YUNANİSTAN’IN MÜLTECİ VE GÖÇMEN KARŞITI POLİTİKALARI İLE BAU DEGS’İN KAMU DİPLOMASİSİ ÇALIŞMALARI

8 Haziran 2021

GİRİŞ

Geçtiğimiz 20 yıl boyunca, göçmen, mülteci ve sığınmacı sorunları dünya çapında artış göstermiştir. Temel sebebi savaşlar ve savaşların yarattığı yıkımlar olan sığınmacı sorunları, kara sınırlarının güvenliği kadar deniz sınırlarının güvenliğini de olumsuz etkilemiştir. Dünya çapında incelendiği zaman; Cebeli Tarık, Sicilya, Adalar Denizi gibi deniz bölgelerinde ciddi sığınmacı krizleri yaşandığı görülmektedir. Savaş bölgeleri veya şiddetli yoksulluk yaşanan bölgelerden kaçan sığınmacıların hedefleri çoğunlukla Avrupa ülkeleri olmaktadır. Bu durum, Avrupa Birliği’nde sığınmacı karşıtı politika oluşmasına ciddi bir şekilde sebebiyet vermiş ve çeşitli Avrupa devletlerini sığınmacıları durdurmak için kanun dışı uygulamalar yapmaya yöneltmiştir.

Adalar Denizi’nde ise Yunanistan, yüksek derecede şiddet içeren sığınmacı karşıtı politikalarıyla dikkat çekmektedir. Avrupa Birliği’nin FRONTEX adlı misyonu tarafından “sınırların korunması” amacıyla desteklenen Yunanistan, gerek sığınmacılara gerekse de göçmenlere karşıtı yürüttüğü şiddet politikası dolayısıyla Avrupa Birliği içerisinde dava edilmiştir. Avrupa Birliği Adalet Divanı tarafından FRONTEX ve ona bağlı olarak yürütülen sığınmacı karşıtı politikalar incelenecektir. Bu yazıda Yunanistan’ın hem FRONTEX hem de kendisine bağlı güçler aracılığıyla yürüttüğü şiddet politikasına karşı BAU DEGS’in yürütmüş olduğu Kamu Diplomasisi ve bu diplomasinin sonuçları incelenecektir.

ADALAR (EGE) DENİZİ’NDEKİ MÜLTECİ VE GÖÇMEN KRİZİ’NİN YAKIN GEÇMİŞİ

2010 yılının sonunda başlayan Arap Baharı dolayısıyla Orta Doğu ülkelerinde ciddi değişimler yaşanmıştır. Bu değişimler, Orta Doğu’daki çeşitli rejimlerin devrilmesi ve çeşitli ülkelerin iç savaşa girmeleri yoluyla gerçekleşmiştir. Suriye, Libya, Mısır başta olmak üzere pek çok Arapça konuşulan ülkede gerçekleşen Arap Baharı, özellikle iç savaşın şiddetli olduğu bölgelerde ciddi insani sorunlara yol açmıştır. Söz konusu bölgelerde gerçekleşen şiddetli savaş, yaşam için gerekli olan alt ve üst yapıların bombalanması, temiz suya ve gıdaya erişimin çok zor bir hale gelmesi gibi insani dramların sebebi olmuştur[1]. Bu durum, söz konusu bölgelerden kitleler halinde kaçışı tetiklemiş, Arap Baharı dolayısıyla en temel hak olan yaşama hakkının dahi insanlar için sağlanamaz olduğu bölgelerden, daha güvenli olan Batı’ya doğru ciddi bir kitlesel göç hareketi başlanmıştır. Bu kişiler, savaş şartlarından uzaklaştıkları için hukuki açıdan mülteci statüsüne sahip olmuşlardır[2].

Arap Baharı’nın yol açtığı kitlesel mülteci hareketinin uğrak noktaları olarak Türkiye ve Yunanistan’dan söz edilebilmektedir. Her yıl binlerce insan mülteci sıfatını kullanarak Suriye, Irak, Pakistan, Afganistan gibi ülkelerden Batı dünyasına doğru göç etmektedir. Türkiye, bu konuda söz konusu kişilerin ilk uğrak noktasıyken Yunanistan ise Avrupa Birliği kapılarının açıldığı ilk kapı olarak karşılarına çıkmaktadır. Bu doğrultuda, bugün Yunanistan’da 120.000’den fazla mülteci, kendileri için oluşturulan kamplarda veya çeşitli bölgelerde bulunmaktadır[3]. Yunanistan, söz konusu mültecileri şartları oldukça kötü olan kamplarda muhafaza etmekte ve ülkeye gelmekte olan diğer mültecilere karşı şiddet içeren önlemler almaktadır[4][5]. Mültecileri kabul etme ve onlara insanlık onuru ile uluslararası hukukun uygun gördüğü şekilde muamele etmek açısından geçmişi pek de parlak olmayan Helen Cumhuriyeti’nin, bahsedilen konuya dair pek çok skandalından birkaçı aşağıda sıralanarak açıklanmıştır.

Ağustos 2015’de, Avrupa’ya ulaşmak için Ege Denizi’nden geçmek üzere olan Suriyeli mülteciler, Yunan sahil güvenliğinin saldırısına uğramıştır. İçinde 50 civarı mülteci olduğu sanılan bot patlatılarak ölüme terk edilen insanları Türk balıkçıları kurtarmıştır [6].

Mart 2020’de, Midilli’deki sığınmacı kampının kötü şartları içerisinde yaşamaya çalışan binlerce insana yardım etmek amacıyla bulunan Hollandalı bir sosyal hizmet uzmanı, sığınmacı karşıtı vatandaşlar tarafından saldırıya uğradığını söylemiştir[7] .

Mart 2020’de, İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından, Türkiye’den Yunanistan’a geçmek isteyen pek çok sığınmacının Yunan güvenlik güçleri ve kimliği belirlenemeyen diğer silahlı şahıslar tarafından şiddete uğratıldığı, gasp edildiği ve ardından Türkiye’ye geri gönderildiği rapor edilmiştir[8] .

Kasım 2020’de, içinde çocuklar da bulunan bir mülteci botu, Yunan sahil güvenliği tarafından hukuki olmayan bir muameleye uğramıştır. Mültecileri Türk Karasularına itmek isteyen Yunan sahil güvenlik botunun insanlık dışı müdahaleleri ise kameralarca kaydedilmiştir. Mültecilerin botlarına sivri sopalarla vurmak suretiyle botları yüzemez hale getiren Yunan sahil güvenliği, daha sonra mültecileri ölüme terk ederek bölgeden ayrılmıştır. Mültecilerin hayatını Türk sahil güvenliği kurtarmıştır[9] .

