Uluslararası Hukuk Bağlamında Soykırım Suçu

24 Nisan 2021

 

Uluslararası Hukuk Bağlamında Soykırım Suçu

 

Muhammed Safa Karzaoğlu[1]

 

 

 

Özet

 

Soykırım insanlığa karşı en ağır suçlardan birisidir. Bu sebeple cezalandırılmasının sistematik ve sürekli olarak sağlanması son derece önemlidir. Uluslararası hukuk doktrinine özellikle II. Dünya Savaşı’na müteakiben giren soykırım kavramı Nazi Almanya’sının ve Japonya’nın eylemlerinin cezalandırılması için kurulmuş olan Nürnberg ve Tokyo Askeri Mahkemeleri ile ilk defa yargılamalarda suç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun ardından kabul edilen Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme ile soykırım uluslararası bir suç olarak kayıt altına alınmıştır. Bu çalışmada soykırım suçunun tanımı, unsurları ve soykırım suçunun yargılanmasına yönelik uluslararası mekanizmalar irdelenecektir. Sonuç olarak da sözde Ermeni soykırımının hukuken cezalandırılmasının mümkün olup olmadığına yönelecektir.

 

Anahtar Kelimeler: soykırım, uluslararası hukuk, uluslararası ceza mahkemesi, uluslararası adalet divanı, suç, soykırım sözleşmesi

 

Abstract

 

Genocide is one of the gravest crimes against humanity. For this reason, it is extremely important to ensure systematic and continuous punishment. The concept of genocide, which entered the international legal doctrine especially after World War II, was tried for the first time with the Nuremberg and Tokyo Military Courts, which were established to punish the actions of Nazi Germany and Japan. After that, it was registered as an international crime with the Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide. In this study, the definition of the crime of genocide, its elements and the international mechanisms for the prosecution of the crime of genocide will be examined. As a result, it will turn to whether it is possible to punish the so-called Armenian genocide legally.

Keywords: genocide, international law, international criminal court, international court of justice, crime, genocide convention

 

 

GİRİŞ

 

Soykırımı bir kavram olarak ilk defa ortaya atan Polonyalı hukukçu Rafael Lemkin’dir. Lemkin’in 2.Dünya Savaşı sırasında Alman işgali altındaki ülkelerdeki işgal politikasını değerlendirdiği, 1944 yılında yayınlanan kitabının önsözünde soykırım kelimesini kullanmakta ve bununla farklı fiillerin koordine edildiği bir planı ifade etmektedir.[2] Soykırım (genocide); milli, dini, ırki veya etnik grupların biyolojik ve kültürel imhasıdır. İmhadan kasıt derhal yönetmekten ziyade milli bir topluluğun yaşam müesseselerini ortadan kaldırarak grubun sonunu getirmektedir.

Bu yöndeki saldırılar, grubu oluşturan bireylerin şahsi kimliklerine değil, grubun varlığına yönelmekte ve bireylere de sırf o grubun mensubu oldukları için onlar üzerinde icra edilmektedir.[3]

 

Soykırım suçunun yer aldığı ilk hukuki belge, o zamanlar yeni kurulmuş olan Birleşmiş Milletlerin 11 Aralık 1946 tarihli ve 96(I) sayılı kararıdır. [4] Bu karar ile soykırım, uluslararası hukuka göre suç sayılmıştır ve cezalandırılmasının uluslararası bir mesele olduğunun altı çizilmiştir.

Birleşmiş Milletlerin aldığı bu karar uyarınca hem Sekreterya hem de Ekonomik-Sosyal Konsey içerisinde ad hoc bir konsey kurulmuş ve bu konsey tarafından iki sözleşme taslağı hazırlanmıştır. Bu taslaklardan ikincisi müzakereler sonucundan 6 Aralık 1948’de Paris’te Genel Kurul’un 260A (III) sayılı kararıyla, toplantıda bulunan 56 üye devletin tamamı tarafından oy birliği ile kabul edilmiştir. 12 Ocak 1951’de yürürlüğe giren “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme (SSÖCS)” (Yazının bundan sonraki kısmında Soykırım Sözleşmesi olarak anılacaktır.) soykırım suçu konusunda halen esas alınan belgedir.

1948 yılında BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş olan SSÖCS’yi 2021 yılına kadar onaylayan devlet sayısı 140’tır. Ayrıca soykırım suçu bir uluslararası teamül olarak çeşitli mahkeme kararları ile ortaya konulmuştur.

