsatinapolis demeye devam ediyorlar!!!) Büyük Yunanistan’ı kurmaya ilişkin faaliyetler yürütmüşlerdir. Yalnızca belli bir coğrafyada değil, Osmanlı hakimiyetindeki tüm coğrafyada siyasi ve toplumsal yapıyı köklü bir biçimde değiştirmek adına planlar yapmışlardır. Yunanistan’ın bugünkü Anayasası’ndaki III. maddesi de bu bağlamda aynı ideali simgelemektedir. Özetle; “Yunanistan’ın resmi dini Ortodoksluktur, dinin başı Konstantinopolis’tedir”

 

 

Özellikle Mora isyanı sırasında dikkat çeken bölge ‘Tripoliçe Katliamı’ olarak tarihe geçmiştir. Birçok Mora Türkü aç bırakılmış, genç-yaşlı çocuk-kadın demeden önlerine çıkan her Türkü öldürmüşlerdir.

 

 

McCarthy, Tripoliçe katliamını ifade ederken:

 

 

“Üç gün boyunca zavallı Türk yerleşimciler, bir vahşiler güruhunun şehvetine ve zulmüne teslim edildiler. Ne cinsiyet ve ne de yaş yönünden bir esirgeme yapıldı. Kadınlarla çocuklar dahi öldürülmeden önce işkenceden geçirildiler. Kıyım öylesine büyük ölçekteydi ki, çetecilerin sergerdesi Kolokotronis’in kendisi bile, kasabaya girdiğimde yukarı hisar kapısından başlayarak atımın ayağı hiç yere değmedi demektedir. İlerlediği zafer kutlama töreni yolu, cesetlerden bir örtüyle döşenmişti.” ( Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün, s. 10)

 

 

Tarihçi N. Iorga ise, Tripoliçe Katliamını şu şekilde ifade eder:

 

 

“Kendilerinde disiplinden eser bulunmayan Rumlar en vahşi Asyalılardan daha korkunç bir şekilde ortalığı kan ve ateşe verdiler. Yalnız fidye umdukları kimselerden başka, kadın ve çocuklar da dâhil olmak üzere herkesi parçaladılar. Elebaşılardan biri, Tripoliçe ve civarında öldürülen Türklerin sayısını 32 bin olarak tahmin etmektedir ki, bu sayı Osmanlı İmparatorluğu zamanında öldürülen Rumların sayısından kat kat yüksektir. Tripoliçe şehrinden yalnız duman tüten harabeden başka bir şey kalmamıştı”(N. Iorga, Osmanlı Tarihi, V, s. 270.)

 

 

Patrikhane’de isyanın teşvikine ve gelişmesine ilişkin yapılan faaliyetlerin istihbaratını alan Sultan II. Mahmut, Sadrazam Ali Paşa’yı Patrikhane’de yürütülen faaliyetlerin araştırılması ve gereken müdahalelerin yapılması için görevlendirdi. Sadrazam Ali Paşa, aldığı emir doğrultusunda Patrikhane’ye düzenlediği bir baskın sonucunda çok sayıda silah ve sahte yeniçeri giysileri ele geçirdi. 10 Nisan 1821’de Rum Patriği V. Grigorios tutuklanarak bugünkü Rum Patrikhanesi’nin kapısına asıldı. Bu olaydan sonra kapının adı ‘KİN KAPISI’ oldu.

 

 

Rumlar ve Yunanlıların sembol haline getirdiği bu kapı hakkında ‘Bir Osmanlı Padişahı ya da bir Osmanlı veliahdı ya da bir Osmanlı şeyhülislamı burada(kapıda) asılmadıkça açılmasın…’ denilmiştir.

 

 

1830’da batılı devletlerin büyük ölçüde verdiği desteğiyle Yunanistan devleti kurulmasına rağmen Türklere yönelik mezalimler bitmemiştir. Girit bir kan yarasıdır. 16 Ağustos 1866’da Yunanlılar, Girit’te sadece o gecede 30.000 devamında 40.000’e varan Türk Müslüman komşularını katletmişti. Bu zulüm ve zorbalıklara dayanamayan 60 bin Türk Müslüman, Anadolu’ya göç etmek zorunda kaldı. Avrupa devletlerine ise Türklerin kendilerine karşı silahlandıklarına ilişkin iddialarda bulunan Yunanlılar, 2 Eylül 1866’da Girit’te ‘Enosis’ ilan ederek Girit’in Yunanistan’a bağlandığını açıkladılar.