Şubat 2021’de, Yunanistan’ın Midilli Adası’ndaki sığınmacı kampında yaşayan 13 kişilik Afgan bir aile, koronavirüs testi yaptırılacağı bahanesiyle kamptan alınmıştır. Kamptan alınan aile, darp edildikten ve paraları ile değerli eşyaları çalındıktan sonra lastik bir bota zorla bindirilerek Türkiye tarafına doğru gönderilmiştir[10] .

Haziran 2020’de, Ayvalık açıklarında batan bir mülteci botundan 35 kişi mülteci kurtarıldı. En az 4 mülteci ise öldü. Sahil Güvenlik ekiplerince kurtarılan mülteciler, botun Yunan sahil güvenliği tarafından saldırıya uğrayarak batırıldığını beyan etmiştir [11].

Mayıs 2021’de, The Guardian tarafından yayınlanan bir araştırmaya göre, sadece 2020 yılında 40binden fazla sığınmacı Yunanistan ve AB güçleri tarafından Türk tarafına geri itilmiştir. Bu geri itilme hukuksuzluğu dolayısıyla 2binden fazla sığınmacı hayatını kaybetmiştir [12].

Yukarıda verilen çeşitli haberler ve verilmemiş olan yüzlerce haber ışığında, Yunanistan’ın mültecilere karşı yapmış olduğu hukuksuz müdahaleler su götürmez bir gerçektir.

ADALAR DENİZİ’NDEKİ MÜLTECİ VE GÖÇMEN KRİZİNE DAİR ÇEŞİTLİ DEVLETLERİN TUTUMLARI

  1. Yunanistan

Yunanistan hem konumuyla hem de mültecilere karşı uygulamalarıyla bu konunun merkezinde olmuştur. Arap baharı sonrası oluşan mülteci akımında özellikle Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşmaya çalışan mültecilerin ana hedefi olan Yunanistan bu konuda çok sert bir tutum almıştır.

Mültecilere karşı sert tutum iki farklı yoldan gelmiştir. Birincisi ülkeye legal yolla gelmiş kişileri dahi hedef alan Neo-Nazi ChyrsiAvgi (Altın Şafak) partisidir. Bu parti ve partinin sıkı bağları olan ülke içindeki illegal ırkçı oluşumlar birçok kez mültecilerin iş yerlerine ve canlarına kastetmiştir[13].

Özellikle Arap Baharı sonrası yükseliş yakalayan ırkçı Yunan partisi 2009 seçimlerinde %0,3 oy alırken 2012 yılında %7 oy alarak 21 vekille Yunan meclisine girmiştir. Aynı zamanda Avrupa Parlamentosu’na Yunanistan’ın gönderdiği 21 vekilden 3’ü bu ırkçı partiden seçilmiştir.

Mültecilere karşı sert tutum ikinci olarak da bizzat Yunanistan resmi kurumlarından gelmiştir. Bu tutumun en korkunç örneklerinden biri olarak Atina’da mültecilerin karıştığı suçlara dair polise şikayetlerde, polis memurlarının “mülteci sorunlarına çözüm” için halkı Altın Şafak partisi üyelerine yönlendirdiği tespit edilmiştir[14].

Frontex davasında mültecilere karşı yapılan insanlık dışı muamelelerin birçoğunun Yunanistan tarafından gerçekleştirildiği dava dosyalarında sabittir. Nitekim Yunanistan Başbakanı Miçotakis, Portekiz ziyaretinde Frontex’in “başarılarından” gurur duyduğunu belirtmiştir[15].

 

  1. Avrupa Birliği
  • Yükselen Irkçılık

Yunanistan örneğinde görüldüğü üzere özellikle Arap Baharı sonrası artan mülteci akımıyla Avrupa genelinde ırkçı, anti-semitik ve mülteci karşıtı partilerin yükselişi hızlanmıştır. Hem siyasi hayatta hem de toplum olarak ırkçılığın yükselişinin AB otoriteleri tarafından kabul edilişi 19 Mart 2021 tarihinde ilk defa düzenlenen ırkçılık karşıtı zirvedir.

Yükselen ırkçılığın kurumsallaşmış hali olarak ortaya çıkan Frontex, henüz 2007 yılında Centre for European Policy Studies (CEPS) tarafından hazırlanan bir raporda hukuki temelleri zayıf, hesap verilebilirliği ve şeffaflığı yok denecek kadar az bir kurum olarak belirtilmiştir[16].

Kurumsal olarak Avrupa Birliği’nin mülteci karşıtı ırkçı politikalara en büyük desteği bu politikaları açıkça dile getiren siyasi oluşumlara izin vermesi, hatta bu oluşumların illegal yapılar ile bağlantı kurarak mültecilere karşı saldırılarda bulunmasına göz yummasıdır. Bunun en önemli örneği olarak ırkçı ve mülteci karşıtı söylemleriyle sürekli gündeme gelen Alman aşırı-sağ partisi AlternativefürDeutschland (AfD) verilebilir.

 

  • AB Göç ve İltica Paktı

Avrupa Birliği tarafından 2020 yılında açıklanan pakt, mültecilerin geldikleri ülkeye geri gönderilmesi hedefini temele koyuyor. Birçok insan hakları kuruluşu ve sosyal toplum örgütü tarafından ağır eleştirilere ve tepkiye yol açan pakt, beraberinde birçok sorunu getiriyor.Mültecilere yardım etme odaklı birçok dernek iptali için kampanyalar başlattığı pakta karşı temel eleştiri bu paktın yükselen ırkçı partilere karşı bir taviz olması olarak belirtiliyor[17].

Özellikle Yunanistan’da hem çıkan yangınlar hem de insanlık dışı yaşam şartlarıyla gündeme gelen “sınır kampları” konseptinin bu pakt ile resmileştirilmesi Avrupa Birliği’nin mültecilerin çektiği sıkıntılardan ders almadığını gösterir niteliktedir. Yine aynı şekilde mültecilerin geldikleri ülke ile sıkı bağlar kurularak geri gitmeleri için gerekli ortamın oluşturulması hedefi her ne kadar olumlu gösterilmeye çalışılsa da mültecilerin can güvenliği için terk ettiği ülkelere “sıkı ilişkiler” ile nasıl geri döneceği büyük bir soru işareti olarak kalmaya devam etmektedir.