 

 

Soykırım Sözleşmesi

 

Soykırım Sözleşmesi’nin birinci maddesinde, soykırım suçunun gerek barış gerek savaş zamanında işlenmiş olsun bir uluslararası suç olduğu ve sözleşmenin taraflarının bu suçu önlemeyi ve cezalandırmayı kabul ettiklerini, ikinci maddesinde soykırım suçunun tanımı ve maddi unsurları; üçüncü maddesinde soykırım suçunun işlenmesi için işbirliği yapmanın, doğrudan ve aleni olarak kışkırtmanın, soykırım suçuna teşebbüs ve iştirak etmenin de suç olduğu ve cezalandırılacağı; dördüncü maddesinde bu suçun failleri arasında yönetici, kamu görevlisi, özel kişi gibi bir meslek ayrımına gitmeyerek herkesin cezalandırılabileceği; beşinci maddesinde sözleşmeye taraf devletlerin sözleşme hükümlerine işlerlik kazandırabilmek için ulusal hukuklarında gerekli yasal düzenlemeyi yapacaklarına dair taahhüt verdiklerini; altıncı maddesinde Sözleşme’de yer alan suçu işlediği için hakkında suç isnadı bulunan kişilerin suçun işlendiği ülkedeki veya uluslararası bir ceza mahkemesinde yargılanacağı; yedinci maddesinde soykırım fiilini işleyen kişilerin Sözleşmeci Devletler tarafından bu tür olaylarda kendi yasalarına ve yürürlükteki sözleşmelere göre suçluları iade etmeyi üstleneceği; sekizinci maddesinde soykırımın engellenmesi için BM’ye başvurulabileceği[5]; dokuzuncu maddesinde ise soykırım yapılmasından sorumlu devletle ilgili olarak Taraf Devletler’e Uluslararası Adalet Divanı’na gitme hakkı tanınacağı belirtilmiştir.[6]

 

 

Soykırım Suçunun Teamül Kuralı Olması

 

Soykırım suçunun bir sözleşme ile tanımlanmış ve cezalandırılıyor olması sebebiyle eğer sözleşmeden çekilinirse bu suçtan ötürü ceza alınıp alınamayacağı konusundaki belirsizliğin giderilmesi gerekmektedir. Bu konuda içtihadı bir karar bulunmaktadır.
Bosna Hersek’in 20 Mart 1993’te Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ne karşı Uluslararası Adalet Divanı’nda açmış olduğu davada[7] ad hoc yargıç Elihu Lauteracht görüşünde, soykırım yasağının sıradan bir uluslararası hukuk kuralı olmadığını, jus cogens statüsünde bir kural olarak genel kabul gördüğünü belirtmiştir. Jus cogens kuralları, hiçbir şekilde kendisinden sapılmasına izin verilmeyen ve ancak aynı nitelikte genel bir uluslararası hukuk kuralıyla değişebilecek niteliktedir.[8] Dolayısıyla bu sözleşmeye taraf olmayan bir devlet de soykırım suçundan ötürü cezalandırılabilmektedir.

Soykırım Suçunun Unsurları

 

1948’de imzalanan Soykırım Sözleşmesi’nde soykırım şöyle tanımlanmakta ve bir suç kategorisine dönüştürülmektedir: ‘Ulusal, ırksal, etnik ya da dinsel bir grubu bu haliyle (as such) tamamen ya da kısmen yok etme kastı ile işlenen şu eylemlerden herhangi biridir:

 

A- Grup üyelerini öldürme;

B- Grup üyelerine ağır bedensel ya da zihinsel zarar verme;

C- Grubu fiziksel olarak tamamen ya da kısmen yok etmeye yönelik yaşam koşulları altına kasıtlı olarak koyma;

D- Gruptaki doğumları engellemeye kastedilerek önlemler dayatma;

E- Grubun çocuklarını zorla başka yere götürmek.[9]

 

Dikkat çekilmesi gereken husus bu eylemlerin tamamının suçun oluşması için aranmamasıdır. Sözleşmede sayılan 5 eylemden herhangi birisi soykırım suçunun oluşması için yeterlidir.
Yalnız ceza hukukunda olduğu gibi failin saikinin “ulusal, ırksal, etnik ya da dinsel bir grubu” tamamen yok etme kastı ile bu suçu işlemesi gerekmektedir.

Soykırım Suçunun Unsurları. [10]

 

Soykırım Sözleşmesi’nde kastedilen grup kavramı tahdidi olarak milli, etnik, dini ve ırki gruplar olarak sayılmıştır. Sözleşmeyi kaleme alanlar ve imzalayanların da ortak bir görüşü olarak sabit nitelikli gruplar seçilmiş, siyasi veya iktisadi gruplar gibi gruptan çıkmanın şahsın iradesine bağlı olduğu değişken nitelikli gruplar dahil edilmemiştir. Sözleşmenin koruduğu gruplar bakımından ortak kriter grup üyelerince reddi mümkün olmayan, doğum ile kendiliğinden, gayri ihtiyari olan ve süreklilik arz etmeleridir. [11]

Sözleşmede, milli, etnik, ırki veya dini bir grubun yok edilmek maksadıyla saldırıya uğramaları suçun oluşması için yeterli görülmüştür. Suçun oluşması için grubun ortadan kaldırılması gerekmemektedir. Bu saikle yapılan hareketler suç için yeterlidir. Soykırım salt hareket suçudur.