 

 

ANADOLUDA YUNAN MEZALİMLERİ

 

 

  1. yy sonlarına doğru yaklaşık 50 sene sonra Batı Anadolu, Trakya ve İstanbul çevresi ve Karadeniz bölgesinde oluşturulan çeteler Türk köylerini basarak terör faaliyeti işlemiştir. Makedonya ve Rumeli’de Balkan Harbi esnasında sürgün yollarında Rum, Bulgar ve Ermeni çeteciler tarafından katledilen Türklerin sayısı, McCarthy’e göre 600 bin civarındadır.

 

 

 

Mustafa Kemal ATATÜRK, 1912 yılındaki Balkan bozgununun haberini Trablusgarpta almış ve gençliğinde yazdığı Zabit ve Kumandan ile Hasbihal adlı kitabında: ‘Bir gün duydum ki doğduğum şehir Selanik, orada annem ve kız kardeşim düşmana teslim edilmiş’ demiştir. Atamızın doğduğu topraklarda yerlerinden yurtlarından sökülüp göçe zorlanan ecdadımız çok zor dönemler geçirmiştir.

 

 

Müttefikler arasında yapılan gizli antlaşmalara göre Anadolu’da Yunan işgali ihtimalden bile uzak görülmekteydi(1917 St. Jean de Maurienne Antlaşması’da görüleceği üzere). Ancak Yunanlılar, İzmir’e asker çıkaracaklarını, bu işgal anlamına gelmeyeceğini, yalnızca halkını koruyacağı yönünde İtalya’ya bildirim vermiştir. İtilaf devletleri, Yunanlılara destek olmak amacıyla birçok harp gemisinden oluşan donanmasıyla İzmir limanına 13 Mayısta gelmiştir. 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Samsun’a çıkmasıyla ‘Türk Milli Mücadelesi’ başlamıştır. Yunan ordusu ise, 15 Mayıs 1919’da İzmir ve çevresini işgal etmiştir. Celal Bayar’ın raporlarına yansıyan olaylarda Menemen’de 200’ü aşkın Türk’ün at arabaları çukura atılmış, Manisa’da askerler sivil kıyafet giyerek Türk mahallelerini ateşe verip yangından kaçan halkı kurşuna dizmişlerdir. Batı Anadolu’daki Yunanlıların yayılmacı politikası ve bu süreçte insanlığa sığmayan zulümler 9 Eylül 1922 Yunanlıların İzmir’e dökülmesine dek sürmüştür.

 

 

Karadeniz çevresinde İstanbul Rum Patrikhanesi nezdinde kurulan Mavri Mira Cemiyeti, Türkleri insanlık dışı baskılarla sindirmek ve göçe zorlamak üzere çeteler halinde mitingler ve propagandalar yapmak, resmi kuruluşların desteğini temin etmek, Türkler aleyhine Ermenilerle işbirliği yapmak suretiyle faaliyet yürütmüşlerdir. Fenerli Rum papazlar bizzat ve aktif olarak faaliyetlere katılmıştır. Ne yazık ki sadece Samsun havalisinde 24 Türk köyünde Rum çeteciler tarafından evler ve insanlar yakılmıştır. İngilizlerin himayesinde çalışan ve Mavri Mira Cemiyeti’nin elebaşlarından olan kişiler bakkal malzemesiymiş gibi el atından gerekli yerlere silah, cephane, bomba sandıkları göndermiştir. İstanbul’un Anadolu bölgesinden başlamak üzere Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde faaliyet gösteren heyete karşın kurtuluş çareleri düşünülmüş, bölgedeki Rum çete faaliyetleri engellemek üzere Trabzon’da Muhafaza-i Hukuk adında bir cemiyet kurulmuştur.

 

 

‘Pontus Meselesi’ hakkında Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, NUTUK adlı kitabında konuya ilişkin konuşmasında durumu özetlemektedir:

 

 