 

  1. Türkiye

Türkiye’nin mülteci konusundaki tutumu gerek istatistiklerde gerek saha incelemelerinde görüldüğü üzere örnek teşkil edecek kadar olumludur. Arap Baharı sonrası mülteci akımında başta Irak ve Suriye olmak üzere birçok ülkeden mültecileri kabul eden Türkiye, Birleşmiş Milletler Mülteci Ofisi verilerine göre toplam 3,65 milyon mülteciye ev sahipliği yapmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti aynı zamanda başta Adalar (Ege) Denizi olmak üzere deniz hudutları boyunca illegal yöntemlerle Avrupa’ya ulaşmaya çalışan mültecileri engellemekte ve bu yoldan para kazanıp can kaybına yol açan illegal örgütlerle mücadele etmektedir.

Türkiye’nin mültecilere karşı tutumunu örnekleyecek temel mesele ise Yunan donanması ve sahil güvenlik güçlerinin mültecilere karşı korkunç tutumlarını belgeleyip gerekli kurumlara iletmesi, kamuoyu oluşması için medya organları ile paylaşmasıdır.

Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 17 Nisan 2020 tarihinde Twitter üzerinden paylaştığı görüntüler Frontex yetkisi altında Yunan güçlerinin yaptığı insanlık dışı muameleye dikkat çekmek ve kamuoyu oluşturmak için verilen çabanın kanıtıdır[18].

 

Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın 265. Maddesi Uyarınca Ön İnceleme Özeti (29 Kasım 2020 Midilli, Başvuru Sahipleri Jeancy Kimbenga ve N.A)

Frontex kurluşunun tarihinde ilk defa, insan hakları ihlalleri nedeniyle Avrupa Birliği Adalet Divanı’na Frontex aleyhine dava açılmıştır. Frontex, Avrupa Birliği Hukuku kapsamındaki ciddi, sistematik ve yaygın ihlallerine rağmen Yunanistan’daki faaliyetlerini sonlandırmamıştır.

Dava Burundi ve Kongo uyruklu iki başvuran adına açılmıştır. İlk başvuran A.N, 2015 yılındaki bir darbe girişimi sonrası siyasi muhalefet partisinin üyesi olması nedeniyle evinin yakılmasına varan şiddet tehditlerine maruz kalmıştır. A.N. yaşadığı güvenlik problemi gerekçesiyle Burundi’yi terk etmiştir. Daha sonra, Ruanda ve Uganda’dan geçerek 2019 yılında Türkiye’ye varmış ve Yunanistan’a iltica başvurusunda bulunmuştur[19].

İkinci başvuran 2003 doğumlu, Kongo uyruklu Jeancy Kimbenga, 15 yaşındayken babasını kaybetmiştir. Babasının ölümüyle birlikte orduda albay olan amcasından işkence görmeye başlamış, daha sonra annesi ve erkek kardeşiyle birlikte Kongo’nun başkentini terk ederek Kongo içinde küçük bir köye sığınmıştır. Kimbenga, amcasının bıçaklı saldırısını takriben ülkeyi terk etmiştir. Refakatsiz bir çocuk sığınmacı olarak 2019 yılında Etiyopya’dan geçerek Türkiye’ye ulaşmış ve Yunanistan’a iltica başvurusunda bulunmuştur. Her iki başvuran da sığınma sürecinde fiziksel ve psikolojik şiddet gördükleri sınır dışı operasyonlarına maruz kalmıştır[20].

Bu operasyonlar sırasında, aralarında Kimbenga’nın da içinde bulunduğu sığınmacı grubu, Midilli sahiline varmadan kısa bir süre önce Yunan Sahil Güvenlik tarafından durdurulmuştur. Grup, sahil güvenliğin deniz aracına nakledilmiş ve yapılan üst arama işlemi sırasında sığınmacıların telefon, çanta, para gibi eşyalarına el konulmuştur. Yaklaşık 6-7 saatlik bir seyirden sonra, Yunan Sahil Güvenlik ekibi sığınmacı grubunu ikiye bölüp, Türk Karasularına ulaşıldığında denize iki adet cankurtaran salı atmıştır. Ekip, hakaretler eşliğinde sığınmacıları zorla cankurtaran sallarına nakletmiş ve grubu denizin ortasında bırakarak bölgeden ayrılmıştır. Bir kaç saat içinde Türk Sahil Güvenlik olay yerine ulaşarak grubu kurtarmıştır[21].

Yaklaşık bir ay sonra sonra Kimbenga, başka bir sığınmacı grubuyla birlikte İzmir’den Yunanistan’a geçmek amacıyla hareket etmiştir. Bot Yunan Karasularına girerken, içinde iki görevli bulunan Yunan Sahil Güvenlik sürat teknesi bota yaklaşmıştır. Sahil güvenlik ekibi sığınmacı grubunu takip ederek grubun üzerine ateş açmıştır. Yaklaşık yarım saat sonra, büyük dalgalar oluşturmak suretiyle botu Türk Karasularına geri itmeyi amaçlayan büyük bir Yunan Sahil Güvenlik gemisi ve ikinci bir sürat teknesi gelmiştir. Bu sırada Kimbenga’nın da arkadaşı olan çocuk bir sığınmacı suya düşmüş ve boğularak hayatını kaybetmiştir. Yunan Sahil Güvenliği cesedi çıkarmamış ancak bota yanaşmış grubu zorla gemiye bindirmiştir. Telefon, para ve diğer eşyalara görevliler tarafından el konulmuş, grubun bazı üyeleri görevliler tarafından saldırıya uğramış ve fiziksel şiddete maruz kalmıştır. Sığınmacılar, gece geç saatlerde zorla cankurtaran sallarına nakillerine kadar son derece ıslak ve soğuk olan güvertede bekletilmiştir. Transfer tamamlandıktan sonra Yunan Sahil Güvenlik gemisi yola çıkmış ve grup cankurtaran sallarında terk edilerek denizde sürüklenmeye bırakılmıştır. Sığınmacılar daha sonra Türk Sahil Güvenlik ekibi tarafından kurtarılmıştır[22].

İlk ve ikinci başvuranla birlikte, üç hamile kadın ve üç çocuğun da içlerinde bulunduğu başka bir grup, son operasyondan beş ay sonra Türkiye’den ayrılmış ve Midilli adasına varmıştır. Grup, öğleden sonra Yunan Liman polisine ait bir araç tarafından durdurulmuştur[23].