Soykırım suçunun temelde 2 unsuru vardır. Bunlar grubu yok etme kastı yani psikolojik unsur (mens rea) ve bu suçu işleme kastıyla eylemlerin icrası (actus reus)[12].

 

 

Mens rea: Manevi Unsur

 

Günümüzde de ceza hukukunun temel ilkelerinden birisi olan mens rea temel olarak Kilise Hukuku’na dayanır. Bu ilkenin esası “Tanrının her şeyi bildiği ve nihai cezalandırma yetkisinin Tanrıda olduğu düşüncesidir.”[13] Hukuk sistemlerinin sekülerleşmesi ile bu anlayıştan uzaklaşılmıştır. Failin saiki suçun cezalandırılması açısından önemlidir ve bu konuda ikili bir ayrıma gidilmiştir. Bunlar kast ve taksirdir. Kastın kendi içinde bilmek ve istemek üzere iki unsuru vardır. Bir başka deyişle, suçun maddi unsurlarının bilincinde olmak ve bu fiilleri yerine getirmeyi istemektir. Fail ancak bilerek ve isteyerek yaptığı fiillerden ötürü cezalandırılabilir. Bu durumda aranan kusur derecesi kasttır.[14]

İstisnai olarak bazı suçlarda sıradan kast yeterli değildir, o suçu işlemek için özel kast aranır. Özel kasta halinde, failin yasaklanan bir sonuca erişmek için kasten hareket etmesi gerekir.[15]

Soykırım suçu için özel kast aranır. Fail özel olarak bir grubu imha etme kastıyla hareket etmiş olmalıdır. Soykırım suçu taksirle işlenemez. Failin iradesinin açık ve net olarak soykırıma yönelmiş olması gerekir. Soykırım suçunun anıldığı her somut olayda, olayın göstergelerine göre milli, etnik, ırki veya dini bir grubu, bütün olarak yok etme kastının bulunup bulunmadığı ivedilikle incelenmeli ve bu son derece ağır itham bu değerlendirmeler sonucu söz konusu olmalıdır.

 

 

Actus Reus: Maddi Unsur

 

Soykırım suçunun oluşumuna yol açan eylemler, fiziksel yok etmeyi yani milli, etnik, dini veya ırki bir grubun grup olarak, tamamen veya kısmen madden varlığını kaldırmak sonucuna ulaşır.

Soykırım Sözleşmesi’nde sayılmış olan grupların sadece maddi imhasına yönelik suç fiillerine yer verilmiş, belli bir grubun milli, linguistik, dini, kültürel veya bunların dışında toplumsal kimliğin yok edilmesi kapsam dışında bırakılmıştır.[16]

Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesine göre aşağıdaki eylemler soykırım suçunu oluşturur:

  • Grup üyelerinin katli,
  • Grup üyelerinde ciddi bedensel ve zihinsel zarara sebep olmak,
  • Grubun fiziksel varlığının tamamen veya kısmen ortadan kalkmasına sebebiyet vermek üzere hesaplanmış yaşam koşullarına kasten maruz bırakmak,
  • Grup içinde doğumları önlemek için tedbirler dayatmak,
  • Grubun çocuklarının başka bir gruba zorla nakli. [17]

 

  1. Grup üyelerinin katli soykırım suçunun en bilinen ve en açık şeklidir.

 

  1. Grup üyelerinde yol açılabilecek bedensel veya zihinsel hasarın kalıcı olup olmamasının önemi yoktur. Grup olarak yok etme kastıyla, işkence, fiziksel ve ruhsal taciz, cinsel şiddet ve tecavüz, zalimane veya gayrı insani muamele, sınır dışı etmek bu eylemin uygulanma şekilleri olabilir.

 

  1. Grubun fiziksel varlığının tamamen veya kısmen ortadan kalkmasına sebebiyet vermek üzere hesaplanmış yaşam koşullarına kasten maruz bırakmak fiili ile grubun aniden değil zaman içinde ancak nihai olarak yok edilmesi amaçlanmaktadır. Grup insani yaşam koşullarının altında gıda, giyecek, temizlik vs. mahrum bırakılmalıdır.
  2. Grup içinde doğumları önlemek için tedbirler dayatmak şeklinde düzenlenmiş olan eylemde “dayatmak” kelimesi ile kastedilen grubun tedbirlere uyulmaya zorlanması gerekmektedir. Suçun oluşması için tedbirlerin dayatılması yeterlidir, başarıya ulaşmış olması aranmamaktadır. Doğumların önlenmesini sağlayacak her yöntem bu eylemin bir türünü teşkil eder.[18] (Tecavüz etmek, cinsleri ayırmak, evliliğin yasaklanması…)

 

  1. Grubun çocuklarının başka bir gruba zorla nakli fiili ile amaçlanan grubun yeni bireyler yetiştirmesinin önüne geçmektir. Çocuklar grubun kültüründen, dilinden, dininden uzak büyütülerek grubun yeni birey oluşturmasına engel olmaktadır. Aynı zamanda grubun motivasyonunu ve direncini kırmaktadır.