“Muhterem Efendiler, umumi beyanatımın mukaddematında (başlangıcında) bir Pontus meselesinden bahsetmiştim. Bu mesele, vesaikiyle cümlenin malûmu olmuştur. Ancak bizi de çok meşgul ettiğinden burada münasebeti olan bazı noktalarına temas edeceğim. 1840 senesinden beri; yani üç rubu asırdan (çeyrek yüzyıldan) beri, Rize’den İstanbul Boğazına kadar Anadolu’nun Karadeniz havzasında, eski Yunanlılığın ihyası için çalışan bir Rum zümresi mevcut idi. Amerika Rum muhacirlerinden Rahip Klematios namında biri, ilk Pontus içtimagâhını (toplantı yeri) İneboluda, elyevm (bugün)  halkın Manastır tâbir ettikleri bir tepede, kurmuştu. Bu teşkilât mensupları zaman zaman münferit eşkıya çeteleri şeklinde. icrayi faaliyet ediyorlardı. Harbi Umumi esnasında, hariçten gönderilip tevzi olunan silâh, cephane, bomba ve makinalı tüfeklerle Samsun, Çarşamba, Bafra ve Erbaa Rum köyleri âdeta bir silâh deposu halini almıştı. Mütarekeden sonra, bütün Rumlar, Yunanlılık amali milliyesiyle her tarafta şımardığı gibi Ethniki Hetairia (Etniki Etarya) Cemiyeti propagandacıları ve Merzifon Amerikan müessesatı (kurumları) tarafından mânen yetiştirilen ve ecnebi hükümetlerin silâhlariyle maddeten takviye ve teşci (teşvik) edilen, bu havalideki Rum kütlesi de, müstakil bir Pontus hükümeti teşkil etmek emeline düştü. Bu maksatla umumi bir kıyam hazırladılar. Dağlara çekildiler ve Amasya, Samsun ve Havalisi Rum Metropoliti Yerinaous’un idaresinde, muntazam bir program tahtında icrayi faaliyete başladılar. Samsundaki Rum komitecilerinin reisi Reji Fabrikası Direktörü Tokamanidis bir taraftan da Merkezî Anadolu ile muhaberat tesisine tevessül ediyordu. Bazı ecnebi hükümetler, Pontus teşkiline müzaheret edeceklerini vadettiler ve Samsun ve havalisindeki Rumluk nüfusunu teksir (çoğaltmak) için de, Rusya’daki Rum ve Ermenileri Batum’da cem eylediler (topladılar). Onları, Türk Kafkas ordularından alınıp Batum’da depo olunan silâhlarla teslih ederek (silahlandırarak) , sahillerimize ihraca başladılar. Çetecilik etmek üzere, sahillerimize çıkarılabilecek birkaç bin Rumu Sohum’da, Haralambos isminde bir adamın başına topladılar. Batum’da toplananlar da Haralambos’ un etrafında içtima edenlere iltihak ettiriliyordu. Memleketimiz dâhilinde, Samsunda bazı ecnebi mümessilleri tarafından da himaye ve teslih ediliyordu. Sahillerimize çıkan bu çeteler efradı, muhacir iaşesi maskesi altında, ecnebi hükümetleri tarafından iaşe ve ilbas (giydirilmek) ediliyordu. Ecnebi Salibiahmerleri (Kızılhaç) meyanında gelen zâbitan heyetlerinin de, teşkilât yapmaya, talim ve terbiyei askeriye ile iştigal etmeye, müstakbel Pontus hükümetinin temelini kurmaya, memur oldukları anlaşılıyordu.”

 

 

 

YUNANLILAR YAPTIĞI MEZALİMLİKLERİ KABUL EDİYOR!

 

 

Yunanistan’ın Anadolu’da yaptığı mezalimlere dair bir rapor hazırlanmıştır. Söz konusu rapor, 21 Temmuz 1919 tarihinde İzmir’deki Yunan zulümleriyle ilgili şikayetler sonucu oluşturulan Tahkikat Komisyonunca oluşturulmuştur. Müttefikler arası oluşturulan heyette 15 Mayıs- 20 Temmuz 1919 tarihleri arasındaki olayları incelemek üzere; Amerikan Yüksek Komiseri Mark Lambert Bristol, İngiltere adına General Robert Hugh Hare, Fransa adına General Gedgres Hippoltyte Bunoust, İtalya adına General Alfredo Dall’Olio’nun katılması kararlaştırılmış; sonrasında Yunanlılardan Albay Mazarakis ile Türklerden Yarbay Kadri danışman olarak katılmıştır.