Yetkililer, sığınmacılara çağrılan diğer memurları beklerden yere yatmalarını söylemiştir. Yüzleri kapalı vaziyette sığınmacıların yanına varan memurlar, üst arama işlemi sırasında sığınmacıların göğüslerine dokunmaya, peruklarını çıkarmaya ve ellerini sığınmacıların iç çamaşırlarına sokmaya başlamıştır. Sığınmacıların telefonlarına, belgelerine ve çantalarına el konulmuştur. Memurlardan biri grubun bazı üyelerine fiziksel şiddet uygulamış ve hakaret etmiştir. Sığınmacılar daha sonra bir minibüse bindirilmiş ancak minibüs, sığınmacıların karantina kampına götürüleceği söylenerek durdurulmuş ve takriben grup ikinci bir minibüse nakledilmiştir. Daha sonra grup Petra’da Schengen limanı olarak tanımlanan izole bir limana götürülmüştür. Grup, burada hava kararana kadar susuz ve yemeksiz bir şekilde bekletilmiştir. Sığınmacılar otobüsten indirilip zorla bir Yunan Sahil Güvenlik gemisine bindirildiğinde memurlar bir kez daha sığınmacılara vurmaya, hakaret etmeye ve tükürmeye başlamıştır[24].

Yunan Sahil Güvenlik ekibi önceki operasyonlarında yaptığı gibi sığınmacıları zorla cankurtaran salına transfer etmiş ve grubu denizin ortasında kaderine terk ederek bölgeden ayrılmıştır. Türk Sahil Güvenliği bölgeye ulaşarak bir kez daha sığınmacıları kurtarmıştır[25].

Birinci başvuran, 2021’in şubat ayında bir kez daha 37 kişilik bir grupla Yunanistan’a gitmek üzere İzmir’den ayrılmıştır. Birkaç saat sonra sandal Yunanistan’da demirleyecek bir yer ararken, üç maskeli görevliyle sahil güvenlik ekibine ait bir sürat teknesi gelmiştir. Memurlar, sığınmacılara silah doğrultarak onları öldürebileceklerini ve Yunan topraklarında olduklarını söylemiştir. Daha sonra memur sandaldan motoru sökmüştür. Bu süreçte sığınmacılar sözlü ve fiziksel şiddete maruz kalmış, sığınmacıların eşyaları aranmış ve telefonlarına el konulmuştur. Bu olayları takriben, sandala halat bağlanmış ve sürat teknesi sığınmacıları Yunanistan’da bir limana getirmiştir. Grup, daha sonra zorla şişme bota bindirilip Türk Karasularına bırakılmak üzere başka bir gemiye nakledilmiştir. Telefonunu Yunan Sahil Güvenlik görevlilerinden saklamayı başaran başvuran, Türk Sahil Güvenlik ekibine ulaşmış ve grup Balıkesir açıklarında kurtarılmıştır. Daha sonra Yunanistan Sahil Güvenlik’in, göçmenleri Türk karasularına geri itmek için AB’nin sınır teşkilatı Frontex’ten emir aldığını açıkça gösteren bir dizi e-posta ortaya çıkmıştır.

Bu olaylar sonucunda insan hakları örgütü Front-Lex ve Progress Lawyers Network AB Adalet Divanı’na (ABAD) başvurmuştur. Örgüt, Frontex’i uluslararası hukuk ve AB hukuku kapsamındaki insan hakları yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamak için önlemler almaya çağırmıştır.

ABAD’a yapılan başvuru Frontex’i Yunanistan sınırlarında, özellikle de Türkiye’den ayrılmaları önlemek için daha da katı önlemler aldığı Mart 2020’den bu yana gerçekleşen çoklu insan hakları ihlallerinde suç ortaklığı yapmakla suçlamıştır.

Başvuruda, Frontex’in yerine getiremediği olumlu ve olumsuz insan hakları yükümlülükleri olduğu vurgulanmıştır. Avukatlar Frontex’in kuruluşundaki yapısal sıkıntılar nedeniyle, Frontex’in söz konusu insan hakları yükümlülüklerini yerine getiremediğini savunmuştur. Avukatlara göre söz konusu ihlallerden biri, temel hakların korunmasını güvence altına alma konusundaki pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmemesi suretiyle, ana anlaşmalardan biri olan AB’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın 256. maddesine ilişkin meydana gelmiştir. Yapılan başvuruda ayrıca Frontex’in mevcut olmayan raporlama ve izleme sistemleri, işleyen hesap verebilirlik mekanizmalarına bağlı kalmak isteyen görevlilere yönelik misilleme kültürü de eleştirilmiştir.

ABAD dosyayı inceleyerek 2.5 ay içinde davayı kabul edip etmediğini bildirecektir[26].

 

BAU DEGS OLARAK TESPİT ETTİĞİMİZ HUSUSLAR

Yunanistan Hükûmeti’nin gerek mültecilere gerekse göçmenlere yaptığı ve hala daha yapmakta olduğu hukuksuz, insanlık dışı tavırları; 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme’yi, Avrupa Birliği hukukunu ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni açık bir şekilde ihlal etmektedir. Yunanistan Hükûmeti’nin göçmenleri ve mültecileri sınır dışı tutmak, sınırlarına yaklaştırmamak amacıyla uyguladığı insanlık dışı bu politika, şiddetin günbegün artmasına yol açmakla birlikte her geçen gün uluslararası hukukun büyük ölçüde ihlaline sebebiyet vermektedir.

Bahçeşehir Üniversitesi Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi (BAU DEGS), Yunanistan’ın mülteci ve göçmen karşıtı politikaları hususunda kamuoyunu bilinçlendirme amacıyla çeşitli çalışmalar yapmış, özellikle sosyal medya platformu üzerinden bilinçlendirme kampanyaları yürütmüştür. Bu doğrultuda BAU DEGS araştırmacıları tarafından ilk olarak 7 Kasım 2020 tarihinde, Yunanistan’a geçmeye çalışan ve içinde çocukların da bulunduğu mülteci botlarının Yunan askerleri tarafından batırılmaya çalışıldığı bir video paylaşılmış, bu paylaşımda Yunan askerlerinin mülteci botlarına sivri sopalarla delik açmasından sonra mültecilerin yardımına Türk Deniz Kuvvetlerinin yetiştiği de belirtilmiştir. İlgili video içeriğinde “ Şu anda göçmenleri Türk karasularına geri itiyorsunuz. Bu hareketi NATO unsurunun önünde gerçekleştiriyorsunuz. Bu hareketiniz Türk Sahil Güvenliği unsuru tarafından kaydediliyor. Bu durum uluslararası platformlara bildirilecektir.” ifadelerine yer verilmiştir[27].