 

 

Soykırım Suçunun Failleri

 

Soykırım suçundan cezalandırılabilecek olan eylemler Sözleşme’nin üçüncü maddesinde[19] şu şekilde belirtilmiştir:

  1. a) Soykırımda bulunmak;
  2. b) Soykırımda bulunulması için işbirliği yapmak;
  3. c) Soykırımda bulunulmasını doğrudan ve aleni surette kışkırtmak;
  4. d) Soykırımda bulunmaya teşebbüs etmek;
  5. e) Soykırıma iştirak etmek.

 

Buna göre doğrudan soykırımı gerçekleştiren faillerin yanında yardım eden ve azmettirenler de cezalandırılmaktadır. Bu suça teşebbüste cezalandırılmaktadır. Doğrudan soykırım yapmasa bile soykırım suçunun işlenmesi için işbirliği yapanlar bu suça yardım edenlerde cezalandırılmaktadır.

C bendinde belirtildiği üzere kışkırtmanın doğrudan ve aleni surette olmalıdır.

Buradaki eleştiri noktası soykırımın suçunun işlenmesine göz yummanın yani zımnen kabulün cezalandırılmıyor oluşudur. Eğer soykırım suçuna sessiz kalmanın da cezası olsaydı birçok devletin bu suçtan ötürü cezaya çaptırılacağı muhakkaktır.

Sözleşmenin dördüncü maddesine göre “Soykırım suçunu veya üçüncü maddede gösterilen fiillerden birini isleyenler, anayasaya göre yetkili yöneticiler veya kamu görevlileri veya özel kişiler de olsa cezalandırılır.” Bu hüküm ile soykırım suçunu işleyenlerin ulusal hukukta dokunulmaz olsalar bile uluslararası hukuk açısından herhangi bir korumaya sahip olmadıkları belirtilmiştir.

 

 

Soykırıma ilişkin uluslararası mekanizmalar

 

Soykırım suçunun cezalandırılması için birçok uluslararası mekanizma kurulmuştur. Bunlar uluslararası yargı organlarıdır. Aşağıda bu mekanizmalar irdelenecektir.

 

  1. Dünya Savaşı’na müteakiben 8 Ağustos 1945’te imzalanan Londra Antlaşması’nın 2.maddesi ile Nürnberg Askeri Ceza Mahkemesi, 19 Ocak 1946 tarihli bir kararname ile de Uluslararası Uzakdoğu Askeri Ceza Mahkemesi kurulmuştur. [20]

Nürnberg ve Tokyo Uzakdoğu Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin her ikisi de sadece II. Dünya Savaşı sırasında işlenen suçları kovuşturmak için galip devletler tarafından kurulmuş̧, ad hoc (özel), olağanüstü̈, jürisi olmayan ve yargılamaların toplu olarak yapıldığı askeri mahkemelerdir.[21]

Bu mahkemelerin modern hukuk felsefesinden uzak olduğu aşikardır. Mahkemenin kurucuları II. Dünya Savaşını kazanan devletlerdir ve mahkemelerin kurulma amacı da kaybeden devletlerin yargılanmasıdır.

Ayrıca bu mahkemelerde evrensel hukukun en temel ilkelerinden biri olan “kanunsuz suç olmaz” ilkesinin de ihlal edildiğini belirtmek gerekmektedir. Yargılamalar öncesinde belli olmayan hukuk kurallarına göre yapılmıştır.

Tokyo Ceza Mahkemesi’nde 25 Japon vatandaşı yargılanmış ve hepsi hüküm giymiştir.[22]

Bu mahkemelere yönelik olumlu eleştiri ise ilk uluslararası ceza mahkemeleri olması sebebiyle uluslararası suç kavramının hukuk literatürüne katılmasını sağlamalarıdır.

 

 

Ad Hoc Mahkemeler

 

Ad Hoc mahkemeler BM kararları ile kurulmuş ve sadece belirli bir olayın yargılanması amacıyla hareket eden, geçici ve sivil mahkemelerdir. Uluslararası Ceza Mahkemesinin kurulmasına kadar Soykırım Sözleşmesi bu mahkemeler aracılığıyla uygulama alanı bulmuştur. İki örneği vardır; Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi.

Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi 1992 yılında Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’nin yıkılmasının ardından bağımsızlığını ilan eden Bosna Hersek ile Sırbistan arasındaki kanlı çatışmalar sonucunda ortaya çıkan suçlar için kurulmuştur. Sırp milislerinin Bosnalı Müslümanları sistematik şekilde öldürerek, tecavüz ederek, toplama kamplarına kapatarak soykırıma maruz bırakmışlardır. Tüm bunlar olurken de bölgedeki BM Barış Gücü duruma sessiz kalmıştır.

