Yaycı Doktrini

1. Yaycı Doktrini, uluslararası deniz hukukunun temel prensipleri olan “Hakkaniyet”, “Coğrafyanın Üstünlüğü”, “Oransallık” ve “Kapatmama” ilkelerine dayanmaktadır. Ahde vefa çerçevesinde Türkiye’nin diğer devletlere önceden verdiği tekliflere sadık kalmaya özen gösterir.

2. Türkiye’nin çevre denizleri deniz hukuku açısından kapalı ya

da yarı kapalı deniz statüsündedir. Bu durum özel uygulamaları dikte eder. 400 deniz milinden az genişliği olan denizlerde (adaların da ana karaların kıta sahanlığı üzerinde bulunması nedeniyle) ana karaların kıta sahanlığı esastır.

3. Bu ilkeler çerçevesinde hesaplanan, Türkiye’nin çevre denizleri ve iç denizi olan Marmara Denizi’ndeki deniz yetki alanları [kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB)] sınırları dahilindeki denizlerini “Türk Deniz Yetki Alanları (Mavi Vatan)” olarak kabul eder.

4. Türkiye’nin Karadeniz’deki deniz yetki alanı, 1986’da ilan ettiği MEB’tir.

5. Marmara Denizi Türkiye’nin iç denizidir ve 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi hükümleri saklı kalmak kaydıyla iç su rejimine tabidir. 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi hükümleri çerçevesinde geçiş yapan gemilerden “Altın Frank” değerine göre ücretlendirme yapılmasını öngörür.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

6. Türkiye’nin Adalar (Ege) Denizi’ndeki deniz yetki alanı, Türkiye ve Yunanistan ana karaları esas alınarak ortay hattan geçen deniz yetki alanı sınırının doğusunda kalan deniz alanıdır. Türkiye ve Yunanistan ana karaları arasındaki ortay hattın ters tarafında kalan Yunanistan’a ait adaların, ortay hattın doğusunda kalan adaların, sadece karasuları kadar deniz yetki alanına sahip olabileceklerini belirtir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Egemenliği Antlaşmalarla Yunanistan’a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıklar’ın (EGAYDAAK) aidiyetinin belirlenmesini temel ve öncelikli şart kabul eder. Bu konu açıklığa kavuşmadan Yunanistan ile deniz yetki alanları ile ilgili hiçbir konu müzakere edilmemesi gerektiğini belirtir. EGAYDAAK’lar sorununun temel sorun olarak görülmesinin siyasi bir tercih değil hukuki bir zorunluluk olduğunu vurgular.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Adalar (Ege) Denizi’nde herhangi bir bölgede karasularının 6 deniz milini aşmasına asla müsaade edilmemesi gerektiğine işaret eder. Barış, istikrar ve güvenliğin tesisi için 1923 Lozan Barış Antlaşması’nın öngördüğü 3 deniz mili karasuları rejimine geri dönülmesini öngörür.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gayri askeri statüde bulunmak şartıyla Yunanistan’a 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Barış Antlaşması ile devredilen 23 adanın statülerinin bizzat Yunanistan tarafından bozulduğunu ve bu durumun adaların egemenliğinin Yunanistan’a devir şartını ortadan kaldırdığını ifade eder.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yunanistan’ın dünyada örneği bulunmayan bir şekilde 6 mil karasularının ötesinde hava sahasını 10 mil olarak uygulamasını kabul etmez.

 

 

 

 

 

 

Yunanistan’ın uçuş bilgi bölgesi (FIR) sorumluluğunu Yunan egemenlik alanı gibi öne sürmesinin uluslararası hukuka tümü ile aykırı olduğunu belirtir ve tanımaz.

Hülasa “Adalar (Ege) Denizi’nde sorun yoktur, ‘Yunanistan Talepleri’ vardır” der ve bu taleplerin asla müzakere edilmemesi gerektiğini belirtir. Bu taleplerin sorun olarak kabul edilip çözüm bulmak üzere müzakere edilmesi durumunda, çözümün bu taleplerin bir şekilde karşılanması, Türkiye’nin hak ve menfaatlerinden ödün vermesi ile sonuçlanacağını vurgular.

7. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de 2280 km ile en uzun kıyı şeridine sahip devlet olması sebebiyle Türk deniz yetki alanlarının da bu kıyı uzunluğuyla doğru orantılı olması gerekir. Hakkaniyet, orantılılık, kapatmama ve coğrafyanın üstünlüğü başta olmak üzere uluslararası deniz hukukunun temel prensiplerine göre, ana karaların karşılıklı kıyılarının arasına bir adaya ait deniz alanının girerek ana karaların deniz yetki alanlarını kesemeyeceği hususunu esas alır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Deniz yetki alanı sınırlarının çiziminde; karşılıklı kıyıların, ışıma ve başlangıç noktalarının ve ortay hatların belirlenmesinde dünyanın küre şeklinde olduğunu, Türkiye’nin güneydoğu ve güneybatı enlemleri arasında yaklaşık 1,5 derecelik enlem farkı bulunduğunu dikkate alır. Bu doğrultuda, deniz yetki alanlarının belirlenmesinde “diyagonal hatlar” yönteminin kullanılmasını esas alır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanları sınırlandırması yapacağı ilgili kıyıdaş devletlerin; Libya, Mısır, İsrail (ve Filistin), Lübnan ve sadece yan sınırımız olan Suriye olduğuna işaret eder. Bu yaklaşımın, Doğu Akdeniz’de sadece Türkiye’nin değil; KKTC, Libya, Mısır, İsrail (ve Filistin), Suriye ve Lübnan’ın da uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını gözeten bir yaklaşım olduğunu vurgular. (27 Kasım 2019 tarihinde ”Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Devleti Ulusal Mutabakat Hükümeti Arasında Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” imzalanmış, Türkiye ve Libya arasında deniz yetki alanları sınırları belirlenmiştir.)

Libya ile 27 Kasım 2019’da yapılan deniz yetki alanları sınırlandırma antlaşması, Doğu Akdeniz’de “Türk Deniz Yetki Alanları’nın (Mavi Vatan)” batı sınırını belirlemiştir. Bu hat ile güneyde Mısır, doğuda İsrail (ve Filistin), Lübnan ve Suriye ile de antlaşma imzalanmışçasına belirlenen sınırlar  içinde kalan deniz alanı, “Türk Deniz Yetki Alanları’nın (Mavi Vatan)” Doğu Akdeniz’deki  kısmını oluşturur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Meis Adası, 1923 Lozan Barış Antlaşması ile ismen sayılarak İtalya’ya devredilmiş, Meis Adası’nın yanında yer alan Kara Ada ve Fener Adası ise 1923 Lozan Barış Antlaşması’na atıf yapan 4 Ocak 1932 Türk-İtalyan Sözleşmesi ile İtalya’ya bırakılmıştır.

Meis Adası’nın yanında yer alan Kara Ada ve Fener Adası’nın, 1947 Paris Barış Antlaşması’yla Yunanistan’a devredilen adalar arasında isimleri geçmediği gibi; 1947 Paris Barış Antlaşması, 4 Ocak 1932 tarihli Türk-İtalyan Sözleşmesi’ne atıfta bulunmamıştır. Dolayısıyla, Kara Ada ve Fener Adası Yunanistan’a devredilmemiştir. Bu durumda bahsi geçen adaların aidiyetleri Osmanlı Devleti’nin doğal halefi olan Türkiye Cumhuriyeti’ne aittir.

8. Türkiye’nin uluslararası hukuka göre belirlediği deniz yetki alanlarındaki (arama kurtarma sorumluluk sahaları, çevre acil müdahale sorumluluk alanları, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge gibi) tüm uygulamaları da “Türk Deniz Yetki Alanlarını Gösterir Mavi Vatan Haritası” ile uyumlu olmalıdır.

9. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin deniz yetki alanlarında egemenlik haklarını koruyacak, tüm ihtiyaçları karşılayacak ve uygulamalarını düzenleyecek bir “Deniz Yetki Alanı Kanunu” başta olmak üzere gerekli hukuki düzenlemelere sahip olunmalıdır.