BAU DEGS’in 9 Aralık 2020tarihindeki paylaşımı Yunanistan’ın kamplarda mültecilere yönelikolarak uyguladığı insanlıkdışı politikaya ilişkindir ve bu politika şu şekilde aktarmıştır: “İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün son raporuna göre, Moria yangınından sonra Yunan Hükümeti Midilli askeri atış poligonu üzerine inşa edilmiş bir kampta 7.5 bin kişiyi barındırdı.İnsan Hakları İzleme Örgütü, mültecilerin bu şekilde yeniden yerleştirilmesinin, atış poligonunun toprağını kurşun kirliliği açısından kontrol etmeden yapıldığını iddia ediyor. Bu nedenleİnsan Hakları İzleme Örgütü, Yunanistan’ın 7.5 bin kişiyi kurşun zehirlenmesi riski altına soktuğunu belirtiyor.Bir diğer önemli detay ise 1923 Lozan Barış Antlaşması’na göre Midilli Adası’nın, askerden arındırılmış statüde tutulması şartıyla Yunanistan’a devredilmiştir!Böylece Yunanistan sadece Midilli’de bu tür askeri atış poligonları oluşturarak 1923 Lozan Barış Antlaşması’nı ihlal etmekle kalmıyor, ayrıca Yunanistan’ın bu hukuksuzluğu 7500 mültecinin hayatını kurşun zehirlenmesi riskiyle karşı karşıya bırakıyor![28]

Asıl çarpıcı bilgilendirmeBAU DEGS araştırmacıları tarafından 17 Ocak 2021 tarihinde yapılmıştır. Yapılan bu paylaşımda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin derhal denizde mültecilere karşı cinayete teşebbüs suçu işleyen Yunanistan aleyhinde bir tedbir kararı alma mecburiyetinde olduğu altı madde ile vurgulanmıştır[29]:

  1. Yunanistan mülteci botlarını batırarak ve/veya batırmakla tehdit ederek, onları Türk karasularına sürmek suretiyle en temel insan hakkı olan ‘yaşam hakkı’nı ihlal eden uygulamalarını sürdürmektedir.
  2. Bu uygulama Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin açık bir ihlalidir. Hem mağdur kişilerin, hem de Türkiye’nin bu uygulamadan her seferinde mağdur kişileri kurtaran taraf olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru hakkı bulunmaktadır.
  3. Başvuru, Dışişleri Bakanlığımızca Devlet başvurusu şeklinde yapılabileceği gibi bu Yunanistan uygulamalarından Türkiye sayesinde hayatı kurtarılmış sığınmacılar tarafından da yapılabilir.
  4. Bu konuda AİHM derhal Yunanistan aleyhinde bir tedbir kararı almak mecburiyetindedir. Aksi halde kendini inkar etmiş olacaktır.
  5. Dışişleri Bakanlığımızın bu adımı bir an önce atmasının, istikşafi görüşmeler öncesinde masaya daha güçlü bir şekilde oturmamızı ve Yunan hamisi AB ülkelerinin kimi himaye ettiklerini daha iyi görmelerini sağlayacağını değerlendiriyoruz.
  6. AİHM kararı M.S.S c. Belçika ve Yunanistan davası uyarınca bir Afgan vatandaşı Yunanistan tarafından işkence gördüğünü ve bunun Avrupa Birliği İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesini ihlal ettiğini ifade ederek bireysel AİHM’e başvuruda bulunmuş ve aynı zamanda da sözleşmenin 13. maddesinden de Yunanistan için ihlal istemiştir. Dava sonucunda mahkeme oybirliği ile Yunanistan’ın 3. ve 13. maddeleri ihlal ettiğinde (sırasıyla; işkence yasağı ve etkili başvuru hakkı) karar kılmıştır.

 

‘The ECHR is supposed to take immediate action toward the perpetrators of the crime on sea against refugees in Greece.’

1.While drowning or threatening to drown the boats of the refugees, Greece impels those people to Turkey violating the most basic human right- ‘right to live’.

  1. This is a clear violation of European Convention on Human Rights. Both the victims and Turkey- as the state having saved the lives of refugees in a continuous pattern from the crimes of Greece, have the right to submit an application to ECHR.
  2. The application could be submitted by the Turkish Ministry of Foreign Ministry as well as it could be individually submitted by the asylum seekers having been rescued from the Greek violation human rights by Turkey.
  3. The ECHR is immediately obliged to grand interlocutory injunction to Greece for what has been done by the Greek authority toward the asylum seekers. Otherwise, ECHR will act in a self-denial manner.
  4. We believe that an immediate move of the Turkish Ministry of Foreign Affairs will be beneficial right before the exploratory meetings begin, which will enable the Turkish Commission be more powerful in the negotiations as well as concomitantly letting the EU states see more clearly about what kind of a state that they defend against Turkey.

 

We consider that if our Ministry of Foreign Affairs takes this step as soon as possible, it will allow us to sit on the table more powerfully before the exploratory talks and to see better whom the Greek patron EU countries are protecting.

 

 

BAU DEGS araştırmacıları tarafından bir başka video paylaşımı 8 Şubat 2021 tarihinden yapılmış ve TRT World ekibinin Türk Sahil Güvenliğini de dahil ederek hazırlamış olduğu; Reddedilen Umutlar: Bir Adalar Denizi Trajedisi adlı belgesel kamuoyuna sunulmuştur. İlgili belgeselde Yunanistan’ın mülteci ve göçmenleri Türk karasularına sürüklenmek üzere denize bıraktığı yasadışı uygulama: “Geri itme” anlatılmıştır[30].

 

Bu belgeselin bir bölümünde Türk sahil güvenlik görevlilerinin 2020’de Adalar (Ege) Denizi’nde 18.890 göçmeni kurtardıkları aktarılmış, kurtarılanlardan 9.008’inin Yunanistan tarafından gerçekleştirilen 312 olayda uluslararası hukuka aykırı olarak geri itildiği vurgulanmıştır.  Belgeselin başlangıç kısmında şu ifadelere de yer verilmiştir:

 

“ Yunanistan tarafından deniz yoluyla geçişlerde göçmenlere yönelik sert müdahalelerde bulunulmaktadır. Göçmenler Yunan Sahil Güvenliği unurları tarafından yakalandıktan sonra motoru ve benzin bidonu alınarak hareketten sakıp bırakılan lastik bot veya hurda durumdaki can sallarına bindirilerek hayatları tehlikeye atılmakta ve Türk karasularına geri itilmektedir. Yunanistan Ege Adaları’na ulaşan, karaya ayak basan göçmenlere de lastik bot ya da hurda can sallarına bindirip uluslararası hukuka aykırı bir şekilde Türk karasularına geri itmektedir[31].”