Özellikle Müslümanlara yönelik saldırılar düzenlenmiş, 1992 ile 1995 yılları arasında Ortodoks Sırplarla Müslüman Boşnaklar, 1993 yılında Müslüman Boşnaklarla Katolik Hırvatlar ve 1991–1992 yılları arasında ise Katolik Hırvatlarla Ortodoks Sırplar arasında çıkan çatışmalarda 300.000’e yakın insan ölmüş ve 2 milyon kişi de zorunlu göçe tabi tutulmuştur.[23]

 

Yugoslavya’da meydana gelen bu olayların faillerinin yargılanması için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 827 sayılı kararı ile Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi kurulmuştur.[24] Bir dizi yargılamanın ardından bu Mahkeme 2017 yılında kapandı ancak yargılamaların adaletli olup olmadığı hukuk dünyasında kafa karışıklığına sebep olmaya devam etmektedir.

Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi, Ruanda’da yaşayan Hutu ve Tutsi kabileleri arasındaki kanlı çatışmalar sonucunda işlenen insan hakkı ihlalleri için BM Güvenlik Konseyi 8 Kasım 1994 yılında ve 955 sayılı kararla, BM Antlaşması’nın 7. bölümüne de dayanarak Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi kurulması kabul edilmiştir.[25]

Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisi 1 Ocak 1994 ile 31 Aralık 1994 tarihleri arasında Ruanda sınırları içinde veya komşu ülkelerde; soykırım, uluslararası insancıl hukukun ihlali niteliğindeki ve insanlığa karşı suçları işleyenlerin veya bu fiilleri işleyen Ruanda vatandaşlarının yargılanmasını içerir. Ruanda dışında yapılan katliamların da Mahkeme’nin yargı yetkisinde olmasının sebebi, bu eylemleri gerçekleştirenler arasında Ruanda vatandaşlarının olması ve bu katliamların da Ruanda’daki iç savaşla ilintili olmasıdır. [26]

 

 

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)

 

Yukarıda açıklandığı üzere her ne kadar Soykırım Sözleşmesi imzalanmış olsa da bu sözleşmeyi uygulayacak sabit bir mahkemenin bulunmaması uluslararası yargının eksikliğini göstermekteydi. Ruanda’da gerçekleşen soykırımın ardından bu suçun sürekli olarak tekrar edebileceği ihtimali olduğu için 1994 yılında BM Genel Kurulu bir uluslararası ceza mahkemesi kurulması için çalışmalara başlamıştır. BM’nin girişimleri sonucu mahkeme 1 Temmuz 2002 yılında Hollanda’nın Lahey kentinde kurulmuştur. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin önemi büyüktür çünkü ilk defa insanlığa karşı suçlar için sürekli bir uluslararası yargı organı kullanılacaktır. UCM tüm uluslararası toplumun güvenliği için tehdit oluşturan soykırım suçu, insanlığa karşı suç, savaş suçu ve saldırı suçu işleyen yani Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nün 5 ve 8. maddeleri arasındaki suçları işleyen kişileri zamanaşımı hükümlerini uygulamamak suretiyle yargılamakla görevlidir.[27] Soykırım suçunun zamanaşımına tabi olmaması dikkat çekicidir. Ayrıca bu mahkemenin bağlayıcılığını ve otoritesini sağlamak amacıyla mahkeme statüsüne çekince koyarak imza atılamayacağına dair hüküm getirilmiştir.

1 Temmuz 2002 yılında faaliyete başlayan UCM’de Demokratik Kongo Cumhuriyeti Hükûmeti’nin başvurusuyla Mayıs 2004’de Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili, Uganda Hükûmeti’nin başvurusuyla Temmuz 2004’de Uganda ile ilgili, BM Güvenlik Konseyi’nin başvurusuyla Haziran 2005’de Sudan ve Darfur ile ilgili, Orta Afrika Cumhuriyeti Hükûmeti’nin başvurusuyla Mayıs 2007’de Orta Afrika Cumhuriyeti ile ilgili soruşturma başlatılmıştır.[28] Açılan soruşturmaların sonucunda nihai olarak Sudan Devlet Başkanı hakkında soykırım, savaş suçu ve insanlığa karşı suçları işlediği iddiasıyla tutuklama kararı çıkmış ancak davanın açılması konusunda BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi arasında fikir ayrılıkları ortaya çıkmıştır.

Statü’yü 21.07.2009 tarihi itibarıyla, 139 devlet imzalamış̧, 110 devlet de onaylamıştır.[29]

 

Bunların dışında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de soykırım fiilini tespit etmek, barış ve güvenliğin korunması için alınacak önlemleri kararlaştırmak ve tavsiyede bulunmak yetkilerine haizdir.

