Yunan Basınından: Kathimerini- Yunanistan İktidar Partisi Milletvekili Angelos Sirigos yazdı: Türkiye Uç Sınırlarında

 

Uluslararası Hukuk ve Dış Politika doçenti, N.D. Atina Milletvekili Angelos Sirigos’un 13.09.2020 Pazar günü Yunanistan Kathimerini gazetesinde yayınlanan yazısı

 

Türkiye uç sınırlarında

 

Türk diplomasisinin son talihsiz durumuna bir bakalım.
ABD müdahalesinin ardından, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri ilişkileri kademeli olarak eski haline getirmek için Ağustos ortasında bir anlaşma imzaladı.

 

Anlaşmaya en sert tepki Türkiye’den geldi. Türkiye’nin tepkisi ABD’yi kızdırırken, Arap dünyasında ise kınandı.

 

1949’dan beri İsrail’i tanıyan ve orada bir büyükelçiliğe sahip olan Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri’nin aynı hareketinden ve karşılığında Batı Şeria bölgelerinin İsrail devletine ilhakının askıya alınmasından rahatsız olduğu anlaşılmaktadır.

 

Genel olarak, Türk diplomasisinin son aylarda elde ettiği başarıları değerlendirildiğinde tamamen hayal kırıklığı yaratmaktadır.

 

Oldukça şüpheli bir boru hattı olan Eastmed, Doğu Akdeniz ülkelerinin Türkiye karşıtı birleşmelerinin ekseni haline geldi.

 

Türkiye’nin Libya’ya müdahalesi ise Fransa ile doğrudan çatışmaya yol açtı. Paris bugün Türkiye’ye karşı açık askeri sonuçları olan bir kampanyaya liderlik ediyor.

 

Hamas liderlerinin Ankara’yı ziyareti ve Batı tarafından terörist olarak nitelendirilen örgüt üyelerine Türk pasaportunun verilmesi, Türkiye’nin ABD’ye daha fazla yabancılaşmasına neden oldu.

 

AB-Türkiye ilişkileri ise AB Zirvesi’nin Eylül ayındaki, bir sonraki toplantısında ana başlık olacak.

 

Türk muhalif sitesi Ahval’ın da işaret ettiği gibi, Türkiye’nin diplomatik paranoyası, 25 Ağustos’tan sonra Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamalara da yansıdı. Buna göre, 27 duyurunun 14’ünde başka bir ülke ya suçlanıyor ya da uyarılıyor. Bu konuda, birinci sırada olma onuru Fransa’nın ve ardından küçük bir farkla, Yunanistan ve Kıbrıs olarak Fransa’yı takip ediyoruz. Ancak Türk Dışişleri Bakanlığı aynı tavrı ne Rusya’ya (Kürt temsilcilerle görüştüğü ve Tatarlarla uğraştığı için), ne ABD’ye (Erdoğan’ın Hamas’la görüşmesini kınadıkları için), Norveç’e ve İsveç’e (Kuran’a saygısızlık ettikleri için), ne de Avusturya’ya, Sırbistan’a göstermiyor.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylemlerinde de yine aynı abartı görülmektedir. Her zaman biraz sorunlu olan söylemi, son haftalarda tüm sınırları aştı. Onu küçümsememeliyiz. O dünya çapında yetenekli devlet liderlerden biridir. Sistemler ve çıkarlarla çok ciddi çatışmalardan muzaffer olarak çıktı ve çoğu siyasi lideri kolayca yok eden tuzaklardan kurtuldu. Bugün, ülkesinin Batı için jeopolitik önemine, ABD Başkanı Trump ile kişisel ilişkisine, Putin’in Rusya’sıyla tuhaf ittifakına / sahte dostluğa ve Katar’ın parasına güveniyor. Erdoğan için en kötüsü, çevresinde, tersi bir görüşü düzeltmek bir yana, eylemlerini bile sorgulayabilecek kimsenin olmamasıdır.

 

Eskiden ılımlı olan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu bile aşırı söylemlerle Milli Savunma Bakanı Akar’ı geride bıraktı. Erdoğan’ın günlük muhatap çevresine bu şekilde katılabileceğini düşünüyor. Erdoğan’ın diplomasisi ve söylemi durumun göstergesi, ancak askeri operasyonlar Türkiye’nin zayıf noktasını gösteriyor. Türkiye, Suriye ve Libya’da iki cepheyi aktif tutmakta. Irak’ta askeri güçler bulunduruyor ve faaliyet gösteriyor.

 

Aynı zamanda Doğu Akdeniz’de bir aydır süren seferberliği, başka bir cephe daha olarak görünüyor. Amerika Birleşik Devletleri ve belki Rusya ve Fransa dışında, bugün aynı anda üç askeri ihtilafla mücadele edebilecek bir devlet yok.

 

Türkiye’ye çevresindeki tüm bu askeri varlığın çok büyük maliyetleri var. 11 ve 26 Ağustos 2020 tarihlerinde Türk devleti, ülkenin askeri harcamalarına yönelik 5,07 milyar avroluk olağanüstü bir kamu kredisi almak zorunda kaldı.

 

Tüm bunlar Türkiye Milli Savunma Bakanlığı’nın 2020 yılı bütçesi 16,5 milyar avroyu bulmuşken gerçekleşmekte.

 

Türkiye’nin uç sınırlarına vardığı açıktır. Türkiye, Erdoğan’ın Neo-Osmanlı ideolojilerini uyuşturulmuş bir şekilde takip ediyor. Erdoğan ise gücünü kaybettiğinde evine gitmeyeceğini, aile üyeleri tarafından biriktirilen olağanüstü servetin araştırılacağını biliyor. İdam edilen Menderes’in kaderini de hatırlıyor.

 

İşte bu düşünceler onu daha uç seçimlere götürüyor. Erdoğan’ın sisteminin çökmesinin artık bir an meselesi olduğunun farkına varmalıyız.

 

 

Kaynak: Kathimerini