 

12 Şubat 2021 tarihinde ise basına yansıyan bir haber ile yine BAUDEGS Twitter hesabı üzerinden Türkçe,Yunanca, ve İngilizce olarak bir bilgilendirme yapılmış, Yunan yönetimi göçmenlere insanlık dışı davranışlarda bulunurken ve sığınmacıların botlarını patlatarak onları denizde ölüme terk ederken Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis’in belli ki babasının da bir zamanlar sığınmacı olduğunu unuttuğu vurgulanmıştır. Söz konusu bilgilendirmenin devamında şu ifadelere yer verilmiştir[32]:

 

“ Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis’in babası Konstantinos Miçotakis Yunanistan’da 1967’de gerçekleşen darbe sonrasında Albaylar Cuntası iktidara geldiğinde oğlu Kiriakos henüz 6 aylıkken Yunanistan’dan kaçıp Türkiye’ye sığınmıştır.Hatıralarında bu dönemi anlatan baba Miçotakis, Türkiye anılarından bahsederken Türkiye’nin kendisini son derece iyi ağırladığını vurgulamış ve dönemin Dış İşleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil ile yaptığı sohbetleri anlatmıştır.Bugün acımasız bir şekilde göçmen avına çıkan Yunanistan, dileriz ki Başbakan Miçotakis’in babasının bir zamanlar sığınmacı olduğunu hatırlamasıyla daha insani bir davranış sergilemeye karar verir ve denizde ölümlere sebep olmaktan vazgeçer.”

 

Bilinçlendirme kampanyası neticesinde bir başka çalışma 14 Şubat 2021 tarihinde yapılmış, 12 Şubat 2021 tarihinde Türkçe, İngilizce ve Yunanca hazırlanan Twitter bilgi seli serimiz dünyanın dikkatini çekmiş, akabinde Yunanistan hükümeti açıklama yapma gereği duymuştur. 14 Şubat 2021 tarihinde hazırlanan tweet dizisinde bir haber linki bırakılarak, Yunan Göç İltica Bakanı Mitarakis’in, To Vima Gazetesi mülakatında Adalar Denizi’nde mülteci botlarının Türk karasularına itildiği iddiasını yalanladığı, AB Sınır Koruma Ajansı Frontex ve Yunan Sahil Güvenliğinin iddiaları teyit etmediğini söylediği belirtilmiştir[33].Devamında; “Geçen aylarda birçok sivil toplum örgütü ve insan hakları kuruluşu botların batırıldığını ve Türk karasularına yasadışı olarak itildiğini, Frontex’in ve Yunan sahil güvenliğinin olaylardan haberdar olduğunu ve müdahale etmediğini bildirmişti. Aynı şekilde insan hakları kuruluşu Mare Liberum geçen hafta tanıklar üzerinden yayınladığı raporda geçen yıl Yunanistan’ın 9 bin 798 mülteciyi Türk karasularına ittiğini, Frontex ve NATO gemilerinin de bu uygulamada yer aldığını açıklamıştı[34].AB’yi arkasına alarak göçmenlere karşı insanlık suçu işleyen Yunanistan’ın en kısa zamanda bu tutumundan vazgeçmesini diliyor, acımasızca insanların ölümlerine sebep olmayı durdurmanın kendi ellerinde olduğunu tekrardan hatırlatmak istiyoruz.Bu aslında 2 aylık bir emeğin sonucudur. 17 ve 18 Ocak’ta da Yunan’ların göçmenlere karşı vahşi ve barbarca tutumunu  Türkçe, İngilizce ve Rusça olarak yayımlamış, ilgili kişi ve kurumlara etiketlemiştik.” ifadelerine yer verilmiştir[35].

Çocuk mültecileri taşıyan bir botun Yunanlarca denizin ortasında bırakılmasından sonra Yunanistan’ınbu hukuksuz geri itme vakalarının mağdurlar tarafından Avrupa mahkemesine götürüleceği dünya kamuoyunda yankılanmaya başlamış, BAU DEGS araştırmacıları tarafından da 5 Mart 2021 tarihinde bu duruma ilişkin bir haber de paylaşılarak bilgilendirme yapılmıştır[36].

Son olarak 19 Mart 2021 tarihinde ise yine bir bilgiseli oluşturulmuş, BAU DEGS Yunanların göçmenlere ve mültecilere karşı izlediği vahşi politikayı şu şekilde duyurmuştur: “İzmir’in Çeşme ilçesinden bot ile Sakız Adası’na geçmeye çalışan 7 göçmen, Yunan sahil güvenliği tarafından elleri kelepçeli şekilde denize atılarak ölüme terk edildi. 3 göçmen hayatını kaybederken, 3 göçmen kurtarıldı.Yunanistan mülteci botlarını batırmak, Türk karasularına sürmek suretiyle en temel insan hakkı olan yaşam hakkını ihlal eden uygulamalarını sürdürmektedir.Bu uygulama Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin açık bir ihlalidir. Mağdur kişilerin bu uygulamadan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru hakkı bulunmaktadır. Başvuru Dışişleri Bakanlığımızca Devlet başvurusu şeklinde yapılabileceği gibi bu Yunanistan uygulamalarından Türkiye sayesinde hayatı kurtarılan sığınmacılar tarafından da yapılabilir.Bu konuda AİHM derhal Yunanistan aleyhinde bir tedbir kararı almak mecburiyetindedir. Aksi halde kendini inkâr etmiş olacaktır[37].”