 

 

Uluslararası Adalet Divanı (UAD)

 

Soykırım Sözleşmesi’nin 9. maddesine göre “Sözleşmeci Devletler arasında bu Sözleşme’nin yorumlanması, uygulanması veya yerine getirilmesi ve ayrıca soykırım fillerinden veya Üçüncü maddede belirtilen fiillerin herhangi birinden bir Devletin sorumluluğu ile ilgili olarak çıkan uyuşmazlıklar, uyuşmazlığın taraflarından birinin talebi üzerine Uluslararası Adalet Divanı önüne götürülür.” Maddede de belirtildiği üzere sözleşme doğrudan UAD’ı yetkili kılmaktadır. Uluslararası Adalet Divanı yalnız devletlere özel, şahısların yargılanamadığı sürekli ve evrensel bir mahkemedir. Dolayısıyla soykırım suçu sebebiyle devletlerin yargılanması konusunda yetkili olan mahkeme Uluslararası Adalet Divanı’dır. Uluslararası Ceza Mahkemesi şahısların yargılanması yöneliktir.

1993 yılında UAD’de açılan Bosna Hersek-Sırbistan soykırım davası bu suç konusunda uluslararası içtihadın gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Bu davaya kadar devletler sadece soykırımı önleme ve sorumlularını cezalandırılmalarıyla yükümlülerdi. Ancak Uluslararası Adalet Divanı Soykırım Sözleşmesi’nin 1. ve 9. maddelerini yorumlayarak Sözleşme’nin devletlerin soykırım suçunu işlemesini yasakladığını tespit etmiş ve bu suçu işlemekten dolayı devletlerin de sorumlu olabileceklerine karar vermiştir.[30] Devletler ellerindeki her türlü imkân ve kabiliyet ile bu suçun oluşmasını önlemek zorundadır.

UAD yargılama esnasında soykırım suçunun özel kastına büyük önem atfetmiştir. Bu suç özel kastla işlenebileceği için fail devletin kastının soykırıma yönelik olup olmadığını yoğun şekilde irdelemiştir. Bu kadar yoğun ve şüpheci davranması sonucunda Bosna Hersek-Sırbistan davasında soykırım emrini hükümet yetkililerinin vermediğine dayanarak Sırbistan-Karadağ tarafına soykırım suçu isnat edilemeyeceği kanısına varmış ve akıllarda soru işareti yaratmıştır.[31]

Bunların dışında da ülkesel ve bölgesel çapta bir dizi yargı organı bulunmaktadır.

 

 

 

SONUÇ

 

 

İrdelendiği üzere soykırım suçu özellikle II. Dünya Savaşı’nın ardından gittikçe önem kazanmış ve Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme ile uluslararası bir suç olma niteliğine haiz olmuştur. Günümüzde halen tartışılmakta ve gündemde olan bu kavramın hukuki incelemesi ve hukuken ne anlama geldiğinin anlaşılması çok önemlidir.
BAUDEGS çatısı altında oluşturulan Ermeni Tehciri Dosyası[32] kapsamında yapılan bu çalışma sonucunda ortaya çıkmıştır ki sözde Ermeni Soykırımı iddiaları yukarıda açıklanmış olan soykırım suçunun herhangi bir unsurunu taşımamaktadır. Soykırım suçu için özel kast aranıyorken tehcir esnasında herhangi bir soykırım kastının olmadığı tarihi belgelerle ortadadır. Ayrıca eğer soykırım kastı olsaydı bile Soykırım Sözleşmesi hukuktaki geriye yürümezlik ilkesini bünyesinde bulundurmaktadır. Bu ilkeye göre bir kanun veya sözleşme onaylandığı tarihten itibaren işlenen suçlara uygulanabilecektir. 1918 yılında gerçekleştiği iddia edilen bir olay için 1945 yılında imzalanan bir sözleşmeyi uygulamaya çalışmak evrensel hukuk uygulaması ile çelişmektedir. Dolayısıyla Türkiye’nin bu olaylardan ötürü yargılanması ne tarih ne de hukuk açısından mümkündür.