 

 

Yunanlılar her ne kadar bu süreçte yolsuzluklarını örtmek adına bölgedeki köylülerden zorla masum olduklarına dair yazılar almış olsa da heyetin araştırmaları sonucunda hazırlanan raporda; 5-6 Mayısta Yunanlıların 14 yaşından küçük çocukların da bulunduğu 2.500 kişi keyfi olarak tutuklanıp kötü muamele gösterdikleri, yine aynı tarihte Türk halkına ve evlerine karşı şiddet ve yağma hareketlerine girişilerek hayvanlarını gasp ettikleri belirtilmiştir. Yarbay Kadri beyin deyimiyle akla hayale sığmayan mezalimler yaptıklarını, yabancıların dahi bu zulümler karşısında Yunanlardan nefret ettiklerini, İzmir’e yangın, yağma ve harabeler getirdiklerini yapılan araştırmalar neticesinde gerek ABD gerekse tüm Avrupa anlamıştır. Ardından bu raporun Lozan’da devletlere sunulmuş olmasıyla Yunanistan, Anadolu’da Türklere karşı işlediği katliam ve mezalimleri kabul ederek Lozan Antlaşması’nda tazminata mahkum edilmiştir. Bahsedilen hüküm Lozan Antlaşması’nın 59. Maddesinde yer alıp şu şekildedir:

 

 

‘Yunanistan, savaş yasalarına aykırı olarak Anadolu’da Yunan Ordusunun ya da yönetiminin eylemlerinden doğan zararların onarımı yükümünü tanır.’

 

 

 

SÖZDE PONTUS SOYKIRIMINI ANMA GÜNÜ İLAN ETTİLER!

 

1994 yılında Yunanistan parlamentosunda 19 Mayıs 1919 tarihi ‘Pontus Soykırımını Anma Günü’ olan bir yasa kabul ederek 8 Mart 1994 tarihli Yunanistan Resmi Gazetesinde yayımlanması ile yürürlüğe girdi. Bunun üzerine 20 Mayıs’ta Dışişleri Bakanlığımız tarafından yayımlanan yazı şu şekildedir:

 

 

Bu anlamlı günümüzü gölgelemeye yeltenen Yunanistan’daki bazı radikal grupların, tarihimize yönelik hayal ürünü iddialarını, Türkiye’ye yönelik nefreti körüklemeyi hedefleyen etkinliklerini ve Yunanistan’daki bazı siyasetçilerin iç politika saikleriyle tarihi olguları çarpıtan açıklamalarını kabul etmek mümkün değildir.

 

 

Türk Kurtuluş Savaşı’nın başladığı tarih olan 19 Mayıs 1919’u Yunanlıların Sözde ‘Pontus Soykırımını Anma Günü’ olarak belirlemesi tamamen bir provakasyon ve zaferimizi engelleme girişimleridir. Karar itibarıyla kara propaganda izleyen Yunanistan ve destekçileri, sözde ermeni soykırımı takip etmektedir.

 

 

Lozan Antlaşmasından sonra tazminata mahkum edilen Yunanistan neredeyse 70 yıl soykırım konusunu ele almamıştır. Çünkü Avrupa kamuoyunda geçmişte Türklere yaptıkları mezalimlikleri gayet iyi bilinmekteydi. ABD ve AB gibi kendine yakın bulduğu çevreleri etkileyerek kilisenin de büyük desteğiyle kendi tarafına çekmek için kara propagandaya başlamıştır.

 

 

 

Sözde Pontus törenini anmaya ek olarak ‘Kin Kapısı’ adı altında Mora isyanının 200. Yılı olan 2021 yılında medyada ve farklı mecralarda Türkiye aleyhine kara propaganda yapılması planlanmıştır. Buna ilişkin Amazon, Google Play gibi mecralarda bir belgesel yayınlanmış, Türkiye aleyhine mesnetsiz bilgiler öne sürülerek acıtasyon yapılmıştır. Bariz suçlu olduğu bir konuda siyasi, iktisadi ve ekonomik imkanlarını kullanarak ABD ve AB’yi yanına çekmek suretiyle Türkiye aleyhine yapılan propagandanın halk tarafından bilinmesi son derece önem arz etmektedir.

 

 

Herkes soruyor: ANADOLU’DA RUM VE ERMENİLER NEREDE?

 

 

Biz de soruyoruz: RUMELİ’DE YAŞAYAN 3 MİLYON TÜRK NEREDE?

 

 

BAU DEGS Genç Gönüllü Araştırmacısı

 

Aleyna TERZİ

 

KAYNAKÇA

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/701016

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/20775

https://www.ismetinonu.org.tr/lozan-baris-antlasmasi-tam-metni/

https://avim.org.tr/tr/Yorum/19-MAYIS-VE-PONTUS-HIKAYELERI

NUTUK, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Alfa Yayınları,2017 basım

Balkan Savaşlarında Rumeli Türkleri: Kırımlar-Kıyımlar-Göçler, Bilal N. Şimşir, Bilgi Yayınevi,