BAU DEGS OLARAK ELDE ETTİĞİMİZ SONUÇLAR

Yunanistan mülteci botlarını batırarak ve/veya batırmakla tehdit ederek, onları Türk karasularına sürmek suretiyle en temel insan hakkı olan “yaşam hakkı”nı ihlal eden uygulamalarını sürdürmektedir.Yunanistan’ın mülteci ve göçmenlere yönelik gerçekleştirdiği uygulama, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin açık bir ihlalidir. Hem mağdur kişilerin, hem de Türkiye’nin bu uygulamadan her seferinde mağdur kişileri kurtaran taraf olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru hakkı bulunmaktadır.Bu doğrultuda Bahçeşehir Üniversitesi Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi, mültecilere ve göçmenlere insanlık dışı muamele yapan Yunanistan’ın yargılanması için büyük bir mücadele vermiştir ve halihazırda bu mücadeleyi de sürdürmeye devam etmektedir. BAU DEGS Başkanı Doç.Dr.Cihat Yaycı önderliğinde hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine hem de Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne birçok dilde çağrıda bulunulmuştur. BAU DEGS’in sosyal medya aracılığı ile kararlı şekilde yürüttüğü bu bilinçlendirme kampanyası neticesinde Yunanistan’ın göçmenlere ve mültecilere yapmış olduğu hâlihazırda hala daha yapmayı sürdürdüğü hukuksuz ve insanlık dışı tavırları kamuoyunda tepki görmüş, haber kanalları ve sosyal medya platformları üzerinden BAU DEGS’e her türlü destek mesajları verilerek, türlü yayınlar yapılmıştır. Nitekim bu bilinçlendirme kampanyası daha başlangıcından itibaren sonuç vermeye başlamış, Washington merkezli bir Suriyeli insan hakları örgütü (Suriye Adalet ve Sorumluluk Merkezi), Suriyeli mültecilere insanlık dışı muameleleri, insanlık dışı suç işlendiği iddiasıyla Yunanistan’ı Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne şikâyet etmiştir[38].

 

BAU DEGS Araştırmacıları

Semahat GÖKALP

Öykü ÇAKALGÖZ

Umutcan KARATAŞ

Alperen OKAY

 

[1] “Arab Spring,” Britannica, Erişim Tarihi: Haziran 1, 2021, https://www.britannica.com/event/Arab-Spring.

[2] “Şartlı Mülteci,” Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, Erişim Tarihi: Haziran 1, 2021, https://www.goc.gov.tr/sartli-multeci.

[3] “Greece,” International Rescue Committee, Erişim Tarihi: Haziran 1, 2021, https://www.rescue-uk.org/country/greece.

[4] Florian Schmitz, “Greece: Despite EU funds, migrant conditions still lacking,” DW, Erişim Tarihi: Haziran 1, 2021, https://www.dw.com/en/greece-eu-funds-migrants-lesbos-asylum/a-57051718

[5] “Yunanistan şiddeti AİHM’e taşındı,” CNNTurk, Son Düzenlenme Tarihi: Nisan 27, 2021, https://www.cnnturk.com/video/dunya/yunanistan-siddeti-aihme-tasindi.

[6] “Yunan Sahil Güvenliği mültecileri böyle ölüme terk etti,” Sözcü, Son Düzenlenme Tarihi: Ağustos 13, 2015, https://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/yunan-sahil-guvenligi-multecileri-boyle-olume-terk-etti-908557/.

[7] Yusuf Özkan, “Mülteci krizi: Midilli’de mültecilere yardım eden Hollandalı sosyal hizmet uzmanlarına saldırı,” BBC, Erişim Tarihi: Haziran 1, 2021, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-51719689.

[8] “Greece: Violence Against Asylum Seekers at Border,” Human Rights Watch, Son Düzenlenme Tarihi: Mart 17, 2021, https://www.hrw.org/news/2020/03/17/greece-violence-against-asylum-seekers-border.

[9] Ferdi Türkten, “Ölümün kıyısındaki mültecileri Mehmetçik kurtardı,” Anadolu Ajansı, Erişim Tarihi: Haziran 1, 2021,  https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/olumun-kiyisindaki-multecileri-mehmetcik-kurtardi-/2045650.

[10] Tevfik Durul, Zuhal Demirci “Yunanistan Midilli’deki 13 kişilik Afgan aileyi zorla bota bindirip Türkiye’ye geri itti,” Anadolu Ajansı, Erişim Tarihi: Haziran 1, 2021, https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/yunanistan-midillideki-13-kisilik-afgan-aileyi-zorla-bota-bindirip-turkiyeye-geri-itti/2159748.

[11] “Ayvalık açıklarında mülteci botu battı,” Dünya, Son Düzenlenme Tarihi: Haziran 29, 2020, https://www.dunya.com/gundem/ayvalik-aciklarinda-multeci-botu-batti-haberi-473815.

[12] “At least 2,000 migrants killed in EU pushbacks in 2020, report says,” Daily Sabah, Erişim Tarihi: Haziran 2, 2021, https://www.dailysabah.com/politics/eu-affairs/at-least-2000-migrants-killed-in-eu-pushbacks-in-2020-report-says.

[13]World Report 2012. New York:HumanRights Watch,2012. Ulaşım Tarihi: Haziran 4, 2021. https://www.hrw.org/world-report/2012

[14]Smith, Helena. 2012. “GreekCrackdown on IllegalImmigrantsLeadstoMassArrests.” TheGuardian, August 7. Ulaşım Tarihi:Haziran4, 2021. http://www.guardian.co.uk/world/2012/aug/07/greece-crackdown-illegal-immigrants-arrest.

[15]“Greek PM ThanksPortugalforFrontexContribution.” Ekathimerini, January 11, 2021. https://www.ekathimerini.com/news/261087/greek-pm-thanks-portugal-for-frontex-contribution/.

[16]Carrera, Sergio. Publication. The EU Border Management Strategy: FRONTEX andtheChallenges of IrregularImmigration in theCanaryIslands, Ağustos 2009.

[17]Islam, Shada. “Europe’s Migration ‘Crisis’ Isn’taboutNumbers. It’saboutPrejudice.” TheGuardian, October 8, 2020. https://www.theguardian.com/world/2020/oct/08/europe-migration-crisis-prejudice-eu-refugee-orban-christian.