 

Bu çalışma Bahçeşehir Üniversitesi Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi için yapılmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

 

  • Lemkin, Rafael. “Axis Rule in Occupied Europe: Law of Occupation- Analysis of Government-Proposals for Redress, Washington, Carnegie Endowment for International Peace,1944, Chapter IX. s.79-80 (online: https://www.jstor.org/stable/pdf/1068910.pdf) (erişim:26/03/2021)
  • Akün, Verda Neslihan. “Uluslararası Hukukta ve Türk Hukukunda Soykırım (Jenosid Suçu)”, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni, Prof. Dr. Sevin Toluner’e Armağan, Yıl 24 (2004) : 53-70
  • Appendix 1 – United Nations General Assembly Resolution 96 (I), 11 December 1946
  • Önok, Rıfat M. “Tarihi Perspektifiyle Uluslararası Ceza Divanı”. Ankara:Turhan Kitabevi, 2003.
  • Beşiri, Arzu. “Soykırım ve Soykırım Suçuna İlişkin Uluslararası Mekanizmalar.” Türkiye Barolar Birliği Dergisi,Sayı 108, September-October (2013): 180-210
  • Pazarcı, Hüseyin. “BOSNA-HERSEK SORUNUNDA ULUSLARARASI YARGININ ROLÜ”. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi 51 (1996):383-386
  • Bassiounin, Cherif. “Crimes Against Humanity in International Law”, 2nd revised ed., The Hague, Kluwer Law International (1999): s.210-211
  • Alpyavuz, Tolgahan. “Soykırım Suçu”, Deniz Harp Okulu Deniz Bilimleri ve Mühendisliği Enstitüsü(vol. 5, no.1), Journal of Naval Science and Engineering (2009): 49-61
  • Değirmenci, Olgun. “Uluslararası Ceza Mahkemelerinin Kararları Işığında Mukayeseli Hukukta ve Türk Hukukunda Soykırım Suçu (TCK m. 76)”, TBB Dergisi Sayı 70, (2007): 50-111
  • Değer, Ozan. “Soykırım Suçu ve Devletin Sorumluluğu: Uluslararası Adalet Divanı’nın Bosna-Hersek SırbistanKaradağ̆ Kararı”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 6, Sayı 22 (Yaz 2009): 61-95
  • Günal, Hüseyin. “İnsanlığa Karşı Suçlarda “İnsanlık” Ne Manaya Gelmektedir: Felsefi Bir Analiz”, İÜHFM C. LXXII, S. 1(2014): 555-569.
  • Tezcan Durmuş, Erdem M. Ruhan ve Önok R. Murat. Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Ankara: Seçkin Yayınları, 2019.

 

  • Çakmak Cenap ve Atılgan Cansu. “BM, Bosna Soykırımı ve Küresel Adalet”, Bilge Strateji, Cilt 4 Sayı 7, (2012): 14-36.
  • Kaplan, Fatih Halil. Ruanda ve Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemeleri Kararlarında Soykırım Suçu, Adalet Bakanlığı Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, (2013): 106-129
  • Halatçı, Ülkü. “Uluslararası Ceza Mahkemesinin Yargı Yetkisini Kullanabilmesinin Önkoşulları” Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi, C1, (2005): 57-76
  • Elekdağ, Sevin. “Uluslararası Adalet Divanı Kararı: Soykırım Hukukuna Önemli Bir Katkı”, Uluslararası Suçlar: Bosna – Hersek Örneği, Avrasya SAM (2008): 75-81

 

[1] BAUDEGS Araştırmacısı.

[2] Rafael Lemkin, “Axis Rule in Occupied Europe: Law of Occupation- Analysis of Government-Proposals for Redress, Washington, Carnegie Endowment for International Peace,1944, Chapter IX. s.79-80 (online: https://www.jstor.org/stable/pdf/1068910.pdf) (erişim:26/03/2021)

[3] Verda Neslihan Akün, Uluslararası Hukukta ve Türk Hukukunda Soykırım (Jenosid Suçu), Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni, Prof. Dr. Sevin Toluner’e Armağan, Yıl 24, s. 53-55, 2004.

[4] Appendix 1 – United Nations General Assembly Resolution 96 (I), 11 December 1946

[5]Rıfat M. Önok, Tarihi Perspektifiyle Uluslararası Ceza Divanı, Turhan Kitabevi, Ankara, 2003, s.40-42

[6] Arzu Beşiri, “Soykırım ve Soykırım Suçuna İlişkin Uluslararası Mekanizmalar”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, September-October 2013, Sayı 108, s.186

[7] Hüseyin Pazarcı, “BOSNA-HERSEK SORUNUNDA ULUSLARARASI YARGININ ROLÜ”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi 51 s.383-386

[8] Cherif Bassiouni, Crimes Against Humanity in International Law, 2nd revised ed., The Hague, Kluwer Law International,1999, s.210-211

[9] United Nations, Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide, 1948, Madde 2, http://www.unhchr.ch/html/menu3/b/p_genoci.htm.

[10] Tolgahan Alpyavuz, Soykırım Suçu, Deniz Harp Okulu Deniz Bilimleri ve Mühendisliği Enstitüsü, Journal of Naval Science and Engineering 2009, Vol. 5 , No.1, s.52

[11]  Verda Neslihan Akün, Uluslararası Hukukta ve Türk Hukukunda Soykırım(Jenosid Suçu),  Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni, Prof. Dr. Sevin Toluner’e Armağan, Yıl 24, s. 54-56, 2004.

[12] Olgun Değirmenci, Uluslararası Ceza Mahkemelerinin Kararları Işığında Mukayeseli Hukukta ve Türk Hukukunda Soykırım Suçu (TCK m. 76), TBB Dergisi, 2007.

[13] Verda Neslihan Akün, Uluslararası Hukukta ve Türk Hukukunda Soykırım (Jenosid Suçu), Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni, Prof. Dr. Sevin Toluner’e Armağan, Yıl 24, s. 58-60, 2004

[14] Ozan Değer, Soykırım Suçu ve Devletin Sorumluluğu: Uluslararası Adalet Divanı’nın Bosna-Hersek v. SırbistanKaradağ̆ Kararı, Uluslararası İlişkiler, Cilt 6, Sayı 22 (Yaz 2009) s.71

[15] Akün, “Soykırım”, s.59

[16] Akün, “Soykırım” s.60-61

[17] Hüseyin Günal, “İnsanlığa Karşı Suçlarda “İnsanlık” Ne Manaya Gelmektedir: Felsefi Bir Analiz”, (İÜHFM C. LXXII, S. 1, s. 558 (2014)

[18] Akün, “Soykırım” s. 63

[19] Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme için bkz. https://www.un.org/en/genocideprevention/documents/atrocity-crimes/Doc.1_Convention%20on%20the%20Prevention%20and%20Punishment%20of%20the%20Crime%20of%20Genocide.pdf

[20] Arzu Beşiri, “Soykırım ve Soykırım Suçuna İlişkin Uluslararası Mekanizmalar”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, September-October 2013, Sayı 108, s.186

[21] Beşiri,” Soykırım”, s. 189

[22] Durmuş Tezcan, M. Ruhan Erdem ve R. Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Ankara, Seçkin Yayınları, 2019, s.331

[23] Beşiri, s. 190

[24] Cenap Çakmak ve Cansu Atılgan, BM, Bosna Soykırımı ve Küresel Adalet, Bilge Strateji, Cilt 4, Sayı 7, Güz 2012, s.16

[25] Fatih Halil Kaplan, Ruanda ve Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemeleri Kararlarında Soykırım Suçu, Adalet Bakanlığı Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, 2013, s.108

[26] Beşiri, s.195

[27] Ülkü Halatçı, “Uluslararası Ceza Mahkemesinin Yargı Yetkisini Kullanabilmesinin Önkoşulları” Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi, 2005, C. 1, s. 57

[28] Açılan soruşturmalar için bkz. http://ucmk.org.tr

[29] Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü, https://diabgm.adalet.gov.tr/Home/SayfaDetay/uluslararasi-ceza-mahkemesi-ucm28022020101834 (erişim: 06/04/2021)

[30] Beşiri, “Soykırım”, s.205

[31] Sevin Elekdağ, “Uluslararası Adalet Divanı Kararı: Soykırım Hukukuna Önemli Bir Katkı”, Uluslararası Suçlar: Bosna – Hersek Örneği, Avrasya Bir Vakfı, Avrasya SAM, 2008, s.75-76

 

[32] Ermeni Tehciri Dosyası’ndan konuyla ilgili tarih çalışmasına ulaşabilirsiniz.

DİĞER YAZILAR

MEDYADA BAU DEGS
MEDYADA BAU DEGS
13 Mayıs 2021

12 MAYIS MEDYA BÜLTENİ YAZILI BASIN YANSIMALARI YENİÇAĞ GAZETESİ KÖŞE YAZARI HÜSEYİN MACİR YUSUF; “KKTC TANINMALIDIR” İSİMLİ YAZISINDA BAU...

UZMANLAR HABER7’YE DEĞERLENDİRDİ: TSK FİLİSTİN’E GİDEBİLİR Mİ?
UZMANLAR HABER7’YE DEĞERLENDİRDİ: TSK FİLİSTİN’E GİDEBİLİR Mİ?
12 Mayıs 2021

İŞGALCİ İSRAİL YÖNETİMİ GÜNLERDİR GAZZE’Yİ BOMBALIYOR. YAŞANAN ZULME KARŞI MÜSLÜMAN ÜLKELERİN ADIM ATMASI BEKLENİYOR. UZMANLAR TSK SEÇENEĞİNİ HABER7’YE ANLATTI....

İsrail’in İç Siyaseti Açısından Mescid-i Aksa’dan Başlayarak Tüm İsrail ve Filistin’e Yayılan Kaos’un Bir Değerlendirmesi: Neden şimdi?
İsrail’in İç Siyaseti Açısından Mescid-i Aksa’dan Başlayarak Tüm İsrail ve Filistin’e Yayılan Kaos’un Bir Değerlendirmesi: Neden şimdi?
12 Mayıs 2021

  Birçok insan İsrail ve Filistin’de günden güne artan kaosu izlemekte ve kendine aynı soruyu sormakta: Bu olay neden...