[18]Süleyman Soylu (@suleymansoylu), “Yunanistan kolluk güçlerinin insanların üzerine benzin dökerek yakmaya kalkışması, Avrupa’nın gözcülüğünde katliam yapmaktır. Avrupa, Yunanistan’ı şımartmaya ve olanlara sessiz kalmaya devam ettikçe tarihe, bu kötülüğün azmettiricisi olarak geçecektir,” Twitter, Nisan 17,2021, Ö.S 5.36, https://twitter.com/suleymansoylu/status/1383429052065665028

[19] The applicants in Lesbos, 29 November 2020: Jeancy Kimbenga and  N.A. Par 15

[20] The applicants in Lesbos, 29 November 2020: Jeancy Kimbenga and  N.A. Par 16

[21] The applicants in Lesbos, 29 November 2020: Jeancy Kimbenga and  N.A. Par 17-18

[22] The applicants in Lesbos, 29 November 2020: Jeancy Kimbenga and  N.A. Par 19

[23]The applicants in Lesbos, 29 November 2020: Jeancy Kimbenga and  N.A.  Par 21

[24]The applicants in Lesbos, 29 November 2020: Jeancy Kimbenga and  N.A.  Par 23-4-5

[25] The applicants in Lesbos, 29 November 2020: Jeancy Kimbenga and  N.A. Par 27

[26] The applicants in Lesbos, 29 November 2020: Jeancy Kimbenga and  N.A. Par 31

[27] BAU DEGS / BAU MAGS (@BAUDEGS), “Yunanistan’a geçmeye çalışan, içinde çocukların da bulunduğu mülteci botları, Yunan askerleri tarafından batırılmaya çalışıldı. Yunan askerlerinin mülteci botlarına sivri sopalarla delik açmasından sonra mültecilerin yardımına Türk Deniz Kuvvetleri yetişti,” Twitter, Kasım 17,2020, Ö.S 11.07, https://twitter.com/BAUDEGS/status/1328791912799678471

[28]BAU DEGS / BAU MAGS (@BAUDEGS), “According to the recent report of the Human Rights Watch, after the Moria fire, Greek Government housed 7.5k people in a camp built on Lesbos military firing range,” Twitter, Aralık 9,2020, Ö.S 1.41, https://twitter.com/BAUDEGS/status/1336621951318700033.

[29]BAU DEGS / BAU MAGS (@BAUDEGS), “’AİHM derhal denizde mültecilere karşı cinayete teşebbüs suçu işleyen Yunanistan aleyhinde bir tedbir kararı almak mecburiyetindedir.’,” Twitter,Ocak 17,2021,Ö.S 6.22,  https://twitter.com/BAUDEGS/status/1350825950687211520.

[30]BAU DEGS / BAU MAGS (@BAUDEGS), “DENİZDE YUNANİSTAN TARAFINDAN İŞLENEN İNSANLIK SUÇU

Reddedilen Umutlar: Bir Adalar Denizi Trajedisi,” Twitter, Şubat 8,2021, Ö.Ö 12.24, https://twitter.com/BAUDEGS/status/1358527108453179400.

[31]“Hopes Denied: An Aegean Tragedy,” YouTube video, 20:57, “TRT World,” Haziran 1, 2021, https://www.youtube.com/watch?v=7uXvAizg5cY&ab_channel=TRTWorld.

[32]BAU DEGS / BAU MAGS (@BAUDEGS), “Yunan yönetimi göçmenlere insanlık dışı davranışlarda bulunurken ve sığınmacıların botlarını patlatarak onları denizde ölüme terk ederken Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis belli ki babasının da bir zamanlar sığınmacı olduğunu unutmuş,” Twitter, Şubat 11,2021, Ö.S 10.16, https://twitter.com/BAUDEGS/status/1359944319159910410.

[33]“Mitarakis: Geri itme iddiaları Türkiye’nin yalan haber stratejisinin parçası,” Deutsche Welle, Şubat 14, 2021, https://www.dw.com/tr/mitarakis-geri-itme-iddialar%C4%B1-t%C3%BCrkiyenin-yalan-haber-stratejisinin-par%C3%A7as%C4%B1/a-56565727

[34]“Pushback Report2020,” Mareliberum, 2020, Erişim Tarihi: Haziran 1,2021, https://mare-liberum.org/en/pushback-report/

[35]BAU DEGS / BAU MAGS (@BAUDEGS),“12 Şubat 2021 tarihinde Türkçe, İngilizce ve Yunanca hazırladığımız Twitter bilgi seli serimiz dünyanın dikkatini çekmiş, akabinde Yunanistan hükümeti açıklama yapma gereği duymuştur,” Twitter, Şubat 14,2021, Ö.S 9.30, https://twitter.com/BAUDEGS/status/1361019969467805698.

[36]BAU DEGS / BAU MAGS (@BAUDEGS),“ Çocuk mültecileri taşıyan bir botun Yunanlılarca denizin ortasında bırakılmasından sonra Yunanistan’ın bu hukuksuz geri itme vakalarının mağdurlar tarafından Avrupa mahkemesine götürüleceği dünya kamuoyunda yankılanmaktadır,” Twitter, Mart 5,2021, Ö.S 8.52, https://twitter.com/BAUDEGS/status/1367895861552967687.

[37]BAU DEGS / BAU MAGS (@BAUDEGS),“ İzmir’in Çeşme ilçesinden bot ile Sakız Adası’na geçmeye çalışan 7 göçmen, Yunan sahil güvenliği tarafından elleri kelepçeli şekilde denize atılarak ölüme terk edildi. 3 göçmen hayatını kaybederken, 3 göçmen kurtarıldı,” Twitter, Mart 19,2021, Ö.S 3.27, https://twitter.com/BAUDEGS/status/1372887416273567744

[38]“Cihat Yaycı dile getirmişti! Yunanistan UCM’ye şikayet edildi,” MilliGazete, Ocak 29, 2021, Son Güncelleme: Ocak 29,2021, https://www.milligazete.com.tr/haber/6329005/cihat-yayci-dile-getirmisti-yunanistan-ucmye-sikayet-edildi

DİĞER YAZILAR

SON 24 SAATTE MEDYADA BAU DEGS
SON 24 SAATTE MEDYADA BAU DEGS
12 Haziran 2021

11 HAZİRAN TARİHLİ YERLİ VE YABANCI BASINDA BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ DENİZCİLİK VE GLOBAL STRATEJİLER MERKEZİNE İLİŞKİN HABERLERİN YER ALDIĞI MEDYA...

Akdeniz’de Ulusal ve Küresel Stratejiler Sempozyumu
Akdeniz’de Ulusal ve Küresel Stratejiler Sempozyumu
11 Haziran 2021

İstanbul Üniversitesi ile birlikte 12-13 Haziran 2021’de düzenlediğimiz “Akdeniz’de Ulusal ve Küresel Stratejiler” Sempozyumuna aşağıdaki seçkin akademisyenlerimiz tebliğlerde bulunacaktır....

SON 24 SAATTE MEDYADA BAU DEGS
SON 24 SAATTE MEDYADA BAU DEGS
11 Haziran 2021

10 HAZİRAN TARİHLİ YERLİ VE YABANCI BASINDA BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ DENİZCİLİK VE GLOBAL STRATEJİLER MERKEZİNE İLİŞKİN HABERLERİN YER ALDIĞI MEDYA...